11. bölüm / 35
ÖLMESİ GEREKEN KADINBölüm 11 - Şifreli Hafıza
Bölümler 35Şu an: Bölüm 11 - Şifreli Hafıza
- 1 Bölüm 1 — On Dört Gün609 kelime
- 2 Bölüm 2 — Kırmızı Turnike308 kelime
- 3 Bölüm 3 — İlk Hamle389 kelime
- 4 Bölüm 4 — Başlangıç356 kelime
- 5 Bölüm 5 — Saha564 kelime
- 6 Bölüm 6 — Sessiz Av281 kelime
- 7 Bölüm 7 — Av ve Avcı1.351 kelime
- 8 Bölüm 8 — Kırmızı Nokta1.150 kelime
- 9 Bölüm 9 - BENİM ADIMLA763 kelime
- 10 Bölüm 10 - Hayalet Ortak514 kelime
- 11 Bölüm 11 - Şifreli Hafıza958 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 Bölüm 12 - Eksik Kareler482 kelime
- 13 Bölüm 13 - Siyah Klasörün İzinde378 kelime
- 14 Bölüm 14 - Kilitli Depo581 kelime
- 15 Bölüm 15 - Son Müttefik732 kelime
- 16 Bölüm 16 - TANIK789 kelime
- 17 Bölüm 17 - SON TANIK1.204 kelime
- 18 Bölüm 18 - ÇİZİKLİ SAAT996 kelime
- 19 BÖLÜM 19 - TETİĞİN ARDINDA992 kelime
- 20 Bölüm 20 - Kırılan Tetik483 kelime
- 21 Bölüm 21 — Çift Taraflı Ayna694 kelime
- 22 Bölüm 22 - Sol Sağ Çapraz598 kelime
- 23 Bölüm 23 - Tek Cümlelik Hafıza390 kelime
- 24 Bölüm 24 - Mirasçı450 kelime
- 25 Bölüm 25 - Dokunulmayan Hesap406 kelime
- 26 Bölüm 26 — Geriye Kalan Ses979 kelime
- 27 Bölüm 27 - Kaçış Rotası Siyah669 kelime
- 28 Bölüm 28 - Karartılmış Rapor682 kelime
- 29 Bölüm 29 - Plakanın Gölgesi555 kelime
- 30 Bölüm 30 - Vardar Ailesi638 kelime
- 31 Bölüm 31 - Kasanın İçindeki Sessizlik625 kelime
- 32 Bölüm 32: Küllerin Sahibi548 kelime
- 33 Bölüm 33: Kör Nokta481 kelime
- 34 Bölüm 34: Kapıdaki Gölge305 kelime
- 35 Bölüm 35: Gölgelerin Efendisi391 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Saye'nin cebindeki hard diski sıkan parmakları bembeyaz kesilmişti. Karşısındaki adamın yüzündeki rahatlık, köşeye sıkışmış olanın Saye değil de kendisi olduğunu hissettirecek kadar soğukkanlıydı.
“Benimle ne derdiniz var?” dedi Saye. Sesindeki titremeyi bastırmaya çalışıyordu.
İK baş yöneticisi gömleğinin manşetlerini düzeltti. Gözlerini Saye'den ayırmadan konuştu.
“Seninle bir derdimiz yok, Saye.”
“Öyle mi?”
“Sen sadece doğru zamanda, doğru soyadıyla yanlış koltuğa oturtulmuş bir piyonsun.”
Saye'nin çenesi gerildi.
“Ben kimsenin piyonu değilim.”
Adamın dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
“Ya öyle olduğunu sanıyordun.”
Saye bir adım yaklaştı.
“Karahan Finans ne?”
Adam birkaç saniye sustu. Sonra odadaki tozlu raflara baktı.
“Yedi yıl önce bu kapıya o levha çakıldığında sen henüz üniversite amfisinde ders dinliyordun. Ama senin adınla açılan hesaplar üzerinden bu şirketin ilk harcı karıldı.”
“Benim haberim bile yoktu.”
“Olmaması gerekiyordu.”
“Peki şimdi neden buradayım?”
Adam bu kez doğrudan gözlerinin içine baktı.
“Çünkü o harç artık çatlıyor.”
Saye'nin eli cebindeki hard diskin üzerine kapandı.
“Ve?”
“Ve birilerinin binanın altında kalması gerekiyor.”
Adamın eli yavaşça ceketinin içine gitti.
Saye bir saniye bile düşünmedi.
Masanın üzerindeki ağır demir küllüğü kaptığı gibi adama doğru fırlattı. Küllük adamın omzuna çarpıp yere düştü. Adam sendelediği anda Saye üzerine atılıp onu kapı eşiğine doğru itti. Adam dengesini kaybederek koridordaki beton duvara çarptı.
Saye beklemedi.
Kapıdan fırlayıp merdivenlere yöneldi. Ayak sesleri arkasından yükselirken üçer basamak birden inmeye başladı. Adamın bağırışı beton koridorda yankılandı.
“Saye!”
Dönüp bakmadı.
Bir kat daha.
Bir kat daha.
Son merdivenleri neredeyse düşerek indi ve binanın giriş kapısından sokağa fırladı.
Sabahın keskin ayazı yüzüne çarptığında birkaç saniye nefesini toparlamaya çalıştı. Sonra sokağın başındaki siyah aracı gördü.
Kapılardan ikisi aynı anda açıldı.
Saye'nin bütün bedeni yeniden harekete geçti.
Sağa kırdı. Kepenkleri hâlâ kapalı dükkanların arasındaki dar geçide daldı. Arkasından ayak sesleri geliyordu. Birkaç saniye sonra siyah aracın motor sesi de duyuldu.
Sanayi sitesinin labirent gibi sokaklarını bilmiyordu. Ama artık yönün önemi yoktu. Tek bildiği şey, durmaması gerektiğiydi.
Bir köşeyi döndüğünde önünde hurda metal parçalarıyla dolu geniş bir alan gördü. Kenarda, motoru çalışan eski bir kamyonet vardı. Şoför birkaç metre ileride başka bir aracın yanında biriyle konuşuyordu.
Saye hiç düşünmeden kamyonetin arkasına atladı.
Kendini hurda kasasının içine, üzeri eski branda ve metal parçalarıyla kaplı bölmeye sıkıştırdı. Birkaç saniye sonra kamyonet hareket etti.
Saye kapüşonunu başına çekip nefesini tuttu.
Siyah araç sokağın başından hızla geçti.
Kamyonet birkaç dönüş daha yaptıktan sonra sanayi sitesinden çıktı.
Saye ancak araç yavaşladığında başını kaldırabildi.
Kaçmıştı.
Ama nereye kadar?
---
İki saat sonra şehrin diğer ucundaki küçük bir internet kafenin en arka masasındaydı.
İçeride birkaç kişi oyun oynuyor, bilgisayarların fan sesleri birbirine karışıyordu. Saye'nin seçtiği masa ise kameraların görüş açısının dışında kalan karanlık bir köşedeydi.
Büfeden nakit parayla aldığı ikinci el, ucuz bir laptopu masaya koydu. Hard diski bağladı.
Ekranda önce hiçbir şey olmadı.
Sonra küçük bir pencere açıldı.
AYGIT TANIMLANDI.
Saye kulaklığını taktı ve adamın numarasını çevirdi.
Telefon ilk çalışta açıldı.
“Neredesin?”
Adamın sesi bu kez gerçekten endişeliydi.
“Kurtuldum.”
“Nereden?”
“Sanayi bölgesinden.”
Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.
“Sana tek başına gitme demiştim.”
“Biliyorum.”
“Saye—”
“Oradaydı.”
Adam sustu.
“Kim?”
“İK baş yöneticisi.”
Bu kez sessizlik daha uzun sürdü.
Saye gözlerini ekrandan ayırmadan devam etti.
“Bana şirketin neden benim adıma kurulduğunu anlatmaya çalıştı. Eşyalarımın hiçbir zaman şirkette olmadığını söyledi.”
“Başka ne söyledi?”
“Şirketin çatladığını. Birilerinin altında kalması gerektiğini.”
Adamın nefesi duyuldu.
“Ve?”
“Bir şey buldum.”
“Ne?”
“Hard disk.”
Karşı tarafta sandalye hareketine benzeyen bir ses geldi.
“Nereden?”
“Yerdeki parkenin altından. Üzerinde benim adım vardı.”
Adam bir süre konuşmadı.
Saye ekrana baktı.
Hard diskin içinde tek bir klasör görünüyordu.
S.K.
Klasöre tıkladı.
İçinde yüzlerce dosya açıldı.
Taranmış belgeler.
Ses kayıtları.
Video dosyaları.
Banka dekontları.
Eski şirket evrakları.
Bazılarının oluşturulma tarihi yedi yıl öncesine kadar gidiyordu.
Saye'nin kaşları çatıldı.
“Bunlar ne?”
“Henüz açma.”
“Sen nereden biliyorsun?”
Adam cevap vermedi.
Saye rastgele bir ses dosyasına tıkladı.
Ekranda dosyanın adı belirdi:
KAYIT_03
Ses birkaç saniye sonra başladı.
Önce cızırtı geldi.
Sonra bir erkek sesi duyuldu.
Saye'nin eli fare üzerinde dondu.
O sesi dünyanın neresinde duyarsa duysun tanırdı.
Babasıydı.
Yedi yıl önce hayatını kaybeden babasının sesi.
“Saye...”
Saye'nin nefesi kesildi.
Kayıt devam etti.
“Eğer bu kaydı dinliyorsan, demek ki işler düşündüğüm noktaya geldi.”
Saye kulaklığı kulağına daha sıkı bastırdı.
“Şirketi senin üzerine kurmak zorundaydım. Başka bir isim kullanamazdım. Çünkü benim öldürülmem ihtimaline karşı geride bırakabileceğim tek güvenli anahtar sendin.”
Saye'nin gözleri doldu.
Babası devam etti.
“Bunu sana anlatmak istemedim. Çünkü seni bu işin dışında tutabileceğimi düşündüm. Ama bazı insanlar para için sınır tanımıyor. Bazılarıysa paradan daha fazlasını istiyor.”
Kayıtta birkaç saniyelik bir sessizlik oldu.
Sonra babasının sesi daha alçak çıktı.
“Eğer bir gün bu dosyalara ulaşırsan, herkese güvenme. Özellikle de sana yardım ettiğini söyleyenlere.”
Saye'nin gözlerinden bir damla yaş süzülüp klavyenin üzerine düştü.
Kayıt devam edecekken telefonun diğer ucundaki adam konuştu.
“Saye.”
Saye cevap vermedi.
“Saye, beni dinle.”
Gözlerini kapattı.
“Ne?”
“O dosyaların ilkini açma.”
Saye'nin bakışları ekrandaki klasöre kaydı.
“Sen... ne biliyorsun?”
Adam birkaç saniye sustu.
Sonra çok sakin bir sesle konuştu.
“O hard diski oraya ben koydum.”
Saye'nin yüzündeki bütün ifade silindi.
“Ne?”
“Yedi yıl önce.”
Saye ayağa kalkacak gibi oldu ama olduğu yerde kaldı.
“Babanın öldüğü gece.”
İnternet kafenin uğultusu bir anda uzaklaşmış gibiydi.
Saye'nin gözleri ekrandaki dosyalara kilitlendi.
“Sen babamı tanıyordun.”
“Tanıyordum.”
“Benden ne sakladın?”
Adam cevap vermedi.
Saye'nin sesi bu kez daha sert çıktı.
“Benden ne sakladın?”
Karşı taraftan derin bir nefes geldi.
“Baban öldüğü gece yalnız değildi, Saye.”
Saye'nin parmakları masanın kenarına kenetlendi.
“Yanında kim vardı?”
Adamın sesi neredeyse fısıltıya dönüştü.
“Ben.”
Saye'nin gözleri doldu.
“Peki neden bana şimdi söylüyorsun?”
Adam birkaç saniye sustu.
“Çünkü artık seni koruyacak bir sistem kalmadı.”
Saye ekrana baktı.
Dosyalar hâlâ oradaydı.
Yüzlerce dosya.
Yedi yıllık bir geçmiş.
Ve en üstte, henüz açmadığı tek bir klasör.
Klasörün adı yalnızca iki kelimeden oluşuyordu:
SAYE KARAHAN
Saye elini fareye uzattı.
Tam tıklayacakken telefonun diğer ucundan adamın sesi yükseldi.
“Sakın.”
Saye'nin parmağı farenin üzerinde durdu.
“Geç kaldın,” dedi.
Ve klasöre tıkladı.
Bölüm etkileşimi
