7. bölüm / 35
ÖLMESİ GEREKEN KADINBölüm 7 — Av ve Avcı
Bölümler 35Şu an: Bölüm 7 — Av ve Avcı
- 1 Bölüm 1 — On Dört Gün609 kelime
- 2 Bölüm 2 — Kırmızı Turnike308 kelime
- 3 Bölüm 3 — İlk Hamle389 kelime
- 4 Bölüm 4 — Başlangıç356 kelime
- 5 Bölüm 5 — Saha564 kelime
- 6 Bölüm 6 — Sessiz Av281 kelime
- 7 Bölüm 7 — Av ve Avcı1.351 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 Bölüm 8 — Kırmızı Nokta1.150 kelime
- 9 Bölüm 9 - BENİM ADIMLA763 kelime
- 10 Bölüm 10 - Hayalet Ortak514 kelime
- 11 Bölüm 11 - Şifreli Hafıza958 kelime
- 12 Bölüm 12 - Eksik Kareler482 kelime
- 13 Bölüm 13 - Siyah Klasörün İzinde378 kelime
- 14 Bölüm 14 - Kilitli Depo581 kelime
- 15 Bölüm 15 - Son Müttefik732 kelime
- 16 Bölüm 16 - TANIK789 kelime
- 17 Bölüm 17 - SON TANIK1.204 kelime
- 18 Bölüm 18 - ÇİZİKLİ SAAT996 kelime
- 19 BÖLÜM 19 - TETİĞİN ARDINDA992 kelime
- 20 Bölüm 20 - Kırılan Tetik483 kelime
- 21 Bölüm 21 — Çift Taraflı Ayna694 kelime
- 22 Bölüm 22 - Sol Sağ Çapraz598 kelime
- 23 Bölüm 23 - Tek Cümlelik Hafıza390 kelime
- 24 Bölüm 24 - Mirasçı450 kelime
- 25 Bölüm 25 - Dokunulmayan Hesap406 kelime
- 26 Bölüm 26 — Geriye Kalan Ses979 kelime
- 27 Bölüm 27 - Kaçış Rotası Siyah669 kelime
- 28 Bölüm 28 - Karartılmış Rapor682 kelime
- 29 Bölüm 29 - Plakanın Gölgesi555 kelime
- 30 Bölüm 30 - Vardar Ailesi638 kelime
- 31 Bölüm 31 - Kasanın İçindeki Sessizlik625 kelime
- 32 Bölüm 32: Küllerin Sahibi548 kelime
- 33 Bölüm 33: Kör Nokta481 kelime
- 34 Bölüm 34: Kapıdaki Gölge305 kelime
- 35 Bölüm 35: Gölgelerin Efendisi391 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Tam o sırada kafenin kapısındaki zil çaldı. Kapı açıldı ve içeri bir gölge düştü. Saye’nin bakışları kapıya kilitlendi. İçeri giren adam birkaç saniye boyunca kapının önünde bekledi. Dışarıdaki soğuk hava içeriye süzülürken üzerinde taşıdığı koyu renk paltonun omuzlarındaki yağmur damlaları kafenin loş ışığında parladı. Adam başını hafifçe kaldırıp içeriyi süzdü. Sanki boş bir masa arıyormuş gibi davranıyordu ama bakışları masaları tek tek geçerken Saye’nin üzerinde durdu. Sadece bir saniye. Belki iki. Sonra bakışlarını çekti. Saye telefonu hâlâ elinde tutuyordu. Ekranı kapatıp telefonu masanın üzerine bıraktı. Yüzündeki ifadeyi değiştirmedi. Kalbinin göğsüne vuran ritmini ise yalnızca kendisi duyuyordu. Adam pencerenin kenarındaki boş masaya geçti. Garsona kahve sipariş etti ve oturdu. Saye göz ucuyla onu izlemeye devam etti. Tesadüf. Kendine bunu söylemeye çalıştı. Ama artık tesadüflere inanacak kadar saf değildi. Adamın telefonu masanın üzerine bırakıldı. Birkaç saniye sonra ekranı yandı. Saye’nin telefonu da aynı anda titredi. Ekrana baktı. Bilinmeyen bir numaradan mesaj gelmişti. “Beni gördün.” Saye’nin parmakları telefonun üzerinde hareketsiz kaldı. Başını kaldırmadı. Birkaç saniye sonra ikinci mesaj geldi. “Ama hâlâ yanlış kişiye bakıyorsun.” Saye yavaşça gözlerini karşı masaya kaldırdı. Adam kahvesinden bir yudum alıyordu. Yüzünde en ufak bir değişiklik yoktu. Saye telefonu sessize aldı. “Kimsiniz?” diye yazdı. Mesaj gönderildi. Cevap birkaç saniye sonra geldi. “Bunu sormak yerine neden burada olduğunu sorsan daha doğru olur.” Saye’nin çenesi gerildi. Telefonu masaya bıraktı. Adam başını kaldırdı. Bu kez doğrudan ona bakıyordu. “Dosyanın peşindesin.” Sesi sakindi. Saye cevap vermedi. “On dört günlük döngüyü araştırıyorsun.” Saye’nin bakışları sertleşti. Adam devam etti. “Aynı şirketlerin belirli aralıklarla para aktarması. Farklı isimler altında açılan hesaplar. Aynı muhasebe firmaları. Aynı adresler. Sonra şirketlerin bir anda ortadan kaybolması.” Saye’nin içinden bir ürperti geçti. Bunların tamamını yalnızca birkaç kişi biliyordu. “Bunları nereden biliyorsunuz?” Adam kahvesini masaya bıraktı. “Çünkü sen bulmadan önce biz biliyorduk.” “O zaman neden beni durdurmadınız?” Adamın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. “Çünkü ne kadarını bulabileceğini görmek istedik.” Saye arkasına yaslandı. “Peki şimdi?” Adamın bakışları birkaç saniyeliğine çantasına kaydı. “Şimdi seni ne kadarını bulduğunu merak ediyoruz.” Saye’nin eli fark ettirmeden çantasının fermuarına gitti. Adam bunu gördü. “Kontrol et.” Saye’nin gözleri daraldı. “Neyi?” “Çantanı.” Birkaç saniye boyunca birbirlerine baktılar. Sonunda Saye çantasını masanın üzerine aldı. Fermuarını açtı. Cüzdanı, kalemliği, dosyası ve diğer eşyaları yerindeydi. Parmaklarını çantanın içindeki astarın üzerinde gezdirdi. Küçük ve sert bir cisme dokundu. Saye’nin eli durdu. Cismi çıkardığında yüzündeki ifade değişti. Küçük, siyah bir takip cihazı. Bir AirTag. Saye birkaç saniye boyunca cihaza baktı. Adam sessizce onu izliyordu. “Bunu siz koydunuz.” Adam başını iki yana salladı. “Hayır.” Saye’nin kaşları çatıldı. “Yalan.” “Keşke.” Adam sandalyesine yaslandı. “Çünkü o cihazı kimin koyduğunu ben de bilmiyorum.” Saye ilk kez gerçekten şaşırdı. Cihazı parmaklarının arasında çevirdi. Sonra bir şey fark etti. “Beni buraya kadar bununla mı takip ettiniz?” Adam başını salladı. “Biz değil.” Saye’nin gözleri masanın üzerindeki cihaza indi. “O zaman kim?” Adam cevap vermedi. Bunun yerine saatine baktı. “Buradan çıkman gerekiyor.” “Neden?” “Çünkü birkaç dakika içinde bu kafe senin için güvenli olmayacak.” Saye gözlerini ondan ayırmadı. “Beni tehdit mi ediyorsun?” “Hayır.” Adam ayağa kalktı. “Seni uyarıyorum.” Saye de ayağa kalktı. Adam kapıya doğru ilerledi. Tam çıkarken arkasını dönmeden konuştu. “Bir şeyi unutma, Saye. Bu şehirde seni izleyen tek kişi biz değiliz.” Kapı açıldı. Soğuk hava yeniden içeri doldu. Adam dışarı çıktı. Saye birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Sonra gözlerini avucundaki AirTag’e çevirdi. Karşı tarafın söyledikleri doğruysa, bu cihaz onların değildi. Ama birinin onu takip ettiği kesindi. Saye çantasını kapattı. Cihazı cebine koydu. Kafeden çıkmadan önce son bir kez dışarı baktı. Siyah araç hâlâ birkaç metre ileride duruyordu. Araçta kimse görünmüyordu. Telefonunu çıkardı. Ekranı açtı. AirPods’un konumunu kontrol etti. Haritadaki kırmızı nokta hâlâ hareket ediyordu. Saye’nin dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu. En azından bu hâlâ benim kontrolümde. Adamın aracına bıraktığı AirPods hâlâ oradaydı. Fakat Saye peşlerine düşmeyecekti. Aracı takip etmek, kendisini ele vermenin en kolay yoluydu. Telefonunu tekrar açtı. Kırmızı nokta şehir merkezine doğru ilerliyordu. Saye haritadaki hareketi izledi. “Gidiyorsunuz…” diye fısıldadı. “Ben de sizi izliyorum.” Tam o sırada telefonunda yeni bir bildirim belirdi. Saye’nin kaşları çatıldı. Ekranda Apple’ın güvenlik uyarısı vardı. “Sizinle birlikte hareket eden bilinmeyen bir AirTag tespit edildi.” Saye’nin parmakları ekranda dondu. Gözleri uyarının üzerinde birkaç saniye hareketsiz kaldı. Az önce cebine koyduğu AirTag’i çıkardı. Sonra telefonundaki bildirime tekrar baktı. Bir AirTag onunla birlikte hareket ediyordu. Ama cihaz onun elinde duruyordu. Saye’nin nefesi kesildi. Yavaşça başını kaldırdı. Etrafına baktı. Kaldırım. Taksi durağı. Kafenin camları. İnsanlar. Arabalar. Hiçbir şey olağan dışı görünmüyordu. Telefon yeniden titredi. Uyarının ayrıntılarına girdi. Harita açıldı. Küçük bir kırmızı nokta Saye’nin bulunduğu yeri gösteriyordu. Saye’nin yüzündeki ifade değişti. Bu cihaz bende değil. Bir an çantasını kontrol etti. Cüzdan. Anahtar. Telefon. Dosya. Kalem. Her şey yerindeydi. Sonra montunun cebine uzandı. Elindeki AirTag hâlâ oradaydı. Saye cihazı çıkardı ve avucunda sıktı. “O zaman…” diye fısıldadı. “İkinci bir cihaz var.” Birkaç saniye boyunca ne yapacağını düşündü. Ardından telefonundaki haritayı yeniden açtı. Bilinmeyen AirTag’in konumu onunla birlikte hareket ediyordu. Saye yürümeye başladı. Kırmızı nokta da hareket etti. Durdu. Saye durdu. Tekrar yürüdü. Nokta da onunla birlikte ilerledi. Saye’nin yüzündeki bütün renk çekildi. Beni sadece takip etmiyorlar. Nerede olduğumu anbean biliyorlar. Tam o sırada telefonuna yeni bir mesaj geldi. Bu kez bilinmeyen numaradan değil, az önce karşısında oturan adamın numarasından gelmişti. “Şimdi anladın mı?” Saye cevap yazmadı. İkinci mesaj geldi. “Çantandaki cihazı bulman bizim için de sürprizdi.” Saye’nin kaşları çatıldı. Üçüncü mesaj geldi. “Ama seninle birlikte hareket eden cihazı biz yerleştirmedik.” Saye’nin gözleri büyüdü. Birkaç saniye sonra dördüncü mesaj ekrana düştü. “Seni takip eden kişi bizim düşmanımız olabilir.” Saye başını kaldırdı. Sokağın karşısında siyah bir araç yavaşça ilerliyordu. Birkaç metre sonra durdu. Aracın camı açılmadı. Kapısı da açılmadı. Saye sadece içerideki karaltıyı gördü. Telefonu tekrar titredi. “Sakın araca yaklaşma.” Saye'nin bakışları araçtan ayrılmadı. Bir sonraki mesaj geldi. “Çünkü o araç seni almaya gelmedi.” Saye'nin kalbi hızlandı. “Seni izleyen kişiyi almaya geldi.” Saye'nin gözleri aracın arka koltuğuna kaydı. İçeride biri vardı. Sadece silueti görünüyordu. Sonra adam başını çevirdi. Saye ile göz göze geldi. Aynı anda aracın motoru çalıştı. Saye geri çekildi. Araç yavaşça hareket etti ve köşeyi dönerek gözden kayboldu. Saye birkaç saniye boyunca olduğu yerde kaldı. Sonra telefonundaki haritaya baktı. Bilinmeyen AirTag'in sinyali hâlâ hareket ediyordu. Fakat bu kez Saye'nin bulunduğu yeri göstermiyordu. Kırmızı nokta başka bir yerdeydi. Saye haritayı büyüttü. Gözleri bir anda büyüdü. Kırmızı nokta kendi evinin bulunduğu sokağın üzerindeydi. Saye’nin yüzündeki ifade tamamen değişti. Telefonu elinde sıktı. Artık mesele yalnızca kendisi değildi. Evini de bulmuşlardı. Birkaç saniye boyunca ekrana bakarak öylece kaldı. İçinden geçen ilk şey, kapısının önünde bırakılmış bir zarf ya da penceresinin arkasından onu izleyen bir çift göz değildi. Daha kötüsüydü. Birilerinin onun nerede yaşadığını, hangi sokaktan eve girdiğini ve ne zaman evinden çıktığını biliyor olmasıydı. Saye yavaşça nefes aldı. Panik yapmayacaktı. Panik, karşı tarafın işini kolaylaştırırdı. Telefonundaki haritayı kapattı ve ekranı yeniden açtı. Bu kez AirPods’un konumuna baktı. Kırmızı nokta hâlâ hareket ediyordu. Siyah araç şehir merkezinden uzaklaşıyordu. Saye birkaç saniye düşündü. Sonra dudaklarının arasından sessizce tek bir cümle döküldü. “İki taraf da beni izliyor.” Telefonunu cebine koydu. Kafenin önünde bekleyen taksilerden birine doğru yürüdü. Tam kapıyı açacağı sırada telefonu yeniden titredi. Saye durdu. Ekrana baktı. Bilinmeyen numaradan tek bir mesaj gelmişti. “Evinin adresini öğrenmemiz uzun sürmedi.” Saye’nin bakışları sertleşti. Mesajın hemen ardından ikinci bir mesaj geldi. “Ama merak etme. Henüz kapını çalmadık.” Saye birkaç saniye boyunca ekrana baktı. Sonra cevap yazdı. “Henüz?” Mesaj gönderildi. Karşı tarafın yazıyor işareti belirdi. Kayboldu. Yeniden belirdi. Sonunda tek bir cevap geldi. “Sen de henüz bizim kapımızı bulamadın.” Saye’nin dudaklarında soğuk bir gülümseme oluştu. Telefonu kilitledi. “Bulacağım.” Saye camdan dışarı bakarken zihninde tek bir şey dönüyordu. Onlar onun evini bulmuştu. Ama Saye artık bundan korkmuyordu. Çünkü karşı tarafın yaptığı en büyük hata, ona korkması için bir sebep vermek değil, oyunun artık karşılıklı olduğunu göstermesiydi. Telefonunu yeniden açtı. AirPods’un konumuna baktı. Siyah araç durmuştu. Saye’nin gözleri kısıldı. Araç, şehir merkezinin biraz dışında, eski sanayi bölgesinin arka tarafında sabitlenmişti. Saye ekrana birkaç saniye baktı. Sonra haritanın ekran görüntüsünü aldı. “Şimdi sıra sende.” dedi. Kime söylediğini kendisi bile bilmiyordu. AirPods’a mı, onu izleyenlere mi, yoksa biraz önce kafede karşısına çıkan adama mı… Belki de hepsine. Arabayı sürmeye devam ederken bir yandan da Saye telefonunu kapattı. O gece ilk kez takip edilen kişi olmadığını düşündü. Çünkü artık o da bir iz bırakmıştı.
Bölüm etkileşimi
