Bölümler 24Şu an: BÖLÜM 9:KİMSİN SEN
- 1 Giriş114 kelime
- 2 Bölüm 1:Sıfır887 kelime
- 3 Bölüm 2: Yasak1.661 kelime
- 4 BÖLÜM 3: SESSİZ ŞEHİR1.429 kelime
- 5 Bölüm 4: Kırık Sessizlikler1.877 kelime
- 6 Ümay’ın kaleminden kesit330 kelime
- 7 BÖLÜM 5: GEÇ KALANLAR1.765 kelime
- 8 BÖLÜM 6: Bazen Gitmek Gerekir1.679 kelime
- 9 BÖLÜM 7:İlk Kez Ev Gibi1.816 kelime
- 10 BÖLÜM 8: KADEHLERDE KONUŞUR1.848 kelime
- 11 BÖLÜM 9:KİMSİN SEN1.919 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 BÖLÜM 10 – Kan Sessiz Konuşur1.548 kelime
- 13 BÖLÜM 11 – Beyaz Duvarlar1.514 kelime
- 14 BÖLÜM 12: Hayat Ve Ben1.657 kelime
- 15 BÖLÜM 13:KIRILMADAN GÜÇLENMEK1.717 kelime
- 16 BÖLÜM 14 – Yeni Başlangıçlar1.590 kelime
- 17 BÖLÜM 15 – Yeni Bir Umut1.621 kelime
- 18 BÖLÜM 16 – Yeni Sayfalar1.827 kelime
- 19 BÖLÜM 17 – Kilitli Kapılar1.438 kelime
- 20 BÖLÜM 18 – Gerçekler1.687 kelime
- 21 BÖLÜM 19 – Bir Umut, Bir Veda1.756 kelime
- 22 BÖLÜM 20 – Kalbin Sustuğu Yerde1.680 kelime
- 23 BÖLÜM 21 – Yeni Bir Başlangıç1.489 kelime
- 24 OKURLARIMA BİR TEŞEKKÜR264 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Güneş ışıkları perdelerin arasından süzülmeye başlamıştı.Salonun içindeki loşluk yavaş yavaş aydınlanıyor, geceden kalan sessizlik sabahın ince kuş seslerine karışıyordu.
Ben hâlâ koltukta oturuyordum.Elimdeki çay bardağı çoktan ılımıştı.
Barış Bey son yudumunu alıp bardağı sehpanın üzerine bıraktı.
“Sabah olmuş.”Pencereye baktım.Gri gökyüzü yerini açık sarı bir aydınlığa bırakıyordu.Yağmur durmuştu.
Sokakta birkaç araba geçiyor, uzaklardan yeni uyanan bir mahallenin sesleri geliyordu.
“Farkında bile olmadım,” dedim.Barış Bey hafifçe gülümsedi.
“İyi sohbetin suçu.İnsana saati unutturur.”Başımı salladım.
Haklıydı.
Belinay hâlâ uyanmamıştı .Evde yalnızca ben ve Barış Bey uyanıktık .Bu durum beni garip şekilde huzurlu hissettiriyordu.Çünkü uzun zamandır ilk kez bir yetişkinin yanında kendimi tedirgin hissetmiyordum.
Barış Bey ayağa kalktı.“Ben şu mutfağı biraz toparlayayım.Dün gece biz gençler bayağı savaş çıkarmışız .” Gülümsedim doğru söylüyordu aslında çokta yaşlı değildi yaş almıştı evet ama ruhu hala gençti. Masanın üzerindeki boş cips paketlerini, patlamış mısır kaselerini ve boş bardakları toplamaya başladı.
Ben de ayağa kalkmak istedim.
“Yardım edeyim.”Barış Bey elini kaldırarak beni durdurdu.
“Olmaz. Bu evde misafire iş yaptırmıyoruz.”İstemsizce gülümsedim.
“Ben artık misafir sayılmam sanırım.” Barış Bey birkaç saniye bana baktı.Yüzünde sıcak bir tebessüm belirdi.
“Bence de sayılmazsın.Bu evin kapısı sana her zaman açık.”Boğazım düğümlendi.Ne diyeceğimi bilemedim.
Sessizce başımı eğdim.
“Teşekkür ederim.”
Barış Bey poşetleri eline alıp mutfağa geçti.
“Teşekküre gerek yok.Bazen insanın ihtiyacı olan tek şey, gidebileceği bir ev olduğunu bilmektir.”
Bu cümle içimde bir yere dokundu.Cevap veremedim.Çünkü gözlerim dolmuştu.Mutfaktan tabak sesleri geliyordu.Barış Bey büyük bir sakinlikle her şeyi yerleştiriyordu.Bir ara kendi kendine gülmeye başladı.
“Belinay…” diye mırıldandı.“Şu kız bir gün beni gerçekten batıracak.”
“Neden?” diye seslendim.
“Jelibonları makarna tenceresine koymuş.”Kahkaha attım.
“Gerçekten mi?”
“Evet.Niye yaptığını da bilmiyorum.”
“Belinay çünkü.”
“Doğru.” İkimiz de güldük.O an içimde tuhaf bir his oluştu.Sanki yıllardır tanıdığım bir aileyle aynı evdeydim.Sanki buraya aitmişim gibi.
Tam ayağa kalkacakken başımın içinde ince bir uğultu başladı.Kaşlarımı çattım.Bir elimle şakağıma dokundum.Herhalde uykusuzluktandı.Derin bir nefes aldım.Geçmesini bekledim.Ama geçmedi.Tam tersine kulaklarımdaki uğultu biraz daha arttı.Gözlerimin önü hafifçe bulanıklaştı.Koltuğun kenarına tutundum.
“Nefes al…” diye fısıldadım kendime.
“Geçecek.”
Ayağa kalkmaya çalıştım.Belki biraz yürürsem düzelirdi.Fakat doğrulduğum anda salon bir anlığına sağa sola kaydı.Ayaklarımın altındaki zemin yok olmuş gibiydi.Dengemi kaybetmemek için koltuğun koluna sıkıca tutundum.
Tam o sırada mutfaktan Barış Bey’in sesi geldi.
“Ümay?”Cevap vermeye çalıştım.
“İyiyim…”Sesim düşündüğüm kadar güçlü çıkmadı.Barış Bey elindeki tabağı tezgâha bırakıp salona geldi.Yüzü bir anda ciddileşti.
“Rengin bembeyaz olmuş.”Başımı iki yana salladım.
“Biraz başım döndü.Geçer.”Koltuğa tekrar oturmak istedim.Fakat oturmadan önce gözlerimin önü yeniden karardı.Bir elim istemsizce alnıma gitti.Nefes alışlarım hızlanmıştı.
Barış Bey yanıma kadar geldi.
“Ümay.Sakin ol.Derin nefes al.”Tam o sırada burnumun altında sıcak bir şey hissettim.Elimi refleksle burnuma götürdüm.Parmaklarımı çektiğimde kızıl bir damla avucumun içine düştü.
Ardından bir tane daha…Ve bir tane daha…
Barış Bey’in yüzündeki ifade tamamen değişti.
“Ümay…Burnun kanıyor.”Ben ise sadece avucumdaki kırmızı lekeye bakıyordum.İçimde açıklayamadığım bir korku yavaş yavaş büyümeye başlamıştı.
“…Burnun kanıyor.” Barış Bey’in sesi kulaklarımda yankılanıyordu.Elime baktım.Parmaklarımın arasına yayılan kırmızı renk…Bir an nefesimi kesti.
“Ümay!”Barış Bey hemen mutfaktan peçete aldı.Başımı hafifçe öne eğmemi sağladı.
“Sakın başını geriye atma.”Titreyen ellerimle peçeteyi burnuma bastırdım.
“Ben…İyiyim.”Sesim neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.Barış Bey yüzüme dikkatle baktı.
“İyi değilsin.Otur.”Tam o sırada üst kattan aceleyle gelen ayak sesleri duyuldu.
“Ne oluyor aşağıda?”Belinay’ın uykulu sesi birkaç saniye içinde paniğe dönüştü.Merdivenleri neredeyse koşarak indi.Beni gördüğü anda yüzündeki ifade değişti.
“Ümay!”Yanıma diz çöktü.“Neler oluyor?”Barış Bey sakin kalmaya çalışıyordu.
“Baş dönmesi olmuş.Burnu da kanadı.”Belinay’ın gözleri korkuyla açıldı.
“Dün gece iyiydi.Baba…Bir şey mi oldu?”Barış Bey kısa ve net konuştu.
“Hastaneye gidiyoruz.”Başımı hemen iki yana salladım.
“Hayır.Gerçekten gerek yok.Biraz dinlenirim geçer.”Barış Bey bana döndü.Bakışları sakindi ama kararlıydı.
“Ümay.Şu an bunun kararını sen veremezsin.”
“Ben…İstemiyorum.”
“Doktor görsün.Sonra istersen eve döneriz.”Belinay montunu çoktan almıştı bile.
“Gel.Lütfen.”İkisine de baktım.İçimde tarif edemediğim bir huzursuzluk vardı.Ama ayakta duracak hâlim de kalmamıştı.Sessizce başımı eğdim.
“Tamam.”
Yaklaşık yirmi dakika sonra hastanenin acil servisindeydik.Koridorlar sabahın erken saatlerine rağmen hareketliydi.Hemşireler odalar arasında hızlı adımlarla dolaşıyor, sedyeler birbiri ardına geçiyordu.Beni muayene odasına aldılar.Tansiyonumu ölçtüler.Nabzıma baktılar.Doktor kısa bir muayenenin ardından dosyama birkaç not düştü.
“Son zamanlarda yoğun stres yaşadın mı?”
Cevap vermedim.
“Uyku düzenin nasıl?”
Belinay bana baktı.Ben hâlâ sessizdim.Barış Bey cevap verdi.
“Son günlerde pek uyumadı.”Doktor başını salladı.
“Kan tahlili isteyeceğim.Hemoglobin, vitamin değerleri ve birkaç teste daha bakalım.”İçim bir anda sıkıştı.
“Gerek yok.”Doktor bana döndü.
“Neden?”
“İyiyim.Biraz dinlenince geçer.”Doktor hafifçe gülümsedi.
“Bunu ancak sonuçları gördükten sonra söyleyebiliriz.”Hemşire kolumu hazırlamaya başladı.İğneyi görünce istemsizce yumruğumu sıktım.Belinay elimi tuttu.
“Geçecek.”
Kan alındıktan sonra yeniden bekleme alanına geçtik.Sessizlik…Belinay sürekli ayağını sallıyordu.Barış Bey ise düşünceli görünüyordu.Birkaç dakika sonra bana döndü.
“Ümay.”Başımı kaldırdım.
“Babanı aramam gerekiyor.”Kalbim sanki yerinden çıkacak gibi oldu.
“Hayır.”Sesim bu kez yüksekti.
“Lütfen.Sakın aramayın.”Belinay şaşkınlıkla bana baktı.
“Ümay…”Barış Bey sakinliğini koruyordu.
“Bak kızım.Reşit olsan da şu an hastanedesin.Bir veli olarak haber vermem gerekiyor.”Ayağa kalktım.
“Hayır!”
Bekleme salonundaki birkaç kişi bize döndü.Nefes nefeseydim.
“Ne olur…Aramayın.”Barış Bey ilk kez bu kadar şaşırmıştı.
“Neden?”İçimde tuttuğum her şey boğazıma düğümlendi.Gözlerim doldu.
“Çünkü…Gelirse…”Sözler boğazımda kaldı.
Belinay yavaşça yanıma geldi.“Ümay.Babama söyle. Artık”
Başımı iki yana salladım.
“Anlamıyorsunuz.Gelirse…beni eve götürür.”Barış Bey kaşlarını çattı.
“Eve götürmesinde ne var?”
O an…Yıllardır içimde tuttuğum öfke ilk kez kontrolümden çıktı.
“Çünkü anneme yaptığı gibi bana da yapacak!”Koridor bir anda sessizliğe gömüldü.Gözyaşlarım durmadan akıyordu.
“Annem hastaydı…Doktora gitmek istedi.Gitmesine izin vermedi.Geçer dedi.gerekli ilaçları almadı.Kontrollerini yaptırmadı.Sonra…”Sesim tamamen titremeye başladı.“Sonra annemi kaybettim.”Belinay’ın eli elimin üzerine sıkıca kapandı.Ben ise devam ettim.
“Şimdi bana da aynı şeyi yapacak. Abartıyorsun’ diyecek.Bir şeyin yok’ diyecek.Beni yine eve götürecek.Ne olur…Ne olur onu aramayın.”
Barış Bey’in yüzündeki ifade değişmişti.Artık sadece şaşkın değildi.
Öfkeliydi.Ama bu öfke bana değil…Duyduklarınaydı.Derin bir nefes aldı.Yavaşça yanıma geldi.Omzuma elini koydu.
“Ümay.”Sesi her zamankinden daha yumuşaktı.
“Bak bana.”Gözyaşlarımın arasından ona baktım.
“Ben…Sana söz veriyorum.Kimse seni istemediğin yere zorla götüremeyecek.”O cümleyi duyduğum anda…İçimde yıllardır taşımaktan yorulduğum yük, ilk kez biraz olsun hafiflemiş gibi hissettim.
Serum koluma yavaş yavaş akarken tavana dalmıştım.
Hastane odasının beyaz tavanı…
İnsan ne kadar uzun bakarsa baksın hiçbir şey anlatmıyordu.
Oysa benim kafamın içinde yüzlerce düşünce vardı.
Kapının dışında insanların ayak sesleri duyuluyordu.
Hemşireler birbirlerine bir şeyler söylüyor, sedyeler koridordan geçiyor, monitörlerden ince bip sesleri yükseliyordu.
Hayat herkes için normal devam ediyordu.
Sadece benim içimde garip bir sessizlik vardı.
Belinay yatağın hemen yanındaki sandalyede oturuyordu.
Bir eli hâlâ elimin üzerindeydi.
Arada sırada bana bakıyor, sonra gözlerini kaçırıyordu.
Belli ki konuşmak istiyor ama nereden başlayacağını bilmiyordu.
Barış Bey ise pencerenin önünde durmuştu.
Ellerini cebine koymuş, dışarıdaki insanları izliyordu.
Sabah güneşi artık kendini iyice göstermeye başlamıştı.
Bir süre sonra sessizliği Belinay bozdu.
“…Kendini nasıl hissediyorsun?”
Omuz silktim.
“Biraz daha iyiyim.”
“Baş dönmesi?”
“Eskisi kadar değil.”
Belinay derin bir nefes verdi.
“Ödümü kopardın.”
Dudaklarımın kenarı hafifçe kıvrıldı.
“Abartıyorsun.”
“Abartmıyorum.”
“Senin yüzünü gördüğüm an…”
“…kalbim yerinden çıkacak sandım.”
Başımı eğdim.
“Özür dilerim.”
Belinay kaşlarını çattı.
“Yine özür diliyorsun.”
“Her şey için özür dilemek zorunda değilsin.”
Cevap veremedim.
Çünkü uzun zamandır…
Bir şey ters gittiğinde ilk yaptığım şey özür dilemekti.
Sanki bütün suç benimmiş gibi…
Barış Bey yavaşça bize döndü.
“Güzel.”
İkimiz de ona baktık.
Belinay şaşkınlıkla,
“Ne güzel?”
diye sordu.
“Şu.”
Bizi işaret etti.
“Birbirinizi gerçekten dinliyorsunuz.”
Sonra bana baktı.
“Ümay.”
“Bundan sonra bir şey olduğunda saklamayacaksın.”
“Başın dönerse söyleyeceksin.”
“Canın yanarsa söyleyeceksin.”
“İyi değilsen ‘iyiyim’ demeyeceksin.”
Boğazım düğümlendi.
“Bilmiyorum…”
“…alışkanlık olmuş.”
Barış Bey üzgün bir tebessüm etti.
“İşte o alışkanlığı değiştireceğiz.”
Hastane odasının kapısı hafifçe tıklandı.Doktor elindeki dosyayla içeri girdi.Bu kez yüzündeki ifade, öncekilerden daha ciddiydi.Barış Bey hemen ayağa kalktı.
“Sonuçlar çıktı mı doktor bey?”Doktor başını hafifçe salladı.
“Evet.”Dosyayı yavaşça açtı.Ben ise yatağın üzerinde doğruldum.Kalbim göğsümden çıkacakmış gibi atıyordu.Doktor önce bana, sonra Barış Bey’e baktı.
“Ümay.Senden birkaç şey daha isteyeceğiz.”
“Neden?”diye sordum.Doktor birkaç saniye sustu.
“Seni korkutmak istemiyorum.Ama kan sonuçlarında normal karşılamadığımız bazı değerler var.”Belinay’ın eli elimin üzerinde biraz daha sıkıldı.
“Nasıl yani?”Doktor sakinliğini koruyordu.
“Bazı kan hücrelerinin sayıları olması gereken seviyelerde değil.Bu durumun birçok sebebi olabilir.Basit bir enfeksiyon da olabilir.Vitamin eksikliği de…” “Ama… kan hastalıklarını da elememiz gerekiyor.”Odadaki hava ağırlaştı.
Barış Bey derin bir nefes aldı.
“Ne yapacağız?”
“Seni hematoloji servisine yönlendireceğiz. Orada daha ayrıntılı tetkikler yapılacak.Bugün yeni kan örnekleri alınacak.Gerekirse ileri incelemeler de planlanacak.”Başımı yavaşça salladım.Konuşacak gücüm yoktu.
Doktor dosyayı kapattı.“Şimdilik kesin konuşmak doğru olmaz.Lütfen internette araştırma yapıp kendinizi korkutmayın.Önce bütün sonuçları görelim.”Doktor odadan çıktıktan sonra içeride uzun bir sessizlik oluştu.Belinay gözlerini benden ayırmıyordu.Barış Bey ise pencereye dönüp derin bir nefes aldı.Kimse konuşmuyordu.
Bir süre sonra serumum bitti.Hemşire gelip damar yolumu kontrol etti.
“Biraz dinleneceksin.”dedi.“Sonra seni hematoloji polikliniğine alacağız.”Başımı salladım.İçimde tarif edemediğim bir korku vardı.…Öğleden sonra hastaneden çıkmamıza izin verildi.Kesin tanı konulmamıştı.Yeni tahliller için iki gün sonrasına randevu verilmişti.Barış Bey arabayı hastanenin otoparkından çıkardı.Belinay arka koltukta sessizce yanıma oturdu.Hiçbirimiz konuşmuyorduk.Camdan dışarı baktım.Şehir her zamanki gibiydi.İnsanlar yürüyordu.Arabalar geçiyordu.Hayat devam ediyordu.Sadece benim içimde bir şeyler durmuş gibiydi.Telefonum cebimde hafifçe titredi.Ekrana baktım.Bilinmeyen Numara.Nefesim kesildi.Mesajı açtım.“Kendine dikkat etmelisin.”
“Şimdilik yalnızca bir gölge olabilirim…”
“Ama unutma…”
“Ben hep yanındayım.”Parmaklarım titremeye başladı.Mesajı tekrar okudum.Bir kez daha…Bir kez daha…Belinay fark edip bana döndü.
“Yine mi o numara?”Sessizce başımı salladım.Barış Bey dikiz aynasından bana baktı.
“Neymiş?”Telefonu uzattım.İkisi de mesajı sessizce okudu. Artık barış beyden birşey saklamam gerektiğini düşündüm.Arabanın içini ağır bir sessizlik kapladı.Aklımdaysa tek bir soru vardı.Kimdi bu gölge?Ve neden, benden önce her şeyi biliyordu?
Barış Bey telefonu bana geri uzattı.Tam o sırada trafik ışığı kırmızıya döndü.Arabayı yavaşça durdurdu.Motorun sesi dışında içeride derin bir sessizlik vardı.Barış Bey yeniden bana döndü.
“Ümay…Telefonunu bir kez daha alabilir miyim?”Hiç tereddüt etmeden telefonu uzattım.
Mesajları baştan sona tekrar okumaya başladı.Arada bir kaşları çatılıyor, bazen de birkaç saniye aynı satıra takılı kalıyordu.En sonunda telefonu kapatıp bana geri verdi.
“Şimdi bana en başından anlat.Bu mesajlar sana ne zamandır geliyor?”Derin bir nefes aldım.
“İlk mesaj Murat’ın odasına girdiğim gün geldi.”Barış Bey dikkat kesildi.
“Sonra?”
“‘Kendine bu kadar yüklenme.’ yazıyordu.Ben de şaşırdım. Kim olduğunu sordum.Cevap vermedi.”Belinay söze girdi.
“Sonra ikinci mesaj geldi baba.”
“‘Henüz zamanı değil.’”Başımı salladım.
“Evet. Sonra…”‘Bugün ilk kez güldün.’ Gibisinden bir mesaj ”Belinay devam etti.
“O mesaj da biz evdeyken gelmişti.”
Birlikte okuduk.”Ben de son mesajı açıp ekrana baktım.
“Bugün de…‘Kendine dikkat etmelisin. Ben hep yanındayım. Şimdilik bir gölge olarak.’”Barış Bey uzun süre hiçbir şey söylemedi.Parmakları direksiyonun üzerinde yavaşça ritim tutuyordu.Sonunda derin bir nefes aldı.
“Bu kişi…seni tesadüfen tanımıyor.Nerede olduğunu biliyor.Ne zaman üzgün olduğunu biliyor.Hatta bugün hastaneye geldiğini bile biliyor.”
Arabanın içindeki hava bir anda ağırlaştı.Belinay endişeyle bana baktı.
“Baba…Yani biri Ümay’ı takip mi ediyor?”Barış Bey hemen kesin konuşmadı.
“Bunu bilmiyoruz.Ama bildiğim tek bir şey var.Bu mesajların arkasındaki kişi…Ümay hakkında sandığımızdan çok daha fazla şey biliyor.”İçim ürperdi.Telefonu avuçlarımın arasına aldım.
Ekrana baktım.
Mesajlar…Korkutmuyordu.Aksine…Beni korumaya çalışıyormuş gibi hissettiriyordu.Ama bu his…Kim olduğunu bilmediğim gerçeğini değiştirmiyordu.Ve bu belirsizlik…Beni en az mesajların kendisi kadar korkutuyordu.
İçimde tarif edemediğim bir huzursuzluk oluştu.
Tuğkan'ın kafedeki bakışları gözümün önüne geldi.
Hesabı ödeyip hiçbir şey söylemeden gitmesi...
Sonra bu mesajlar...
Yok.
Bu kadar tesadüf olamazdı.
Ama olmasını da istemiyordum.
Barış Bey sakin bir sesle konuştu.
"Şimdilik bu numaraya cevap yazmıyorsun."
İkimiz de ona baktık.
"Numarayı da siliyorsun."
"Tekrar mesaj atarsa bana göstereceksin."
"Tamam mı?"
Başımı usulca salladım.
"Tamam."
Belinay derin bir nefes verdi.
"Belki gerçekten kötü niyetli değildir."
"Sonuçta tehdit etmiyor."
Barış Bey hemen cevap verdi.
"İyi niyetli olsa bile..."
"...birinin seni bu kadar yakından takip etmesi normal değil."
O cümleyle birlikte içim ürperdi.
Gerçekten...
Beni takip mi ediyordu?
Araba apartmanın önünde durdu.
Kimse hemen inmedi.
Barış Bey kontağı kapattı.
Sonra yavaşça bana döndü.
"Ümay."
"Evet?"
"Gözüm üzerinde olacak."
"Bu işin peşini bırakmayacağım."
İlk kez...
Bu cümleyi duyunca korkmak yerine rahatladım.
Çünkü uzun zamandır ilk kez...
Birisi beni korumaya çalışıyordu.
Arabadan indik.
Apartmanın önünde birkaç saniye durduk.
Gökyüzü tamamen açılmıştı.
Yağmurdan eser kalmamıştı.
Tam apartmana girecekken...
Telefonum yeniden titredi.
Üçümüz de aynı anda ekrana baktık.
Yine...
Bilinmeyen Numara.
Mesajı açtım.
Bu kez yalnızca tek bir cümle vardı.
"Sana söz vermiştim... Seni koruyacağım."
Altında ise ilk kez...
Tek bir harf vardı.
"T."
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
Barış Bey ile Belinay birbirlerine baktılar.
Ben ise nefesimi tutmuş, ekrandaki o tek harfe bakıyordum.
"T"...
Bu bir isim miydi?
Yoksa...
Yeni başlayan bir hikâyenin ilk ipucu mu?
&
Canlarım bu bölümün sonunda bir yazı yok sizden tek isteğim kendi sözlerinizi Yorum olarak yazmanız sizleri çok seviyorum kendinize iyi bakın💕
Bölüm etkileşimi
