21. bölüm / 24
Muhafazakar KalpBÖLÜM 19 – Bir Umut, Bir Veda
Bölümler 24Şu an: BÖLÜM 19 – Bir Umut, Bir Veda
- 1 Giriş114 kelime
- 2 Bölüm 1:Sıfır887 kelime
- 3 Bölüm 2: Yasak1.661 kelime
- 4 BÖLÜM 3: SESSİZ ŞEHİR1.429 kelime
- 5 Bölüm 4: Kırık Sessizlikler1.877 kelime
- 6 Ümay’ın kaleminden kesit330 kelime
- 7 BÖLÜM 5: GEÇ KALANLAR1.765 kelime
- 8 BÖLÜM 6: Bazen Gitmek Gerekir1.679 kelime
- 9 BÖLÜM 7:İlk Kez Ev Gibi1.816 kelime
- 10 BÖLÜM 8: KADEHLERDE KONUŞUR1.848 kelime
- 11 BÖLÜM 9:KİMSİN SEN1.919 kelime
- 12 BÖLÜM 10 – Kan Sessiz Konuşur1.548 kelime
- 13 BÖLÜM 11 – Beyaz Duvarlar1.514 kelime
- 14 BÖLÜM 12: Hayat Ve Ben1.657 kelime
- 15 BÖLÜM 13:KIRILMADAN GÜÇLENMEK1.717 kelime
- 16 BÖLÜM 14 – Yeni Başlangıçlar1.590 kelime
- 17 BÖLÜM 15 – Yeni Bir Umut1.621 kelime
- 18 BÖLÜM 16 – Yeni Sayfalar1.827 kelime
- 19 BÖLÜM 17 – Kilitli Kapılar1.438 kelime
- 20 BÖLÜM 18 – Gerçekler1.687 kelime
- 21 BÖLÜM 19 – Bir Umut, Bir Veda1.756 kelime · Okuduğun bölüm
- 22 BÖLÜM 20 – Kalbin Sustuğu Yerde1.680 kelime
- 23 BÖLÜM 21 – Yeni Bir Başlangıç1.489 kelime
- 24 OKURLARIMA BİR TEŞEKKÜR264 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dün…
Hayatımın en ağır ama en gerçek günüydü.
Yıllardır cevabını aradığım soruların hepsini öğrenmiştim.
Annemin sakladığı mektupları okumuş…
Babamın fotoğraflarına dokunmuş…
Çocukluğumdan çalınan yıllarla yüzleşmiştim.
O gizli oda artık benim için bir sır değildi.
Annemin sevgisinin…
Babamın hayallerinin…
Ve bana bırakılan emanetlerin odasıydı.
Akşam saatlerinde hep birlikte Barış Abi’nin evine dönmüştük.
Kimse fazla konuşmamıştı.
Meliha Teyze sessizce sofrayı hazırlamış…
Belinay beni bir an olsun yalnız bırakmamıştı.
Barış Abi ise uzun süre balkonda tek başına oturmuş, düşüncelere dalmıştı.
Tuğkan’ın bakışlarını ise her hissettiğimde içim biraz daha huzur buluyordu.
O gece odama çıktığımda annemin sandığından çıkan fotoğrafı komodinin üzerine bıraktım.
Yanına da babamın, Halit Sezgin’in, küçük vesikalık fotoğrafını koydum.
Yatağıma uzandığımda gözlerimi onlardan ayıramadım.
Yıllarca eksikliğini hissettiğim ailem…
Aslında hep benimleymiş.
Sabah, perde aralığından süzülen güneş ışığı odama dolarken yavaşça gözlerimi açtım.
İlk işim komodine uzanmak oldu.
Babamın fotoğrafını elime aldım.
Uzun uzun yüzüne baktım.
Gözlerimiz…
Gerçekten birbirine benziyordu.
Parmağımla fotoğrafın kenarını okşadım.
Dudaklarımdan istemsizce tek bir kelime döküldü.
“Günaydın baba…”
Gözlerim dolmuştu.
“Keşke seni tanıyabilseydim.”
“Keşke bana bir kez sarılabilseydin.”
“Keşke…”
Tam o sırada kapım usulca çalındı.
“Ümay…”
Tuğkan’dı.
“Uyanık mısın?”
“Hadi gel.”
Kapıyı açtığımda elinde iki fincan kahve vardı.
Birini bana uzattı.
“Günaydın.”
“Günaydın.”
Kahveyi alırken gülümsedim.
“Teşekkür ederim.”
Bir an fotoğrafa baktı.
Sonra bana…
“Bugün onu biraz daha yakından tanıyacaksın.”
Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
“Ne demek istiyorsun?”
Cebindeki araba anahtarını çevirdi.
“Hazırlan.”
“Bir yere gideceğiz.”
“Nereye?”
Bu kez sadece hafifçe gülümsedi.
“Sürpriz.”
Yaklaşık yarım saat sonra hepimiz hazırlanmıştık.
Barış Abi direksiyona geçti.
Yan koltukta Meliha Teyze oturuyordu.
Arka koltukta ise ben, Belinay ve Tuğkan vardık.
Yol boyunca kimse konuşmadı.
Arabada hafif bir müzik çalıyor…
Ben ise camdan dışarıyı izliyordum.
Bir süre sonra şehir geride kaldı.
Ağaçların arasından geçen dar bir yola girdik.
İçimde garip bir his oluşmaya başladı.
“Barış Abi…”
“Nereye gidiyoruz?”
Bu kez dikiz aynasından bana baktı.
Yüzünde hüzünlü ama huzurlu bir ifade vardı.
“Bugün…”
“…seni birine götürüyoruz.”
Arabamız büyük, sessiz bir mezarlığın önünde durdu.
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
Arabanın kapısını açarken ellerim titriyordu.
Barış Abi bagajdan beyaz papatyalardan oluşan büyük bir buket aldı.
Bana uzattı.
“Al kızım.”
“Babana boş gitmeyelim.”
Boğazım düğümlendi.
Buketi iki elimle sımsıkı tuttum.
Dar taş yolların arasından yavaşça yürümeye başladık.
Her adımda nefesim biraz daha daralıyordu.
Sonunda Barış Abi durdu.
Sessizce birkaç adım geri çekildi.
“İşte…”
“…Halit Sezgin.”
Gözlerim mezar taşına kaydı.
Siyah mermerin üzerine altın harflerle yazılmış isim, gözyaşlarımın arasından güçlükle seçiliyordu.
HALİT SEZGİN
Ayaklarımın bağı çözüldü.
Yavaşça dizlerimin üzerine çöktüm.
Titreyen elimle mezar taşına dokundum.
İçimden kopan ilk kelime, yıllardır söyleyemediğim o kelime oldu.
“Baba…”
Bir damla gözyaşı mezar taşının üzerine düştü.
“Ben geldim…”
“Çok geç kaldım.”
“Ama artık seni buldum.”
Arkamda sessizce bekleyen Barış Abi, Meliha Teyze ve Belinay bana bu anı yaşamam için zaman tanıdı.
Tuğkan ise birkaç adım geride durmuştu.
Ne konuşuyor…
Ne de yanıma geliyordu.
Sadece oradaydı.
Sanki “Ne kadar sürerse sürsün, seni bekleyeceğim.” der gibi…
Ben ise başımı mezar taşına yaslayıp gözlerimi kapattım.
Yıllarca eksikliğini hissettiğim babama, ilk kez bu kadar yakın hissediyordum.
Mezarın başındaki sessizlik dakikalarca sürdü.
Kimse beni acele ettirmedi.
Kimse tek kelime etmedi.
Elimdeki beyaz papatyaları yavaşça mezarın üzerine bıraktım.
Parmaklarım mermerin üzerinde dolaştı.
“Keşke…”
“…bir kere bile bana ‘kızım’ diyebilseydin.”
Gözlerimden süzülen yaşlar toprağa karışıyordu.
“Barış Abi anlattı.”
“Annemi çok seviyormuşsun.”
“Beni de…”
“Daha doğmadan.”
İçimden kocaman bir boşluk geçti.
“Ben seni hiç tanıyamadım.”
“Ama söz veriyorum…”
“Senin kızın olmaktan gurur duyacağım.”
Arkamdan hafif bir hıçkırık sesi geldi.
Başımı çevirdiğimde Meliha Teyze gözyaşlarını siliyordu.
Barış Abi ise mezar taşına bakıyordu.
Yavaşça yanıma geldi.
Elini omzuma koydu.
“Halit…”
“…çok iyi bir adamdı.”
“Tanıdığım en dürüst insanlardan biriydi.”
Başımı kaldırıp ona baktım.
“Bana onu anlatır mısın?”
Barış Abi derin bir nefes aldı.
Yüzünde buruk bir tebessüm oluştu.
“Üniversitede ilk tanıştığımız günü dün gibi hatırlıyorum.”
“Ben derslere geç kalırdım.”
“O ise herkesten önce gelir, en ön sıraya otururdu.”
Hafifçe güldü.
“Bir gün kantinde otururken yanıma geldi.”
“‘Sen Barış’sın değil mi?’ dedi.”
“‘Evet.’ dedim.”
“‘Artık arkadaşız.’ dedi.”
“Ben de şaşırıp ‘Nereden çıktı şimdi bu?’ diye sormuştum.”
Gözlerini mezar taşından ayırmadan devam etti.
“O da bana…”
“‘İçimden öyle geçti.’ demişti.”
Hepimiz istemsizce gülümsedik.
“İşte Halit böyle biriydi.”
“Kalbi ne söylüyorsa onu yapardı.”
Bir an sustu.
Sonra cebinden eski, yıpranmış bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafta üç genç vardı.
Barış Abi…
Halit…
Ve annem…
Fotoğrafı bana uzattı.
“Bu…”
“Annenle tanıştıkları gün çekilmişti.”
Titreyen ellerimle fotoğrafı aldım.
Annemin yüzündeki mutluluk…
Halit’in ona bakışı…
İnsan onların birbirini ne kadar sevdiğini tek fotoğraftan bile anlayabiliyordu.
“Annem…”
“…çok mutluymuş.”
Barış Abi başını salladı.
“Evet.”
“Çünkü Halit, Helin’i dünyanın merkezi gibi görürdü.”
“Helin de Halit’i.”
Tam o sırada Tuğkan yavaşça yanımıza yaklaştı.
Elinde küçük bir demet kır çiçeği vardı.
Hiç konuşmadan mezarın başına bıraktı.
Sonra mezar taşına baktı.
“Hak ettiğin gibi yaşayamadın Halit Amca…”
“Ama söz veriyorum.”
“Gözün arkada kalmayacak.”
Sesi sakindi.
Ama gözleri dolmuştu.
İlk kez Tuğkan’ın bu kadar kırılgan olduğunu görüyordum.
Barış Abi onun omzuna dokundu.
“Verdiğin sözü bugüne kadar tuttun.”
Tuğkan bana baktı.
Sonra yeniden mezar taşına döndü.
“Hayır.”
“Henüz tamamlamadım.”
“Ümay mutlu olana kadar…”
“…o söz bitmeyecek.”
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
Onun söyledikleri içimin en derin yerine dokunmuştu.
Daha fazla dayanamadım.
Yavaşça ayağa kalktım.
Tuğkan’ın yanına yürüdüm.
Hiç düşünmeden elini tuttum.
Parmakları şaşkınlıkla hafifçe titredi.
Ben ise gözlerinin içine bakarak fısıldadım.
“Teşekkür ederim…”
“Sadece bugün için değil.”
“Hayatıma girdiğin için.”
Tuğkan’ın yüzünde yıllardır beklediği bir cümleyi duymuş gibi tarifsiz bir gülümseme belirdi.
Elimi biraz daha sıktı.
“Ben teşekkür ederim.”
“Hayatıma girmene izin verdiğin için.”
Rüzgâr mezarlığın ağaçları arasında usulca eserken hepimiz son kez Halit Sezgin’in mezarına baktık.
Barış Abi sessizce,
“Hadi…”
“Artık eve dönelim.”
dedi.
Ben ise mezar taşına son kez dokunup içimden tek bir cümle geçirdim.
“Söz veriyorum baba…”
“Bundan sonra yaşayacağım her güzel günü, senin için de yaşayacağım.”
Mezarlıktan ayrıldıktan sonra kimse hemen konuşmadı.
Barış Abi arabayı mezarlığın hemen karşısındaki küçük bir çay bahçesine çekti.
“Biraz oturalım.”
“Bugün konuşulması gereken son birkaç şey daha var.”
Hepimiz sessizce masaya oturduk.
Çaylar geldi.
Ben hâlâ babamın mezarından getirdiğim küçük papatyaya bakıyordum.
İçimde cevap bekleyen onlarca soru vardı.
Başımı kaldırıp Barış Abi’ye baktım.
“Barış Abi…”
“Annemin ailesi…”
“Hiç mi beni aramadı?”
Barış Abi derin bir nefes verdi.
Bu soruyu bekliyormuş gibiydi.
“Aramadılar.”
“Neden?”
Meliha Teyze konuşmaya başladı.
“Helin’in ailesi oldukça varlıklı bir aileydi.”
“Kuralları vardı.”
“Soyadlarına leke gelmesini istemezlerdi.”
“Helin, Halit’i sevdiğini söylediğinde karşı çıktılar.”
“Çünkü Halit’i kendilerine denk görmüyorlardı.”
Şaşkınlıkla baktım.
“Sonra?”
“Helin yine de sevgisinden vazgeçmedi.”
“Murat’ın yaptıklarından sonra ise…”
Meliha Teyze gözlerini yere indirdi.
“…onu tamamen yalnız bıraktılar.”
Barış Abi devam etti.
“Helin, ailesinden yardım istedi.”
“Defalarca.”
“Ama kapılar yüzüne kapandı.”
“‘Artık bizim kızımız değilsin.’ dediler.”
Boğazım düğümlendi.
“Yani…”
“Annem…”
“…ailesi tarafından reddedildi.”
“Evet.”
“O gün Helin’in nüfus kayıtlarındaki miras hakkı iptal edildi.”
“Aileleri gözünde Helin artık yoktu.”
Sessizlik çöktü.
Dakikalar sonra aynı soruyu yeniden sordum.
“Peki…”
“Babamın ailesi?”
Bu kez Barış Abi’nin yüzü daha da ciddileşti.
“Halit’in ailesi de farklı değildi.”
“Onlar da Helin’i suçladı.”
“‘Bu kız oğlumuzun sonu oldu.’ dediler.”
“Halit öldükten sonra…”
“…sana hiç sahip çıkmadılar.”
“Tam tersine…”
“Halit’i sanki hiç yaşamamış gibi davranmaya başladılar.”
Gözlerim doldu.
“Beni de mi istemediler?”
Barış Abi başını yavaşça salladı.
“Hayır.”
“Çünkü sen…”
“…Halit’in son hatırasıydın.”
“Ama onlar seni hatıra olarak görmek istemedi.”
“Acıyı unutmayı seçtiler.”
Meliha Teyze gözyaşlarını sildi.
“İki aile de sırtını döndü.”
“Bir tarafta Helin…”
“Diğer tarafta Halit…”
“İkisi de ailelerini kaybetti.”
“Sonra birbirlerini buldular.”
“Ve birbirlerine aile oldular.”
Ben sessizce ağlıyordum.
“O zaman…”
“Ben gerçekten kimsesizmişim.”
Tam o anda Tuğkan ilk kez söze girdi.
“Hayır.”
Hepimiz ona baktık.
“Sen hiçbir zaman kimsesiz değildin.”
“Belki kan bağın olan insanlar seni yalnız bıraktı.”
“Ama seni seven insanlar hiçbir yere gitmedi.”
Bana baktı.
“Barış Abi vardı.”
“Meliha Teyze vardı.”
“Belinay vardı.”
“Ben vardım.”
Bir an durdu.
Sonra gülümsedi.
“Ve bundan sonra da…”
“…hep olacağız.”
Gözlerim yeniden doldu.
İçimde yıllardır eksik olan o duygu, yavaş yavaş yerini buluyordu.
Aile…
Bazen aynı soyadı taşımak değildi.
Bazen…
Hiçbir mecburiyeti olmadığı hâlde yanında kalmayı seçen insanlardı.
Barış Abi çayından son yudumu aldı.
“Artık geçmişi değiştiremeyiz.”
“Ama geleceği birlikte yazabiliriz.”
Ben de ilk kez, içim huzurla dolu bir gülümsemeyle başımı salladım.
“Evet…”
“Bu kez gerçekten yalnız değilim.”
Çay bahçesinden ayrıldığımızda hava yavaş yavaş serinlemeye başlamıştı.
Kimse konuşmuyordu.
Ama bu sessizlik, ilk geldiğimizdeki gibi ağır değildi.
Hepimiz içimizde yıllardır eksik kalan bir parçayı yerine koymuş gibiydik.
Arabaya bindik.
Yol boyunca Belinay ara ara camdan dışarı bakıyor, Meliha Teyze ise elindeki tesbihi sessizce çekiyordu.
Ben hâlâ babamın mezarından aldığım küçük papatyaya bakıyordum.
Tuğkan ise direksiyonun yanında oturan Barış Abi’yle kısa kısa şirket hakkında konuşuyordu.
Yaklaşık yarım saat sonra eve vardık.
Meliha Teyze doğruca mutfağa geçti.
“Hadi bakalım.”
“Önce bir şeyler yiyelim.”
“Sonra hazırlanmaya başlarsınız.”
Belinay heyecanla ellerini çırptı.
“Sonunda!”
“Bugün mezuniyet balosu!”
Ben istemsizce gülümsedim.
Aylar önce hastane odasında yatağımdan kalkamayacak kadar halsizken…
Bugün mezuniyet baloma hazırlanıyordum.
Hayat gerçekten garipti.
Tam sofraya oturacağımız sırada Barış Abi’nin telefonu çaldı.
Telefonu açtı.
Kısa bir süre dinledi.
Sonra ciddi bir ifadeyle ayağa kalktı.
“Tamam.”
“Bir saate oradayım.”
Telefon kapandıktan sonra bize döndü.
“Teşkilata gitmem gerekiyor.”
“Bugün önemli bir görev var.”
Belinay üzülerek başını eğdi.
“Baloya gelemeyecek misin?”
Barış Abi hafifçe gülümsedi.
“Ne yazık ki gelemeyeceğim.”
“Ama aklım sizde olacak.”
Sonra bakışlarını Tuğkan’a çevirdi.
“Tuğkan.”
“Abi.”
“Ben yokken…”
“Ümay da Belinay da sana emanet.”
Tuğkan hiç düşünmeden cevap verdi.
“Merak etme.”
“Onları güvenle götürür, güvenle getiririm.”
Barış Abi omzuna hafifçe vurdu.
“Bunu bildiğim için içim rahat.”
Sonra bana döndü.
“Ümay.”
“Evet?”
“Bugün hiçbir şeyi düşünmeyeceksin.”
“Hastalığını da…”
“Geçmişini de…”
“Sadece bugünün tadını çıkar.”
Gözlerim dolarak başımı salladım.
“Söz.”
Barış Abi tek tek hepimize sarıldı.
Kapıya yönelirken bir an durdu.
“Bu evde uzun zamandır ilk kez gerçekten mutluluk görüyorum.”
“İnşallah hep böyle devam eder.”
Kapı kapanınca ev sessizleşti.
Belinay bir anda ayağa fırladı.
“Tamam!”
“Artık hazırlanıyoruz.”
Meliha Teyze gülerek mutfaktan seslendi.
“Ben de geliyorum.”
Yaklaşık iki saat boyunca ev adeta küçük bir kuaföre dönüştü.
Belinay saçımla uğraşıyor…
Meliha Teyze elbisemi düzeltiyor…
Ben ise heyecandan yerimde duramıyordum.
Sonunda aynanın karşısına geçtim.
Açık mavi elbisem üzerimdeydi.
Peruğum doğal görünüyordu.
Boynumda annemin sandığından çıkan inci kolye vardı.
Meliha Teyze gözleri dolarak bana baktı.
“Annen seni bugün görseydi…”
“…seninle gurur duyardı.”
Tam o sırada kapı zili çaldı.
Belinay perdeyi aralayıp aşağı baktı.
“Geldi!”
Kalbim hızlanmaya başladı.
Yavaşça merdivenlerden indim.
Kapıyı açtığımda…
Tuğkan siyah takım elbisesiyle kapının önünde duruyordu.
Saçları özenle taranmış…
Her zamanki gibi sade ama çok şıktı.
Başını kaldırıp bana baktığı anda…
Gözlerindeki ifade tamamen değişti.
Hiç konuşmadı.
Sadece bana baktı.
Ben utangaç bir gülümsemeyle,
“Bir şey mi oldu?”
diye sordum.
Derin bir nefes aldı.
“Hayır…”
“Tam tersine.”
“Galiba…”
“…bu gece gözlerimi senden ayıramayacağım.”
Yanaklarım kızarırken Belinay araya girdi.
“Tamam tamam.”
“İltifatlara baloda devam edersiniz.”
Hepimiz güldük.
Tuğkan bana doğru elini uzattı.
“Hazır mısın?”
Elimi yavaşça onun eline bıraktım.
“Hazırım.”
Kapıyı kapatıp birlikte dışarı çıktık.
Bizi bekleyen araba akşam güneşinin altında parlıyordu.
Bu gece…
Hayatımızın unutamayacağımız gecelerinden biri olacaktı.
BÖLÜM SONU…
Bölüm etkileşimi
