22. bölüm · Muhafazakar Kalp
BÖLÜM 20 – Kalbin Sustuğu Yerde
Araba, mezuniyet balosunun yapılacağı otelin önünde yavaşça durdu.
Kapının önü rengârenk ışıklarla süslenmişti.
Her tarafta takım elbiseli gençler…
Uzun elbiseleriyle heyecanla birbirine sarılan kızlar…
Fotoğraf çektiren aileler…
Kahkahalar…
Müzikler…
Hayat…
Sanki uzun zamandır ilk kez bu kadar güzeldi.
Tuğkan motoru durdurdu.
Önce arabadan indi.
Sonra benim olduğum tarafa gelip kapıyı açtı.
Elini bana uzattı.
“Hazır mısın?”
Derin bir nefes aldım.
Hazır olup olmadığımı bilmiyordum.
Ama o el…
Bana güven veriyordu.
Elimi yavaşça avucuna bıraktım.
“Hazırım.”
Arabadan indiğim anda hafif bir rüzgâr esti.
Elbisemin etekleri savruldu.
Yüzümde beyaz tıbbi maskem vardı.
Doktorun uyarısı hâlâ kulaklarımdaydı.
“Kapalı ve kalabalık ortamlarda maskeni çıkarma.”
“Kendini yorma.”
“En ufak halsizlikte haber ver.”
Bunların hepsini aklımın bir köşesine yazmıştım.
Belinay da arka taraftan indi.
Üzerindeki bordo elbise ona inanılmaz yakışmıştı.
“Bence…”
“…bugün mezun olan biz değiliz.”
“Resmen film galası.”
Hepimiz güldük.
Tam o sırada okuldan birkaç arkadaşımız bizi fark etti.
“Ümay!”
“Belinay!”
Koşarak yanımıza geldiler.
Beni görünce birkaç saniye sustular.
İçlerinden biri gülümseyerek,
“Çok güzelsin.”
dedi.
“Teşekkür ederim.”
Maskeme baktı.
“İyi misin?”
Belinay hemen araya girdi.
“Doktor önlem amaçlı takmasını istedi.”
“Merak etmeyin.”
Konu kapanmıştı.
İçeri doğru yürümeye başladık.
Salonun kapısından girer girmez alkış sesleri yükseldi.
Her yer ışıl ışıldı.
Sahnenin önünde canlı müzik grubu hazırlanıyordu.
Masalar tek tek süslenmişti.
Belinay heyecanla koluma girdi.
“Hayal ettiğimiz gün geldi.”
Başımı salladım.
“Evet…”
“Gerçekten geldi.”
Tam o sırada iki erkek öğrenci yanımıza yaklaştı.
Biri bana dönerek gülümsedi.
“Ümay…”
“İlk dans için bana söz verir misin?”
Ne diyeceğimi bilemedim.
Tam cevap verecekken…
Yanımda duran Tuğkan bir adım öne çıktı.
Sakin ama kararlı bir sesle konuştu.
“Üzgünüm.”
“İlk dansı bana ait.”
Çocuk şaşkınlıkla bana baktı.
Ben de mahcup bir şekilde gülümsedim.
“Kusura bakma…”
Çocuk anlayışla başını salladı.
“Şansımı denemiştim.”
Arkadaşını da alıp uzaklaştı.
Belinay kollarını bağlayıp Tuğkan’a baktı.
“Hımm…”
“Birileri kıskanmış galiba.”
Tuğkan hiç bozuntuya vermedi.
“Yok.”
“Sadece sözümü tuttum.”
Belinay kahkaha attı.
“Hangi söz?”
Tuğkan gözlerini benden ayırmadan cevap verdi.
“Onu yalnız bırakmayacağıma dair verdiğim söz.”
Kalbim yine hızlanmıştı.
Belinay bana göz kırptı.
“Bence bu iş artık emanetten biraz çıktı.”
Tam o sırada sunucunun sesi salonda yankılandı.
“Sevgili mezunlarımız…”
“Bu unutulmaz geceye hoş geldiniz!”
Salon alkışlarla dolarken…
Tuğkan bana doğru döndü.
Elini yeniden uzattı.
“Bu gece…”
“Hiç üzülmek yok.”
“Sadece gülümsemek var.”
İçimde oluşan sıcaklık yüzüme de yansımıştı.
Gözlerinin içine bakarak gülümsedim.
“Söz…”
“Bu gece sadece mutlu olacağım.”
Sunucunun konuşmasının ardından salonun ışıkları hafifçe loşlaştı.
Sahnedeki orkestra ilk şarkısını çalmaya başladı.
Salonda herkes alkışlıyor, fotoğraflar çekiliyor, kahkahalar yükseliyordu.
Belinay heyecanla koluma girdi.
“Ümay!”
“Önce mezuniyet fotoğrafı!”
“Sonra ne yaparsanız yapın.”
Gülerek başımı salladım.
“Peki.”
Fotoğraf alanına doğru yürüdük.
Tam poz vereceğimiz sırada yanımıza okuldan bir erkek öğrenci geldi.
Üzerinde lacivert bir takım elbise vardı.
Belinay’ı görünce hafifçe gülümsedi.
“Merhaba…”
“Ben Ege.”
“Sanırım yan sınıflardaydık.”
Belinay birkaç saniye düşündü.
Sonra gülümseyerek elini uzattı.
“Evet…”
“Şimdi hatırladım.”
“Belinay.”
Ege gözlerini Belinay’dan ayırmadan konuştu.
“Bu akşam ilk dansı benimle eder misin?”
Belinay şaşkınlıkla bana baktı.
Ben ise kıkırdayarak omzunu dürttüm.
“Git.”
“Bekletme çocuğu.”
Belinay hafifçe utanarak başını salladı.
“Olur.”
Ege’nin yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
“O zaman birazdan seni almaya gelirim.”
Belinay onun uzaklaşmasını izlerken fısıldadı.
“Galiba…”
“…çok tatlı biri.”
Ben de gülümseyerek,
“Bence de.”
dedim.
Tam o sırada Tuğkan yanıma geldi.
“Belinay’ı kaptırıyoruz galiba.”
İkimiz de gülmeye başladık.
“Mutlu olsun yeter.”
Tuğkan başını salladı.
“Evet…”
“Mutlu olmayı hak ediyor.”
Bir süre sonra sunucu yeniden anons yaptı.
“Şimdi mezunlarımızdan hayallerini bizimle paylaşmalarını isteyeceğiz.”
Salonda alkış sesleri yükseldi.
Mikrofon sırayla masalara dolaşıyordu.
Derken görevli bizim masamıza geldi.
İlk mikrofon Belinay’a uzatıldı.
Belinay heyecanla ayağa kalktı.
“Ben…”
“…küçüklüğümden beri moda tasarımcısı olmak istiyorum.”
“Kendi markamı kuracağım.”
“Kadınların kendilerini güçlü hissedeceği kıyafetler tasarlayacağım.”
Salon alkışlarla doldu.
Ben gururla onu izliyordum.
Sıra bana geldi.
Mikrofonu elime alınca kalbim hızlandı.
Maskemi kısa süreliğine indirip konuşmaya başladım.
“Ben…”
“…yazar olmak istiyorum.”
Salonda sessizlik oluştu.
“İnsanların okurken kendilerini bulabilecekleri hikâyeler yazmak…”
“Bir insanın kalbine dokunabilmek…”
“Benim en büyük hayalim.”
Konuşmam bittiğinde alkışlar yükseldi.
Maskemi yeniden taktım.
Tam oturacakken sunucu gülümseyerek Tuğkan’a döndü.
“Peki ya siz?”
Tuğkan ayağa kalktı.
Takım elbisesini düzeltti.
“Ben… sadece davetliyim ama sordunuz madem söyleyeyim”
“…babamdan bana emanet kalan şirketi daha da büyütmek istiyorum.”
“Onun adını yaşatmak…”
“Ve bana güvenen insanların emeklerini korumak istiyorum.”
Bir an durdu.
Sonra gözleri beni buldu.
“Bir de…”
“…hayatım boyunca yanımda olmasını istediğim bir insan var.”
Kalbim duracak gibi oldu.
Salon alkışlarla dolarken gözlerini benden hiç ayırmıyordu.
Belinay dirseğiyle bana hafifçe dokundu.
“Bu sana söylendi.”
Yanaklarım kıpkırmızı olmuştu.
Tam o sırada orkestra yavaş bir melodi çalmaya başladı.
Sunucu gülümseyerek,
“Şimdi…”
“Gecemizin ilk dansı.”
dedi.
Tuğkan bana doğru döndü.
Elini uzattı.
“Bu dans…”
“Sadece bana ait.”
Ben de gülümseyerek elimi onun avucuna bıraktım.
“Söz vermiştin.”
“Bu gece sadece mutlu olacaktık.”
Tuğkan hafifçe başını eğdi.
“Evet.”
“Ve ben verdiğim hiçbir sözü tutmadan bırakmam.”
El ele dans pistine doğru yürümeye başladık.
Etrafımızdaki alkış sesleri yavaş yavaş uzaklaşırken…
O an…
Sanki salonda sadece ikimiz vardık.
Orkestranın çaldığı yavaş melodi salonu doldururken Tuğkan elini nazikçe belime koydu.
Ben de titreyen ellerimle omzuna dokundum.
Kalbimin sesi neredeyse müziği bastıracak kadar yüksekti.
“Heyecanlı mısın?”
diye fısıldadı.
Hafifçe gülümsedim.
“Biraz.”
“Ya sen?”
Gözlerimin içine baktı.
“İlk defa bu kadar.”
Şarkının sözleri salona huzur yayıyordu.
“Kalbin nereye aitse…
Yolun da oraya çıkar…
En karanlık gecelerde bile…
Sevgi, insana yeniden umut olur…”
Tuğkan kulağıma eğildi.
“Biliyor musun?”
“Neyi?”
“Bu şarkıyı her duyduğumda seni hatırlayacağım.”Gülümsedim.
“Ben de…”
“Çünkü bu, hayatımızın ilk dansı.”
Tuğkan elimi biraz daha sıkıca tuttu.
“Ama son dansımız olmayacak.”
“Her yıl…”
“Her özel günde…”
“Yine dans edeceğiz.”Gözlerim doldu.
“Söz mü?”
“Söz.”
Ve o an…Müzik devam ederken…Salondaki herkes silinmişti.Sanki koskoca dünyada…Sadece ikimiz vardık.
Sonra gözlerimi salonda gezdirdim.
Dans ederken salondaki herkes kendi dünyasındaydı.
Belinay da biraz ileride Ege’yle dans ediyordu.
Yüzündeki gülümsemeyi görünce içim huzurla doldu.
Tam o sırada Tuğkan konuşmaya başladı.
“Bir şey göstereceğim.”
“Neyi?”
“Benimle gelir misin?”
Merakla başımı salladım.
Dans bitince salondan çıkıp otelin bahçesine geçtik.
Bahçe, küçük ışıklarla süslenmişti.
Hafif bir rüzgâr esiyor, uzaktan müziğin sesi geliyordu.
“Üşüyor musun?”
diye sordu.
“Hayır.”
Ceketini yine de omuzlarıma bıraktı.
“İnat etme.”
Gülümsedim.
“Teşekkür ederim.”
Bir süre sessizce gökyüzüne baktık.
Sonra Tuğkan cebinden küçük, siyah kadife bir kutu çıkardı.
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Tuğkan…”
Kutuyu yavaşça açtı.
İçinde iki zarif yüzük vardı.
Nefesim kesildi.
Yüzüklerin modeli…
Annemle babamın eski fotoğraflarında gördüğüm yüzüklerin neredeyse aynısıydı.
Gözlerim doldu.
“Bu…”
Tuğkan hafifçe gülümsedi.
“Halit Amca’nın ve Helin Teyze’nin yüzüklerini Barış Abi bana yıllar önce göstermişti.”
“Onları birebir yaptırmadım.”
“Ama aynı anlamı taşısın istedim.”
Titreyen ellerimle yüzüklere dokundum.
“Tuğkan…”
“Bu bir evlilik teklifi değil.”
dedi yumuşak bir sesle.
“Çünkü senin önce gerçekleştireceğin hayallerin var.”
“İyileşeceksin.”
“Kitabını yazacaksın.”
“Yazar olacaksın.”
“Ben de o gün geldiğinde…”
“…sana gerçekten evlenme teklif edeceğim.”
Boğazım düğümlendi.
Gözyaşlarımı tutamıyordum.
“Peki bu yüzük?”
Kutudan birini aldı.
Elimi usulca avuçlarının arasına aldı.
“Bu…”
“…sana verdiğim söz.”
“Hastalığında da…”
“Sağlığında da…”
“Korktuğunda da…”
“Güldüğünde de…”
“Ben hep yanında olacağım.”
“Sen istemediğin sürece elini hiç bırakmayacağım.”
Yavaşça yüzüğü sağ elimin yüzük parmağına taktı.
Yüzük tam olmuştu.
Artık gözyaşlarımı saklayamıyordum.
“Ben…”
“…ne diyeceğimi bilmiyorum.”
Tuğkan gözyaşlarımı başparmağıyla sildi.
“Hiçbir şey deme.”
“Gülümsemen yeter.”
Tam o sırada bahçeye çıkan Belinay onları gördü.
Bir an olduğu yerde durdu.
Sonra heyecanla arkasını döndü.
“Oha!”
“Romantik bir anın ortasına düştüm ”
Belinay’ın bu halini gördüğümde gülmeden edemedim. Onun tam arkasında da barış abi ve meliha teyze duruyordu.
Meliha Teyze bize yaklaştığında yüzüğü fark etti.
Ellerini ağzına götürdü.
“Allah’ım…”
“Ne kadar da Helin’le Halit’e benziyorlar.”
O sırada Barış Abi de görev yerine gitmeden önce onları almak için bahçeye uğramıştı.
Manzarayı görünce birkaç saniye sessiz kaldı.
Tuğkan’a baktı.
Sonra Ümay’a…
Yüzüğe…
Ve hafifçe gülümsedi.
“Halit…”
“Bugün seni görseydi…”
“…eminim çok gurur duyardı.”
Ben başımı kaldırıp gökyüzüne baktım.
Sanki yıldızların arasında…
Annemle babam bize gülümsüyordu.
O an içimden tek bir cümle geçti.
“Artık gerçekten bir ailem var.”
Hep birlikte yeniden salona döndük.
Orkestra son parçalarını çalmaya başlamıştı.
Sunucu mikrofonu eline aldı.
“Şimdi mezuniyet belgelerimizi takdim edeceğiz.”
Salon alkışlarla doldu.
Belinay heyecandan koluma yapıştı.
“İnanamıyorum…”
“Gerçekten mezun oluyoruz.”
Gülümseyerek elini sıktım.
“Başardık.”
İlk isimler okunmaya başladı.
Bir süre sonra…
“Belinay Kaya.”
Belinay derin bir nefes aldı.
Ege’nin alkışları arasında sahneye çıktı.
Belgesini aldıktan sonra bize doğru döndü ve sevinçle havaya kaldırdı.
Hepimiz onu ayakta alkışladık.
Ardından…
“Ümay Soylu…”
Bir an duraksadım.
İçimden,
“Hayır…”
“Ümay Sezgin.”
diye fısıldadım.
Soyadım değişmemişti belki…
Ama artık kim olduğumu biliyordum.
Geçmişimi de…
Gerçek ailemi de…
Derin bir nefes alıp sahneye yürüdüm.
Belgeyi elime aldığım an gözlerim doldu.
Bu belge…
Sadece mezuniyetimi değil…
Vazgeçmeyişimi temsil ediyordu.
Sahneden indiğimde Belinay bana sımsıkı sarıldı.
“Seninle gurur duyuyorum.”
Ben de gülümseyerek,
“Ben de seninle.”
dedim.
Mezuniyet töreninin ardından okul bahçesinde onlarca fotoğraf çekildik.
Arkadaşlarımız tek tek vedalaşıyor, geleceğe dair hayallerini anlatıyordu.
Ege, Belinay’ın yanına gelip gülümseyerek,
“Sanırım bundan sonra da görüşeceğiz.”
dedi.
Belinay telefonunu uzattı.
“Bence de.”
Numaralarını kaydederlerken ben onları izleyip gülümsedim.
Tuğkan yanıma yaklaştı.
“Mutlu görünüyorsun.”
“Çünkü mutluyum.”
“Uzun zaman sonra ilk kez gerçekten mutluyum.”
Tuğkan gözlerimin içine baktı.
“Bu gülümsemeni hep koru.”
“Elimden geleni yapacağım.”
Bir süre sonra Barış Abi saatine baktı.
“Gençler…”
“Benim artık teşkilata geçmem gerekiyor.”
“Ama önce sizi eve bırakacağım.”
Meliha Teyze gülümseyerek,
“Zaten doktor da Ümay’ın fazla yorulmamasını söylemişti.”
dedi.
Tuğkan başını salladı.
“Evet.”
“Artık dinlenmesi gerekiyor.”
Hep birlikte arabaya bindik.
Yol boyunca Belinay susmak bilmedi.
“Ege gerçekten çok kibar biri.”
“Mimarlık okuyacakmış.”
“Kitap okumayı da seviyormuş.”
Ben kahkahamı tutamadım.
“Daha iki saat önce tanıştın.”
Belinay omuz silkti.
“Bazen bir insanı tanımak için saatlere gerek yoktur.”
Tuğkan dikiz aynasından bize bakıp gülümsedi.
“Sanırım birilerinin yüzü uzun süre gülecek.”
“Belki…”
dedi Belinay utangaç bir ifadeyle.
Arabanın içi yine kahkahalarla doldu.
Evin önüne geldiğimizde gece iyice ilerlemişti.
Hep birlikte içeri girdik.
Meliha Teyze doğruca mutfağa geçti.
“Ben size sıcak bir çay koyayım.”
Barış Abi ise ceketini alırken bize döndü.
“Ben çıkıyorum.”
“Sabah erkenden hastaneye gideceğiz.”
“Doktorun söylediklerini aksatmak yok.”
“Tamam Barış Abi.”
“Merak etme abi.”
Barış Abi gülümsedi.
“Hepinizi böyle mutlu görmek…”
“İyi geldi.”
Kapı kapandıktan sonra ben yavaşça odama çıktım.
Mezuniyet belgemi çalışma masamın üzerine bıraktım.
Sonra elim istemsizce parmağımdaki yüzüğe gitti.
Bir tarafta yıllarca kurduğum hayalim…
Diğer tarafta bana verilen bir ömürlük söz…
İkisi de artık benimdi.
Yüzümde huzurlu bir tebessüm oluştu.
Yarın yeni bir gün başlayacaktı.
Ve ben…
O güne artık korkarak değil, umutla uyanacaktım.
&
Bölüm sonu yavaş yavaş finale doğru yaklaşırken sizlere şunu sormak istiyordum Siz olsaydınız bölümlerde değiştirmek istediğiniz ya şu şöyle olsaydı dediğiniz yerler oldu mu canlarım sizleri çok seviyorum💕
