4. bölüm / 24
Muhafazakar KalpBÖLÜM 3: SESSİZ ŞEHİR
Bölümler 24Şu an: BÖLÜM 3: SESSİZ ŞEHİR
- 1 Giriş114 kelime
- 2 Bölüm 1:Sıfır887 kelime
- 3 Bölüm 2: Yasak1.661 kelime
- 4 BÖLÜM 3: SESSİZ ŞEHİR1.429 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Bölüm 4: Kırık Sessizlikler1.877 kelime
- 6 Ümay’ın kaleminden kesit330 kelime
- 7 BÖLÜM 5: GEÇ KALANLAR1.765 kelime
- 8 BÖLÜM 6: Bazen Gitmek Gerekir1.679 kelime
- 9 BÖLÜM 7:İlk Kez Ev Gibi1.816 kelime
- 10 BÖLÜM 8: KADEHLERDE KONUŞUR1.848 kelime
- 11 BÖLÜM 9:KİMSİN SEN1.919 kelime
- 12 BÖLÜM 10 – Kan Sessiz Konuşur1.548 kelime
- 13 BÖLÜM 11 – Beyaz Duvarlar1.514 kelime
- 14 BÖLÜM 12: Hayat Ve Ben1.657 kelime
- 15 BÖLÜM 13:KIRILMADAN GÜÇLENMEK1.717 kelime
- 16 BÖLÜM 14 – Yeni Başlangıçlar1.590 kelime
- 17 BÖLÜM 15 – Yeni Bir Umut1.621 kelime
- 18 BÖLÜM 16 – Yeni Sayfalar1.827 kelime
- 19 BÖLÜM 17 – Kilitli Kapılar1.438 kelime
- 20 BÖLÜM 18 – Gerçekler1.687 kelime
- 21 BÖLÜM 19 – Bir Umut, Bir Veda1.756 kelime
- 22 BÖLÜM 20 – Kalbin Sustuğu Yerde1.680 kelime
- 23 BÖLÜM 21 – Yeni Bir Başlangıç1.489 kelime
- 24 OKURLARIMA BİR TEŞEKKÜR264 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazı şehirler insanı büyütmez.Sadece acılarını saklamayı öğretir.Ve bazen en kalabalık sokaklarda bile,insan kendini yapayalnız hisseder.…
&
Gece neredeyse hiç uyumamıştım.Babamın odasında gördüklerim gözlerimin önünden gitmiyordu.Defteri çalışma masamın en alt çekmecesine koymuştum. Defalarca yerini değiştirdim. Sanki odanın içinde biri varmış da gelip bulacakmış gibi hissediyordum.Sabah alarmım çaldığında gözlerimi açmak istemedim.Tavanı izledim.İnsan bazen uyandığı için bile yoruluyormuş.Yatağımdan ağır ağır kalktım.Aynaya baktığımda gözlerimin altındaki morluklar daha da belirginleşmişti.“Soğuk su iyi gelir.” dedim kendi kendime.Duşa girdim.Su omuzlarıma vurdukça dün gece yaşadıklarım tekrar aklıma geliyordu.
Fotoğraf…
Eksik sayfalar
…Annem…
Ve o yazı…
“Bul onu…” Kulağımda hâlâ rüyamdaki küçük kızın sesi yankılanıyordu.…
Aşağı indiğimde mutfaktan çay kokusu geliyordu.Meliha Teyze masayı hazırlıyordu.Beni görünce hafifçe gülümsedi.
“Uyuyabildin mi kızım?”Başımı iki yana salladım.
“Pek sayılmaz.”Yüzü düştü.Ama hiçbir şey sormadı.Sormasına gerek yoktu. İkimiz de nedenini biliyorduk.Sessizce önüme bir tabak koydu.
“Peynirli gözleme yaptım.”
Canım istemiyordu.Yine de onu üzmemek için birkaç lokma yedim.Tam kalkacakken
Meliha Teyze koluma dokundu.
“Ümay. Dün gece…”Bir an sustu.
“Ne bulduysan tek başına taşımaya çalışma.”
Gözlerine baktım.İlk defa bu kadar korktuğunu görüyordum.
Başımı salladım.
“Söz.”
Aslında ikimiz de biliyorduk.O sözü tutamayacaktım.…Okulun bahçesine girdiğimde her zamanki kalabalık vardı.Kimi sınavı konuşuyor, kimi sevgilisiyle kavga ediyordu.Bazıları kahkahalar atıyordu.Ne garip…İnsanların bu kadar normal hayatları olabiliyordu.Ben ise normal olmanın nasıl bir his olduğunu unutalı yıllar olmuştu.Tam sınıfa girecekken biri omzuma vurdu.
“Hanımefendi.”Sesini duyar duymaz gülümsedim.Belinay.Dağınık kumral saçları yine rüzgâra meydan okuyordu.Elinde her zamanki gibi kahvesi vardı.
“Bugün de dünyanın bütün yükünü sen taşıyorsun galiba.”
İstemsizce güldüm.
“Belli oluyor mu?”
Belinay gözlerini devirdi.
“Oluyor mu? Daha okulun kapısından girerken elli metre öteden anlaşılıyor.”
Koluma girdi.
“Hadi.Kantine gidiyoruz.“
“İstemiyorum.”
“İstesen de istemesen de.”
Onun bu huyunu seviyordum.Hayır cevabını kabul etmezdi.…Kantin her zamanki gibi gürültülüydü.Belinay bana sıcak çikolata aldı.Ben itiraz edene kadar çoktan parasını ödemişti.
“Bir gün seni zengin edeceğim.”dedim.Kahkaha attı.
“Olur.Yeter ki şu suratına biraz renk gelsin.”
Masaya oturduk.Uzun süre hiçbirimiz konuşmadık.Belinay beni tanıyordu.Ben konuşmaya hazır olmadan soru sormazdı.Sonunda sessizliği ben bozdum.
“Belinay…”
“Hı?”
“Hiç hayatının bir anda değişeceğini hissettin mi?”Kaşlarını çattı.
“Ne oldu?”
“Bir şey yok.”
“Bana bunu söyleyen insanın başına kesin bir şey olmuştur.”
Başımı önüme eğdim.İçimde anlatma isteğiyle susma korkusu birbirine karışıyordu.Ona güveniyordum.Ama onu da tehlikeye atmak istemiyordum.Belinay elini elimin üzerine koydu.
“Ümay.Ben senin arkadaşınım.Konuşursan dinlerim.Konuşmazsan da yanında otururum.Seçim senin.”
Gözlerim doldu.İşte bu yüzden hayatımdaki tek gerçek dost oydu.Derin bir nefes aldım.
“Babamın odasına girdim.”Belinay’ın yüzündeki tebessüm kayboldu.
“Ne?”
“Dün gece.”
“Deli misin sen?”
“Evet. Biraz.”
İkimiz de istemsizce güldük.Sonra tekrar ciddileştik.
“Bir şey buldun mu?”Cebimden dikkatlice katladığım küçük fotoğrafı çıkardım.Masanın altından ona uzattım.Belinay uzun süre fotoğrafa baktı.Sonra fısıldadı.
“Bu kadın…”
“Annem.”
“Yanındaki adam?”
“Bilmiyorum.”Belinay fotoğrafın arkasını çevirdi.Yazıyı okudu.Bir kez daha okudu.Sonra bana baktı.
“Ümay. Bence bu fotoğraf sıradan değil.”
“Ben de öyle düşünüyorum.”
Bir süre sessizlik oldu.Sonra Belinay beklemediğim bir şey söyledi.
“Babamdan yardım isteyelim.”
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Delirdin mi?”
“Hayır.Babam araştırma yapabilir.”
“Olmaz.”
“Neden?”
“Babam öğrenirse seni de beni de yaşatmaz.”
Belinay derin bir nefes aldı.
“Tamam. O zaman biz araştıracağız. İkimiz.”
İlk defa yalnız olmadığımı hissettim.Belki de yıllardır taşıdığım yükün küçük bir kısmını biri omuzlamıştı.Zil çaldı.Sınıfa doğru yürümeye başladık.Koridorun camından dışarı baktım.Yağmur yeniden başlamıştı.Damlalar camdan aşağı süzülüyordu.Tıpkı insanların sakladığı gözyaşları gibi…İçimden tek bir cümle geçti.
“Gerçek bazen yağmur gibidir.Ne kadar kaçsan da bir gün mutlaka sana ulaşır.”
Yağmuru hep sevmişimdir.Belki de kendimi onda gördüğüm için…İnsanlar yağmuru sadece gökyüzünden düşen su sanır.Ben ise onu, bulutların sessizce ağlayışı olarak görürdüm.İçim her daraldığında pencerenin önüne geçer, yağmuru izlerdim.Çünkü ben ağlayamadığım zamanlarda, sanki gökyüzü benim yerime ağlardı.Dökemediğim gözyaşlarım…Söyleyemediğim cümlelerim…İçime gömdüğüm bütün acılarım…Hepsi bulutlara emanet edilmiş gibiydi.Ve her yağmur yağdığında, gökyüzü bana sessizce şunu fısıldardı:
“Yalnız değilsin Ümay…”“Bugün ağlayamıyorsan, bırak ben senin yerine ağlayayım.”
O yüzden yağmuru hiçbir zaman sevmedim diyemem.Çünkü o, bana çocukluğumdan beri sahip çıkmaya çalışan tek şeydi.
Belinay omzuma hafifçe vurdu.“Yine daldın.”
Camdan gözlerimi ayırmadan gülümsedim.
“Yağmuru izliyordum.”
“Biliyorum.Sen hep yağmur yağınca susuyorsun.”
Başımı ona çevirdim.
“Çünkü konuşamadıklarımı yağmur anlatıyor.”Belinay birkaç saniye bana baktı.Sonra gülümsedi.
“Hadi.”
“Nereye?”
“Bizim caddeye.”İstemsizce kaşlarımı çattım.
“Bugün mü?”
“Evet. Uzun zamandır gitmiyoruz.”Bizim cadde…Şehrin en eski sokaklarından biriydi.Küçük sahaflar…Eski plak dükkânları…Köşede yıllardır aynı simidi satan yaşlı amca…Ve yağmur yağınca daha da güzelleşen taş kaldırımlar…Oraya her gittiğimde içimdeki gürültü biraz olsun susardı.Belinay bunu biliyordu.
“Olur.”dedim.
“Ders çıkışı gideriz.”
Yüzü çocuklar gibi aydınlandı.
“İşte benim Ümay’ım.”Sonra okul çıkışı:Dersler bittiğinde gökyüzü hâlâ griydi.Yağmur ince ince yağmaya devam ediyordu.Şemsiyeyi açmadık.Belinay zaten hiçbir zaman açmazdı.
“Saçım bozulursa bozulsun.”derdi.
Beraber kaldırım taşlarının üzerinde yürümeye başladık.Sokakta kestane kokusu vardı.Bir kafeden eski bir şarkı yükseliyordu.İnsanlar telaşla evlerine yetişmeye çalışırken biz yavaş yürüyorduk.Belinay ansızın koluma girdi.
“Biliyor musun?”
“Neyi?”
“Sen eskiden daha çok gülüyordun.”Başımı önüme eğdim.
“Ben hiç güldüğümü hatırlamıyorum.”
“Ben hatırlıyorum.İlk tanıştığımız gün…O kadar çok konuşuyordun ki öğretmen seni iki kere uyarmıştı.”İkimiz de güldük.
Belki de uzun zamandır ilk kez içten…Ve buradan çok güzel bir geçiş yapabilirsin.Belinay:
“Bu gece sizde kalabilir miyim?”Ümay şaşırır.
“Baban izin verir mi?”
Belinay“Verir. Zaten nöbette.” Sözünü bitirdiğinde
“Benim babam…”Belinay sözümü kesip “Baban dışarıdan dünyanın en iyi babası gibi davranıyor.”“Ama ben gerçeği biliyorum.”
Caddeye vardığımızda her zamanki gibi ilk durağımız aynı kafeydi.Kapının üzerindeki küçük zil içeri girerken tanıdık bir ses çıkardı.İçerisi tarçın ve kahve kokuyordu.Duvarlarda eski plaklar, sararmış fotoğraflar ve yıllardır değişmeyen ahşap masalar vardı.Cam kenarındaki masaya oturduk.Garson bizi görünce gülümsedi.
“Yine aynı siparişler mi kızlar?”Belinay kahkaha attı.
“Değiştirmeye cesaret edemiyoruz.”Ben de gülümsedim.İlk defa bu kadar rahat nefes aldığımı hissettim.Belki de burası, kendim olabildiğim tek yerdi.Sıcak çikolatalarımız masaya geldiğinde Belinay bana baktı.
“Hatırlıyor musun?”
“Neyi?”“
İlk geldiğimiz günü.”İstemsizce güldüm.Nasıl unutabilirdim ki?…İlk tanıştığımız haftaydı.Okuldan ağlayarak çıkmıştım.O adam yine okulun önünde herkesin içinde bana bağırmıştı.Hiçbir şey olmamış gibi yürümeye çalışıyordum.Belinay ise arkamdan sessizce gelmişti.“Bir kahve içelim mi?”demişti.Hiç tanımadığım birinin teklifini neden kabul ettiğimi bugün bile bilmiyorum.Belki de gözlerindeki samimiyet yüzündendi.O gün bu kafeye gelmiştik.Saatlerce konuşmuştuk.Aslında konuşan daha çok Belinay’dı.Ben ise sadece dinliyordum.En sonunda bana dönüp,
“Tamam.”demişti.
“Neden tamam?”
“Bundan sonra yalnız değilsin.”O gün ilk defa biri bana acıyarak değil…Yanımda olmak istediği için yaklaşmıştı.İşte o gün arkadaş değil…Kardeş olmuştuk.…
“Ümay.”
Belinay’ın sesiyle geçmişten çıktım.
“Yine daldın.”
“Biraz.”Gülümsedi.
“Sen hep geçmişte yaşıyorsun.”
“Belki.Bir gün gelecekte yaşamayı da öğrenirsin.”Akşam olmuştu.Meliha Teyze sofrayı hazırlarken kapı çaldı.Ümay şaşırdı.
“Bu saatte kim olabilir?”Belinay ayağa kalktı.
“Babamdır.” Hemen yüzüm gerildi.
“Ne?”
“Geleceğini söylememişti.”Kapı tekrar çaldı.Meliha Teyze gidip açtı.Kapıda kırklı yaşlarının sonunda, düzgün giyimli, yüzünde sakin bir ifade taşıyan bir adam duruyordu.
“İyi akşamlar.Ben Belinay’ın babası Barış .Kızım rahatsızlık vermesin diye bir uğrayayım dedim.”Meliha Teyze tebessüm etti.
“Estağfurullah, buyurun.” Barış bey içeri girdi.Tam o sırada merdivenden indim .Göz göze geldik .Adamın yüzündeki ifade bir anlığına değişti.
Çünkü o soyadı biliyordu.O evi biliyordu.Ve en önemlisi…O adamı tanıyordu.Ama belli etmedi.Sadece gülümsedi.
“Demek sen Ümay’sın.Belinay senden çok bahsediyor.”hafifçe başımı eğdim .
“Hoş geldiniz.”
Tam o sırada dış kapı yeniden açıldı.Babam beklenenden erken dönmüştü.İkisi göz göze gelmişti .Elindeki araba anahtarlarını masaya bıraktı.Bizi görünce kısa bir şaşkınlık yaşadı.Ama bu şaşkınlık yalnızca bir saniye sürdü.Yüzüne her zamanki kusursuz tebessümünü yerleştirdi.
“Misafirimiz varmış.”Barış Bey ayağa kalktı.İki adam göz göze geldi.Salonun içindeki hava bir anda değişmişti.
“Barış Demir.”dedi Barış Bey elini uzatarak.
“Murat Soylu.”Murat da elini uzattı.Tokalaştılar.İkisi de gülümsüyordu.Ama gözleri…Gözleri hiç gülmüyordu.Sanki yıllar önce yarım kalmış bir hesap yeniden karşılarına çıkmıştı.Murat eli biraz daha sıkı sıktı.
“Tanıştığımıza memnun oldum.”Barış Bey de aynı sakinlikle karşılık verdi.
“Ben de.”
İkisi de birbirini tanıyordu.Bunu hissetmemek mümkün değildi.Ama bunu yalnızca onlar biliyordu.Belinay neşeyle araya girdi.
“Baba, Ümay bana bugün ders çalıştıracak.”Barış Bey gülümseyerek kızına baktı.
“Demek sonunda biri sana ders çalıştırmayı kabul etti.”Belinay dudak büktü.
“Abartma ya.”
Salonda kısa bir kahkaha yükseldi.Sadece Murat gülmüyordu.Bakışları hâlâ Barış’ın üzerindeydi.Barış ise bunu fark etmiş gibi çayından bir yudum aldı.
Meliha Teyze mutfaktan seslendi.
“ yemekler hazır.”Herkes masaya geçti.Bir süre havadan sudan konuşuldu.Barış Bey, Ümay’a dönerek gülümsedi.
“Belinay seni hep anlatıyor.Çok güçlü biri olduğundan bahsediyor.”Murat, viski bardağını masaya biraz sert bıraktı.
“Gençler bazen olayları abartmayı sever.”Barış, gözlerini Murat’a çevirdi.
“Bazen de büyükler bazı şeyleri saklamayı.”Masada kısa bir sessizlik oluştu.Ben ikisinin neden böyle konuştuğunu anlayamamıştım.Belinay da şaşkın görünüyordu.Murat birkaç saniye sustu.Sonra yeniden gülümsedi.
“Ne iş yapıyordunuz Barış Bey?”
“Devletteyim.Uzun yıllardır.”
Murat’ın göz bebekleri küçüldü.
“Öyle mi…Ne güzel.”Barış hafifçe başını salladı.
“Evet.İnsanın bazı dosyaları yıllarca kapanmıyor.”Bu cümleyi söylerken gözlerini Murat’tan ayırmamıştı.Murat ise ilk kez bakışlarını kaçırdı.Belinay ayağa kalktı.
“Ümay, hadi odana çıkalım.”Ben de yerimden kalktım.Tam merdivenlere yönelirken istemsizce arkama baktım.İki adam yine birbirine bakıyordu.İlk kez…Babamın gözlerinde korkuya benzeyen bir ifade görmüştüm.Ve bunun nedenini bilmiyordum.Kapıyı kapattığımız an aşağıdan boğuk sesler gelmeye başladı.Belinay bir şey anlatıyordu ama kulaklarım aşağıdaydı.Sonra babamın sesi duyuldu
.“…Seni burada görmeyi beklemiyordum.”Ardından Barış’ın sakin ama sert sesi yükseldi.
“Ben bekliyordum.”Kalbim bir anda hızlandı.Birbirlerini tanıyorlardı.Hem de sandığımdan çok daha uzun zamandır…
Bir varmış…Bir kız varmış.Kalbini kimse duymasın diye sessiz yaşamayı öğrenmiş.Yağmuru kendine sırdaş,Yıldızları annesine mektup,Geceyi ise saklanacak bir yer yapmış.Kimse bilmezmiş…En çok sessiz kalan insanların içinde en büyük çığlıklar yaşarmış.Ve o kızın hikâyesi…Daha yeni başlıyormuş.
&
Belki bu hikâyede kendinizden küçük bir parça bulacaksınız. Belki de yıllardır kimseye anlatamadığınız bir duyguyu Ümay anlatacak. Eğer öyle olursa bilin ki yalnız değilsiniz. Hepinize şimdiden güzel okumalar diliyorum. 🌙🤍
Bölüm etkileşimi
