12. bölüm · Muhafazakar Kalp

BÖLÜM 10 – Kan Sessiz Konuşur

Tuba Avcı

Arabanın motoru sustuğunda hiç kimse hemen inmedi.Apartmanın önündeki ağaçların yaprakları hafif rüzgârla sallanıyordu. Sabah çoktan geçmiş, öğlen akşam için hazırlık yapıyordu . Sokakta çocuk sesleri duyuluyor, uzaktan simitçinin sesi geliyordu.
Hayat…Hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu.Oysa benim dünyam birkaç saat içinde tamamen değişmişti.Kesin bir şey söylenmemişti.Ama doktorun yüzündeki o ifade…“Hematoloji.”
O kelime zihnimin içinde durmadan yankılanıyordu.Barış Bey kontağı kapattı.Derin bir nefes aldı.
“İnelim.”Belinay önce kapıyı açtı.Ardından bana döndü.
“Yavaş.”Başımı salladım.
“İyiyim.”Belinay gözlerini hafifçe kıstı. “Artık bu kelimeyi duymak istemiyorum.”İstemsizce gülümsedim.
Barış Bey de hafifçe gülümsedi.
“Belinay haklı.İyi değilsen ‘iyiyim’ demeyeceksin.”Arabadan inerken başım çok hafif döndü.Tam sendeleyecekken Barış Bey koluma girdi.
“Dikkat.”
“Teşekkür ederim.”
“Teşekküre gerek yok.”Üçümüz sessizce apartmana girdik.Asansör yine her zamanki gibi ağır ağır yukarı çıkıyordu.İçeride kimse konuşmuyordu.Asansörün çıkardığı mekanik ses bile gereğinden fazla yüksek geliyordu.Üçüncü kata geldiklerinde kapı açıldı.Belinay anahtarı çıkarıp kapıyı açtı.Evin içine girer girmez tanıdık koku yüzüme çarptı.
Sabah aceleyle çıktığımız için salonda battaniyeler hâlâ koltukların üzerindeydi.Masanın üzerinde boş cips paketleri, yarısı içilmiş meyve suyu kutuları ve birkaç bardak duruyordu.Sanki birkaç saat önce değil de günler önce evden çıkmış gibiydik.
Belinay ayakkabılarını çıkarırken iç çekti.
“Şu dağınıklığa bak.”Barış Bey ceketini askıya astı.
“Bırak.Birazdan toplarız.”Sonra bana döndü.
“Sen otur.Dinlenmen gerekiyor.”
“Ben yardım ederim.”
“Hayır.”Bu kez sesi biraz daha kararlıydı.
“Doktor ne dedi?Dinleneceksin.”İlk defa itiraz etmedim.Sessizce koltuğa oturdum.
Salondaki aile fotoğraflarına gözüm takıldı.Birinde küçük Belinay babasının omzundaydı.Bir diğerinde üçü birlikte deniz kenarında gülümsüyordu.O karelerde eksik olan tek şey…Belinay’ın annesiydi.Fotoğraflarda yıllardır aynı iki kişi vardı.Ama yine de…O evin içinde sevgi hissediliyordu.Benim evimde ise herkes aynı çatı altındaydı.Ama kimse birbirinin yanında değildi.Düşüncelerimin arasından Barış Bey’in sesi sıyrıldı.
“Ümay.”Başımı kaldırdım.Elinde bir bardak su vardı.
“Önce bunu iç.”Bardağı uzattı.Teşekkür edip birkaç yudum aldım.Belinay da yanıma oturdu.
“Bugün okul kesin gitti.”Başımı hafifçe salladım.
“Bir ay sonra mezun olacağız.Son zamanlarımızdı.”Belinay burukça güldü.
“Biz mezuniyeti düşünüyorduk.Hayat bize başka şeyler düşündürdü.”
Hiçbirimiz konuşmadık.Barış Bey mutfaktan geri döndü.Elinde telefon vardı.
“Doktorla tekrar konuştum.”İkimiz de aynı anda ona baktık.
“Yeni kan sonuçlarının bir kısmı yarın çıkacak.Geri kalanlar ise birkaç gün sürebilirmiş.”İçim sıkıştı.
“Yani bekleyeceğiz.”
“Evet.”
Beklemek…Bazen en zor şeydi.Ne kötü olduğun belliydi…Ne de iyi.Sadece…Belirsizlik.
Barış Bey karşı koltuğa oturdu.Bir süre bana baktı.Sonra yumuşak bir sesle konuştu.
“Ümay.”
“Evet?”
“Bugünden sonra tek başına hiçbir hastane randevusuna gitmeyeceksin.”Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
“Gelmenize gerek yok.”
“Var.”
“Ben hallederim.”
“Hayır.”Sesinde alışık olduğum o sakin ama kesin ton vardı.
“Sen artık bunu tek başına taşımayacaksın.”Boğazım düğümlendi.Yıllardır ilk kez…Birisi yükümü paylaşmak istiyordu.Gözlerim dolsa da ağlamadım.Sadece başımı eğip usulca,“Tamam.”diyebildim.
Tam o sırada salondaki sessizliği telefon sesi böldü.Üçümüz de aynı anda sese döndük.Barış Bey cebinden telefonunu çıkardı.Ekrana baktı.Arayan hastaneydi.Bir an yüzündeki ifade değişti.Telefonu açmadan önce bana baktı.İçimde tarif edemediğim kötü bir his oluştu.Barış Bey çağrıyı cevapladı.“Buyurun?”Karşı taraf konuşurken yüzündeki sakin ifade yavaş yavaş kayboluyordu.Belinay endişeyle bana baktı.Ben ise sadece Barış Bey’in gözlerine odaklanmıştım.Telefon konuşması bittiğinde odanın içindeki sessizlik eskisinden çok daha ağırdı.Barış Bey telefonu yavaşça cebine koydu.Derin bir nefes aldı.Sonra bize baktı.
“Sanırım…yarınki randevuyu beklemeyeceğiz.”O cümleyle birlikte kalbim hızla çarpmaya başladı.
“Nasıl yani?”Soruyu Belinay sormuştu.Sesi titriyordu.Barış Bey birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.Sanki kuracağı cümleyi dikkatle seçmeye çalışıyordu.Telefonunu yavaşça masanın üzerine bıraktı.
“Hastanedeki doktor aradı.”Ben farkında olmadan doğruldum.
“Bir sorun mu var?”Barış Bey başını iki yana salladı.
“Bilmiyorum. Hematoloji doktoru seni bugün tekrar görmek istiyormuş.”İçimdeki huzursuzluk bir anda büyüdü.
“Neden?”
“Telefonda ayrıntı vermediler.Sadece mümkün olduğunca erken gelmemizi söylediler.”Belinay’ın yüzü bembeyaz kesildi.
“Bu iyi bir şey mi?”Barış Bey kızına baktı.
“İyi ya da kötü diyemem.Belki sadece yeni tahlil isteyecekler.Belki sonuçlardan emin olmak istiyorlardır.En kötüsünü düşünmeyeceğiz.”Ben sessizce ellerime baktım.
Parmaklarım birbirine kenetlenmişti.Titriyordum.Barış Bey bunu fark edince yanıma oturdu.
“Ümay.”Başımı kaldırdım.
“Korkuyor musun?”Gözlerimi ondan kaçırdım.
“Evet.”İlk kez…“İyiyim.” dememiştim.İlk kez gerçekten hissettiğimi söylemiştim.Barış Bey hafifçe gülümsedi.
“Bu daha güzel.”Şaşkınlıkla ona baktım. “Duygularını saklamaman.Korkuyorsan korkuyorum diyeceksin.Üzülüyorsan üzüldüm diyeceksin.Bunları tek başına taşımayacaksın.”Boğazım düğümlendi.Belinay sessizce yanıma gelip omzuma yaslandı.
“Birlikte gideriz.Seni yalnız bırakmam.”Gözlerimi kapattım.İçimdeki korku hâlâ duruyordu.Ama yalnız değildim.Hazırlanmamız uzun sürmedi.Barış Bey hastane dosyasını aldı.Ben montumu giyerken elim yine hafifçe titredi.Belinay fermuarımı çekmeme yardım etti.
“Bak.Bundan sonra ben yanındayım.”İstemsizce gülümsedim.
“Sen zaten hep yanımdaydın.”Belinay da gülümsedi.
“Öyle.Artık daha fazla.”Evden çıktık.Bu kez apartman merdivenleri bana daha uzun geliyordu.Her basamakta içimdeki kaygı biraz daha artıyordu.Arabaya bindik.Kimse müziği açmadı.
Şehir yine kalabalıktı.Kırmızı ışıklarda duran insanlar…Otobüs bekleyen öğrenciler…Kafelerde oturup kahve içen gençler…Herkes kendi hayatını yaşıyordu.Ben ise kendi hayatımın hangi yöne gittiğini bilmiyordum.Yaklaşık yirmi dakika sonra hastanenin otoparkına girdik.Arabadan inerken Barış Bey dosyayı eline aldı.“Hadi.”Bu kez doğrudan hematoloji polikliniğine çıktılar.Koridor diğer bölümlere göre daha sakindi.Duvarlarda kan bağışıyla ilgili afişler vardı.
Bekleme salonunda farklı yaşlarda insanlar oturuyordu.Küçük bir çocuk annesinin omzunda uyuyordu.Yaşlı bir adam elindeki dosyaya boş gözlerle bakıyordu.İçimde garip bir sıkışma oluştu.
Belinay sessizce elimi tuttu.
“Sıkma canını.Her şey güzel olacak.”
Keşke…Ben de buna inanabilseydim.Tam ismim anons edilecekken doktor odasının kapısı açıldı.İçeriden orta yaşlı bir doktor çıktı.Dosyasına baktı.Sonra başını kaldırıp etrafa göz gezdirdi.
“Ümay Soylu?”Ayağa kalktım.
“Benim.”Doktor hafifçe gülümsedi.
“İçeri alalım.”Barış Bey de bizimle birlikte yürümek istedi.Doktor nazikçe başını salladı.
“Yakınları da gelebilir.”Odaya girdiğimizde doktor dosyamı önüne koydu.Birkaç saniye boyunca sayfaları çevirdi.Sonra gözlüğünü çıkarıp masanın üzerine bıraktı.Yüzündeki ifade ne çok sertti…Ne de rahatlatıcı.Tam karar veremediğim bir ifadeydi.Kalbim hızlanmıştı.Doktor sonunda başını kaldırdı.
“Ümay…Öncelikle senden sakin olmanı isteyeceğim.”O cümleyi duyar duymaz…İçimde kötü bir his sessizce büyümeye başladı. Bize tek tek baktı.
“Kan sonuçlarını ayrıntılı olarak değerlendirdik.Şu an elimizde kesin bir tanı yok.Ama değerler, daha ileri bir inceleme yapmamızı gerektiriyor.”
Barış Bey öne doğru eğildi.
“Nasıl bir inceleme?”Doktor birkaç saniye sustu.
“Ümay’dan kemik iliği biyopsisi almamız gerekiyor.”O cümleyle birlikte odadaki sessizlik ağırlaştı.
“Ne…ne demek o?”diye fısıldadım.Doktor sakin bir ses tonuyla anlatmaya başladı.
“Korkmanı istemiyorum.Kemik iliğinin çalışma düzenini incelememiz gerekiyor.Bu işlem bize kan değerlerindeki değişikliğin nedenini daha net gösterecek.”Belinay’ın eli elimin üzerinde biraz daha sıkıldı.
“Biyopsi…çok acır mı?”Doktor gülümsedi.
“İşlem lokal anestezi altında yapılacak.Bir miktar baskı hissedebilirsin.Ama mümkün olduğunca rahat geçirmen için gereken her şeyi yapacağız.”Barış Bey derin bir nefes aldı.
“Bugün mü yapılacak?”Doktor başını salladı.
“Eğer onay verirseniz…bugün hazırlıkları tamamlayıp işlemi gerçekleştirebiliriz.”Kalbim hızla atmaya başladı.Ne diyeceğimi bilmiyordum.
Belinay gözlerimin içine baktı.“Ben yanındayım.”
Barış Bey de sakin ama kararlı bir sesle ekledi:“Bu odadan çıktığın anda da yanında olacağım.”İlk kez korkumun yanında küçük de olsa bir güven hissi vardı.Derin bir nefes aldım.Sonra doktora baktım.
“Tamam.Yapın.”Doktor başını hafifçe salladı.
“Cesur bir karar verdin.Hemşire birazdan seni işlem odasına hazırlamak için gelecek.”Kapı kapandıktan sonra odada yine sessizlik hâkimdi.
Ben ise sadece tek bir şeyi düşünüyordum.Acaba…Hayatım gerçekten birkaç dakika sonra değişecek miydi?
Hemşire koridorda yavaş adımlarla yürüyordu.
Ben ise arkasından gidiyordum.
Belinay sağ tarafımda…
Barış Bey sol tarafımdaydı.
Kimse konuşmuyordu.
Koridor her geçen adımda biraz daha uzuyormuş gibi geliyordu.
Duvarlardaki beyaz ışık gözlerimi rahatsız ediyordu.
En sonunda hemşire küçük bir odanın önünde durdu.
Kapıyı açtı.
“Buyurun.”
Odanın ortasında işlem yatağı vardı.
Yan tarafta metal tepsiler, steril paketler ve tıbbi malzemeler diziliydi. Doktor da oradaydı
İçeri girer girmez içimdeki korku biraz daha büyüdü.
Doktor steril eldivenlerini giyerken bana gülümsedi.
“Ümay.Şimdi biyopsi alınacak bölgeyi lokal anesteziyle uyuşturacağız.Yani işlem sırasında acı hissetmemen için elimizden geleni yapacağız.”Başımı usulca salladım.
Hemşire yatağa uzanmama yardım etti.
“Rahat ol.Sadece 15-20 dakika sürecek.”Soğuk antiseptik sıvı tenime değdiğinde istemsizce ürperdim.
Ardından doktor ince bir iğneyle lokal anesteziyi uyguladı.İlk birkaç saniye hafif bir yanma hissettim.Sonra…O bölge yavaş yavaş uyuşmaya başladı.Doktor bana dönerek,
“Beni duyuyor musun?”
“Evet.”
“Herhangi bir acı hissedersen hemen söyle.”
“Tamam.”
Odanın kapsınca duruyordu. Hemşire Bir elini omzuma koymuştu.Diğer eli ise avucumu sımsıkı tutuyordu.Barış Bey aklıma geldi doktor odasında birkaç adım ötede sessizce bizi izliyordu.Göz göze geldiğimizde bana cesaret vermek istercesine hafifçe gülümsemişti .Doktor son kez hazırlıkları kontrol etti.
“Başlıyoruz.”Gözlerimi kapattım.Acıdan çok…Kalbimdeki korkuyu hissediyordum.İşlem boyunca sadece hafif bir baskı ve çekilme hissi vardı.Doktor ara ara,“Çok iyi gidiyorsun.”“Biraz daha.”diyerek beni sakinleştiriyordu.On veya Onbeş dakika sonra doktor eldivenlerini çıkardı.
“Tamam Ümay.İşlem bitti.”Şaşkınlıkla gözlerimi açtım.
“Bu kadar mıydı?”Doktor gülümsedi.
“Evet.Şimdi örnek laboratuvara gönderilecek.Sonuçlar geldikten sonra yeniden konuşacağız.”
Aradan üç gün geçmişti.
Üç gün…
Sadece yetmiş iki saat.
Ama bana sorsalar, aylar geçmiş gibiydi.
Kemik iliği biyopsisinden sonra doktorun söylediği tek şey, “Sonuçlar çıkınca sizi arayacağız.” olmuştu.
O üç gün boyunca Barış Bey, Murat’tan izin almıştı.
“Sonuçlar çıkana kadar Ümay bizde kalacak.”
demişti.
Murat ise yalnızca kısa bir cevap vermişti.
“Nasıl uygun görüyorsanız.”
Ne bir geçmiş olsun…
Ne de nasıl olduğumu soran tek bir cümle…
Artık buna şaşırmıyordum.
Belinay ise bir an olsun yanımdan ayrılmamıştı.
Film açmıştı.
Sohbet etmeye çalışmıştı.
Beni güldürmek için elinden geleni yapmıştı.
Barış Bey her akşam işten gelir gelmez,
“Bugün nasılsın kızım?”
diye soruyordu.
İlk başlarda bu kelimeye alışamamıştım.
Kızım…
Bir insanın ağzından bu kadar doğal çıkabilir miydi?

Bir şey daha vardı.
O üç gün boyunca…
Telefonum hiç çalmamıştı.
Bilinmeyen numaradan tek bir mesaj bile gelmemişti.
İlk kez…
Sessizlik vardı.
Garip olan ise…
Bu sessizlik beni rahatlatmıyordu.
Aksine…
İçimde açıklayamadığım bir boşluk oluşturuyordu.
Sanki…
Bir şey eksikti.
Ya da…
Fırtına kopmadan önceki sessizlikti.

Sabah erkenden hastaneye geldik.
Bu kez koridor bana ilk gelişimiz kadar yabancı gelmiyordu.
Ama korkum…
İlk günkü kadar büyüktü.
Üçümüz yine aynı sandalyelerde oturuyorduk.
Belinay yanımda…
Barış Bey tam karşımda…
Kimse konuşmuyordu.
Sadece koridorda yankılanan ayak sesleri duyuluyordu.
Belinay sessizce elimi tuttu.
“Soğuk.”
dedi.
“Ellerin buz gibi.”
Farkında bile değildim.
Barış Bey dosyayı dizlerinin üzerinde tutuyordu.
Ara sıra saate bakıyor…
Sonra gözlerini bana çeviriyordu.
Tam o sırada doktorun odasının kapısı açıldı.
Sekreter dışarı çıktı.
Elindeki dosyaya baktı.
Sonra başını kaldırdı.
“Ümay Soylu…”
“Doktor Bey sizi bekliyor.”
Kalbim bir anda hızlandı.
Barış Bey ayağa kalktı.
Belinay elimi biraz daha sıktı.
Ben ise…
Sanki bacaklarım bana ait değilmiş gibi yavaşça ayağa kalktım.
Kapıya doğru attığım her adım…
Hayatımı ikiye ayıracakmış gibi hissettiriyordu.
&

Evet, biliyorum ümay’ın bu duruma gelmesi çok üzücü ama unutmayın bir savaştayken özellikle hayat ise karşımızdaki her ihtimal vardır herşeyle savaşabiliriz sadece tek yapmamız gereken bu savaştan galip gelmek…