Muhafazakar Kalp kitap kapağı

5. bölüm / 24

Muhafazakar Kalp

Bölüm 4: Kırık Sessizlikler

Vaveyla Yazarı: Tuba Avcı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: Bölüm 4: Kırık Sessizlikler

“Bazı insanlar karanlıktan korkar… Bazıları ise karanlığın içinde yaşamayı öğrenir. Ama en tehlikelisi, karanlığı kendi evi sanmaya başlamaktır.”
Belinay odama girer girmez kapıyı usulca kapattım.İkimiz de birkaç saniye boyunca tek kelime etmedik.Aşağıdan boğuk sesler geliyordu.
Kristal bardakların birbirine çarpması…Şişeden bardağa dökülen viskinin sesi…O adam yalnızca önemli gördüğü insanlara viski ikram ederdi.Demek ki Barış Bey, onun gözünde sıradan bir misafir değildi.Belinay yatağın üzerine oturdu.Derin bir nefes verdi.
“Ümay…”
“Hı?”
“Babam bugün çok garip davrandı.”Camın önüne yürüdüm.Yağmur yeniden başlamıştı.Damlalar cama çarptıkça içimdeki düşünceler de birbirine karışıyordu.
“Ne demek istiyorsun?”
“Babam insanları kolay kolay sevmez.Kendini de kolay kolay tedirgin ettirmez.
Bugün…”Bir an durdu.
“Senin babana bakarken yüzü değişti.”
Başımı yavaşça ona çevirdim.Aslında aynı şeyi ben de hissetmiştim.Hayatım boyunca herkesi korkutan adam…İlk defa biri karşısında huzursuz görünüyordu.Bu düşünce bile tuhaftı.Belinay sessizliği bozdu.
“Benden bir şey mi saklıyorsun Ümay?”Derin bir nefes aldım.Artık saklayamazdım.Yavaşça çalışma masama yöneldim.En alt çekmeceyi açtım.Katlanmış fotoğrafı…Ve siyah kaplı defteri çıkardım.Belinay şaşkınlıkla bana baktı.
“Bunlar ne?”
“Dün gece…”Sesim istemsizce titredi.
“…o adamın odasına girdim demiştim ya o oradan tek bişey almadım çok şey aldım .”Belinay ayağa fırladı.
“Ne yaptın sen?”
“Biliyorum.Çok tehlikeliydi.Ama başka çarem kalmamıştı.”mektupları,defteri eline aldı.Uzun uzun inceledi.Parmakları hafifçe titriyordu.
“Bu annen değil mi?”Başımı salladım.
“Yanındaki fotoğraftaki adam?”
“Bilmiyorum cidden tanımıyorum .İlk kez görüyorum.”Belinay kaşlarını çattı.Fotoğrafı ışığa doğru kaldırdı.Tam geri indirecekken bir anda durdu.
“Bir dakika…”
“N’oldu?”
“Şurada bir mühür var.”Fotoğrafı elime aldım.Gerçekten de sağ alt köşede neredeyse tamamen silinmiş eski bir mühür vardı.Yalnızca birkaç harf seçilebiliyordu.
“…BA…”“…EN…”
“Okunmuyor.”Belinay defteri açtı.Eksik sayfalara baktı.Sonra bana döndü.
“Ümay…Bence bu defter senden saklanmamış.”Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
“Ne demek istiyorsun?”
“Bence biri bunu sen bul diye bırakmış.”Kalbim hızlandı.Ya gerçekten öyleyse?
Ya annem…Ölmeden önce bana bir yol bırakmaya çalıştıysa?
Tam o sırada aşağıdan sesler yükseldi.İlk başta konuşmaları seçemiyorduk.Sonra bir anda sesler biraz daha belirginleşti.Belinay bana baktı.
“Dinleyelim mi?”Kısa bir tereddüt yaşadım.
“Olmaz.”
“Neden?”
“Yakalanırsak…”Belinay omuz silkti.
“Meraktan ölüyorum.”İkimiz de sessizce kapıya yaklaştık.Kapıyı birkaç santim araladım.
Koridor karanlıktı.Ayaklarımızın ses çıkarmaması için yavaşça yürümeye başladık.Merdivenlerin başına kadar geldik.Aşağıdaki salon görünüyordu.Murat’ın sırtı bize dönüktü.Barış Bey ise koltuğa yaslanmış, elindeki viski bardağını yavaşça çeviriyordu.İkisi de sessizdi.Sonra Barış Bey konuştu.
“Yıllar geçmiş.”Murat cevap vermedi.
“İnsan bazı şeyleri unutacağını sanıyor. Yanılmışım.”Murat derin bir nefes aldı.
“Geçmişi kurcalamanın kimseye faydası olmaz.”Barış Bey hafifçe gülümsedi.
“Ben geçmişi değil…yarım bırakılmış bir hesabı hatırlıyorum.”İkimiz de nefesimizi tuttuk.
Tam o sırada Barış Bey başını yavaşça merdivenlere çevirdi.Göz göze geldik.Kalbim duracak sandım.Belinay’la birlikte hemen geri çekilmek istedik.Ama çok geçti.
Barış Bey’in dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu.
“Genç kızlar…”Sesi sakindi.“Ayıp oluyor ama.Kapı dinlemek pek hoş bir davranış değil.”Belinay utançla başını kaşıdı.
“Şey…Biz…Su içmeye iniyorduk.”Barış Bey hafifçe güldü.
“Öyle mi?Demek su mutfakta değil, merdiven başında içiliyor.”Belinay yüzünü buruşturdu.
“Baba…”
“Tamam, tamam.”Ayağa kalktı.
“Bazen merak insanı istemediği kapıların önüne götürür.”
Sonra bana baktı.Bakışları diğerlerinden çok farklıydı.Sanki söylemek istediği onlarca şey vardı.Ama hiçbirini söylemiyordu.Yalnızca tek bir cümle kurdu.
“Ümay…Her gerçeği öğrendiğinde mutlu olacağını sanma.”Salonda yeniden sessizlik oldu.Ve ben…İlk defa o cümlenin neden içimi bu kadar ürperttiğini anlayamadım.Barış Bey’in son cümlesi kulaklarımda yankılanıyordu.
“Her gerçeği öğrendiğinde mutlu olacağını sanma.”
Ne demek istemişti?Babam neden tek kelime edememişti?O adamın yüzündeki o korkuyu ilk defa görmüştüm.Belinay kolumdan tuttu.
“Hadi.”
Sessizce odama geri çıktık.Kapıyı kapattığım an dizlerimdeki güç çekilmiş gibi yatağın kenarına oturdum.Belinay endişeyle yanıma çömeldi.
“İyi misin?”Başımı sallamak istedim.Ama boğazımdan tek kelime çıkmıyordu.Göğsümün tam ortasında ince bir ağrı vardı.Nefes almakta zorlanıyordum.Ellerim titriyordu.Belinay hemen masanın üzerindeki suyu uzattı.
“Ümay…Sakin ol.”
Bardağı tuttum.Ama elim o kadar titriyordu ki su yatağın üzerine döküldü.
Gözlerimi kapattım.
Tam o anda…Burnuma tanıdık bir koku geldi.
Lavanta…
Annem hep lavanta kokardı.Altı yaşındaydım.Elimde oyuncak bebeğim vardı.Ev o kadar sessizdi ki kendi nefesimi duyabiliyordum.
“Anne?”Sesim küçücüktü.Cevap gelmedi.
“Anne…”
Bir kapı aralıktı.Yavaşça yürüdüm.Küçük adımlarımla koridoru geçtim.Kalbim neden bu kadar hızlı atıyordu bilmiyordum.Odaya girdiğimde önce yerde kırılmış bir çerçeve gördüm.İçinde bizim fotoğrafımız vardı.Annem gülümsüyordu.Sonra…Yerde duran ilaç kutularını fark ettim.
“Anne?”
Yatağın kenarında oturuyordu.Saçları dağılmıştı.Başını duvara yaslamıştı.Gözleri kapalıydı.Yanına koştum.Elini tuttum.Buz gibiydi.
“Anne…Bak ben geldim.Sana papatya çizdim. sen çok seversin ”Cevap vermedi.Küçük ellerimle yanağını okşadım.
“Anne…Lütfen konuş.”Tam o sırada arkamdan sert bir ses duyuldu.
“Ümay!”Babamdı.Koşarak içeri girdi.Beni annemin yanından çekti.O kadar sert çekmişti ki kolum günlerce mor kalmıştı.“Ağlama!”diye bağırmıştı.“Kes sesini!”Ben ise hâlâ anneme bakıyordum.Neden uyanmıyordu?Neden bana sarılmıyordu?Anlamıyordum.Tek bildiğim…
O gün annemin gözlerinde ilk kez ışık yoktu.
“Ümay!”
Belinay’ın sesiyle irkilerek gözlerimi açtım.Nefes nefeseydim.Alnımdan soğuk terler akıyordu.Belinay iki eliyle omuzlarımı tutmuştu.
“Bana bak.Nefes al.”Derin bir nefes almaya çalıştım.Ama ciğerlerim sanki izin vermiyordu.Başım dönüyordu.Kulaklarım uğulduyordu.
“Annem…”diyebildim güçlükle.
“Yine onu gördüm.”Belinay hiçbir şey söylemedi.Beni yavaşça kendine çekti.Başımı omzuna yasladım.
Dakikalarca ağladım.
Sessizce…Kimse duymasın diye.
Belinay saçlarımı okşuyordu.
“Geçecek.”dedi.İlk kez bu sözü duyduğumda sinirlenmedim.Çünkü bunu söyleyen kişi gerçekten geçmesini isteyen tek insandı.Bir süre sonra kendimi toparlamaya çalıştım.
Tam o sırada çalışma masamın üzerindeki siyah defter gözüme ilişti.
Defter…Sanki beni çağırıyordu.Ve içimde tuhaf bir his vardı.
O defterin içinde…Annemin sustuğu bütün cümleler saklıydı.
Odamın içini yeniden sessizlik kaplamıştı.Sadece duvardaki saatin tik takları duyuluyordu.
Belinay yatağın kenarına oturdu.Ben ise çalışma masama yaklaşarak siyah kaplı defteri elime aldım.Parmaklarımı kapağının üzerinde gezdirdim.Sanki yıllardır beni bekliyordu.Derin bir nefes aldım.
“Hazır mısın?”Belinay başını salladı.
“Sanırım.”
Defteri yavaşça açtım.İlk sayfalar yine boştu.Sonra annemin el yazısını gördüm.Kalbim hızlandı.Satırlar titreyen bir kalemle yazılmış gibiydi.
“Eğer bunu okuyorsan…”Duraksadım.Belinay bana baktı.
“Devam et.”Yutkundum.
“Demek ki artık hiçbir şeyi tek başına taşıyamıyorum.”
Boğazım düğümlendi.Annem…Bunları gerçekten benim için mi yazmıştı?Sayfayı çevirdim.
“Bazen insan en çok sevdiği kişiden korkarmış.”“Ben bunu çok geç öğrendim.”
Belinay sessizce beni izliyordu.O da en az benim kadar şaşkındı.Bir sonraki sayfaya geçtim.Sayfanın yarısı yırtılmıştı.Kalan bölümde yalnızca birkaç cümle vardı.
“Sana gerçeği anlatmak istedim.”“Ama izin vermedi.”“Eğer bir gün…”
Gerisi yoktu.Yırtılmıştı.Sinirle sayfaları çevirmeye başladım.
“Kim yaptı bunu?Kim kopardı bu sayfaları?”Sesim istemsizce yükselmişti.
Belinay elini omzuma koydu.
“Sakin ol.”
Tam defteri kapatacakken içinden küçük, sararmış bir kâğıt yere düştü.İkimiz de aynı anda eğildik.Kâğıdı ben aldım.Katlanmıştı.Yavaşça açtım.Üzerinde yalnızca tek bir adres yazıyordu.
“Kuzey Mezarlığı - 7. Ada - Meşe Ağacı.”
Başka hiçbir şey yoktu.Belinay kaşlarını çattı.
“Bu…Annenin mezarı orada değil mi?”Başımı salladım.
“Evet.Ama meşe ağacı…Hiç dikkat etmedim.”Belinay düşünceli bir ifadeyle bana baktı.
“Bence gitmeliyiz.”
İçimde garip bir his oluştu.Korkuyordum.Ama merakım korkumdan daha büyüktü.Tam o sırada kâğıdın arkasında silik bir yazı fark ettim.Işığa tuttum.Okunması zordu.Ancak birkaç kelime seçilebiliyordu.
“Bar…Güven…”
Gerisi silinmişti.Belinay şaşkınlıkla bana baktı.
“Bar…”
“Barış olabilir mi?”Bir an durdum.Aşağıda oturan adam geldi aklıma.
Barış Bey…
Hayır.Bu kadar tesadüf olamazdı.
Olamazdı…
Ama içimde bir ses bunun tesadüf olmadığını söylüyordu.
Kapı hafifçe tıklandı.Ben ve Belinay aynı anda irkildik.Refleksle defteri kapatıp çalışma masasının çekmecesine koydum.“Gel.”Kapı yavaşça aralandı.Meliha Teyze elinde küçük bir tepsiyle içeri girdi.Tepside iki bardak sıcak süt ve birkaç tane kurabiye vardı.
“O kadar konuştunuz ki acıkmışsınızdır diye düşündüm.”Belinay gülümseyerek tepsiyi aldı.
“Teşekkür ederiz Meliha Teyze.”Ben ise olduğum yerde öylece kalmıştım.
Meliha Teyze bana birkaç saniye dikkatlice baktı.Kaşları yavaşça çatıldı.
“Ümay…”Sesinde alışık olduğum o şefkat vardı.
“Kızım, yüzün neden bu kadar bembeyaz?”İstemsizce yanağımı elimle yokladım.
“Öyle mi?”
“Öylesin tabii.”Yanıma kadar geldi.Elini alnıma koydu.
“Bir ateşin de yok…”Sonra iki elinin arasına yüzümü aldı.
“Titriyorsun.”Gülümsemeye çalıştım.
“İyiyim ben.Yalnızca biraz yoruldum.”Meliha Teyze gözlerimin içine baktı.
Beni çocukluğumdan beri tanıyordu.Ne zaman yalan söylediğimi anlayabilecek kadar…
“Yorulmuş gibi görünmüyorsun.Bir şey olmuş.”Başımı iki yana salladım.
“Yok.Gerçekten.”Belinay da bana kısa bir bakış attı.O da yalan söylediğimi biliyordu.
Meliha Teyze derin bir iç çekti.“Bak kızım…İnsan bazen taşıyabileceğinden daha ağır yüklerin altına girer.Ama her yük tek başına taşınmaz.”Bir an sustu.
Gözleri odanın içinde dolaştı.Sonra kısa bir anlığına çalışma masasının çekmecesine takıldı.Bakışları değişti.Sanki orada ne olduğunu biliyormuş gibiydi.Ama hiçbir şey söylemedi.Tekrar bana döndü.
“Başın dönerse ya da kendini kötü hissedersen hemen beni çağır.Tamam mı?”Başımı salladım.
“Tamam Meliha Teyze.”Yanağıma usulca bir öpücük kondurdu.
“İyi geceler kızlar.”Kapıya yöneldi.Tam çıkacakken durdu.Arkasını dönmeden konuştu.
“Ve Ümay…Annen bana bir emanet bıraktı.O emaneti kaybetmeye hiç niyetim yok.”Boğazım düğümlendi.Kapı sessizce kapandı.Odada yine sessizlik hâkimdi.Belinay bana baktı.
“Ümay…Meliha Teyze bir şey biliyor.”Derin bir nefes aldım.Çalışma masasının çekmecesine baktım.
“Evet…Ve bence artık sırları yalnızca o adam saklamıyor.”
Meliha Teyze odadan çıktıktan sonra uzun süre hiçbirimiz konuşmadık.Odanın içinde yalnızca duvardaki saatin sesi vardı.Tik…Tak…Tik…Tak…Belinay sessizliği bozdu.
“Ümay.”Başımı kaldırdım.
“Gidiyoruz, değil mi?”Soruyu sormasına gerek yoktu.Nereye gideceğimizi ikimiz de biliyorduk.Çekmeceden sararmış kâğıdı tekrar çıkardım.Üzerindeki adresi bir kez daha okudum.
Kuzey Mezarlığı…7. Ada…Meşe Ağacı…
Derin bir nefes aldım.
“Evet. Bu gece.”Belinay şaşkınlıkla saate baktı.
“Gece mi?Şimdi mi?”Başımı salladım.
“Sabaha kadar beklersem cesaretimi kaybederim.”Belinay birkaç saniye sustu.Sonra hafifçe gülümsedi.
“Delisin.Biliyorum.Ama seni yalnız göndermem.”İkimiz de sessizce hazırlandık.Telefonlarımızın fenerini kontrol ettik.Kalın montlarımızı giydik.
Evin içi sessizdi.Barış Bey çoktan misafir odasına geçmişti duyduğuma göre babam bu gece burda kalması için çok ısrar etmişti babam ve ısrar bu iki kelime çok alakasız gelmişti bana .Meliha Teyze’nin odasından hafif horlama sesleri geliyordu.
Ayakkabılarımızı elimizde taşıyarak merdivenlerden indik.Kapıyı usulca açtım.
Soğuk hava yüzüme çarptı.Yağmur durmuştu.Toprak ıslaktı.Gece gökyüzü simsiyah görünüyordu.Sanki şehir de bizimle birlikte nefesini tutmuştu.Belinay yanıma geldi.
“Hâlâ vazgeçebiliriz.”Gözlerimi mezarlığa giden yola çevirdim.
“Hayır.Artık geri dönemem.”
Yavaş adımlarla yürümeye başladık.Sokak lambaları arkamızda kalıyordu.Her adım bizi biraz daha karanlığa götürüyordu.Mezarlığın demir kapısına ulaştığımızda saat gece ikiyi geçmişti.
Kapı açıktı.Rüzgâr, paslı demirleri hafifçe sallıyordu.İçeri girdik.Bir süre yalnızca ayak seslerimiz duyuldu.Taşların üzerindeki isimler tek tek geçiyordu gözümün önünden.
Bazılarının çiçekleri tazeydi.Bazılarının ise yıllardır geleni yoktu.Sonunda annemin mezarına ulaştım.Dizlerimin bağı çözüldü.
Yavaşça çömeldim.Parmaklarımı mezar taşının üzerine koydum.
Helin Soylu.
Boğazım düğümlendi.
“Anne…”Sesim fısıltıdan ibaretti.
“Ben geldim.”Belinay biraz geride bekliyordu.Bana zaman tanıyordu.Gözyaşlarımı sildim.Sonra cebimdeki kâğıdı çıkardım.
Meşe Ağacı…
Etrafıma bakındım.Tam mezarın birkaç metre ilerisinde, diğer ağaçlardan daha yaşlı görünen büyük bir meşe vardı.Birbirimize baktık.
“Orası…”
Belinay başını salladı.El fenerini açtı.Ağaca doğru yürümeye başladık.Rüzgâr şiddetlenmişti.Dallar birbirine çarpıyor, gecenin sessizliğini bozuyordu.Ağacın yanına geldiğimizde yerde dikkatimi çeken bir şey oldu.Toprak…Yeni kazılmış gibiydi.Belinay da fark etmişti.
“Ümay…Buraya biri gelmiş.”Kalbim hızlandı.Tam eğilip toprağa dokunacakken…Uzaklardan ayak sesleri duyuldu.Birisi mezarlığa giriyordu.Belinay refleksle kolumu tuttu.
“Birisi geliyor.”
Hiç düşünmeden meşe ağacının arkasına saklandık.Ayak sesleri giderek yaklaşıyordu.
Sonra karanlığın içinden uzun boylu bir adam silueti belirdi.Elinde bir fener vardı.Yavaş adımlarla bizim bulunduğumuz tarafa doğru yürüyordu.Nefesimi tuttum.Kim olduğunu seçemiyordum.
Adam annemin mezarının önünde durdu.Cebinden küçük beyaz bir zambak çıkardı.Sessizce mezarın üzerine bıraktı.Sonra gökyüzüne bakıp yalnızca tek cümle söyledi.
“Geç kaldım…”Rüzgâr sesi alıp götürdü.Adam arkasını döndü.Biz ise hâlâ ağacın arkasında nefes almadan bekliyorduk.Kimdi bu adam?Ve…Annemi nereden tanıyordu?
Bölüm Sonu
“Bazı insanlar hayatına kapıdan girer.Bazıları ise önce bir mezarlıkta çıkar karşına.Ve bazen en büyük tesadüf sandığın karşılaşma…Aslında yıllar öncesinden yazılmış bir kaderdir.”

Sevgili Okuyucum,Bazı hikâyeler yalnızca okunmaz.Hissedilir.Bazen bir cümlesinde kendini bulursun, bazen de bir karakterin sessizliğinde kendi sesini duyarsın.Ümay’ın hikâyesi belki sana yabancı gelebilir. Belki de bir satırında, yıllardır kimseye anlatamadığın bir yaranı hatırlatır. Çünkü her insanın içinde, çocukluğundan kalan küçük bir iz vardır. Kimimiz o izi sevgiyle taşırız, kimimiz ise acıyla.Hayat, herkese aynı davranmıyor.Kiminin omzuna umut bırakıyor, kimininkine yük…Ama şuna bütün kalbimle inanıyorum:İnsan, en karanlık gecesinde bile içinde küçücük bir ışık taşıyabilir.Belki o ışık bir dosttur.Belki bir anne hatırası…Belki de hiç tanımadığın bir insanın söylediği tek bir cümle.Bu hikâyeyi yazarken sadece bir kurgu anlatmak istemedim.Bazı insanların görünmeyen yaralarını da anlatmak istedim.Çünkü dışarıdan güçlü görünen insanların bile geceleri sessizce ağladığı zamanlar olur.Ve bazen en çok gülen insanlar, en çok yorulanlardır.Eğer bu satırları okuyorsan senden küçük bir ricam var.Hayatında sevdiğin insanlara onları sevdiğini söylemekten çekinme.Sarılabiliyorsan sarıl.Affedebiliyorsan affet.Çünkü bazı insanlar, söyleyemedikleri cümlelerle yaşlanıyor.Bazıları ise o cümleleri söyleyemeden bu dünyadan gidiyor.Ümay’ın yolu henüz çok uzun.Önünde cevap bekleyen onlarca soru var.Annesinin sustuğu gerçekler…Babasının sakladığı sırlar…Ve kaderin onun karşısına çıkaracağı insanlar…Belki bu yol onu daha da yaralayacak.Belki de ilk kez gerçekten iyileşmeyi öğretecek.Bunu birlikte göreceğiz.Ama senden tek bir şey istiyorum.Ümay’a sadece bir karakter gibi bakma.Onun korkularını hisset.Sessizliğini dinle.Yağmuru neden bu kadar sevdiğini anlamaya çalış.Çünkü bazen insanlar ağlayamadıkları zaman, gökyüzü onların yerine ağlar.Ve unutma…Her karanlığın bir sabahı vardır.Önemli olan güneşin doğmasını beklemek değil, o güneş doğana kadar umut etmeyi bırakmamaktır.Bir sonraki bölümde yeniden buluşmak dileğiyle…Kendine çok iyi bak.Ve olur da bir gün hayat sana “artık bitti” derse…Ona sessizce gülümse.Çünkü en güzel hikâyeler, tam da her şey bitti sanıldığı anda yeniden başlar.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

22okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18