16. bölüm · Muhafazakar Kalp
BÖLÜM 14 – Yeni Başlangıçlar
Sabah güneşi hastane odasının ince perdelerinden süzülerek içeri giriyordu.Gözlerimi yavaşça açtım.Bir an nerede olduğumu anlayamadım.
Sonra kolumdaki serum…Üzerimdeki hastane kıyafeti…Karşımdaki beyaz duvarlar…
Hepsi bana gerçeği yeniden hatırlattı.Ben hastanedeydim.Kapının yanında bulunan koltukta Barış Bey uyuyakalmıştı.Başını duvara yaslamış, kollarını göğsünde birleştirmişti.Gece boyunca belli ki hiç odadan çıkmamıştı.Üzerindeki ceketini de bana örtmüştü.İçim burkuldu.Sessizce doğrulmaya çalışırken serum hortumu hafifçe gerildi.
Çıkan sesle Barış Bey gözlerini açtı.Beni görünce hemen ayağa kalktı.
“Günaydın.”Sesi uykulu olmasına rağmen yüzünde her zamanki sıcak gülümseme vardı.
“Günaydın.”
“Nasıl hissediyorsun?”Omuz silktim.
“Biraz daha iyiyim.”Barış Bey gülerek başını salladı.
“Bak…Bu cevabı sevdim.”
“Neden?”
“Çünkü ilk defa gerçekten nasıl hissettiğini söyledin.”İstemsizce gülümsedim.Kapı hafifçe çalındı.İçeri hemşire girdi.
“Günaydın.”Serumumu kontrol etti.Ateşimi ölçtü.Tansiyonuma baktı.
“Değerlerin şimdilik güzel görünüyor.Doktor Bey birazdan vizite çıkacak.”Başımı salladım.
“Tamam.”
Hemşire odadan çıktıktan birkaç dakika sonra Belinay telaşla içeri girdi.Elinde kocaman bir poşet vardı.
“Nasılsın?”
diye sorarken yanıma kadar geldi.
“Beni özledin mi?”
“On dakika önce çıktın.”
“Detay.”İkimiz de güldük.Barış Bey poşete baktı.
“Bu kadar ne aldın?”Belinay gururla poşeti açtı.
“Meyve suyu.Kitap.Islak mendil.Dudak kremi.Tokalar.Ve…”Poşetin en altından renkli çoraplar çıkardı.Üzerlerinde küçük papatyalar vardı.
“Bunlar da moral çorapları.”Kahkahamı tutamadım.
“Moral çorabı mı?”
“Evet.Hastanede güzel görünmek de önemli.”Barış Bey gülerek başını iki yana salladı.
“Bu kız gerçekten annesine çekmiş.”Belinay hemen babasına baktı.
“Annem de böyle miydi?”
“Fazlasıyla.”
“O da girdiği her yere renk katardı.”Belinay gülümsedi.
“Demek kimden geldiği belli.”Tam o sırada kapı yeniden çaldı.Bu kez tıklama çok çekingen gelmişti.Üçümüz aynı anda kapıya döndük.
“Gelin.”Kapı yavaşça açıldı.İçeri ilk giren şey…Küçük bir saklama kabı oldu.Arkasından da tanıdık bir yüz göründü.
“Meliha Teyze…”Ayağa kalkmak istedim.Ama serum izin vermedi.Meliha Teyze birkaç adımda yanıma geldi.Kabı komodine bırakıp hiç konuşmadan bana sarıldı.Öyle sıkı sarıldı ki…Sanki yıllardır beklediği o ana kavuşmuş gibiydi.Saçlarımı okşarken omzunun titrediğini hissettim.
“Canım kızım…Seni böyle görmek…çok ağır geldi.”Ben de ona sarıldım.
“Hoş geldin.Hasta olunca insan… en çok sevdiği insanları görmek istiyormuş.”Meliha Teyze gözyaşlarını sildi.
“Ben de seni görmek için sabahı zor ettim.”Barış Bey ve Belinay sessizce geri çekilmişti.İkisi de bu ana saygı duyuyordu.Meliha Teyze elimi tuttu.
“Dün sana söz vermiştim.Hatırlıyor musun?”Başımı salladım.
“Evet.”
“İşte geldim.Geleceğim dedim.Geldim.”Gözlerim yeniden doldu.
“Babam…”Meliha Teyze hafifçe iç çekti.
“Evden çıkarken yine bağırdı.
“‘Gitmeyeceksin.’ dedi.
”‘O hastaneye adımını atmayacaksın.’ dedi.”
Sonra yüzüme baktı.
“Ama bu kez onu dinlemedim.İlk defa.”
Sesinde korkudan çok kararlılık vardı.
“Yeter artık.Yıllarca sustum.Yıllarca seni koruyamadım.Ama bundan sonra…kim ne derse desin…senin yanında olacağım.”Gözyaşlarımı tutamadım.
“Meliha Teyze…Ben seni kaybetmek istemiyorum.”Meliha Teyze iki elimin arasına kendi ellerini aldı.
“Sen beni kaybetmeyeceksin.Önce sen iyileşeceksin.Sonra birlikte eve döneceğiz.Senin sevdiğin yemekleri yapacağım.Yine birlikte çay içeceğiz.Yine bana ders çalışırken söyleneceksin.”İlk kez içten güldüm.
“Yine mi mercimek çorbası yapacaksın?”Meliha Teyze de güldü.
“İstersen her gün.”Belinay dayanamadı.
“Ben de geleceğim ama.”
Ben o çorbadan vazgeçmem.”Meliha Teyze gülerek ona döndü.
“Sen zaten benim ikinci kızımsın.”Barış Bey de yanlarına geldi.Elini uzattı.
“Ben Barış.Meliha Hanım…Sizinle sonunda tanışabildiğime sevindim.”Meliha Teyze tokalaşırken gözleri doldu.
“Ben size nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum.”Barış Bey başını iki yana salladı.
“Teşekkür etmeyin.Ümay artık yalnız değil.Bu süreçte hep birlikte olacağız.”
O an odanın içinde garip bir huzur vardı.Kan bağımız yoktu belki…Ama ilk kez…Gerçekten bir aile gibi hissediyorduk.
Meliha Teyze getirdiği kabı açtı.
“Bak.Sabah erkenden yaptım.”Kabın içinden mis gibi kokan kurabiyeler çıktı.Belinay’ın gözleri parladı.
“Kurabiye!”Meliha Teyze gülerek eline hafifçe vurdu.
“Dur bakalım.Önce doktora soracağız.”Belinay dudak büktü.
“Tamam…”Barış Bey kahkaha attı.
“Senin yaşın kaçtı?”
“On dokuz.”
“Kurabiyeyi görünce dokuz.”Hepimiz güldük.Ben ise kurabiyelere bakıp buruk bir tebessüm ettim.
“Meliha Teyze…Sen bunları hep annemle birlikte yapardın.”Meliha Teyze’nin yüzündeki gülümseme yavaşça silindi.
“Evet…Sen daha küçücükken.Mutfaktan çıkmazdın.Hamuru gizlice yerdin.”İstemsizce güldüm.
“Annem kızardı.”
“Ben de seni korurdum.”dedi Meliha Teyze.
“Suçu hep ben üstlenirdim.”O an hepimiz birkaç saniye sustuk.Annemden bahsedildiğinde odanın havası değişiyordu.Barış Bey sessizce pencereye yöneldi.Bize o anı yaşamamız için alan bırakıyordu.
Tam o sırada kapı yeniden çalındı.Bu kez içeri doktor girdi.Hepimize kısa bir selam verdi.
“Nasılsınız bakalım?”Barış Bey ayağa kalktı.
“İyiyiz hocam.”Doktor önce serumumu kontrol etti.Sonra dosyama birkaç not düştü.
“Bugünkü değerlerin fena görünmüyor.Biraz halsizlik ve mide bulantısı beklediğimiz şeyler.Bunlar tedavinin doğal etkileri.”
Başımı salladım.
“Saçlarım…”İstemeden sustum.Doktor beni anladı.
“Dökülmeye başlayabilir.Ama unutma.Bu geçici.Önemli olan tedavinin işe yaraması.”Derin bir nefes aldım.
“Anlıyorum.”Doktor gülümsedi.
“Bugün kısa kısa odanın içinde yürümeye çalış.Vücudunu tamamen hareketsiz bırakma.”Barış Bey hemen not aldı.
“Tamam hocam.”Doktor odadan ayrıldıktan sonra Belinay saate baktı.Yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
“Benim okula gitmem gerekiyor.”Başımı ona çevirdim.
“Gidecek misin gerçekten?”
“Gitmem lazım.Yoklama var.Ama söz…”Çantasını omzuna takarken yanıma geldi.
“Ders biter bitmez doğruca buraya geleceğim.”Elimi tuttu.“Telefonum hep açık olacak.Canın sıkılırsa görüntülü ara.”Gülümsedim.
“Tamam.”Belinay bana sarıldı.Ardından Meliha Teyze’ye döndü.
“Ümay size emanet.”Meliha Teyze gözleri dolarak başını salladı.
“Merak etme.”Belinay çıktıktan sonra oda biraz sessizleşti.Meliha Teyze, Barış Bey’e baktı.
“Bir çay alsak mı aşağıdan?”Barış Bey bana döndü.
“Ne dersin?Biz on beş dakika kantine inelim.Bir ihtiyacın olursa hemen geliriz.”Başımı salladım.
“Olur.”
Meliha Teyze çantasını aldı.Tam çıkacakları sırada kapı yeniden çalındı.Barış Bey kapıyı açtı.Kapının önünde duran kişiyi görünce hafifçe gülümsedi.“Gel Tuğkan.”İçeri giren Tuğkan’ın elinde bu kez küçük bir kitap vardı.Beni görünce mahcup bir tebessüm etti.
“Rahatsız etmiyorum umarım.”Barış Bey omzuna hafifçe dokundu.
“Hiç etmiyorsun.”Sonra bana dönerek gülümsedi.
“Biz Meliha Hanım’la aşağı iniyoruz.On beş dakika sonra geliriz.”Belinay da zaten okuldaydı.
Kapı kapandığında…Hastane odasında ilk kez…Sadece ben ve Tuğkan kalmıştık.İkimiz de birkaç saniye boyunca konuşmadık.Sessizliği bu kez Tuğkan bozdu.
“Sanırım…ilk defa gerçekten tanışacağız.”
Kapı sessizce kapandı.Odanın içinde yalnızca ikimiz kalmıştık.Ben yatağın başucuna yaslanmıştım.Tuğkan ise birkaç saniye ne yapacağını bilemez gibi kapının önünde durdu.Sonra elindeki kitabı kaldırarak hafifçe gülümsedi.
“Boş gelmeyeyim dedim.”Kitaba baktım.Kapağı oldukça sadeydi.İçinde kısa hikâyelerin olduğu bir kitaptı.
“Okumayı sever misin bilmiyorum.”
“Severim.Eskiden daha çok okurdum.Son zamanlarda fırsatım olmuyordu.”
Kitabı komodinin üzerine bıraktı.
“Canın sıkılır diye düşündüm.”
“Teşekkür ederim.”
“Rica ederim.”Tekrar sessizlik oldu.Tuğkan odadaki koltuğu gösterdi.
“Oturabilir miyim?”
“Tabii.”Sandalyeyi yatağımın yanına çekti.İkimiz de birbirimize bakıp hafifçe gülümsedik.
“Sana bir şey sorabilir miyim?”diye sordu.
“Sor.”
“Korkuyor musun?”Soru beklemediğim kadar ani gelmişti.Başımı önüme eğdim.
“Hem de çok.”
“En çok neden?”Derin bir nefes aldım.
“Her şeyin yarım kalmasından.
”Mezuniyetim…Hayallerim…Meliha Teyze…Belinay…”Sesim yavaşça kısıldı.
“Bir de…Annem.”Tuğkan dikkatle dinliyordu.Sözümü hiç kesmedi.
“Biliyor musun?”dedim.“Annem yaşasaydı…şu an başucumdan bir dakika bile ayrılmazdı.”Gözlerim dolmaya başlamıştı.
“Onun yerine herkes uğraşıyor.Barış Bey…Belinay…Meliha Teyze…Sen.”
Tuğkan birkaç saniye sustu.Sorumu düşündü.Sonra yavaşça konuştu.
“Çünkü iyi insanlar…birbirini yarı yolda bırakmaz.”Cümlesi kısa ama çok anlamlıydı.Ona baktım.
“Peki ya sen?”
“Neden bu kadar ilgileniyorsun?”Bu kez bakışlarını kaçırdı.
“Bilmiyorum.Sanırım…senin gözlerinde kendimden bir şey gördüm.”
“Ne gördün?”
“Yalnızlığı.”O tek kelime…Kalbime dokunmuştu.Çünkü doğruydu.Yıllardır en çok hissettiğim şey buydu.Yalnızlık.
“Ben küçükken…”diye devam etti.“Bir gün biri bana çok önemli bir şey söylemişti.”
“Ne söylemişti?”
“‘İnsan bazen ailesini sonradan bulur.’”Şaşkınlıkla ona baktım.
“O zaman anlamamıştım.Şimdi biraz anlıyorum.”O sırada kapının önünde duran vazodaki papatyalara gözüm takıldı.İstemsizce gülümsedim.
“Bu arada…Papatyaları görünce belinayın aklına ilk sen geldin.”Tuğkan da çiçeklere baktı.
“Gerçekten mi?”
“Evet.Belinay görür görmez…‘Kesin Tuğkan gelmiştir.’ dedi.”İkimiz de güldük.
“Demek artık papatyalarla anılıyorum.”
“Galiba.”
“Fena değil aslında.”Başımı salladım.
“Bence de.”
Odanın içine kısa bir sessizlik yayıldı.Ama bu kez sessizlik rahatsız etmiyordu.Tam aksine…Sanki uzun zamandır tanıdığım biri yanımdaymış gibi huzurluydu.Tuğkan saatine baktı.
“Ben artık kaçayım.Barış Bey birazdan gelir.”Ayağa kalktı.Tam kapıya yönelmişti ki arkasını dönüp bana baktı.
“Ümay.”
“Efendim?”
“Bir söz verebilir misin?”
“Neymiş?”
“Kendini yalnız hissettiğinde…bunu tek başına yaşamayacağına.”Kaşlarımı çattım.
“Yani?”
“Konuş.Belinay’la…Meliha Teyze’yle…Barış Bey’le…benimle.İçine atma.”
Bir an durdum.Sonra hafifçe gülümsedim.
“Söz.”Tuğkan da gülümsedi.
“İşte şimdi içim biraz daha rahat.”Tam o sırada kapı açıldı.Barış Bey ve Meliha Teyze ellerinde sıcak çaylarla içeri girdiler.Barış Bey ikimize şöyle bir baktı.Sonra hafifçe kaşını kaldırdı.
“Ee?”
“Tanışabildiniz mi sonunda?”Ben ve Tuğkan aynı anda birbirimize baktık.Sonra istemsizce gülmeye başladık.Belki de…İlk defa birbirimize yabancı olmadığımızı ikimiz de aynı anda hissetmiştik.
Barış Bey çayından küçük bir yudum aldı.Meliha Teyze elindeki örgüyü çıkarmış, sessizce örmeye başlamıştı.Tuğkan ise hâlâ yatağımın yanındaki sandalyede oturuyordu. Barış bey biraz daha kalmasını istemişti. Kimse konuşmuyordu.Ama nedense…Kimse o sessizlikten rahatsız da olmuyordu.
Barış Bey sonunda gülümseyerek söze girdi.
“Ee Tuğkan…Biraz da senden bahsedelim.”Tuğkan hafifçe gülümsedi.
“Benden anlatacak çok bir şey yok.”Barış Bey kaşlarını kaldırdı.
“İnsan kendini hep öyle sanır.”
“Madem Ümay bize hayatını anlattı…Biraz da seni tanıyalım.”Tuğkan birkaç saniye sustu.Sonra sandalyesine yaslandı.
“Yirmi 24 yaşındayım.”“Üniversite okuyorum. Boş zamanlarımda babamdan kalan işlerle ilgileniyorum .”Belinay’ın anlattığı gün aklıma geldi.
“Kafede seni ilk gördüğüm gün…Hesabı neden ödemiştin?”Tuğkan mahcup bir şekilde gülümsedi.
“Çünkü çok güzel atışıyordunuz.”İstemsizce güldüm.
“Onu hatırlıyorum.”
“Belinay benimle uğraşmayı çok seviyor.”
Meliha Teyze de gülmeye başladı.
“Demek ilk tanışmanız öyle oldu.”Barış Bey dikkatle Tuğkan’ı dinliyordu.
“Peki ailenden hiç bahsetmedin.”Bu soru üzerine Tuğkan’ın yüzündeki gülümseme hafifçe kayboldu.Gözlerini yere indirdi
“Annem yok yada ben bilmiyorum. Yetimhanede kalıyordum.Babama gelince…”Sustu.Odanın içinde kısa bir sessizlik oluştu.“yetimhaneden evlat edinmişti babam yaklaşık Beş yaşındayken evlat edindi beni ama sonra… ben 14 yaşındayken vefat etti ”dedi sonunda.Sesindeki kırgınlık hepimizi susturmaya yetmişti.
Barış Bey başını hafifçe eğdi.
“Başın sağ olsun.”Tuğkan sadece teşekkür eder gibi başını salladı.
“Bu yüzden…hayatta bazı şeylerin kıymetini erken öğrendim.İnsanların yanında olmayı da.”
Meliha Teyze örgüsünü bırakıp ona baktı.
“Baban seni güzel yetiştirmiş evladım.”Tuğkan’ın gözleri dolacak gibi oldu.
“Elinden geleni yaptı.”
Ben sessizce onu izliyordum.İlk kez…Onun da içinde sakladığı yaralar olduğunu görüyordum.Belki de bu yüzden birbirimizi anlayabiliyorduk.Barış Bey yeniden konuştu.
“Ümay.Biliyor musun?”
“Neyi?”
“İkinizin ortak bir yanı var.”Merakla baktım.
“İkiniz de acılarınızı gülümseyerek saklamaya çalışıyorsunuz.”
O cümle üzerine ne ben konuştum…Ne de Tuğkan.
Çünkü ikimiz de bunun doğru olduğunu biliyorduk.Kapının önündeki saat öğleden sonrayı gösteriyordu.Tuğkan yavaşça ayağa kalktı.
“Ben artık gideyim.Bayağı oturdum
.”Barış Bey de ayağa kalktı.“Kapıya kadar geçireyim.”
“Olur.”
İkisi birlikte odadan çıktılar.Ben ve Meliha Teyze içeride kaldık.Yaklaşık iki dakika sonra Barış Bey tek başına geri döndü.Yüzünde hafif düşünceli bir ifade vardı.Sandalyeye oturdu.Ben hemen sordum.
“Ne oldu?”Barış Bey kısa bir süre sustu.
“Bir şey olmadı.Ama…”
“Ama ne?”Derin bir nefes aldı.
“insanın mesleği bazı alışkanlıklar kazandırıyor.İnsanları ister istemez gözlemliyorsun.”Merakla yüzüne baktım.
“Tuğkan hakkında kötü bir şey mi düşündünüz?”Başını hemen iki yana salladı.
“Hayır.Tam tersine.Çok düzgün bir çocuk.Fakat…sanki bize anlatmadığı büyük bir yük taşıyor.”Ben de sessizce başımı eğdim.
“Evet.Ben de hissettim.”Barış Bey pencereye doğru bakarken usulca konuştu.
“Bir gün…o yükü de anlatacaktır.O güne kadar…onu yargılamak yerine anlamayı seçelim.”
İçimde garip bir his oluştu.Sanki Tuğkan’ın hikâyesi…Benim hikâyemle sandığımdan çok daha fazla bağlantılıydı.Ama bunu henüz hiçbirimiz bilmiyorduk.
&
Allah’ım Tuğkan üzümlü kekim kıyamam sana ümay’ım küçük kuzucuklarım….
