9. bölüm / 24
Muhafazakar KalpBÖLÜM 7:İlk Kez Ev Gibi
Bölümler 24Şu an: BÖLÜM 7:İlk Kez Ev Gibi
- 1 Giriş114 kelime
- 2 Bölüm 1:Sıfır887 kelime
- 3 Bölüm 2: Yasak1.661 kelime
- 4 BÖLÜM 3: SESSİZ ŞEHİR1.429 kelime
- 5 Bölüm 4: Kırık Sessizlikler1.877 kelime
- 6 Ümay’ın kaleminden kesit330 kelime
- 7 BÖLÜM 5: GEÇ KALANLAR1.765 kelime
- 8 BÖLÜM 6: Bazen Gitmek Gerekir1.679 kelime
- 9 BÖLÜM 7:İlk Kez Ev Gibi1.816 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 BÖLÜM 8: KADEHLERDE KONUŞUR1.848 kelime
- 11 BÖLÜM 9:KİMSİN SEN1.919 kelime
- 12 BÖLÜM 10 – Kan Sessiz Konuşur1.548 kelime
- 13 BÖLÜM 11 – Beyaz Duvarlar1.514 kelime
- 14 BÖLÜM 12: Hayat Ve Ben1.657 kelime
- 15 BÖLÜM 13:KIRILMADAN GÜÇLENMEK1.717 kelime
- 16 BÖLÜM 14 – Yeni Başlangıçlar1.590 kelime
- 17 BÖLÜM 15 – Yeni Bir Umut1.621 kelime
- 18 BÖLÜM 16 – Yeni Sayfalar1.827 kelime
- 19 BÖLÜM 17 – Kilitli Kapılar1.438 kelime
- 20 BÖLÜM 18 – Gerçekler1.687 kelime
- 21 BÖLÜM 19 – Bir Umut, Bir Veda1.756 kelime
- 22 BÖLÜM 20 – Kalbin Sustuğu Yerde1.680 kelime
- 23 BÖLÜM 21 – Yeni Bir Başlangıç1.489 kelime
- 24 OKURLARIMA BİR TEŞEKKÜR264 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
“Oysa o yabancı… Bana yabancı değildi.”Bu cümle zihnimin içinde dönüp dururken Belinay koluma hafifçe girdi.
“Hadi.”Başımı ona çevirdim.
“Nereye?”
“Eve.Babam gelmeden önce yetişmemiz lazım.”
Kafenin kapısının üzerindeki küçük zil arkamızdan son kez çaldı.İkimiz de kaldırıma adım attık.
Yağmur dinmişti.Ama şehir hâlâ yağmur kokuyordu.Islanan yollar gökyüzündeki gri bulutları yansıtıyor, ağaçların yapraklarından hâlâ küçük damlalar yere düşüyordu.
Farkında olmadan başımı çevirip kafenin camına baktım.Az önce hesabımızı ödeyen o yabancı artık görünmüyordu.Gitmişti.İçimde açıklayamadığım garip bir his oluştu.
Ne korkuyordum…
Ne de merakımı bastırabiliyordum.
Sadece…
Bu karşılaşmanın burada bitmeyeceğini hissediyordum.
“Ümay.”Belinay parmaklarını gözümün önünde salladı.
“Yine daldın.”İstemsizce gülümsedim.
“Biraz.”
“Biraz mı? Bence bayağı.”
“Yok.Abartıyorsun.”Belinay kollarını göğsünde birleştirdi.
“Ben mi?”
“Evet.”
“Koskoca çocuk geldi…Hesabı ödedi.Sonra tek kelime etmeden gitti.Sen de hâlâ onu düşünmüyorsun öyle mi?” Gözlerimi devirdim.
“Belinay.”
“Hı?”
“Gerçekten çok konuşuyorsun.”Kahkaha attı.
“Konuşmasam ben ben olmam.”
“Buna katılıyorum.”Koluma yeniden girdi.
“Şimdi beni dikkatlice dinle.”
Dinliyormuş gibi yaptım.
“Babam birazdan işten çıkacak.Eve bizden önce giderse…”
“Eee?”
“Bütün plan bozulur.”
“Nasıl yani?”
“Üstümüzü değiştireceğiz.Mutfakta hazırlık yapacağız.Film açacağız.Her şeyi hazırlayacağız.Babam geldiğinde de hiçbir şey olmamış gibi davranacağız.”Kaşımı kaldırdım.
“Bu kadar plan yaptın mı gerçekten?”
“Tabii.”
“Sen benim kaç yıllık arkadaşımsın?”
“Dört. Beş.”
“Beş mi olmuş?”
“Olmuş.”Kafamı iki yana salladım.
“Zaman gerçekten hızlı geçiyor.”Belinay bir an sustu.Sonra bana baktı.
“Seninle daha çok anı biriktireceğiz.”İçimde sıcak bir his oluştu.
Belki de…
Bazı insanlar aileden değil…
Kalpten oluyordu.
Tam yürümeye devam edecekken Belinay yine durdu.
“Dur.”
“N’oldu?”
“Eksik.”
“Ney?”
“Market.”Gülmeye başladım.
“Sen bunu en başından beri planlıyordun.”
“Yakalandım.Kız gecesi marketsiz olur mu?”
“Olmaz.”Karşı kaldırımdaki marketi gösterdi.
“On dakika.En fazla.”
“Tamam.”Yaya geçidinden birlikte karşıya geçtik.Marketin otomatik kapısı açıldı.İçeri girer girmez sıcak hava yüzümü sardı.Belinay hemen girişte duran küçük alışveriş sepetlerinden birini aldı.Sonra bana döndü.
“Bugünün tek kuralı var.”
“Neymiş?”
“Kalori hesabı yapmak yasak.”Kahkaha attım.
“Başka?”
“İstediğini alıyorsun.Hayır diyemiyorsun.Ve…
Hiçbir şeyi düşünmüyorsun.”Son cümlesini biraz daha yavaş söylemişti.Bana bakıyordu.Ne demek istediğini anlamıştım.
Mesajları…
Murat’ı…
Annemi…
Hiçbirini.
En azından bu akşam.Başımı hafifçe salladım.
“Tamam.”Belinay çocuklar gibi sevindi.
“İşte bu!”İlk durağı her zamanki gibi cips reyonuydu.
“Acılı.”
“Barbekü.”
“Yoğurtlu.”
“Hangisini alıyoruz?”
“Hepsini.”
“Hepsini mi?”
“Evet.”
“Belinay.”
“Efendim?”
“İki kişiyiz.”
“Olabilir.İştahımız dört kişilik.”
Gülmemek için dudaklarımı ısırdım.
“Bunu inkâr edemem.”
“Edemezsin.”Sepete üç paket cips attı.Ardından çikolata reyonuna geçti.Ben de istemsizce raflara göz gezdirdim.Elim yıllardır sevdiğim bitter çikolataya uzandı.Belinay bunu görünce gülümsedi.
“Bak.Yine aynısını aldın.”Şaşkınlıkla ona baktım.
“Farkında bile değildim.”
“Ben farkındayım.”
“Canın sıkkın olunca hep bunu alıyorsun.”Pakete baktım.
Haklıydı.Gerçekten de…
Ne zaman moralim bozulsa elim hep aynı çikolataya gidiyordu.
“Beni bu kadar mı tanıyorsun?”Belinay omzuma yaslandı.
“Senden daha iyi.”
Başımı iki yana salladım.
“Bazen bu korkutucu oluyor.”
“Bence tatlı.”
Gazlı içeceklerden birkaç tane aldık.
Patlamış mısır…Kurabiye…Kraker…Jelibon…
Sepet kısa sürede dolmuştu.Tam kasaya doğru giderken Belinay yeniden durdu.
“Bir şey eksik.”
“Yine mi?”Kafasını bana yaklaştırdı.Fısıldayarak konuştu.
“Babamın dolabındaki viski.”Gözlerim büyüdü.
“Belinay!”
“Ne var?”
“Ciddisin.”
“Tabii.Birer kadehten bir şey olmaz.On dokuz yaşındayız sonuçta.Üstelik babam evde olmaz biz içene kadar .”
İç çekerek güldüm.
“Sen gerçekten uslanmazsın.”
“İltifat olarak kabul ediyorum.”
İçecek reyonundan birkaç meyve suyu aldı.
Sonra kuruyemişlere yöneldi.
“Bunlar da lazım.”
“Neden?”
“Viskinin yanında iyi gidiyor.”Gülmeye başladım.
“Bu bilgiyi nereden biliyorsun?”
“İnternetten.”
“Eminim.”
“Evet…Biraz da babamdan.”
“Belinay!”
“Şaka şaka!”Kasaya geldiğimizde kasiyer ürünleri tek tek geçirmeye başladı.Belinay telefonunu çıkardı.
“Babamı arayayım.”
Telefon ikinci çalışta açıldı.
“Efendim kızım?”
“Baba.Biz marketteyiz.Birkaç şey aldık.” Karşı taraftan hafif bir kahkaha duyuldu.
“Birkaç şey mi?Emin misin?”Belinay bana göz kırptı.
“Biraz abartmış olabiliriz.”
“Bekliyordum zaten.”Barış Bey’in sesi her zamanki gibi sakindi.
“Ben de işten çıktım.Yarım saate evde olurum.”Belinay’ın yüzündeki gülümseme büyüdü.
“Tam zamanında. O zaman biz de hazırlanırız.”Barış Bey birkaç saniye sustu.Sonra sesi yumuşadı.
“Ümay nasıl?”Belinay bana baktı.Ben de istemsizce yere baktım.
“Bugün daha iyi.Dışarı çıkmak iyi geldi.”
“Sevindim.Ben gelene kadar dinlenin.”
“Tamam baba.”
Telefon kapandı.Belinay derin bir nefes aldı.
“İşte.Şimdi gerçekten başlıyor.”
Kasadan çıkıp poşetleri aldık.Marketten dışarı adım attığımızda hava biraz daha serinlemişti.Bulutların arasından güneş çıkmaya çalışıyor ama başarılı olamıyordu.Belinay poşetlerden ağır olanı elimden aldı.
“Ver.Taşırım.”
“Ben de taşıyabilirim.”
“Biliyorum.Ama bugün biraz ben ilgileneyim seninle.”Ona baktım.
Gülümsüyordu.
Zoraki değil… Gerçekten.Ben de istemsizce gülümsedim.
“Teşekkür ederim.”Koluma yeniden girdi.
“Bu gece…”
“Ne mesaj.”
“Ne Murat.”
“Ne de kötü anılar.”
“Sadece ben…”
“…sen…”
“…ve babam.”
Başımı hafifçe salladım.
“Umarım.”
Belinay bana döndü.
“Hayır.Umarım değil,Kesin.”
İçimdeki ağırlık hâlâ tamamen gitmemişti.
Ama uzun zamandır ilk kez…
Başka bir eve gitmek…
Kendi evime gitmekten daha huzurlu hissettiriyordu.Ve bunun nedenini…
En iyi ben biliyordum.
&
Belinay apartmanın demir kapısını anahtarıyla açarken bana döndü.
“Hoş geldin.”
İstemsizce gülümsedim.
“Sanki ilk kez geliyorum.”
“Ben yine de her gelişinde söyleyeceğim.”
Kapıyı iterek içeri girdik.
Apartmanın girişinde her zamanki gibi hafif bir çiçek kokusu vardı. Merdiven boşluğundaki büyük camdan içeri gri gökyüzünün ışığı süzülüyordu. Yağmur durmuş olsa da damlalar camın üzerinde ince ince süzülmeye devam ediyordu.
Üçüncü kata kadar merdivenleri çıktık.
Belinay nefes nefese anahtarı yeniden çıkardı.
“Bazen asansör yaptırmayı ciddi ciddi düşünüyorum.”
“Üç kat.”
“Üç kat bana Everest gibi geliyor.”
Kahkaha attım.
“Biraz spor yapsan?”
“Benim spor anlayışım cips paketini açarken bileğimi çevirmek.”
“Onu fark ettim.”
Kapının kilidi döndü.
Belinay kapıyı açıp kenara çekildi.
“Buyurun Ümay Hanım.”
“Eviniz hazır.”
İçeri adımımı attığım an tanıdık o sıcaklık yine içimi sardı.
Buraya daha önce defalarca gelmiştim.
Ama her gelişimde aynı şeyi hissediyordum.
Sanki bu ev…
İnsanların sesini içine çekiyor, yerine huzur koyuyordu.
Koridor geniş değildi.
Duvarlar kırık beyaza boyanmıştı.
Kapının hemen yanında ahşap bir vestiyer vardı. Üzerinde Barış Bey’in montu, Belinay’ın ince yağmurluğu ve birkaç şemsiye asılı duruyordu.
Ayakkabılarımızı çıkarıp içeri geçtik.
Salonun kapısı açıktı.
Açık renk koltuklar, büyük kitaplık, pencerenin önündeki yeşil bitkiler…
Hiçbir eşya gösterişli değildi.
Ama hepsi insana “ev” hissini veriyordu.
Gözüm duvar boyunca dizilmiş fotoğraflara takıldı.
Adımlarım yavaşladı.
Belinay mutfağa doğru giderken beni fark edip durdu.
“Neye bakıyorsun?”
Başımı hafifçe kaldırdım.
“Fotoğraflara.”
O da yanıma geldi.
Birlikte duvara baktık.
En üstteki karede küçücük bir Belinay vardı.
Saçları iki yandan toplanmıştı.
Barış Bey onu omzuna almış, ikisi de kameraya değil birbirlerine bakarak gülüyorlardı.
Altındaki fotoğrafta doğum günü pastasının önündeydiler.
Belinay’ın yüzü kremayla kaplanmıştı.
Barış Bey kahkahadan iki büklüm olmuştu.
Bir başka karede ise deniz kenarında çekilmiş bir fotoğraf vardı.
Belinay’ın saçları rüzgârda savrulurken Barış Bey omzuna kolunu atmıştı.
Fotoğrafların hiçbirinde annesi yoktu.
Dayanamadım.
“Belinay…”
“Hı?”
“Annen…”
Belinay birkaç saniye sustu.
Yüzünde buruk ama alışılmış bir ifade vardı.
“Ben küçücükken ayrılmışlar.”
Sessizce dinlemeye devam ettim.
“Annem yurt dışında yaşıyor.”
“Bazen konuşuyoruz.”
“Ama yıllardır burada değil.”
“Özlüyor musun?”
Omuz silkti.
“Bazen.”
“Eskisi kadar değil.”
“Çünkü babam bana eksikliğini hissettirmemek için elinden geleni yaptı.”
Gözlerim yeniden fotoğraflara döndü.
Barış Bey’in her karede aynı sıcak bakışı vardı.
İçimde ince bir sızı hissettim.
Benim çocukluğuma ait böyle fotoğraflar yoktu.
Varsa bile…
Hiçbiri gülümseyerek hatırlayacağım anılar değildi.
Belinay beni izlediğini fark edince koluma hafifçe dokundu.
“Bir gün…”
“Sen de ev kuracaksın.”
“Duvarlarını böyle fotoğraflarla dolduracaksın.”
Boğazım düğümlendi.
“Sence olur mu?”
Oldukça kararlı konuştu.
“Olur.”
“Çünkü sen bunu hak ediyorsun.”
Başımı önüme eğdim.
Hak etmek…
Hayatım boyunca en az kullandığım kelimelerden biriydi.
Belinay bir anda ellerini çırptı.
“Tamam!”
“Duygusallık kotam doldu.”
“Şimdi yukarı.”
“Üzerimizi değiştireceğiz.”
“Sonra mutfağı dağıtacağız.”
“Sonra babam gelmeden her şeyi toparlayacağız.”
Gülerek peşinden merdivenlere yöneldim.
Odasına girer girmez kendimi yine aynı sıcak ortamın içinde buldum.
Pencerenin önünde küçük saksılar dizilmişti.
Masasının üzerinde renkli kalemler, yarım bırakılmış test kitapları ve açık duran bir ajanda vardı.
Duvarında birlikte çekildiğimiz birkaç fotoğraf asılıydı.
Birinde okul bahçesinde gülüyorduk.
Bir diğerinde geçen yaz sahilde çekildiğimiz kare vardı.
İkimize de uzun uzun baktım.
Belinay dolabını açtı.
“Bunları giy.”
Bana gri bir eşofman takımı uzattı.
“Kendimi evimde gibi hissediyorum artık.”
“Çünkü burası senin de evin.”
Bu cümleyi öyle doğal söylemişti ki…
İçim bir anlığına ısındı.
Sessizce kıyafetleri aldım.
Montumu çıkardım.
Ardından kazağımı yavaşça başımdan geçirdim.
İçimde tek bir düşünce vardı.
Fark etmesin…
Kolumdaki morluklar son günlerde koyulaşmıştı.
Omzumdaki iz ise aynaya baktığım her sabah gözüme çarpıyordu.
Saçlarımı öne atıp görünmemeye çalıştım.
Belinay da üstünü değiştiriyordu.
Tam eşofmanını giyerken hareketi bir anda durdu.
Hiç konuşmuyordu.
Garip bir sessizlik çöktü.
Başımı kaldırdım.
Belinay bana bakıyordu.
Ama bu kez gülümsemiyordu.
Bakışları…
Koluma sabitlenmişti.
Sonra yavaş yavaş omzuma…
Oradan da sırtımın görünen kısmına kaydı.
Yüzündeki şaşkınlık yerini endişeye bıraktı.
“…Bunlar ne?”
Belinay’ın sesi ilk kez bu kadar kısık çıkmıştı.İçimde bir şey düğümlendi.Refleksle kollarımı göğsümün önünde birleştirdim.Sanki öyle yapınca morluklar görünmeyecekti.Sanki üzerlerini kapatınca yok olacaklardı.
“Bir şey değil.”
Sesim her zamanki kadar sakindi.En azından öyle görünmesini istiyordum.Belinay yerinden kıpırdamadı.
“Ümay…Bana ‘bir şey değil’ deme.”Gözlerimi kaçırdım.
“Gerçekten önemli değil.”
“Önemli değil mi?”Sesinde hem şaşkınlık hem de kırgınlık vardı.Yavaşça bana doğru yaklaştı.Bakışları kolumdan omzuma kaydı.Kazağı çıkarırken saçlarım sırtımdan çekilmişti.Ve fark etmediğimi sandığım izler…Artık saklanmıyordu.Kürek kemiğimin hemen altında morarmış geniş bir iz vardı.Belimin sağ tarafında sararmaya başlamış eski bir darbe…Kolumun iç kısmında parmak izini andıran morluklar…Belinay’ın nefesi kesildi.
“…Ümay.”
Bu kez sesinde korku vardı.İlk defa…Gerçekten görüyordu.Anlattığım hiçbir şey, gördüğü kadar ağır değildi.Gözleri dolmaya başladı.
“Bu kadar… fazlaymış.”Sessizlik çöktü.Odadaki saatin tik tak sesini bile duyabiliyordum.Başımı eğdim.
“Bakma.”Belinay birkaç saniye hiç konuşmadı.Sonra usulca yanıma geldi.
“Ne zamandır böyle?”Omuz silktim.
“Hatırlamıyorum.”
“Hatırlamıyorsun mu?”
“Artık saymıyorum.”Bu cümleyi söyler söylemez pişman oldum.Belinay’ın gözlerinden bir damla yaş düştü.
“Ümay…Biliyor musun? Ben sen bana anlatınca üzülüyordum.Ama görmek bambaşkaymış.”Yutkundum.
“Daha fazla bakma.İstemiyorum.”
“Ben istiyorum.” İlk kez sesi sertleşmişti.
“Kendini benden neden saklıyorsun?”
“Saklamıyorum.”
“Peki bunlar ne?”Elimi koluma koydum.
“Geçer.”
“Geçmeyecek!”O kadar ani söylemişti ki ikimiz de sustuk.Belinay hemen pişman oldu.Sesini alçalttı.
“Özür dilerim. Sana bağırmak istemedim.”Başımı kaldırıp ona baktım.Yüzü kıpkırmızı olmuştu.Ağlamamak için kendini zor tutuyordu.Yavaşça yanıma geldi.
“Bana bak.”İstemeyerek baktım.
“Sana bir şey soracağım.”Başımı salladım.
“Tamam.”
“Bunların hepsini…”
“…Murat mı yaptı?”Boğazım düğümlendi.Cevap veremedim.Vermeme de gerek kalmadı.Sessizliğim…Her şeyi anlatmıştı.Belinay gözlerini kapattı.Derin bir nefes aldı.Sonra hiç beklemediğim bir şey yaptı.Yavaşça bana sarıldı.Önce şaşırdım.Kollarım havada kaldı.Sonra ben de usulca ona sarıldım.Dakikalarca konuşmadık.Sadece birbirimize sarıldık.Belinay’ın sesi omzumda yankılandı.
“Bir gün… bunların hiçbiri olmayacak.”
“Söz.”
Gözlerimi kapattım.Keşke…İnanabilseydim.Bir süre sonra usulca geri çekildi.Gözyaşlarını eliyle sildi.Tam o sırada istemsizce burnunu çekti.O hâline bakınca…Gülmemek için kendimi zor tuttum.Belinay kaşlarını çattı.
“Ne var?”Başımı iki yana salladım.
“Hiç.”
“Hayır.”
“Güldün.”
“Azıcık.”
“Ben burada dram yaşıyorum.”
“Sen bana gülüyorsun.”Artık tutamadım.Küçük bir kahkaha kaçtı.Belinay kollarını beline koydu.
“Pes doğrusu.Romantik sahnenin içine ettin.”Kahkaham biraz daha büyüdü.
“Özür dilerim.”
“Demek ki ağlarken komik oluyorum.”
“Biraz.”
“Biraz mı? Bayağı.”İkimiz de birkaç saniye birbirimize baktık.Sonra aynı anda gülmeye başladık.Belinay gözlerini sildi.
“Tamam.Bugün ağlamak yok.”
“Anlaştık mı?”Başımı salladım.
“Anlaştık.”Bir anda dolabına yöneldi.
“Şimdi çok önemli bir konuya geçiyoruz.”
“Neymiş?”
“Pijamalar.”Kaşımı kaldırdım.
“Pijama mı?”
“Evet.”Dolabı açtı.İçinden sarı renkte, üzerinde ördek desenleri olan bol bir pijama çıkardı.Göğsünde kocaman harflerle ‘Drama Queen’ yazıyordu.Pijamayı gururla havaya kaldırdı.
“Nasıl?”Kahkaha attım.
“Bunu gerçekten giyiyor musun?”
“Ne demek gerçekten?Bu benim en havalı pijamam.”
“Belinay…Bu pijamayla kapıyı açsan insanlar seni çizgi film karakteri sanır.”Dudaklarını büzdü.
“Kıskanıyorsun.”
“Kesinlikle.”Benim için ise dolaptan gri renkli, yumuşacık bir eşofman takımı çıkardı.
“Al. Bunu giy.Çok rahat.”Kıyafetlerimizi değiştirdikten sonra aynanın karşısına geçtik.Belinay iki yana dönüp poz vermeye başladı.
“Nasılım?”Kendimi tutamadım.
“Ördekler senden daha karizmatik.”
“Aşk olsun.Bak konuşma Onlar ithal.”Bir yastığı kaptığım gibi ona fırlattım.Havada yakaladı.
“Şiddete başvuruyor! Barış Bey’e söyleyeceğim.”
“Babam kesin beni tutar.”
“Emin misin?”
“Yüzde yüz. Çünkü bu pijamaya kimse laf edemez.”Kahkahalarımız odanın duvarlarında yankılanıyordu.Belki de…Uzun zaman sonra ilk kez…İçten gülüyordum.Belinay kapıyı açtı.
“Hadi.Mutfakta bizi büyük görevler bekliyor.”
Poşetleri alıp aşağı inmeye başladık.Mutfaktan yayılan sessizlik…Birazdan yerini cips seslerine, kahkahalara ve uzun sohbetlere bırakacaktı.Ve ikimiz de henüz bilmiyorduk…O akşam sadece kız gecesi olmayacaktı.
BÖLÜM SONU
Devam edecek….
İnsan en çok canını yakan yerde susmayı öğreniyor. Ama bir gün… Biri sessizliğini duyduğunda, sakladığı bütün yaralar konuşmaya başlıyor.
Bölüm etkileşimi
