18. bölüm · Muhafazakar Kalp
BÖLÜM 16 – Yeni Sayfalar
İki hafta sonra…
Bazen zaman, insanın fark edemeyeceği kadar sessiz akıyordu.
İki hafta önce hastane odasının beyaz duvarlarına bakarken, bir daha normal hayatıma dönebileceğime inanmıyordum.
Şimdi ise…
Barış Bey’in evindeki odamda gözlerimi yeni bir güne açıyordum.
Komodinin üzerindeki ilaç kutularına baktım.
Artık hayatımın bir parçası olmuşlardı.
Telefonuma uzandım.
Saat sabah sekizi gösteriyordu.
Kapım hafifçe çalındı.
“Ümay…”
Belinay’ın sesi geliyordu.
“Uyandın mı?”
“Geldim.”
Yatağımdan yavaşça kalktım.
Doktorun söyledikleri hâlâ kulaklarımdaydı.
“Ani hareket yok.”
“Kendini yormak yok.”
“İlaçlar aksatılmayacak.”
Kapıyı açınca Belinay yüzünde kocaman bir gülümsemeyle karşımda duruyordu.
“Hazır mısın?”
“Neye?”
“Hastaneye.”
Bugün kontrol günüydü.
İçimde yine hafif bir heyecan oluştu.
Ya değerlerim düşmüşse…
Ya tekrar hastaneye yatmam gerekirse…
Belinay sanki ne düşündüğümü anlamış gibi elimi tuttu.
“Korkma.”
“Her şey güzel olacak.”
Aşağı indiğimizde Meliha Teyze sofrayı hazırlıyordu.
Barış Bey de mutfakta çay dolduruyordu.
“Bana günaydın yok mu?”
diye sitem etti.
Gülümseyerek yanına gittim.
“Günaydın.”
“İşte şimdi oldu.”
Kısa ama huzurlu bir kahvaltı yaptık.
Barış Bey sürekli tabağıma bir şeyler koymaya çalışıyordu.
“Biraz daha ye.”
“Barış Bey…”
“Daha yeni yedim.”
“Olmaz.”
“Kan yapacak.”
Belinay kahkaha attı.
“Babam son iki haftadır diyetisyen oldu.”
Meliha Teyze de gülmeye başladı.
“Birazdan sana ciğer de yedirir.”
Hepimiz güldük.
Uzun zaman sonra…
Kahvaltı masasındaki kahkahalar bana yabancı gelmiyordu.
Hazırlanıp evden çıktık.
Barış Bey direksiyona geçti.
Ben ön koltuğa oturdum.
Belinay ve Meliha Teyze arkadaydı.
Yaklaşık yarım saat sonra hastanenin önüne geldik.
Kalbim istemsizce hızlandı.
Bu binaya her gelişimde farklı duygular yaşamıştım.
İlkinde korku…
Sonra umut…
Şimdi ise merak…
Asansörle hematoloji katına çıktık.
Doktor bizi görünce gülümsedi.
“Hoş geldiniz.”
“Oturun bakalım.”
Kan sonuçlarımı bilgisayardan açtı.
Odadaki sessizlik uzadıkça nefesimi tutuyordum.
Doktor dosyayı kapatıp bana baktı.
Sonra yüzünde sıcak bir tebessüm oluştu.
“Ümay…”
“Kan değerlerin beklediğimizden daha güzel toparlıyor.”
İçimde tuttuğum nefesi yavaşça verdim.
“Gerçekten mi?”
“Evet.”
“İlaçlarına aynı şekilde devam edeceğiz.”
“Kontrollerini aksatmayacağız.”
“Ama…”
Yüzüme baktı.
“Artık biraz daha normal hayatına dönebilirsin.”
Belinay heyecandan ayağa kalkacak gibi oldu.
“Yani…”
Doktor gülerek devam etti.
“Mezuniyet balona gitmene izin veriyorum.”
Belinay sevinç çığlığı attı.
“Yaşasın!”
Barış Bey gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Sana güveniyordum.”
Doktor bana döndü.
“Sadece birkaç şeye dikkat edeceksin.”
“Kalabalıkta maskeni çıkarma.”
“Kendini fazla yorma.”
“Ve…”
Peruk kullanmak istersen artık rahatlıkla kullanabilirsin.”
Başımı salladım.
“Tamam hocam.”
Doktor ayağa kalktı.
“Bir ay önce seni ilk gördüğüm günü hatırlıyorum.”
“Bugün yüzündeki gülümsemeyi görmek…”
“…bizim için de büyük mutluluk.”
Teşekkür ederek odadan çıktık.
Koridora adım attığım an Belinay koluma girdi.
“Tamam.”
“Şimdi sıra bende.”
“Neye sıra sende?”
“Alışveriş.”
“Elbise…”
“Peruk…”
“Ayakkabı…”
“Makyaj…”
Barış Bey kahkaha attı.
“Anlaşılan bugün cüzdanıma geçmiş olsun.”
Tam o sırada koridorun sonunda tanıdık bir ses duyuldu.
“Geç kalmadım umarım.”
Başımı çevirdim.
Tuğkan…
Her zamanki gibi hafif gülümseyerek bize doğru yürüyordu…
Üzerinde siyah bir gömlek, koyu renk kot pantolon vardı.
Saçları her zamanki gibi dağınıktı.
Yüzünde ise o sakin gülümsemesi…
Bizi görünce adımlarını hızlandırdı.
“Geç kalmadım umarım.”
Belinay kollarını bağlayıp ona baktı.
“Biraz.”
Tuğkan kaşlarını kaldırdı.
“Doktor odasına girmeden yetiştim ama.”
“O da sayılmaz.”
Hepimiz gülmeye başladık.
Tuğkan gözlerini bana çevirdi.
“Nasılsın?”
Bu soruyu bana son zamanlarda çok kişi sormuştu.
Ama nedense onun sorması farklı hissettiriyordu.
“Daha iyiyim.”
“Belli oluyor.”
“Gerçekten.”
İlk defa beni hastane pijamalarıyla değil…
Kot pantolon ve ince bir kazakla görüyordu.
Bakışlarını birkaç saniye üzerimden çekemedi.
Ben ise utandığım için gözlerimi kaçırdım.
Barış Bey boğazını temizledi.
“Ee gençler…”
“Hastane işi bitti.”
“Şimdi sırada ne var?”
Belinay hiç düşünmeden cevap verdi.
“Alışveriş.”
“Bugün Ümay’a mezuniyet için her şeyi alacağız.”
Tuğkan gülümsedi.
“O zaman ben de geliyorum.”
Barış Bey ona döndü.
“İşin yok mu?”
“Bugün izin aldım.”
“Ümay’ın kontrol günüydü.”
“Söz vermiştim.”
İçimde sıcak bir his oluştu.
Sırf benim için…
İzin almıştı.
Hastaneden çıktıktan sonra hep birlikte alışveriş merkezine gittik.
Belinay önde yürüyordu.
Sanki alışverişe değil, bir göreve çıkmış gibiydi.
“Önce elbise.”
“Sonra ayakkabı.”
“Sonra peruk.”
“Sonra çanta.”
Barış Bey derin bir iç çekti.
“Cüzdanım şimdiden ağlamaya başladı.”
Meliha Teyze gülümseyerek,
“Bugün sesini çıkarma.”
“Bu günler her zaman yaşanmıyor.”
Barış Bey teslim olmuş gibi ellerini kaldırdı.
“Peki peki.”
İlk mağazaya girdik.
Belinay onlarca elbiseyi tek tek incelemeye başladı.
“Bunu dene.”
“Yok…”
“Bu olmaz.”
“Şu daha güzel.”
Yaklaşık yarım saat sonra kabinden açık mavi, omuzları dantel işlemeli uzun bir elbiseyle çıktım.
Aynaya bakarken kendimi tanıyamadım.
Belinay’ın ağzı açık kalmıştı.
“İşte bu!”
Meliha Teyze’nin gözleri doldu.
“Annen…”
“…seni böyle görseydi…”
Cümlesini tamamlayamadı.
Barış Bey birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra gülümseyerek başını salladı.
“Çok güzel olmuş.”
Farkında olmadan gözlerim Tuğkan’ı aradı.
Biraz geride durmuştu.
Bana bakıyordu.
Ama hiçbir şey söylemiyordu.
“Nasıl olmuş?”
diye sordum.
Sanki düşüncelerinden çıkmış gibi başını kaldırdı.
“Çok güzel.”
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Aslında…”
“Ne?”
“Elbise güzel.”
“Ama onu güzel gösteren sen olmuşsun.”
Yanaklarımın ısındığını hissettim.
Belinay hemen dirseğiyle Tuğkan’a vurdu.
“Vay vay…”
“Demek laf yapmayı da biliyormuşsun.”
Tuğkan mahcup bir şekilde gülümsedi.
“Doğruyu söyledim.”
Barış Bey ise ikimizi sırayla süzdü.
Yüzünde belli belirsiz bir tebessüm vardı.
Sanki hiçbir şey demiyor…
Ama her şeyi fark ediyordu.
Elbiseyi aldıktan sonra sıra peruğa geldi.
İçeri girdiğimiz anda içimde garip bir burukluk oluştu.
Görevli kadın gülümseyerek yanıma geldi.
“İlk kez mi kullanacaksınız?”
Başımı salladım.
“Evet.”
Kadın birbirinden farklı modelleri tek tek göstermeye başladı.
Belinay her birini dikkatle inceliyordu.
Meliha Teyze ise sessizce elimi tuttu.
“Geçecek kızım.”
“Bir gün bunlara ihtiyacın kalmayacak.”
Gözlerim doldu.
Tam o sırada Tuğkan yanıma yaklaştı.
Alçak sesle konuştu.
“Bir şey söyleyebilir miyim?”
Başımı çevirdim.
“Söyle.”
“Saçın olsun…”
“Olmasın…”
“Peruk tak…”
“Takma…”
Ben seni hep aynı Ümay olarak görüyorum.”
Boğazım düğümlendi.
O an…
İlk defa…
Birinin beni hastalığımla değil…
Ben olduğum için gördüğünü hissettim.
Peruğu da aldıktan sonra mağazadan çıktık.
Belinay elindeki poşetlere bakıp heyecanla zıplıyordu.
“Tamam!”
“Elbise tamam.”
“Peruk tamam.”
“Ayakkabı tamam.”
“Şimdi geriye sadece balo günü kaldı.”
Barış Bey elindeki poşetleri göstererek gülümsedi.
“Bir de şu poşetleri eve taşımak kaldı.”
Hepimiz güldük.
Alışveriş merkezinden çıkmadan önce en üst kattaki kafeye oturduk.
Herkes yorulmuştu.
Meliha Teyze ve Barış Bey masaya geçerken Tuğkan kasaya yöneldi.
“Ben alırım.”
Barış Bey hemen itiraz etti.
“Olmaz evlat.”
“Bugün misafirimsin.”
Tuğkan hafifçe gülümsedi.
“Ben de bugün ısrarcıyım.”
“Bir kahvenin lafı mı olur?”
Barış Bey başını iki yana salladı.
“Sen de bana benzemeye başladın.”
Tuğkan gülerek siparişleri verdi.
Kısa süre sonra elinde tepsiyle geri döndü.
Herkesin istediğini tek tek dağıttı.
Benim önüme sıcak çikolata koydu.
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Ben bunu istediğimi söylemedim ki.”
Gülümsedi.
“Söylemene gerek yoktu.”
“Hastanedeyken Belinay anlatmıştı.”
“Moralin bozulunca hep sıcak çikolata içermişsin.”
Belinay kaşlarını kaldırdı.
“Ben mi söylemişim?”
“Hem de uzun uzun.”
“Demek beni dinliyormuşsun.”
Tuğkan omuz silkti.
“Önemli şeyleri unutmam.”
Fincanı elime alırken istemsizce gülümsedim.
Küçücük bir ayrıntıyı bile hatırlaması…
Kalbime dokunmuştu.
Tam o sırada Barış Bey telefonuna baktı.
“Benim kısa bir telefon görüşmesi yapmam lazım.”
“Meliha Hanım, gelir misiniz?”
Meliha Teyze başını salladı.
“Tabii.”
İkisi birlikte masadan kalktı.
Belinay da ayağa fırladı.
“Ben de şu karşı mağazaya bakıp geliyorum.”
“Düğün…”
Bir anda sustu.
Sonra gülmeye başladı.
“Pardon…”
“Mezuniyet için küpe bakacağım.”
Hızlı adımlarla uzaklaştı.
Masada bir anda sadece ben ve Tuğkan kaldık.
İkimiz de birkaç saniye konuşmadık.
Sessizliği bu kez Tuğkan bozdu.
“Bugün gerçekten mutlu görünüyorsun.”
Derin bir nefes aldım.
“Uzun zaman sonra ilk defa geleceği düşünüyorum.”
“Eskiden sadece yarını çıkarabilir miyim diye korkuyordum.”
Tuğkan başını hafifçe eğdi.
“Şimdi?”
“Şimdi…”
“Balo için heyecanlanıyorum.”
“Üniversiteyi düşünüyorum.”
“Hayatımı düşünüyorum.”
Bir an durdum.
“Ve…”
“Ve?”
“Sizleri düşünüyorum.”
Tuğkan’ın yüzünde yumuşak bir tebessüm oluştu.
“Biz de seni düşünüyoruz.”
“Hayır…”
“Sadece düşünmüyorsunuz.”
“Hayatıma yeniden başlamamı sağladınız.”
Tuğkan başını iki yana salladı.
“Bunu kendin yaptın Ümay.”
“Biz sadece yanında yürüdük.”
Tam o sırada telefonuna bir bildirim geldi.
Ekrana baktı.
Sonra telefonu cebine koydu.
“Barış Amca’yla bu akşam biraz konuşacağız.”
“Ne hakkında?”
Gözlerini bana çevirdi.
“Şimdilik söyleyemem.”
“Ama…”
“Çok yakında bazı gerçekleri öğrenme vaktin gelecek.”
İçimde yine aynı merak oluştu.
“Yasak odayla mı ilgili?”
Tuğkan birkaç saniye sustu.
Sonra sadece başını salladı.
“Evet.”
“O odanın kapısı sonsuza kadar kilitli kalmayacak.”
Tam o sırada Belinay koşarak geri geldi.
“Size yetiştim!”
Elindeki küçük poşeti bana uzattı.
“Aç.”
Merakla poşeti açtım.
İçinden papatya şeklinde zarif bir kolye çıktı.
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Belinay…”
“Bu ne?”
“Mezuniyet hediyen.”
“Çünkü…”
“Yeni hayatına başlarken boynunda hep umut olsun istedim.”
Kolye avucumun içinde parlıyordu.
Ama nedense…
O an aklım kolyede değildi.
Aklım…
Tuğkan’ın biraz önce söylediği cümlede kalmıştı.
‘O odanın kapısı sonsuza kadar kilitli kalmayacak.’
Akşamüstü eve döndüğümüzde hepimiz yorgunduk.
Belinay aldığı poşetleri salondaki koltuğun üzerine bırakır bırakmaz kendini kanepeye attı.
“Bugün resmen alışveriş maratonu yaptık.”
Barış Bey gülerek ceketini çıkardı.
“Senin enerjine yetişmek mümkün değil.”
Meliha Teyze elindeki poşetleri mutfağa bırakırken bana döndü.
“Sen odana çık kızım.”
“Biraz dinlen.”
Doktorun söylediklerini hatırlayınca itiraz etmedim.
Merdivenleri yavaşça çıkıp odama girdim.
Kapıyı kapattığım anda derin bir nefes verdim.
Yatağın üzerine bıraktığımız alışveriş poşetlerine baktım.
İçlerinden elbiseyi dikkatlice çıkarıp dolaba astım.
Sonra peruk kutusunu açtım.
Aynanın karşısına geçip birkaç saniye elimde tuttum.
Yavaşça taktım.
Başımı kaldırıp aynaya baktığım anda…
Karşımda gördüğüm kişi bana yabancı gelmedi.
Aksine…
Uzun zamandır özlediğim eski ben gibiydi.
Kapı hafifçe çalındı.
“Ümay…”
Barış Bey’di.
“Gelebilir miyim?”
“Tabii.”
İçeri girince beni aynanın karşısında görünce birkaç saniye durdu.
Yüzünde tarifsiz bir gülümseme oluştu.
“Çok yakışmış.”
Utanarak gülümsedim.
“Garip hissettiriyor.”
“Alışacaksın.”
Yanıma geldi.
Aynadaki yansımamı izleyerek konuştu.
“Biliyor musun…”
“İlk gün seni hastanede gördüğümde…”
“Gözlerinde sadece korku vardı.”
“Şimdi ise…”
“Umut görüyorum.”
Sessizce onu dinledim.
Barış Bey cebinden küçük bir kutu çıkardı.
“Bu da benden.”
Şaşkınlıkla kutuyu açtım.
İçinde ince, zarif bir bileklik vardı.
Üzerindeki küçük papatya detayı hemen dikkatimi çekti.
“Papatya…”
“Annenin en sevdiği çiçekti.”
Boğazım düğümlendi.
“Barış Bey…”
“Teşekkür ederim.”
Başımı okşadı.
“Artık teşekkür etmeyi bırak.”
“Sen bu evin bir parçasısın.”
Tam o sırada aşağıdan Belinay’ın sesi duyuldu.
“Baba!”
“Yemek hazır!”
Barış Bey gülerek kapıya yöneldi.
“Hadi.”
“Bugün kutlama yapacağız.”
Aşağı indiğimizde sofranın hazır olduğunu gördüm.
Meliha Teyze en sevdiğim yemeklerden hazırlamıştı.
Tuğkan da hâlâ gitmemişti.
Barış Bey’in yanında oturuyordu.
Beni görünce ayağa kalktı.
Bir an konuşmadan bana baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Peruk sana gerçekten çok yakışmış.”
“Teşekkür ederim.”
Belinay hemen söze girdi.
“Ben seçtim.”
“Hepiniz bunu unutuyorsunuz.”
Hepimiz kahkaha attık.
Yemek boyunca uzun zamandır ilk kez bu kadar çok güldüm.
Sanki hastalık…
Bir akşamlığına bile olsa masanın dışında kalmıştı.
Yemek bittikten sonra Tuğkan saate baktı.
“Ben artık kalkayım.”
Barış Bey de ayağa kalktı.
“Ben seni kapıya kadar geçireyim.”
İkisi birlikte dışarı çıktılar.
Ben de istemsizce camın önüne yürüdüm.
Bahçede konuşuyorlardı.
Ne dediklerini duyamıyordum.
Ama Tuğkan’ın yüzündeki ciddiyet dikkatimi çekmişti.
Bir süre sonra Barış Bey başını yavaşça salladı.
Tuğkan derin bir nefes aldı.
Sonra ikisi tokalaştılar.
Tuğkan arabasına binmeden önce bir an başını kaldırdı.
Göz göze geldik.
Uzakta olmasına rağmen hafifçe gülümsedi.
Ben de aynı şekilde karşılık verdim.
Arabası yavaşça sokağın sonuna doğru uzaklaşırken içimde tarif edemediğim bir his vardı.
O an bilmiyordum…
Ama çok yakında…
Yıllardır kilitli kalan kapılar birer birer açılacak…
Ve hiçbirimizin hayatı artık eskisi gibi olmayacaktı.
&
Ümay’ın Defterinden…
“Bazı yaralar vardır… İnsan onları sakladığını sanır. Oysa her gün biraz daha içinde büyürler.”
“Ben yıllarca yalnız olduğumu sandım.”
“Bir kapının ardına saklanmış çocukluğumu…”
“Bir mezarın altında kalan babamı…”
“Bir fotoğrafın içinde gülümseyen annemi…”
“Ve her şeye rağmen yeniden atan kalbimi…”
“Hayat bana en karanlık günlerimi yaşattı.”
“Ama tam vazgeçeceğim anda karşıma insanlar çıktı.”
“Bana kan bağıyla değil…”
“Sevgiyle aile olunabileceğini öğreten insanlar…”
“Barış Bey…”
“Belinay…”
“Meliha Teyze…”
”…ve Tuğkan.”
“Belki de insanın hayatını değiştiren şey büyük mucizeler değildir.”
“Bazen sadece biri…”
”‘Ben buradayım.’ der.”
“Ve sen…”
“Yeniden yaşamaya cesaret edersin.”
— Ümay
