Bölümler 24Şu an: BÖLÜM 11 – Beyaz Duvarlar
- 1 Giriş114 kelime
- 2 Bölüm 1:Sıfır887 kelime
- 3 Bölüm 2: Yasak1.661 kelime
- 4 BÖLÜM 3: SESSİZ ŞEHİR1.429 kelime
- 5 Bölüm 4: Kırık Sessizlikler1.877 kelime
- 6 Ümay’ın kaleminden kesit330 kelime
- 7 BÖLÜM 5: GEÇ KALANLAR1.765 kelime
- 8 BÖLÜM 6: Bazen Gitmek Gerekir1.679 kelime
- 9 BÖLÜM 7:İlk Kez Ev Gibi1.816 kelime
- 10 BÖLÜM 8: KADEHLERDE KONUŞUR1.848 kelime
- 11 BÖLÜM 9:KİMSİN SEN1.919 kelime
- 12 BÖLÜM 10 – Kan Sessiz Konuşur1.548 kelime
- 13 BÖLÜM 11 – Beyaz Duvarlar1.514 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 BÖLÜM 12: Hayat Ve Ben1.657 kelime
- 15 BÖLÜM 13:KIRILMADAN GÜÇLENMEK1.717 kelime
- 16 BÖLÜM 14 – Yeni Başlangıçlar1.590 kelime
- 17 BÖLÜM 15 – Yeni Bir Umut1.621 kelime
- 18 BÖLÜM 16 – Yeni Sayfalar1.827 kelime
- 19 BÖLÜM 17 – Kilitli Kapılar1.438 kelime
- 20 BÖLÜM 18 – Gerçekler1.687 kelime
- 21 BÖLÜM 19 – Bir Umut, Bir Veda1.756 kelime
- 22 BÖLÜM 20 – Kalbin Sustuğu Yerde1.680 kelime
- 23 BÖLÜM 21 – Yeni Bir Başlangıç1.489 kelime
- 24 OKURLARIMA BİR TEŞEKKÜR264 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Doktorun masasının üzerindeki dosya hâlâ açıktı.Odanın içinde ölüm sessizliği vardı.Nefes alışverişlerimiz bile duyuluyordu.Doktor birkaç saniye boyunca dosyaya baktı.Sanki söyleyeceği cümleleri zihninde tartıyordu.Sonra gözlerini bana çevirdi.
“Ümay…”Kalbim göğsüme sığmıyordu.
“Yapılan kemik iliği biyopsisinin ve diğer incelemelerin sonuçları geldi.”Elleri istemsizce birbirine kenetlendi.Devamını duymaya cesaret edemiyordum.
“Maalesef…sana Akut Lenfoblastik Lösemi tanısı koyduk.”O an…Sanki dünya durmuştu.Kulaklarım uğuldamaya başladı.
Doktor konuşmaya devam ediyordu.Ama söylediklerini duyamıyordum.Tek duyduğum kelime…Lösemi…Belinay’ın eli elimin üzerinde titredi.
“Baba…”diye fısıldadı.Barış Bey sessizce kızının omzuna dokundu.Ama gözlerini benden ayırmıyordu.
Doktor yumuşak bir ses tonuyla devam etti.
“Bunun korkutucu bir kelime olduğunu biliyorum.Ama şunu da bilmeni istiyorum.Artık bu hastalık geçmişe göre çok daha başarılı şekilde tedavi edilebiliyor.Yaşın genç.Bu bizim için önemli bir avantaj.Bugün seni servise yatıracağız.İlk tedavine de en kısa sürede başlayacağız.”Başımı yavaşça kaldırdım.
“Dönecek miyim?”Sesim neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
“Evime…”Doktor birkaç saniye sustu.
“Elbette döneceksin.Ama önce biraz savaşacağız.”Gözlerim doldu.
Savaşmak…Ben zaten yıllardır savaşıyordum.Çocukluğumdan beri.
Babamla…Yalnızlıkla…Korkularımla…Şimdi bir de bedenimle savaşacaktım.İşlemler beklediğimden hızlı ilerledi.Hemşireler odama kadar eşlik etti.
Tek kişilik, beyaz duvarlı bir odaydı.Pencerenin önünde küçük bir koltuk…Yan tarafta refakatçi için açılabilen bir kanepe…Bir de yatağım…Odanın içindeki beyazlık insanın içini ürpertiyordu.Hemşire gülümseyerek,
“Birazdan damar yolunu açacağız.Sonra doktorunuz tekrar uğrayacak.”dedi.
Başımı sessizce salladım.O çıktıktan sonra odada yalnız kaldım.Belinay pencerenin önünde duruyordu.Ağladığını belli etmemeye çalışıyordu.
Barış Bey ise evraklarla ilgileniyordu.Bir süre sonra yanıma geldi.
“Refakatçi olarak ben kalacağım.”Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
“Olmaz.”
“Neden?”
“İşiniz…Belinay…”Sözümü tamamlamama izin vermedi.
“İşim bekler.Sen bekleyemezsin.”
Boğazım düğümlendi.Hayatım boyunca…Kimse benim için işini ertelememişti.Tam o sırada kapı çaldı.İçeri giren kişiyi görünce içimdeki bütün sıcaklık bir anda kayboldu.
Murat.
Kapının önünde öylece durmuştu.Elinde ne bir çiçek vardı…Ne de geçmiş olsun demeye gelmiş birinin yüz ifadesi.Sadece sıkılmış görünüyordu.
Barış Bey ayağa kalktı.
“Hoş geldiniz.”Murat kısa bir baş hareketi yaptı.Gözü bana ilişti.
“Nasılsın?”O kadar sıradan sormuştu ki…
Cevap vermek istemedim.
“İyiyim.”
Yalan söylemeye devam ediyordum.Murat odanın içinde birkaç adım attı.
“E doktor ne dedi?”Kimse cevap vermedi.Sessizliği yine kendisi bozdu.
“İlaç tedavisi başlayacakmış.Bir süre burada kalacakmışsın.”Sesinde ne üzüntü vardı…Ne de endişe.Sadece bilgi alıyormuş gibiydi.Sonra saatine baktı.
“Ben her gün gelemem.şirket var,İş güç var.Birkaç günde bir uğrarım.”İçimde bir şey sessizce kırıldı.
Oysa insan…
Babasından sadece “Yanındayım.” demesini beklerdi.Murat devam etti.
“Zaten Barış Bey buradaymış.Size zahmet oldu.”Barış Bey hiç düşünmeden cevap verdi.
“Zahmet değil.Ümay yalnız kalmayacak.”Murat omuz silkti.
“Nasıl uygun görüyorsanız.”Sonra bana döndü.
“Kendine dikkat et.”
Ve arkasını dönüp çıktı.Kapı kapanırken odanın içindeki sessizlik daha da ağırlaştı.Ben hâlâ kapıya bakıyordum.
Belki…Belki geri döner diye.Belki…“Babacım.”diye seslenir diye.Ama gitmişti.Yine gitmişti.Hiç gelmemiş gibi…
Kapının kapanma sesi odanın içinde yankılanıp sessizliğin arasına karıştı.
Ben hâlâ gözlerimi kapıya dikmiş durmuştum.
Belki geri döner diye…
Belki biraz önce söylediklerini geri alır diye…
Belki ilk defa gerçekten baba gibi davranır diye…
Ama koridordan gelen ayak sesleri gittikçe uzaklaştı.
Gitmişti.
Yine arkasına bile bakmadan gitmişti.
Odadaki sessizlik öyle ağırdı ki kimse nefes almaya cesaret edemiyordu.
Belinay gözlerini silmek için pencereye döndü.
Ben ise başımı yavaşça önüme eğdim.
Barış Bey birkaç saniye kapıya baktı.
Sonra derin bir nefes alıp yanıma geldi.
Sandalyeyi yatağıma biraz daha yaklaştırdı.
Sessizce oturdu.
Ne “Geçecek.”
dedi.
Ne de “Üzülme.”
Sadece bekledi.
Konuşmamı bekledi.
Dakikalar geçti.
İçimde tuttuğum her şey boğazıma düğümlenmişti.
En sonunda sessizliği ben bozdum.
“…Beni aradınız mı?”
Barış Bey anlamamış gibi baktı.
“Murat Bey’i…”
“Benim hastaneye yatırılacağımı söylediğinizde…”
“Aradınız mı?”
Barış Bey başını yavaşça salladı.
“Aradım.”
Sesindeki kırgınlık gizlenemiyordu.
“Sonuçlar çıkmadan önce de aradım.”
“Sonuçlar çıktıktan sonra da.”
“Durumu tek tek anlattım.”
Bir an durdu.
Gözlerini yere indirdi.
“İçimden…”
“…belki bu kez farklı olur diye geçirdim.”
Boğazım düğümlendi.
“Belki…”
“…işini bırakır.”
“Belki ‘Ben kalırım.’ der.”
“Belki kızının yanında olmak ister diye düşündüm.”
Kısa ama acı bir tebessüm etti.
“Ama yanılmışım.”
O cümle beni beklediğimden daha fazla yaraladı.
Çünkü…
Sadece ben umut etmemiştim.
Barış Bey de umut etmişti.
Ve onun umudu da benimki gibi yarım kalmıştı.
Gözlerimi kapattım.
“Ben umut etmeyi yıllar önce bıraktım.”
diye fısıldadım.
“Bıraktığını sanıyorsun.”
dedi Barış Bey.
“Az önce kapıya bakışından belli oluyordu.”
“Babanın geri dönmesini bekledin.”
Sustum.
Çünkü haklıydı.
İnsan kaç yaşına gelirse gelsin…
İçindeki çocuk babasını beklemekten vazgeçmiyordu.
Gözümden sessizce bir damla yaş süzüldü.
“Ben…”
“…çocukken hep böyleydim.”
“Sürekli onu mutlu etmeye çalışıyordum.”
“Daha sessiz olayım dedim.”
“Daha başarılı olayım dedim.”
“Daha uslu olayım dedim.”
“Belki beni sever diye düşündüm.”
Başımı iki yana salladım.
“Hiçbir zaman olmadı.”
Barış Bey tek kelime etmeden dinliyordu.
İlk kez biri sözümü kesmiyordu.
İlk kez biri gerçekten beni dinliyordu.
Derin bir nefes aldım.
“Annem…”
“…öldüğünde küçüktüm.”
“Yüzünü tam hatırlamıyorum.”
“Ama kokusunu hatırlıyorum.”
“Saçımı okşayışını…”
“Bana ‘güzel kızım’ deyişini…”
Gözlerim doldu.
“Annem gidince…”
“…ev de öldü.”
“Murat daha da değişti.”
“Ya da…”
“…belki gerçek yüzünü o zaman göstermeye başladı.”
Odadaki sessizlik daha da derinleşti.
“Bazen günlerce benimle konuşmazdı.”
“Bazen en ufak şeyde bağırırdı.”
“Bazen de…”
Sözler boğazımda düğümlendi.
“Ellerini kaldırırdı.”
Belinay hıçkırığını tutamadı.
Başını öne eğdi.
Ben devam ettim.
“En çok da söyledikleri canımı acıtıyordu.”
“‘Keşke hiç doğmasaydın.’”
“‘Sen olmasaydın annen ölmezdi.’”
“‘Sen benim yükümsün.’”
Her cümleyi söylerken sanki yeniden yaşıyordum.
“Ben de…”
“…gerçekten suçlu olduğuma inandım.”
“Yıllarca annemin ölümünün benim yüzümden olduğunu düşündüm.”
“Dua ettim.”
“Ağladım.”
“Allah’a ‘Beni annemin yanına al.’ dediğim geceler oldu.”
Sesim artık titriyordu.
“Ama yine de…”
“…her sabah kalkıp okula gittim.”
“Kimse anlamasın diye güldüm.”
“Kimse sormasın diye sustum.”
“Çünkü insanlar…”
“…yaralarını gösterenleri değil…”
“…gülümseyenleri seviyordu.”
Telefonumu elime aldım.
Ekran karanlıktı.
“Sonra…”
“…annemin odasına girdim.”
“İlk mesaj o gün geldi.”
“‘Kendine dikkat et.’”
“‘Yalnız değilsin.’”
“‘Bir gölge olarak hep yanındayım.’”
Başımı kaldırdım.
“İlk zamanlar korktum.”
“Sonra…”
“…o mesajları beklemeye başladım.”
“Çünkü hayatım boyunca biri ilk kez bana iyi davranıyordu.”
Barış Bey’in gözleri dolmuştu.
Ben devam ettim.
“Biliyor musunuz…”
“Ben babamdan hiçbir zaman oyuncak istemedim.”
“Pahalı şeyler istemedim.”
“Sadece…”
“…bir kez sarılmasını istedim.”
Odadaki sessizlik uzadı.
Barış Bey başını eğdi.
Uzun süre konuşmadı.
Sonra yavaşça bana baktı.
“Ümay…”
Başımı kaldırdım.
“Biliyorum.”
Kaşlarım çatıldı.
“Neyi biliyorsunuz?”
“Anlattığın her şeyi.”
Kalbim hızla atmaya başladı.
“Nasıl?”
Barış Bey derin bir nefes verdi.
“Çünkü Belinay bana bunları uzun zaman önce anlattı.”
Belinay gözyaşlarını silerek bana baktı.
“Affet beni.”
“Senden habersiz anlattım.”
“Çünkü sana yardım edemiyordum.”
“Ve babamın bir şey yapabileceğini düşündüm.”
Barış Bey sözünü sürdürdü.
“Evet…”
“Çok şey biliyordum.”
“Ama hiçbir zaman senden önce konuşmak istemedim.”
“Çünkü bazı yaralar…”
“…başkasının anlattığı kadar değil…”
“…sahibinin anlattığı zaman iyileşmeye başlar.”
Bir an durdu.
Sonra sesi daha da yumuşadı.
“Ve bir şey daha var Ümay…”
“Bundan sonra…”
“Bu hastanede de…”
“Bu hayatta da…”
“Yalnız yürümeyeceksin.”
O an…
Yıllardır içimde eksik olan bir şeyin yavaş yavaş yerine oturduğunu hissettim.
Belki kan bağı değildi bir insanı aile yapan.
Belki de…
İnsanı aile yapan şey, en karanlık gününde elini bırakmamaktı.
Odadaki sessizlik uzun süre bozulmadı.Belinay gözyaşlarını silmişti.Barış Bey ise hâlâ yatağımın yanındaki sandalyede oturuyordu.Kimse konuşmuyordu.Ama ilk kez bu sessizlik beni rahatsız etmiyordu.
Çünkü ilk defa…
Sessizliğin içinde yalnız değildim.Kapı hafifçe çalındı.İçeri beyaz önlüklü bir hemşire girdi.Elindeki dosyaya göz attı.
“Ümay Soylu?”
“Evet.”
“Tünaydın.Size birkaç işlem yapacağız.”Başımı salladım.
Hemşire yatağımın yanındaki serum askısını hazırlamaya başladı.Metal sesleri odanın içinde yankılanıyordu.
“İlk tedavinizden önce damar yolu açacağız.Doktorunuz birazdan tekrar uğrayacak.”Barış Bey ayağa kalktı.
“Bir şeye ihtiyacımız olursa haber verir misiniz?”
“Tabii ki.”Hemşire gülümseyerek hazırlıklarına devam etti.Ben ise boş gözlerle tavana bakıyordum.
Lösemi…O kelime hâlâ zihnimde yankılanıyordu.
Gerçekten hasta mıydım?
Gerçekten benim başıma mı gelmişti?Birkaç dakika sonra kapı yeniden açıldı.Bu kez içeri doktor girdi.Dosyayı yatağın üzerine bıraktı.
“Günaydın.”Üçümüz de sessizce karşılık verdik.Doktor sandalyesini çekip bana doğru oturdu.
“Ümay.Sana tedavi sürecini kısaca anlatmak istiyorum.”Başımı kaldırdım.“
Korkmanı istemiyorum.Her şeyi adım adım birlikte ilerleteceğiz.”Derin bir nefes aldım.
“Ne kadar burada kalacağım?”Doktor dosyaya baktı.
“İlk tedavi süreci için birkaç hafta hastanede kalman gerekecek.”Belinay’ın eli yeniden elimin üzerine geldi.Doktor konuşmasını sürdürdü.
“İlk amacımız hastalığı kontrol altına almak.Bu süreçte seni yakından takip edeceğiz.Kan değerlerini düzenli kontrol edeceğiz.İlaç tedavin başlayacak.Vücudunun verdiği yanıta göre sonraki adımları planlayacağız.Ama…”dedi hafifçe gülümseyerek.
“Bu yolda yalnız yürümeyeceksin.”Barış Bey başını onaylar şekilde salladı.
“Biz de buradayız.”Doktor da ona dönüp gülümsedi.
“Refakatçi konusunda gerçekten çok şanslı.”
Barış Bey mahcup bir ifadeyle,“Olması gerekeni yapıyorum.”dedi.
Doktor ayağa kalktı.“Bugün dinlenmeni istiyorum.Yarın tedaviye başlayacağız.”Kapı kapandıktan sonra odada yine sessizlik oluştu.
Ben pencereye doğru döndüm.
Hastanenin bahçesinde insanlar yürüyordu.Kimi elinde kahveyle…Kimi telefonda konuşuyordu.Hayat…Sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu.Oysa benim hayatım birkaç saat içinde tamamen değişmişti.
Belinay yanıma geldi.
“Bir şey ister misin?”Başımı iki yana salladım.
“Yok.”
“Acıktın mı?”
“Hayır.”
“Canın sıkılıyor mu?”Bu kez hafifçe gülümsedim.
“Biraz.”Belinay da gülümsedi.
“O zaman ben sana sıkılmaya fırsat vermem.”Çantasını açıp iskambil kâğıtlarını çıkardı.
“Yanıma almıştım.”Şaşkınlıkla ona baktım.
“Hastaneye iskambil mi getirdin?”
“Tabii.Ben hazırlıklıyımdır.”İlk kez içten bir kahkaha attım.Barış Bey gülerek başını iki yana salladı.
“Sizin yaşınızda insan gerçekten ilginç oluyor.”Belinay omuz silkti.
“Ben Ümay’ın canı sıkılmasın diye düşündüm.Çünkü doktor moral önemli dedi.”Barış Bey ayağa kalktı.
“Ben aşağı inip bir kahve alayım.Size de bir şey getireyim.”Belinay hemen,“Bana sıcak çikolata.”dedi.Barış Bey bana döndü.
“Ümay?”Bir an düşündüm.Sonra yavaşça cevap verdim.
“Bana da…aynısından.”
Barış Bey gülümsedi.
“Tamam.”Kapıya yöneldi.Tam çıkacakken durdu.Arkasını dönüp bana baktı.
“Bir yere gitmiyorum.Sadece aşağıdayım.O yüzden beni merak etme.”O cümleyi duyunca istemsizce gülümsedim.Çünkü hayatımda ilk kez…Birisi giderken bana döneceğine söz veriyordu.Kapı kapandı.Belinay yanıma oturdu.Elindeki iskambil destesini karıştırırken bana baktı.
“Ümay.”
“Hı?”
“Bir söz vereceksin.”
“Neymiş?”
“Bu hastalığın seni senden almasına izin vermeyeceksin.”Gözlerimin içine bakıyordu.
“Çünkü ben seni…çocukluğumdan beri tanıyorum. Ve seni bu kadar kolay kaybetmeye hiç niyetim yok.”İçimde bir sıcaklık hissettim.Sessizce elini tuttum.
“Ben de gitmeye niyetli değilim.”O an ikimiz de bilmiyorduk.Bu hastane odasının kapısı…Birkaç saat sonra yeniden açılacaktı.Ve içeri girecek kişi…Hayatımın yönünü tamamen değiştirecekti.
&
Bir ömür baba sevgisini aradım. Meğer aile, aynı kanı taşımak değil; en zor gününde elini bırakmayanlarmış.
Bölüm etkileşimi
