Muhafazakar Kalp kitap kapağı

10. bölüm / 24

Muhafazakar Kalp

BÖLÜM 8: KADEHLERDE KONUŞUR

Vaveyla Yazarı: Tuba Avcı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 24Şu an: BÖLÜM 8: KADEHLERDE KONUŞUR

Mutfağa indiğimizde ev yine o tanıdık sessizliğine bürünmüştü.Ben tezgâhın üzerine market poşetlerini bırakırken Belinay dolapları açıp kapatmaya başlamıştı.
“Kaseleri çıkar.”
“Nerede?”
“Sağdaki dolap.Hayır o değil.Onun üstü.”
“Ümay!Evde kaç kere kaldın?”
“Evin krokisini ezberlemem mi gerekiyordu?”Belinay kahkaha attı.
“Gerekirdi.Artık bu evin yarı zamanlı üyesisin.” İstemsizce gülümsedim.
“Abartma.”
“Abartmıyorum.Cidden söylüyorum.
“Babam da seni kızından ayırmıyor zaten.” O cümle içimi ısıttı.Hiçbir şey demedim.Sessizce dolaptan büyük cam kaseleri çıkarıp tezgâha dizdim.Belinay cips paketlerini tek tek açıyordu.
“Şunu buraya.”“Çikolatayı ortaya.”
“Jelibonlar benim.”
“Neden senin?”
“Çünkü ben aldım.”
“Ben de para verdim.”
“Detay.”
“Belinay.”
“Tamam…Yarı yarıya.”Patlamış mısırları büyük bir kaseye döktük.Meyve sularını buzdolabına yerleştirdik.Tezgâh kısa sürede rengârenk olmuştu.
Tam o sırada dış kapının açılma sesi duyuldu.
Belinay’ın gözleri büyüdü.
“Babam! Yarım saati 1 saat olur eve gelmeden hep kitapçıya uğrardı of”
İkimiz de aynı anda birbirimize baktık.
“Bu kadar erken mi geldi?”Koridordan tanıdık bir ses yükseldi.
“Kızlar…Evde misiniz?”Belinay telaşla etrafına bakındı.
“Çabuk!Şunları toparla.”
“Hangilerini?”
“Şunları…”Tezgâhın köşesindeki viski şişesini gösterdi.İkimiz de aynı anda uzandık.Tam kaldıracağımız sırada Barış Bey mutfağın kapısında belirdi.Elindeki evrak çantasını yere bırakırken önce bize…Sonra tezgâha…Sonra tekrar bize baktı.Sessizlik.Belinay zoraki gülümsedi.
“Şey…Hoş geldin baba bugün kitapçıya uğramadın mı?”Barış Bey kaşını kaldırdı.
“Hoş buldum. Hayır başlamadığım kitaplar var uğramadım ”Bakışları yavaşça viski şişesine kaydı.Sonra kuruyemişlere…Ardından cipslere…En son da üzerimizdeki pijamalara.Belinay’ın üzerindeki ördek desenli pijamayı görünce dudaklarının kenarı istemsizce kıvrıldı.
“Bana açıklamak istediğiniz bir şey var mı?”
Belinay öksürdü.
“Aslında…Bilimsel bir deney yapıyorduk.”Barış Bey ciddi görünmeye çalıştı.
“Öyle mi?”
“Evet.”
“Neyin deneyi?”Belinay birkaç saniye düşündü.
“Şey…Ördek desenli pijamayla cips yenirse daha mutlu olunuyor mu diye.”
Kendimi tutamadım.Gülmeye başladım.Barış Bey de sonunda kahkahayı patlattı.
“Pes.Senden başka kim böyle bir açıklama yapabilir ki?”Belinay rahat bir nefes verdi.
“Yani kızmadın mı?”Barış Bey mutfağa girip cekedini sandalyeye bıraktı.
“Kızsam ne olacak?İkiniz de on dokuz yaşındasınız.Bana yalan söylemediğiniz sürece sorun yok.”
Viski şişesini eline aldı.
“Kaldı ki…Benim dolabımdan izinsiz alacağınıza birlikte içeriz.”Ben şaşkınlıkla Belinay’a baktım.Belinay da bana.İkimiz aynı anda,“Ciddi misin?” dedik.Barış Bey güldü.
“Birer kadehten kimseye bir şey olmaz.” Belinay sevinçle babasına sarıldı.
“Sen dünyanın en iyi babasısın.”
“Onu biliyorum.Alkış bekliyorum.” Üçümüz de gülmeye başladık.Barış Bey küçük kadehleri çıkardı.Bizimkilere çok az koydu.Kendisine biraz daha fazla.
“Kurallar belli.
Dışarı çıkmak yok.
Araba kullanmak yok.
Abartmak hiç yok.”
Başımızı aynı anda salladık.
“Tamam.”
Kadehlerimizi kaldırdık.Belinay heyecanla,
“O zaman…Kız gecesine!”Barış Bey gülerek düzeltti.
“Sanırım artık aile gecesi oldu.” Kadehler hafifçe tokuştu.İlk yudumu aldıktan sonra Belinay yüzünü buruşturdu.
“Bu nasıl bir şey?”Barış Bey kahkahaya boğuldu.
“Daha dün ‘babamın viskisi’ diyordun.”
“Hiç güzel değilmiş.Demek ki filmlerde güzel duruyor sadece.”
Ben de küçük bir yudum aldım. Tadı boğazımı hafifçe yaktı.
Belinay kadehine bakıp burnunu kıvırdı.
“Umay bunu kesin beğenir herşeyin ağır olanını seviyor çikolatanın bile bitterlisi onun için çok güzel ”
Barış Bey kaşlarını kaldırdı.
“Umay’ı niye kattın şimdi?”
Belinay omuz silkti.
“Çünkü onun lüğatında ağır olanları sevme potansiyeli var bu yüzden Beni de çok seviyor. ay! Yine aklıma geldi kilo aldığım.” Başını eğdi yandan yandan bize bakıyordu. tepkilerimize.
Ben istemsizce güldüm. Barış Bey de kahkahayı bastı.
“Bu lafı not aldım,” dedi
Belinay dudaklarını büzdü.
“Al. Gerekirse bir gün yine kullanırsın.”
“Bu kadar sert olma,” dedim gülerek.

Barış Bey masaya hafifçe vurdu.
“Tam isabet.”
Belinay bu kez gerçekten gülümsedi.
“Bak, viski bile daha dürüst çıktı ondan.”
Bir yudum daha aldım. Bu kez tadı daha az sert geldi.
“Aslında kötü değil,” dedim.
Belinay hemen bana döndü.
“Bak, ben demiştim.”
Barış Bey kadehini kaldırdı.
“İşte bu. İlk yudumda yüzünü ekşitmek serbest, ikinci yudumda dürüst olmak zorundasın.”
“Bu kuralı yeni mi uydurdunuz?” dedim.
“Hayır,” dedi Belinay. “Babamın evinde her şeyin bir kuralı vardır. Sadece çoğu sonradan uydurulur.”
Barış Bey kahkaha attı.
“Beni rezil etmeye yemin etmişsin.”
“Yok,” dedi Belinay. “Sadece gerçekleri söylüyorum.”
Mutfakta kahkahalarımız birbirine karıştı. Barış Bey bir tabak daha cips getirdi. Belinay kadehini masaya bırakıp ayaklarını sandalyenin altına topladı. Ben de rahatlamıştım. O an, evin içindeki sessizlik bile yumuşamış gibiydi.
Barış Bey bana döndü.
“Sen hep böyle mi susarsın?”
“Nasıl?”
“İnsanları dinleyip sonra bir anda doğru cümleyi kuranlardan mısın?”
Omuz silktim.
“Bazen.”
Belinay araya girdi.
“Bazen değil. O tam öyle.”
“Abartma.”
“Abartmıyorum. Sen konuşmadığında bile ortamı toparlıyorsun.”
Barış Bey bana dikkatle baktı.
“Bu iyi bir şey.”
“Bazen yorucu,” dedim.
“Biliyorum,” dedi. “Ama iyi bir şey.”
Bir süre daha böyle geçti. Barış Bey eski bir filmden, Belinay çocukken yaptığı yaramazlıklardan, ben de okulda başıma gelen komik bir olaydan bahsettim. Belinay her seferinde araya girip lafı başka yere çekiyor, sonra kendi söylediği şeye kendisi gülüyordu.
“Sen küçükken de böyle miydin?” diye sordum ona.
“Nasıl?”
“Her şeyi şakaya vurmak.”
Belinay dudaklarını büzdü.
“Biraz.”
Barış Bey hemen atıldı.
“Biraz mı? Bu kız ağlamayı bile yarım gülümsemeyle yapardı.”
“Baba!”
“Ne? Doğru.”
Ben güldüm.
“Bu kötü bir şey değil.”
Belinay omuz silkti.
“Bazen kötü. Çünkü insanlar ne zaman ciddi olduğumu anlamıyor.”
Bu cümle bir anlığına masanın üstüne sessizlik bıraktı.
Barış Bey’in bakışları yumuşadı.
“Ben anlıyorum.”
Belinay gözlerini kaçırdı.
“Biliyorum.”
Barış Bey kadehini çevirdi.
“Bu gece iyi geldi.”
“Evet,” dedim.
Belinay hemen başını kaldırdı.
“Bakın, ben de iyi geldim.”
“Sen zaten evin enerjisisin,” dedi Barış Bey.
“Biliyorum.”
“Bu kadar da kendine güvenme.”
“Geç kaldınız,” dedi Belinay. “Ben çoktan kendime güvenmeye başladım.”
Bu kez üçümüz birden güldük.
Belinay bir süre sonra esnedi.
“Tamam,” dedi. “Ben yatıyorum.”
Barış Bey kaşlarını kaldırdı.
“Şimdi mi?”
“Evet. Gözlerim kapanıyor.”
“İyi geceler,” dedim.
Belinay sandalyesinden kalkıp önce babasına sarıldı, sonra bana eğilip omzuma kısa bir dokunuş yaptı.
“İkiniz de çok uzatmayın.”
Barış Bey güldü.
“Sen uyumaya git de bizi düşünme.”
Belinay kapıya yönelirken son bir kez arkasını döndü.
“Ben sizi düşünmüyorum. Sadece sabah birbirinize bakıp ‘biz ne yaptık’ demeyin diye uyarıyorum.”
“Demeyiz,” dedim.
“Dersin,” dedi Barış Bey.
Belinay gözlerini devirdi ve üst kata çıktı. Ayak sesleri koridorda yavaş yavaş kayboldu, ardından kapısı kapandı.
Mutfakta yine ikimiz kalmıştık. Barış Bey kadehini masaya bıraktı.
“Şimdi daha rahat konuşabiliriz.”
“Belinay gerçekten uyudu mu?”
“Uyur,” dedi. “Bir kere karar verdiyse kolay kolay dönmez.”
“İnatçı.”
“Benden almış.”
Bir süre sessizce oturduk. Dışarıda gece koyu bir örtü gibi camlara yaslanmıştı. Mutfak lambasının sarı ışığı tezgâha düşüyor, masadaki boş tabaklar ve yarım kalmış atıştırmalıklar dağınık ama sıcak bir görüntü oluşturuyordu.
Barış Bey kadehini hafifçe çevirdi.
“Sen çok konuşkan biri değilsin.”
Omuz silktim.
“Alışkanlık.”
“Neye?”
“Dinlemeye.”
Bana dikkatle baktı.
“Dinleyen insanlar genelde en çok şeyi içinde tutanlardır.”
Bu cümle beni hazırlıksız yakaladı.
Kadehi masaya bıraktım.
“Belki de.”
Barış Bey başını hafifçe yana eğdi.
“Evde böyle rahat konuşabildiğin biri var mı?”
Soruyu duyunca gözlerimi kaçırdım.
“Pek sayılmaz.”
“Annenle ilgili mi?”
İçimde hafif bir sızı dolaştı.
“Annemle ilgili konuşmak zor.”
Barış Bey başını salladı.
“Anlıyorum.”
“Çok küçükken bazı şeyler değişti,” dedim. “Sonra insan alışıyor sanıyor ama aslında sadece susmayı öğreniyor.”
Barış Bey uzun bir nefes verdi.
“Susmak bazen insanı korur.”
“Bazen de yalnız bırakır.”
Bu kez o sustu.
Ben de devam ettim.
“Belinay’ın yanında rahat olmamın sebebi biraz da bu. Çok soru sormuyor. Zorlamıyor. Sadece yanında oluyor.”
Barış Bey’in bakışları yumuşadı.
“Ben de onu bu yüzden seviyorum.”
“Belli.”
“Fakat yanında olmak yetmiyor bazen.”
“Ne demek istiyorsunuz?”
Kadehini eline aldı ama içmedi.
“Bir baba olarak kızımın her şeyini çözmek istiyorum sanıyorsun. Ama olmuyor. Büyüyor. Kendi hayatı oluyor. Kendi acıları, kendi korkuları oluyor.”
Bir an durdu.
“Ve sen ne kadar istesen de hepsini ondan alamıyorsun.”
Sözleri mutfağın içinde ağır ağır dolaştı.
“Belinay güçlü,” dedim.
“Evet.”
“Bazen fazla güçlü.”
Barış Bey acı bir tebessümle başını salladı.
“İşte o yüzden korkuyorum.”
“Ne için?”
“Bir gün yorulup düşmesinden.”
Bu kez ben sustum.
Barış Bey gözlerini masadaki dağınıklığa çevirdi.
“İnsanlar hep güçlü görünenlerin iyi olduğunu sanıyor. Oysa en çok onlar yoruluyor.”
Kadehimden küçük bir yudum daha aldım. Bu kez tadı daha tanıdık geldi.
“Ben de öyleyim,” dedim usulca.
Barış Bey bana baktı.
“Biliyorum.”
Bu cevap beni şaşırttı.
“Nasıl?”
“Bakışlarından.”
“Ne görüyorsunuz ki?”
“Bir şey istememeyi öğrenmiş birini.”
Sözleri içime işledi. Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
Barış Bey devam etti.
“İnsan bazen bir şey istemediğini söyler çünkü istemenin karşılığında hayal kırıklığı yaşamaktan korkar.”
Başımı yavaşça salladım.
“Evet.”
“Yanılıyor muyum?”
“Hayır.”
O an, ilk kez biri beni gerçekten görüyormuş gibi hissettim. Ne fazla, ne eksik. Sadece olduğum gibi.
Barış Bey sandalyesine yaslandı.
“Ben de gençken öyleydim.”
“Ciddi misiniz?”
“Tabii.”
“Size hiç benzemiyor.”
Güldü.
“Şimdi daha mı rahatım?”
“Biraz.”
“Yaş ilerledikçe insan bazı şeyleri bırakıyor.”
“Mesela?”
“Her şeyi tek başına taşıma inadı.”
Bu cümleye istemsizce gülümsedim.
“Ben o aşamaya gelmedim galiba.”
“Gelirsin.”
“Ne zaman?”
“Bir gün biri sana gerçekten yük olmadan yanında durduğunda.”
Bunu söylerken gözleri bir an kapıya, sonra tekrar bana kaydı. Sanki Belinay’ı düşünüyordu. Sanki beni de.
Saat ilerledikçe konuşmamız daha da derinleşti. Bir ara Barış Bey mutfağın ışığını biraz kıstı. Sonra çay demledi. Viski kadehleri yerini sıcak çay bardaklarına bıraktı. Gece, alkolün verdiği hafif gevşeklikle değil; uzun uzun konuşmanın verdiği yumuşaklıkla akmaya başladı.
Belinay’ın çocukluğundan konuştuk.
Onun inatçılığından.
İnsanları güldürmek için kendini nasıl öne attığından.
Bir şey canını sıktığında bunu şakaya vurmasından.
Barış Bey bazen gülüyor, bazen başını sallıyor, bazen de sessizce dinliyordu.
Ben de ona kendi hayatımdan küçük parçalar anlattım.
Evdeki sessizlikten.
Bazı akşamlar odamda tek başıma oturup hiçbir şey yapmadan saatlerce tavana bakışımdan.
Bir yere ait olma hissinin bende ne kadar geç oluştuğundan.
Barış Bey dikkatle dinledi.
“İnsan bazen ait olduğu yeri değil,” dedi. “Kendini güvende hissettiği yeri arıyor.”
“Ben ikisini de çok geç buldum galiba.”
“Geç diye bir şey yok.”
“Var.”
“Yok.”
Bu kez ikimiz de güldük.
Saat gece yarısını geçtiğinde artık konuşmalarımız daha yavaş, daha içten olmuştu. Birbirimizin sözünü kesmeden, acele etmeden, sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi konuşuyorduk.
Bir ara Barış Bey bana baktı.
“Belinay seni seviyor.”
Bunu öyle sade söyledi ki, içimde bir şey kıpırdadı.
“Ben de onu seviyorum.”
“Biliyorum.”
“Bazen bunu söylemek zor geliyor.”
“Niye?”
“Çünkü alışık değilim.”
Barış Bey başını salladı.
“Ben de kızımın bana her şeyi anlatmasına alışık değilim.”
“Belinay anlatmıyor mu?”
“Anlatıyor gibi yapıyor.”
Bu cümleye ikimiz de güldük.
Sonra Barış Bey’in yüzü biraz ciddileşti.
“Yine de iyi ki geldin.”
“Ben mi?”
“Evet.”
“Neden?”
“Çünkü bu evde uzun zamandır bu kadar rahat gülünmüyordu.”
Sözleri beni sessizleştirdi.
“Belinay’la iyi geldiğinizi düşünüyorum,” dedi. “Birbirinize iyi geliyorsunuz.”
Ne diyeceğimi bilemedim. Sadece başımı eğdim.
“Teşekkür ederim.”
“Ben teşekkür ederim.”
Gece ilerledikçe mutfaktaki hava daha da sakinleşti. Dışarıda rüzgâr hafifçe camlara vuruyor, içeride ise yalnızca saat sesi ve arada bir bardakların birbirine değmesi duyuluyordu.
Bir ara Barış Bey saate baktı.
“Sabah oluyor.”
Pencereye döndüm. Gökyüzü yavaş yavaş koyu lacivertten griye dönüyordu.
“Gerçekten sabah olmuş.”
Barış Bey gülümsedi.
“Belinay hâlâ uyuyordur.”
“Muhtemelen.”
“İyi ki uyudu.”
“Niye?”
“Çünkü bu konuşmayı onun yanında yaparsak yarım saat sonra bizi dalga konusu eder.”
Kahkaha attım.
“Kesinlikle.”
Bir süre daha sessizce oturduk. Bu kez konuşmadan da rahattık. Sanki gece boyunca paylaştığımız şeyler, aramızda görünmez bir bağ kurmuştu.
Sonunda Barış Bey ayağa kalktı.
“Bir çay daha ister misin?”
Başımı salladım.
“Olur.”
Mutfakta yeni bir sabah başlamıştı. Çaydanlıktan yükselen buhar, pencerenin önünde ince bir sis gibi dağılıyordu. Ben bardağımı iki elimle tutarken Barış Bey tezgâha yaslandı.
“Biliyor musun,” dedi, “bazı insanlar bir gece içinde yıllardır söylemediklerini söyleyebiliyor.”
“Sanırım biz de öyle olduk.”
“Evet.”
“İyi geldi.”
Barış Bey bana baktı.
“Bana da.”
O sırada üst kattan hafif bir kapı sesi geldi. Belinay’ın odasından gelen uykulu bir kıpırtıydı sadece. Sonra yine sessizlik.
Barış Bey gülümsedi.
“Gördün mü? Hâlâ uyuyor.”
Ben de gülümsedim.
“İyi ki uyuyor.”
“Bırakalım uyusun.”
“Bırakalım.”
Ve biz, sabahın ilk ışıkları mutfağa düşerken, çaylarımızı yudumlayıp konuşmaya devam ettik. Belinay odasında uyumayı seçmişti; biz ise gece boyunca birbirimize biraz daha yaklaşmıştık.
&
“İnsan, kendini ait hissettiği yere değil; ait hissettiren insanlara döner.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

7okunma 4beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18