15. bölüm · Muhafazakar Kalp

BÖLÜM 13:KIRILMADAN GÜÇLENMEK

Tuba Avcı

Hastaneye yatışımın üçüncü günüydü.İnsan burada zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordu.Saatler birbirine benziyor…Günler aynı kokuyla başlıyor, aynı beyaz duvarlarla bitiyordu.Artık hemşirelerin ayak seslerini bile birbirinden ayırabiliyordum.
Kimin nöbetinin başladığını…Kimin koridordan geçtiğini…Kapının ne zaman açılacağını…
Hepsini ezberlemiştim.Serum yine koluma bağlıydı.İlaçlar yüzünden bütün vücudum halsizdi.Saçlarımı parmaklarımla geriye doğru tararken avucumda kalan birkaç teli fark ettim.Donup kaldım.Uzun uzun elimin içine baktım.Sadece üç dört tel…Ama içime oturmaya yetmişti.Kapı çalındı.
Belinay elinde iki kahveyle içeri girdi.Beni görünce yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
“Ne oldu?”Elimi yavaşça kapattım.
“Hiç…”Yanıma kadar geldi.
“Ümay.Elini aç.”Başımı iki yana salladım.
“Boş ver.”
“Ümay.”Sesinde ilk kez bu kadar ciddi bir ton vardı.Yavaşça avucumu açtım.İçindeki saç tellerini görünce gözleri doldu.Hiçbir şey söylemedi.Sadece yanıma oturup elimi tuttu.
“Başlıyor…”diye fısıldadım.
“Değil mi?”Belinay cevap vermedi.Çünkü ikimiz de cevabı biliyorduk.Gözlerim istemsizce aynaya kaydı.Daha şimdiden yüzüm solgun görünüyordu.
“Saçlarım dökülürse…”Sözümü tamamlayamadım.Belinay hemen araya girdi.
“Saçın dökülür.Evet.Ama sonra yeniden çıkar.Belki daha güzel çıkar.”İstemsizce güldüm.
“Yalancı.”
“O zaman birlikte kazıtırız.”Şaşkınlıkla ona baktım.
“Ne?”
“Saçımı.Seni kel bırakacak hâlim yok.”
“Belinay, saçmalama.”
“Saçmalamıyorum.Ciddiyim.”Başımı iki yana salladım.
“Hayır.Öyle bir şey yapmayacaksın.”
“Neden?”
“Çünkü ben hastayım.Sen değilsin.”Belinay omuz silkti.
“Arkadaşlık böyle bir şey.”
Tam o sırada Barış Bey içeri girdi.Elinde küçük bir kutu vardı.
“Ben geldim.”İkimiz de ona döndük.Belinay hemen gözlerini sildi.Barış Bey durumu anlamış gibiydi.Kutuyu yatağın üzerine bıraktı.
“Nedir bu?”diye sordum.
“Aç.”Kutunun içinden rengârenk örgü ipleri çıktı.Şaşkınlıkla baktım.
“Bu ne?”Barış Bey gülümsedi.
“Hastanenin girişinde küçük bir stant vardı.Kanser tedavisi gören çocuklar yapmış.Bileklik.”
İplerin arasından yarım kalmış küçük bir bileklik çıkardı.
“Birlikte bitireceğiz.”Belinay şaşkınlıkla güldü.
“Baba…Sen bileklik örmeyi biliyor musun?”
“Bilmiyorum.O yüzden üçümüz birlikte öğreneceğiz.”İlk kez içten güldüm.
“Güzel fikirmiş.”Barış Bey sandalyeyi çekip yatağın yanına oturdu.
“Hastalık senden çok şey alabilir.”
“Belki saçını…”
“Belki gücünü…”
“Belki sabrını…”
“Ama gülümsemeni almasına izin verme.”O sırada kapı yeniden çaldı.Hemşire başını uzattı.
“Ümay?”
“Evet?”
“Doktor Bey seni görmek istiyor.”İçim istemsizce sıkıştı.
“Bir sorun mu var?”
Hemşire gülümsemeye çalıştı.
“Hayır.Sadece tedavi planının devamını konuşacağız.”Barış Bey ayağa kalktı.
“Ben de geliyorum.”Belinay da çantasını aldı.
“Ben de.”Üçümüz birlikte odadan çıktık.Koridor her zamanki gibi kalabalıktı.Doktorun odasına doğru yürürken…
Karşı koridordan tanıdık bir siluet geçti.Siyah tişört…Uzun boy…Ve o tanıdık yürüyüş…Başımı istemsizce çevirdim.Tuğkan…
Elinde bir dosyayla başka bir doktorun odasına giriyordu.Tam kapı kapanmadan önce başını kaldırdı.Göz göze geldik.İkimiz de birkaç saniye hiçbir şey söylemedik.Sonra o…Çok hafif gülümsedi.Ve başıyla bana selam verdi.Ben de farkında olmadan aynı hareketi yaptım.Kapı kapandı.Belinay bunu fark etmişti.Dirseğiyle koluma hafifçe vurdu.
“Bir şey demeyeceğim.”Başımı ona çevirdim.
“Hiç deme.”
“Demiyorum.Şimdilik…”Barış Bey ikimizin hâline bakıp gülümsedi.
“Ben hiçbir şey duymadım.”Belinay kıkırdadı.
“Biz de hiçbir şey söylemedik zaten.”Ama içimde tuhaf bir his vardı.Sanki Tuğkan’ın o hastanede bulunmasının nedeni…Sadece beni ziyaret etmek değildi…
Doktorun odasının kapısını tıklatınca içeriden sakin bir ses duyuldu.
“Buyurun.”
Barış Bey kapıyı açtı.
Üçümüz sessizce içeri girdik.
Doktor masasının üzerindeki dosyaları inceliyordu.
Bizi görünce gözlüğünü çıkarıp hafifçe gülümsedi.
“Geçin, oturun.”
Ben sandalyeye otururken Barış Bey hemen yanıma geçti.
Belinay da diğer sandalyeye oturdu.
Doktor dosyamı tekrar açtı.
Kalemiyle birkaç satırı işaret etti.
“Ümay.”
“Evet hocam.”
“Bugün aldığımız kan sonuçlarını tekrar değerlendirdik.”
İçim istemsizce gerildi.
Doktor bunu fark etmiş olacak ki gülümseyerek devam etti.
“Korkmana gerek yok.”
“Şu an her şey beklediğimiz şekilde ilerliyor.”
Derin bir nefes aldım.
Fark etmeden nefesimi tuttuğumu o an anladım.
“İlk tedaviye vücudun beklediğimiz cevabı veriyor.”
“Elbette daha yolun çok başındayız.”
“Ama şu an için olumsuz bir durum görünmüyor.”
Barış Bey öne doğru eğildi.
“İlk birkaç gün en kritik dönem miydi hocam?”
Doktor başını salladı.
“Evet.”
“Özellikle enfeksiyon açısından çok dikkatli olacağız.”
“Ziyaretçi sayısını mümkün olduğunca sınırlamanızı istiyoruz.”
“Dışarıdan gelen herkes el hijyenine dikkat etmeli.”
“Ümay da maske kullanmaya devam edecek.”
Belinay hemen araya girdi.
“Ben okuldan gelince direkt yanına geliyorum.”
“Bu sorun olur mu?”
Doktor düşünmeden cevap verdi.
“Gelmeden önce ellerini güzelce yıkaman, maskeni takman yeterli.”
“Hastalık belirtin olursa ise birkaç gün ziyaret etmemen daha doğru olur.”
Belinay başını salladı.
“Tamam hocam.”
Doktor yeniden bana döndü.
“Bir konu daha var.”
Merakla baktım.
“Önümüzdeki haftalarda tedavinin yoğunluğu artacak.”
“Bazı günler kendini daha iyi hissedeceksin.”
“Bazı günler ise yataktan bile kalkmak istemeyeceksin.”
“Bunların hepsi normal.”
“Önemli olan moralini mümkün olduğunca yüksek tutmak.”
Acı acı gülümsedim.
“Kolay olmayacak gibi.”
Doktor da aynı samimiyetle gülümsedi.
“Kimse kolay olacağını söylemedi.”
“Ama başarabileceğini söylüyorum.”
O cümle odanın içinde yankılandı.
Barış Bey bana baktı.
“Gördün mü?”
“Ben de aynı şeyi söylüyorum.”
Doktor dosyayı kapattı.
“Bir de mezuniyet meselesi vardı.”
Başımı kaldırdım.
İlk kez yüzümde gerçek bir merak oluşmuştu.
“Eğer tedavin planladığımız gibi ilerler…”
“Kan değerlerin de uygun olursa…”
“…o gün için birkaç saatlik izin vermeyi değerlendirebiliriz.”
Gözlerim büyüdü.
“Gerçekten mi?”
“Şimdiden kesin bir şey söyleyemem.”
“Ama hedefimiz bu olabilir.”
Belinay sevinçle bana döndü.
“Duydun mu?”
“Birlikte mezun olacağız.”
Gözlerim doldu.
O ana kadar mezuniyet defterini çoktan kapattığımı sanıyordum.
İçimde küçücük de olsa yeniden bir umut yeşermişti.
Doktor ayağa kalktı.
“Şimdilik dinlenmeni istiyorum.”
“Yarın yine görüşeceğiz.”
Hep birlikte teşekkür edip odadan çıktık.
Koridora adım attığımız anda tanıdık bir ses duyuldu.
“Demek toplantı bitti.”
Başımı çevirdim.
Koridorun duvarına yaslanmış biri bizi bekliyordu.
Üzerinde siyah tişörtü, elinde ise küçük bir kâğıt poşet vardı.
Tuğkan…
Bizi görünce doğruldu.
Barış Bey şaşkınlıkla ona baktı.
“Sen hâlâ burada mısın?”
Tuğkan hafifçe gülümsedi.
“Aslında gidiyordum.”
“Sonra doktor odasına girdiğinizi görünce beklemek istedim.”
Belinay hemen bana dirseğiyle hafifçe vurdu.
Fısıldayarak,
“Beklemek istemişmiş…”
dedi.
“Sus.”
diye mırıldandım.
Barış Bey ikimizin hâlini görünce gülümsememek için dudaklarını birbirine bastırdı.
Tuğkan elindeki küçük poşeti bana uzattı.
“Bunu almayı unutmuşum.”
Şaşkınlıkla poşeti açtım.
İçinden küçük bir anahtarlık çıktı.
Mavi renkte, gülümseyen bir bulut…
Arkasında ise minicik bir yazı vardı.
“Geçecek.”
Anahtarlığa bakarken yüzümde istemsiz bir tebessüm oluştu.
Belki de…
Uzun zamandır ilk kez…
İçimde gerçekten umut filizlenmeye başlamıştı.
Odaya geri döndüğümüzde yorgunluğum bütün bedenime çökmüştü.
Barış Bey pencerenin önündeki perdeyi hafifçe aralarken ben yavaşça yatağıma oturdum.
Belinay ise her zamanki gibi odanın içinde dolaşmaya başlamıştı.
“Baba, şu sandalyeyi biraz çeker misin?”
“Çantamı koyacak yer kalmadı.”
Barış Bey gülerek sandalyeyi kenara çekti.
“Senin şu çantan kadar eşyan yok.”
“O kadar da değil.”
“O kadar.”
Üçümüz de hafifçe güldük.
Tam o sırada kapı çaldı.
“Gel.”
Kapı açıldı.
İçeri Tuğkan girdi.
Elinde sabah getirdiği beyaz papatyalar vardı.
Bu kez onları vazoya yerleştirmek için hemşireden izin almıştı.
“Rahatsız etmiyorumdur umarım.”
Barış Bey gülümseyerek ayağa kalktı.
“Estağfurullah.”
“Gel.”
Tuğkan çiçekleri dikkatlice komodinin üzerine bıraktı.
O sırada Belinay’ın gözleri papatyalara takıldı.
Hiç düşünmeden,
“Dur bir dakika…”
dedi.
Sonra yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
“Sen gelmişsin!”
Tuğkan şaşkınlıkla güldü.
“Nereden anladın?”
Belinay papatyaları gösterdi.
“Bu çiçeklerden.”
“Ümay’ın odasında bunlar varsa yüzde yüz sensindir.”
Ben utanarak yüzümü çevirdim.
“Belinay…”
“Ne var?”
“Doğru ama.”
Barış Bey merakla ikimize baktı.
“Ben bir şey kaçırıyorum galiba.”
Belinay yatağın kenarına oturdu.
“Anlatayım.”
“Birkaç gün önce ben okuldan çıkmıştım.”
“Kafenin orada bununla karşılaştım.”
Başparmağıyla Tuğkan’ı işaret etti.
“Ümay’ı sordu.”
Tuğkan mahcup bir şekilde gülümsedi.
“Evet…”
Belinay devam etti.
“Ben de olanları anlattım.”
“Sonra hastanede yattığını söyledim.”
Bir an sessizlik oldu.
Ben şaşkınlıkla Belinay’a baktım.
“Demek…”
“Hastanede olduğumu senden öğrendi.”
Belinay başını salladı.
“Evet.”
“Yanlış mı yaptım?”
Başımı iki yana salladım.
“Hayır.”
“Ben sadece…”
“…bilmiyordum.”
Tuğkan söze girdi.
“Aslında gelmeden önce çok düşündüm.”
“Gelmeli miyim, gelmemeli miyim diye.”
“Sonra…”
“İnsan zor gününde yalnız bırakılmaz diye düşündüm.”
Sözleri odanın içinde yankılandı.
Barış Bey, Tuğkan’a dikkatlice baktı.
Ardından hafifçe gülümsedi.
“İyi düşünmüşsün.”
“Bazen geçmiş olsun demek bile insana güç verir.”
Tuğkan mahcup bir ifadeyle başını eğdi.
“Umarım rahatsız etmemişimdir.”
“Tam tersi.”
dedim.
“İyi ki gelmişsin.”
Göz göze geldik.
İkimiz de aynı anda gülümsedik.
Belinay ikimize bir baktı.
Sonra babasına döndü.
“Baba…”
“Bence ben bunları yalnız bırakayım.”
Barış Bey kahkaha attı.
“Olmaz.”
“Neden?”
“Sonra bana eksik anlatırsın.”
Belinay kahkahasını tutamadı.
“Sen de amma dedikoducusun.”
“Dedikodu değil.”
dedi Barış Bey.
“Durum değerlendirmesi.”
Tuğkan da gülmeye başladı.
“O zaman ben de rapor bekliyorum.”
Odanın içini kahkahalar doldurdu.
Uzun zamandır ilk kez kendimi gerçekten hasta gibi hissetmiyordum.
Sanki birkaç dakikalığına hastane odası kaybolmuştu.
Sadece dört kişinin sohbet ettiği sıcak bir ortam kalmıştı.
Bir süre sonra Tuğkan saatine baktı.
“Ben artık gideyim.”
“Beni yine görürsün.”
dedi bana bakarak.
“Bu sefer söz.”
Başımı hafifçe salladım.
“Bekliyor olacağım.”
Tuğkan kapıya yöneldi.
Tam çıkarken durdu.
“Ümay.”
“Efendim?”
“Pes etmek yok.”
Gülümsedim.
“Yok.”
Kapı sessizce kapandı.
Ben hâlâ papatyalara bakıyordum.
Belinay usulca omzuma dokundu.
“Ne düşünüyorsun?”
Çiçeklerden gözümü ayırmadan fısıldadım.
“Uzun zamandır…”
“…biri bana bu kadar içten davranmamıştı.”
Barış Bey bunu duyunca sessizce pencereye döndü.

Tuğkan gittikten sonra oda yeniden sessizleşmişti.Belinay, pencerenin önündeki sandalyeye oturmuş telefonuyla uğraşıyor, Barış Bey ise hastanenin verdiği evrakları tek tek inceliyordu.
Ben ise hâlâ komodinin üzerindeki beyaz papatyalara bakıyordum.
Annem…Ne zaman papatya görsem aklıma önce o gelirdi.Düşüncelerimin arasında kaybolmuşken telefonum titredi.Ekrana baktığım anda gözlerim doldu.
Meliha Teyze…
Hiç bekletmeden aramayı açtım.
“Alo…”Karşı taraftan tanıdık, titrek ama sıcak bir ses geldi.
“Canım kızım…Nasılsın?”Sesini duyar duymaz boğazım düğümlendi.
“İyiyim…”Daha cümlemi bitiremeden hafifçe çıkıştı.
“Bana yalan söyleme.O sesini ben yıllardır tanıyorum.”
İstemsizce gözlerim doldu.
“Özledim seni Meliha Teyze.”
“Ben de seni…”Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.Sonra sesi daha da kısıldı.
“Ben aslında bugün hastaneye gelmek istedim.”Kalbim sıkıştı.
“Eee?”
“Baban izin vermedi.”Başımı yavaşça eğdim.Şaşırmamıştım.
“Sabah evden çıkmadan önce…karşıma geçti.‘Hiçbir yere gitmeyeceksin.’ dedi.‘Hastaneye de gelmeyeceksin.‘O kızın kafasını yıllardır sen doldurdun zaten.’ dedi.”
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
Yine aynı Murat…Yine aynı öfke…Yine aynı nefret…
“Sonra biliyor musun ne yaptı?”diye devam etti Meliha Teyze.
“Anahtarı da yanında götürdü.”
“Ben çıkmayayım diye.”Bir an gözlerimi kapattım.
“Bunu yapacağı belliydi…”diye fısıldadım.
“Üzülme.”dedi hemen.
“Komşudan telefonu rica ettim.”
“Seni aramadan duramadım.”Artık gözyaşlarımı tutamıyordum.
“Meliha Teyze…Ne olur gelmeye çalışma.Ya sana da bir şey yaparsa?”Karşı taraftan bu kez kararlı bir ses yükseldi.
“Ümay Soylu.”İlk kez adımı bu kadar ciddi söylemişti.
“Ben bugüne kadar çok sustum.Çok korktum.Çok şey gördüm.Ama artık yeter.”Sessizce onu dinliyordum.
“Sen küçücük yaşından beri acı çekerken sustum.Anneni kaybettiğinde sustum.Murat sana bağırırken sustum.Seni ağlarken gördüm…yine sustum.”Sesi titremeye başladı.
“Bugün hâlâ bunun vicdanını taşıyorum.”Bir damla yaş yanağımdan süzüldü.
“Meliha Teyze…”
“Hayır.Bırak bugün ben konuşayım.”Derin bir nefes aldı.
“Yarın o evden çıkacağım.”
“İster kızsın.İster bağırsın.İster beni kovsun.Umurumda değil.Ben o hastaneye geleceğim.Sana sarılacağım.Elini tutacağım.Ve seni yalnız bırakmayacağım.”Hıçkırığımı tutamadım.
“Çok korkuyorum…”diye fısıldadım.
“Neyden?”
“Ya iyileşemezsem…”Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.Sonra Meliha Teyze öyle bir cümle kurdu ki…Sanki annem konuşuyordu.
“Bak beni iyi dinle.Sen daha mezuniyet kepini atacaksın.İlk işine gideceksin.Âşık olacaksın.Hayalini kurduğun hayatı yaşayacaksın.Allah sana daha yaşayacak çok güzel günler yazdı.Sen pes etmeyeceksin.”Artık ağlıyordum.
Sessiz sessiz…Çocuk gibi…
“Tamam…”diyebildim.
“Tamam Meliha Teyze.”
“O zaman söz ver bana.”
“Neye?”
“Tedavini yarım bırakmayacağına.Ne kadar yorulursan yorul vazgeçmeyeceğine.”
Gözlerimi sildim.“Söz.”
“Bir söz daha.Söyle.Yarın geldiğimde bana o güzel gülüşünü göstereceksin.”İlk kez içten gülümsedim.
“Söz.”Telefon kapandı.Elimde telefon öylece kalakaldım.Barış Bey sessizce yanıma geldi.Konuşmaların tamamını duymamıştı.Ama gözlerimden her şeyi anlamış gibiydi.Omzuma hafifçe dokundu.
“Meliha Hanım mıydı?”Başımı salladım.
“Evet.Yarın gelecekmiş.”Barış Bey yumuşak bir tebessüm etti.“İyi.Çünkü bazen…bir insanı iyileştiren sadece ilaçlar olmaz.Sevildiğini hissetmek de tedavinin bir parçasıdır.”O an…İlk kez gerçekten iyileşmek istediğimi hissettim.