8. bölüm / 24
Muhafazakar KalpBÖLÜM 6: Bazen Gitmek Gerekir
Bölümler 24Şu an: BÖLÜM 6: Bazen Gitmek Gerekir
- 1 Giriş114 kelime
- 2 Bölüm 1:Sıfır887 kelime
- 3 Bölüm 2: Yasak1.661 kelime
- 4 BÖLÜM 3: SESSİZ ŞEHİR1.429 kelime
- 5 Bölüm 4: Kırık Sessizlikler1.877 kelime
- 6 Ümay’ın kaleminden kesit330 kelime
- 7 BÖLÜM 5: GEÇ KALANLAR1.765 kelime
- 8 BÖLÜM 6: Bazen Gitmek Gerekir1.679 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 BÖLÜM 7:İlk Kez Ev Gibi1.816 kelime
- 10 BÖLÜM 8: KADEHLERDE KONUŞUR1.848 kelime
- 11 BÖLÜM 9:KİMSİN SEN1.919 kelime
- 12 BÖLÜM 10 – Kan Sessiz Konuşur1.548 kelime
- 13 BÖLÜM 11 – Beyaz Duvarlar1.514 kelime
- 14 BÖLÜM 12: Hayat Ve Ben1.657 kelime
- 15 BÖLÜM 13:KIRILMADAN GÜÇLENMEK1.717 kelime
- 16 BÖLÜM 14 – Yeni Başlangıçlar1.590 kelime
- 17 BÖLÜM 15 – Yeni Bir Umut1.621 kelime
- 18 BÖLÜM 16 – Yeni Sayfalar1.827 kelime
- 19 BÖLÜM 17 – Kilitli Kapılar1.438 kelime
- 20 BÖLÜM 18 – Gerçekler1.687 kelime
- 21 BÖLÜM 19 – Bir Umut, Bir Veda1.756 kelime
- 22 BÖLÜM 20 – Kalbin Sustuğu Yerde1.680 kelime
- 23 BÖLÜM 21 – Yeni Bir Başlangıç1.489 kelime
- 24 OKURLARIMA BİR TEŞEKKÜR264 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gökyüzü, sabah olmasına rağmen geceden kalma bir hüzün taşıyordu.Kurşuni bulutlar güneşi neredeyse tamamen örtmüş, ince ince yağan yağmur camlara usulca vuruyordu.
Barış Bey saatine baktı.viskiden son yudumunu aldıktan sonra peçeteyle dudaklarını sildi.
“Ben artık çıkayım.”
Belinay şaşkınlıkla başını kaldırdı.
“Baba… Bugün cumartesi.”Barış Bey gülümsedi.
“Cumartesi diye işler bitmiyor kızım.Birkaç dosya teslim edeceğim.Sonra da uğramam gereken bir yer var.”
Ceketini giyerken bana döndü.
“Ümay.”
“Efendim?”
“Dün gece pek iyi görünmüyordun. Kendine dikkat et.”
Başımı hafifçe salladım. “Ederim.”
Belinay babasının yanına gidip yanağına küçük bir öpücük kondurdu.
“Akşam erken gel.”Barış Bey kızının saçlarını karıştırdı.
“Söz veremem.Ama elimden geleni yaparım.” Kapı kapandı.Ev yeniden sessizliğe büründü.
Belinay arkasından bakıp iç çekti.
“Babam işini bazen kendinden bile çok seviyor.”
Salondan televizyonun sesi geliyordu.Meliha Teyze mutfakta bulaşıkları toplarken Belinay pencerenin önüne geçti.
“Eğer hava biraz daha kapanırsa kendimi sonbaharın ortasında sanacağım.” Ben de pencerenin yanına yürüdüm.Yağmur damlaları camdan aşağı süzülüyordu.Çocukluğumdan beri yağmuru izlemeyi severdim.Çünkü her damlada sustuğum bir cümle vardı.Her yağmurda…İçime gömdüğüm biraz daha ben.
Belinay bana döndü.“Hâlâ o mesajı mı düşünüyorsun?”Cevap vermeden telefonumu elime aldım.Ekranda hâlâ aynı iki kelime duruyordu.“Henüz zamanı değil.”Derin bir nefes aldım.
“Beni tanıyor…”
“Ama ben onu tanımıyorum.”Belinay yanıma geldi.
“Bir deneyelim.”
“Neyi?”
“Numarayı ara.”
Bir an tereddüt ettim.Ya gerçekten açarsa?Ya bütün hayatımı değiştirecek biri telefona çıkarsa?Parmaklarım titreyerek arama tuşuna bastı.Telefon yalnızca iki kez çaldı.Ardından mekanik kadın sesi duyuldu.
“Aradığınız numaraya şu anda ulaşılamıyor.”
Telefon elimde ağırlaştı.Belinay dudaklarını birbirine bastırdı.
“Kapalı.Sanki özellikle.” Tam o sırada salondan Murat’ın sesi geldi.
“Ümay.”
İkimiz de irkilerek kapıya baktık.Murat kapının önünde durmuştu.
“Bir dakikan var mı?”
Ses tonu her zamanki gibi emirdi.İstek değil…Soru hiç değil.Belinay endişeyle bana baktı.Başımı hafifçe sallayıp odadan çıktım.Kapı arkamdan sessizce kapandı.Koridorun sonunda Murat beni bekliyordu.Kollarını göğsünde birleştirmişti.
“Nerede olduğunu biliyorum.”
Boğazım düğümlendi.
“Anlamadım.”
“Anlarsın.”
Bana birkaç adım yaklaştı.
“Dün gece mezarlığa gitmişsin.”
Kalbim bir an duracak gibi oldu.
Bunu…Nasıl öğrenmişti?
Sessiz kaldım.Murat gözlerini üzerime dikti.
“Konuş.”
“Belinay’la biraz yürümek istedik.”
“Yalan söyleme.” Sesi yükselmedi.Ama alçaldıkça daha korkutucu oluyordu.
“Ben yalandan nefret ederim.”
Parmaklarımı birbirine kenetledim.
“Beni takip mi ettirdin?”Dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
“Bu seni ilgilendirmez.”
İçimde öfke kabardı.
“Beni neden bu kadar kontrol ediyorsun?” Murat’ın yüzündeki ifade bir anda sertleşti.
“Ben ne yapıyorsam senin iyiliğin için yapıyorum.”
İçimden acı bir kahkaha yükseldi.
“İyiliğim için mi? Benim hangi iyiliğimi düşündün bugüne kadar?”
Koridor buz kesmişti.Murat birkaç saniye bana baktı.Sonra cebinden araba anahtarını çıkardı.
“Barış aradı. Bugün onlarda kalmanı istiyor.”
Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
“İzin verecek misin?”
“Kuralları sen koymayacaksın.”Kısa bir sessizlik oldu.
“Bu akşam gidersin. Ama…”
Bana doğru eğildi.
“Orada benim adımı ağzına almayacaksın.Neler yaşadığını anlatmayacaksın.Ve…” Gözlerimin içine baktı.
“Benim iznim olmadan tek bir adım bile atmayacaksın.”Yutkundum.
“Anlaşıldı mı?”İstemesem de başımı salladım.
“Bir daha o mezarlığa gittiğini öğrenirsem…”Cümlesini yarım bıraktı.Ama devamını söylemesine gerek yoktu.Ne demek istediğini çok iyi anlamıştım.
Murat gözlerini bana çevirdi yandan bir bakışla birkaç saniye üzerimde tuttu.Yüzünde tek bir duygu bile okunmuyordu
.“Anlaşıldı mı?” diye sordu.
İstemeyerek başımı salladım.
“Anlaşıldı.”
Başka hiçbir şey söylemedi.Kapıyı açtı.Koridora çıktı.Ben olduğum yerde kaldım.Ayak sesleri koridorun sessizliğinde yankılanıyordu.İçimde tuhaf bir his vardı.Sanki arkasını dönecek…İlk kez bana gerçekten bir şey söyleyecekti.Belki “İyi misin?” diye soracaktı.Belki de yıllardır duymayı beklediğim tek bir cümleyi kuracaktı.Ama olmadı.Kapının eşiğine geldi.Bir an durdu.Nefesimi tuttum.Arkasını dönmedi.Omuzları bile kıpırdamadı.Sonra yürümeye devam etti.Koridor yeniden sessizliğe gömüldü.Ben ise hâlâ kapının önünde dikiliyordum.İnsan bazen olmayacağını bile bile umut ediyormuş.Belki de en çok, hiç gerçekleşmeyecek ihtimaller yoruyordu insanı.
Derin bir nefes alıp odamın kapısını açtım.Belinay beni görür görmez ayağa kalktı.Yüzüme dikkatlice baktı.
“Ne oldu?”
Gülümsemeye çalıştım.Ama beceremedim.Belinay kaşlarını çattı.
“Ümay…Suratın niye böyle?”Sessizce pencerenin önüne yürüdüm.Yağmur hâlâ ince ince yağıyordu.
“Hiç…Her zamanki gibi.”Belinay yanıma geldi.Omzuma hafifçe dokundu.
“Hayır. Her zamankinden daha kötüsün.”
Cevap vermedim.Pencerenin önüne gidip dışarı bakmaya başladım.Gökyüzü hâlâ kurşuni bulutlarla kaplıydı.İnce yağmur damlaları camdan aşağı süzülüyordu.Belinay usulca yanıma geldi.
“Ümay…Yine mi?”Gözlerimi kapattım.
“Her zamanki gibi.”
Belinay derin bir nefes verdi.Sonra iki elini omuzlarıma koydu.
“Tamam.Artık yeter.”Şaşkınlıkla ona baktım.
“Ne yeter?”
“Bu oda.Bu ev.Bu düşünceler.”
Elimi tuttu.
“Bugün seni dışarı çıkarıyorum.”
“Canım istemiyor.”
“İstese de istemese de.”
“Belinay…Hayır.”
Kararlı bir sesle konuşuyordu.
“Son günlerde ya ağlıyorsun ya susuyorsun.İkisini de izlemekten yoruldum.Beni biraz düşün.”
İstemsizce gülümsedim.
“Şantaj mı yapıyorsun?”
“Evet.Hem de en duygusalından.”
Kollarını göğsünde birleştirdi.
“On dakika.”
“Neye?”
“Hazırlan.”
“Nereye gidiyoruz?” Yüzünde çocukça bir gülümseme belirdi.
“Her zamanki kafeye.”
Belinay kolumu hafifçe salladı.
“Hadi ama. Bugün hiçbir şey düşünmeyeceğiz.Sadece kahve içeceğiz.İnsanları izleyeceğiz.Ben yine saçma sapan hikâyeler uyduracağım.”
İç çekip gülümsedim.
“Sen gerçekten iflah olmazsın.”
“Allah’a şükür.” İkimiz de istemsizce güldük.
“Tamam.Teslim oldum.”
Belinay sevinçle ellerini birbirine vurdu.
“İşte bu!Hadi.On dakika sonra dışarı çıkmış olacağız “ merdivenleri tek tek çıktık odama girdiğimizde belinay hemen
Dolaba yönelip kıyafetleri çıkarmaya başladı.Ben de dolabıma göz gezdirdim. Elime açık renkli bir kazak aldım.Aynadaki yansımama baktım.Yüzüm hâlâ solgundu.Ama uzun zamandır ilk kez…Dışarı çıkmak bana bu kadar kötü gelmiyordu.Belki birkaç saatliğine de olsa…Kafamın içindeki seslerden uzaklaşabilirdim.Oysa bilmiyordum.Birazdan gideceğimiz o kafe…Hayatımı tamamen değiştirecek karşılaşmanın başlangıcı olacaktı.
Belinay hazırlanmıştı bana dönüp gözlerini kıstı.
“Bugün insan içine çıkıyorsun.Şu saçlarını da düzelt.”
“Evet anne.”
“Ben annen değilim.Daha beterim.”
İkimiz de yeniden güldük.Uzun zamandır odamın içinde bu kadar kahkaha yankılanmamıştı. aynanın karşısına geçtik.Belinay son kez bana baktı.
“Tamam.Oldu.Şimdi biraz insana benzedin.”Omzuna hafifçe vurdum.
“Çok sağ ol.”
“Her zaman.”
Telefonumu cebime koydum.Belinay kapıyı açtı.
“Haydi.Bizim kafedeki masamız boş kalmıştır.Kesin Hasan Abi yine bizi görünce ‘Her zamanki masanız hazır.’ der.” Gülümsedim.
“Bir de kahveleri söylemeden getirir.Çünkü bizi ezbere biliyor.İşte o yüzden orayı seviyorum.”
Kapıyı çekip merdivenlerden aşağı inmeye başladık.Dışarıda yağmur hâlâ ince ince yağıyordu.Belinay şemsiyesini açtı.Koluma girerek gülümsedi.
“Bugün güzel geçecek.”O an…Onun bu kadar emin konuşmasına imrendim.Çünkü ben, güzel günlere inanmayı uzun zaman önce bırakmıştım.
”Haydi.Bizim masa bizi bekliyordur.”dedi belinay
Sokağın köşesine doğru yürümeye başladık.Islanan kaldırımlar yağmurun altında parlıyordu.Arabalar yavaş geçiyor, insanların çoğu şemsiyelerinin altına saklanıyordu.Yaklaşık on dakikalık yürüyüşün ardından tanıdık tabelayı uzaktan gördük.Belinay gülümsedi.
“Evimize hoş geldik.”Ben de istemsizce tebessüm ettim.
O küçük kafe…Son zamanlarda kendimi en huzurlu hissettiğim yerlerden biriydi.Kapıya doğru ilerledik.İkimizin de haberi yoktu.Birkaç dakika sonra…Hayatımın akışını değiştirecek insanla ilk kez aynı ortamda bulunacaktım.
Kapının üzerindeki küçük zil çaldı.Her zamanki gibi içerisi kahve kokuyordu.Yağmurdan kaçan birkaç kişi cam kenarındaki masalara oturmuştu.Kasadaki Hasan Abi bizi görünce gülümsedi.
“Hoş geldiniz kızlar.”
Belinay eliyle selam verdi.
“Her zamanki masa boş mu?”
Hasan Abi başını salladı.“Şanslı gününüz.”
Tam masamıza doğru ilerlerken Belinay bir anda durdu.
“Of…”
N’oldu?”
“Telefonumu arabada unutmuşum.”
“Arabayla gelmedik ki.”
“Doğru ya…”İkimiz de güldük.Tam o sırada kapının zili bir kez daha çaldı.Refleksle başımı çevirdim.İçeri uzun boylu, siyah montlu bir adam girdi.Yağmur damlaları saçlarından hâlâ süzülüyordu.İçeri girer girmez etrafı kısa bir bakışla süzdü.Sonra…Gözleri bana takıldı.Sadece bir an…Ama o bir saniye bile garip hissettirmeye yetmişti.Hiç tanımadığım birinin bana bu kadar dikkatli bakması tuhaftı.Belinay dirseğiyle bana dokundu
.“Yakışıklıymış.” Gözlerimi hemen ondan kaçırdım.
“Saçmalama.”
Adam kasaya doğru yürüdü.Hasan Abi onu görünce gülümsedi.
“Hoş geldin Tuğkan.Her zamanki gibi mi?”
Adam hafifçe başını salladı.
“Evet.”Sesini ilk kez duyuyordum.
Sakin…Ama yorgun.
Siparişini beklerken istemsizce tekrar bana baktı.Bu kez göz göze geldik.Sanki beni tanıyormuş gibi…Hayır.Bu mümkün değildi.Başımı hızla önüme eğdim.
Belinay fısıldadı.“Bence sana baktı.”
“Abartıyorsun.”
“Abartmıyorum.Resmen baktı.”
Tam o sırada garson elindeki tepsiyi taşırken ayağı masanın kenarına takıldı.Bir fincan kahve hızla devrildi.Sıcak kahve tam üzerime dökülecekken…Bir el fincanı havada yakaladı.
“İyi misiniz?”Başımı kaldırdım.Az önce içeri giren adam…Yani Tuğkan…Karşımda duruyordu.
Ses tonu sakindi.Ne yüksek…Ne de alçak.Sadece yorgun.Hasan Abi siparişi hazırlarken Tuğkan pencere kenarındaki boş masaya geçti.Bizim masamızla arasında yalnızca iki masa vardı.Belinay menüyü eline aldı.
“Bugün pasta yiyeceğim.”
“Daha dün yemedin mi?”
“Dün dündü.Bugün bugün.” Gülümsemekten kendimi alamadım.Belinay tam sipariş vermek için ayağa kalkmıştı ki Tuğkan’ın telefonu çaldı.İstemsizce başımı çevirdim.Konuşmuyordu.Sadece ekrana birkaç saniye baktı.Sonra aramayı reddetti.Derin bir nefes aldı.Yüzünde kısa süreliğine garip bir ifade belirdi.Sanki canını sıkan bir şey vardı.
Belinay beni yakaladı.
“Neye bakıyorsun?”Hemen gözlerimi kaçırdım.
“Hiç.”
“Koskoca yalan.”
“Merak ettim sadece.”
Belinay hafifçe eğildi.
“Yakışıklı ama.”
“Belinay.”
“Ne?”
“İnsanları rahat bırak.”Kıkırdadı.
“Tamam tamam.”O sırada Hasan Abi tepsiyi getirirken Tuğkan’a seslendi.
“Evlat. Şeker yine istemiyorsun değil mi?”
“Yok Hasan Abi. Kahve yeter.”Hasan Abi başını salladı.
“Sen de baban gibi acı kahve seviyorsun.”Bu cümleyi duyunca Tuğkan’ın yüzündeki ifade bir an değişti.Çok kısa sürdü.Ama ben fark etmiştim.Gözleri yere indi.Sonra hiçbir şey olmamış gibi fincanını eline aldı.Belinay tekrar konuşmaya başladı.Ben ise farkında olmadan bir kez daha o tarafa baktım.Aynı anda…Tuğkan da başını kaldırdı.Göz göze geldik.Sadece birkaç saniye…Sonra ikimiz de aynı anda bakışlarımızı kaçırdık.Ben bunu sıradan bir tesadüf sandım.Oysa Tuğkan için…Bu, yıllardır beklediği ilk karşılaşmaydı.
Kahvelerimiz çoktan bitmişti.Belinay bardağını masanın ortasına itti.
“Eee…Şimdi anlat.”Başımı kaldırdım.
“Neyi?”
“Babamın dün Murat Amca’yla ne konuştuğunu.”Derin bir nefes aldım.Parmaklarımı fincanın etrafında dolaştırdım.
“Babam…Kızgın değildi.Ama…Dün gece mezarlığa gittiğimi öğrenmiş.”Belinay’ın yüzündeki tebessüm bir anda kayboldu.
“Nasıl öğrenmiş?”
“Bilmiyorum.Bir şey söylemedi.Sadece bildiğini söyledi.”Kısa bir sessizlik oldu.
“Sonra?”
“Sonra…Bu gece sizde kalmama izin verdi.”Belinay şaşkınlıkla gözlerini açtı.
“Gerçekten mi?”Başımı salladım.
“Barış Amca istemiş.”Belinay sevinçle iki elini masaya vurdu
.“İşte bu! Bugün kız günü yapıyoruz.”
İlk kez içten güldüm.
“Kız günü mü?”
“Evet.Film izleyeceğiz.Abur cubur yiyeceğiz.Ben sana makyaj yapacağım.”
“Olmaz.”
“Olur.”
“Kesinlikle olmaz.”
“Kesinlikle olur.”Kahkahamız kafenin içinde yankılandı.Uzun zamandır bu kadar rahat güldüğümü hatırlamıyordum.Belinay gözlerini kısmış bana bakıyordu.
“Bak.Gülünce çok daha güzelsin.”Utanıp başımı eğdim.
“Hadi.Kalkalım.”Garsonu çağırmak için elimi kaldıracakken Hasan Abi masamıza geldi.Elinde küçük fiş vardı.
“Gerek kalmadı kızlar.”Şaşkınlıkla yüzüne baktık.
“Nasıl yani?”
Hasan Abi gülümseyerek kafenin diğer tarafını işaret etti.
“Az önceki bey ödedi.”Refleksle başımı çevirdim.Az önce yalnız oturan genç adam montunu giyiyordu.Kapıya doğru yürüyordu.
Belinay hemen fısıldadı.
“Şu çocuk mu?”Hasan Abi başını salladı
.“Evet.Israr etti. Size de söylemememi istedi.”
Şaşkınlıkla ayağa kalktım.
“Ama neden?”Hasan Abi omuz silkti.
“Onu ben de bilmiyorum kızım.”
Kapının üzerindeki zil yeniden çaldı.Genç adam dışarı çıktı.Yağmurun içine karışıp uzaklaştı.Bir süre arkasından baktım.Tanımıyordum.Hayatımda ilk kez görüyordum.Peki…Neden hesabımızı ödemişti?
Belinay dirseğiyle koluma hafifçe vurdu.“Kesin senden hoşlandı.”Saçmalama der gibi baktım.
“Beni tanımıyor bile.”Belinay kahkaha attı.
“Tanımak için illa biyografi mi okuması lazım?”
“Bir baktı…Beğendi.”Başımı iki yana salladım.
“Abartıyorsun.”
“Hiç de abartmıyorum.Senden gözünü alamadı.”
“Belinay.”
“Hı?”
“Sen romantik film izlemeyi bırak.Hayal gücün fazla çalışıyor.”Belinay koluma girip gülümsedi.
“Sen farkında değilsin.Ama ben kızım.Kızlar anlar.Ve bence…O çocuk seni gerçekten beğendi.”
İçimden sadece bir cümle geçti.“Bazen bazı insanlar sebepsiz iyilik yapar.”
Ben bunu öyle sanıyordum.Oysa o yabancı…Bana yabancı değildi.
&
Bölüm Sonuİnsan bazen en çok güldüğü günün akşamında en sessiz hâline döner.Çünkü kahkahalar, acıları yok etmez.Sadece bir süreliğine üzerini örter.Bazı insanlar yaralarını saklamayı öğrenir, bazıları ise gülümsemelerinin arkasına gizler.Ve bazen…Hayatına ansızın giren bir yabancı, senden tek kelime duymadan bile içinde kopan fırtınaları hisseder.Oysa sen, onun yalnızca tesadüften ibaret olduğunu sanırsın.Belki de kader, insanları ilk karşılaştırdığında isimlerini söylemez.Sadece yollarını kesiştirir.Gerçekler ise…Doğru zamanı bekler.
&
Sizleri çok seviyorum kendinize iyi bakın 🌸🌸🌸
Bölüm etkileşimi
