16. bölüm / 17
Matem Rüzgarı14. Bölüm
Bölümler 17Şu an: 14. Bölüm
- 1 1. Bölüm2.740 kelime
- 2 2. Bölüm2.604 kelime
- 3 3. Bölüm2.916 kelime
- 4 4. Bölüm2.292 kelime
- 5 5. Bölüm2.132 kelime
- 6 6. Bölüm2.508 kelime
- 7 7. Bölüm3.119 kelime
- 8 8. Bölüm2.231 kelime
- 9 9. Bölüm2.510 kelime
- 10 Çalma Listesi68 kelime
- 11 10. Bölüm2.654 kelime
- 12 11. Bölüm2.687 kelime
- 13 12. Bölüm2.287 kelime
- 14 13. Bölüm3.131 kelime
- 15 14. Bölüm2.160 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 15. Bölüm2.418 kelime
- 17 16. Bölüm2.242 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hayat her zaman sürprizlerle doludur. Ve benim bu hayattaki en büyük sürprizim karşımdaki buz gözlü adamdı. Hayatım boyunca kimseye çekilmemişken ondan uzaklaşmak istemiyordum.
Herhangi bir erkeğin başını bile beni rahatsız ederken onun öpmesi, dokunması hiç rahatsız hissettirmiyordu.
Bundan korkmalımıydım?
Evet korkmalıydım. Çünkü bir insana kendini koşulsuz, şartsız açmak çok zor bir şeydi. Her şeyini o adama bağlıyordun ve o kişi gittiğinde sende mahvoluyordun.
Hâlâ yüzümüz birbirine çok yakın duruyordu. Elleri sıkıca belimde benim ellerim ise geniş omuzlarındaydı. Gözlerini bir saniye olsun benden çekmiyordu. Sanki uzaklaşsa kaçacağımdan korkuyordu.
“Hüzün güzeli.” Diye mırıldandı öpüşmekten boğuk çıkan sesiyle. “Hüzün güzelim.”
Beni tek koluyla bir anda kucağuna almasıyla ne olduğunu anlayamamıştım. “Rüzgar!” Dedim gülerek. “İndir beni!”
Başını iki yana salladı. “Sen bir kez kabul ettin ya beni. Bundan sonra seni yanımdan ayırırsam şerefsizim.” Asansöre ilerlediğinde kollarımı sıkıca boynuna sardım ve sessizce gözlerini izlemeye başladım.
Daha önce bana bu anı yaşayacağımı söyleseler dalga geçerdim. Ama şuan tam olarak rüya gibi bir an yaşıyordum ama her rüyanın da bir sonu vardı. Ve ben ilk defa uyanmak istemiyordum.
Asansörden indiğimiz de kendi odasına ilerleyerek kapıyı örttü ve beni yatağına yatırdı. Üzerimizde hâlâ akşamın kıyafetleri vardı. “Ne yapacağız?” Diye sordum aklıma gelenlerle.
Ellerini iki yanıma koydu ve üzerime eğildi. Dudaklarında çapkın bir gülümseme vardı. “Ne yapmak istersin?” Dedi imalı bir sesle.
Ağzımı açtım ama ne söyleyeceğimi bilemeyerek geri kapattım. Bir süre yüzüne öylece baktım. “Şey…” gözlerimi kaçırdım ama buna izin vermeden çenemden tutup kendisine çevirdi.
“Ney?” Tek kaşını kaldırarak biraz daha üzerime eğildi.
Yanaklarımın alev alev yandığını hissediyordum ama gözlerimi ondan kaçırmama asla izin vermiyordu. “Şey... Üzerimdeki elbiseyle uyuyamam ki,” diye mırıldandım, sesim neredeyse fısıltı gibi çıkmıştı. “Hem sen de takım elbiseyle üzerimde duruyorsun.”
Rüzgar’ın dudaklarındaki o çapkın gülümseme daha da derinleşti; buz mavisi gözleri bir an için bedenimde, ardından utancımla kıpkırmızı kesilen yüzümde gezindi.
“Haklısın, Hüzün güzeli,” dedi, sesindeki o tok ve pürüzsüz tını içimi titretiyordu. “Seve seve çıkartırım.”
Gözlerimi kocaman açarak göğsüne hafifçe vurdum. “Rüzgar! Sen ne ara bu kadar arsız oldun?”
Gülerek üzerimden biraz doğruldu ve ellerini belimden çözüp yatağın kenarına oturdu. “Sadece senin yanındayken, Matem,” dedi, sesi aniden ciddileşirken parmakları saçlarımdan bir tutamı kulak arkasına sıkıştırdı. “Sadece senin yanındayken bu adam olmama izin veriyorsun.”
Gülümsedim, içimdeki o korkunun yerini tatlı bir sıcaklık alırken yavaşça yataktan kalktım. Giyinme odasına geçip üzerimdeki o ağır elbiseyi çıkardım ve Rüzgar’ın daha önce bana bıraktığı rahat, siyah bir tişört ile yumuşak bir eşofman geçirdim üzerime. Banyoda elimi yüzümü yıkayıp çıktığımda, Rüzgar da ceketini ve gömleğini çıkarmış, sadece siyah bir eşofmanla yatağın kenarında oturmuş beni bekliyordu.
O geniş, kaslı omuzlarını ve sırtındaki hafif izleri gördüğümde, bu adamın da bu dünyaya gelene kadar ne kadar çok savaştığını fark ettim. Odadaki loş ışık tenine vururken, beni fark edip başını kaldırdı.
Yatağa doğru yaklaştığımda tek kolunu kaldırıp beni hemen yanına çekti. Başımı geniş göğsüne yasladığım an, kokusu bütün dünyayı dışarıda bırakmama yetmişti. Bir eli saçlarımda huzurla gezinirken, diğer kolu belimi sıkıca sarmıştı.
“Hâlâ korkuyor musun?” diye fısıldadı karanlığın içinde. Sesi o kadar yumuşaktı ki, içimdeki o gizli köşede saklanan endişeyi nasıl bildiğini sorgulamadım bile.
Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. “Korkuyorum,” dedim dürüstçe. “Çünkü seni kaybetmekten, bu huzurun bir rüya olup uyanmaktan çok korkuyorum.”
Rüzgar çenesini saçlarımın tepesine yasladı; göğsünün altındaki kalp atışı kulaklarımda güven dolu bir ritimle atıyordu.
“Uyanmayacaksın, Matem,” dedi, sesindeki o demir kararlılıkla. “Bu rüya değil. Bundan sonra benimle uyuyacaksın, benimle uyanacaksın. Ve dışarıda ne fırtına koparsa kopsun, bu yatakta sana hüzün haricinde dokunacak tek şey nefesim olacak.”
Aniden gelen o cesaretle hiç düşünmeden kalkıp kucağına oturdum. O da bunu beklemiyormuş gibi öylece kaldı ama kolları belimi sarmayı ihmal etmedi. “Rüzgar…” diye fısıldadım ona biraz daha yaklaşarak.
Gözlerini gözlerimden ayırmazken derinden gelen o sesiyle “Seninleyim.” Dedi.
Sesi, ruhumdaki tüm fırtınaları dindirebilecek ama aynı zamanda içimde yepyeni bir yangın başlatabilecek bir güce sahipti. Kucağında, onun o devasa ve sert bedenine meydan okur gibi otururken kalbimin ritmi tamamen kontrolden çıkmıştı. Avuçlarımı o geniş omuzlarına yerleştirdim; parmaklarım tenindeki o eski savaşların izlerinde, derin yaralarında usulca gezindi. Dışarıya karşı bir canavar, aşılmaz bir duvar olan bu adam, benim karşımda sadece bana ait bir sığınak gibi teslim olmuştu.
"Hep burada kal," diye mırıldandım. Sesim titriyordu ama bakışlarımı buz mavisi gözlerinden bir an bile kaçırmadım. "Bana çarpan tek fırtına sen ol, ama beni hiç bırakma."
Belimdeki büyük eli bu sözümle birlikte aniden sıkılaştı. Beni kendine öyle bir sertlikle bastırdı ki, aramızdaki tek bir milimlik boşluk bile yok oldu. Göğsünün altındaki o deli gibi atan kalbi, benimkine çarparak ritmini eşitledi. Başını usulca eğdi, alnını alnıma yasladığında sıcak nefesi dudaklarıma döküldü. Bakışları o kadar koyu, o kadar yoğundu ki karanlık oda bile aramızdaki o tehlikeli çekimle aydınlanıyor gibiydi.
"Bırakmam," diye fısıldadı. Sesi boğazından gelen erkeksi, tok bir hırıltı gibiydi; sertti ama içi tamamen bana karşı duyduğu o vahşi şefkatle doluydu. "Sen git desen de, bu yangından tek bir adım bile geriye atmam. Sen benim hem sığınağım hem kıyametlimsin, Matem."
Büyük elinin parmakları saçlarımın arasına sızdı, başımı hafifçe geriye doğru eğerek beni tamamen kendi kontrolüne aldı. Dudakları, dudaklarımın hemen kenarına sert ama bir o kadar da tapar gibi bir öpücük kondurdu. Dudakları tenimde iz bırakarak çeneme, oradan da boynumdaki o hassas noktaya doğru indi. O sert adam gitmiş, yerine beni incitmekten korkan ama beni tamamen yutmak isteyen tutkulu bir adam gelmişti.
Teninin sıcaklığı içimi kavururken ellerimi ensesindeki saçlarına doladım ve onu kendime daha da çektim.
Başını yavaşça kaldırdı ve yüzümü ellerinin arasına aldı. O buz mavisi gözlerinde daha önce hiç görmediğim kadar yoğun bir karanlık, ama bir o kadar da bana ait olmanın verdiği o derin sahiplenme duygusu vardı.
Burada bir mantık hatası var bende fark ettim sonradan ama yapacak bir şey yok iki bölümü de değiştirmem gerekir.
Matem regl olduğunu söylemişti sonrasında böyle bir sahne normalde olmaz ama değiştiremeyeceğim için bu şekilde devam edecek.
(Biraz +18e gireceğim okumak istemeyen bir sonraki bölüme geçebilir)
"Matem..." diye fısıldadı, sesi bu kez arzudan ve pürüzsüz ciddiyetten ötürü iyice boğuklaşmıştı. Büyük başparmağı alt dudağımın üzerinde usulca gezindi, beni titretti. "Sana dokunabilir miyim? Seni tamamen kendime mühürleyebilir miyim?"
Sorusundaki o incelik, o sert adamın karşımda sırf beni ürkütmemek için nasıl da iradesine hükmettiğini gösteriyordu. Konuşmak istedim ama boğazım kurumuştu, kelimeler dudaklarımdan dökülmedi. Sadece gözlerinin içine derin derin bakarak başımı yavaşça, olumlu anlamda salladım. Ona tamamen ait olmak istediğimi bu sessiz kabulle sundum.
Bu küçücük hareketim, onun içindeki tüm barajların yıkılmasına yetti. Dudaklarında o yırtıcı ama saniyeler önce izin istemiş olmanın verdiği o derin şefkat dolu tebessüm belirdi. "Benim güzel Matemi'm," diye fısıldadı ve beni yatağın yumuşak zeminine doğru yavaşça yatırdı. Üzerime eğildiğinde, gölgesi odadaki loş ışığı tamamen kapattı. Artık sadece o ve ben vardık; dışarıdaki tüm dünya, fırtınalar ve korkular kapının ardında kalmıştı.
Üzerimdeki tişörtü tek hamle de çıkardığında gözleri gözlerimdeydi. “Durayım mı?” Diye sordu.
“Durma.” Dedim kısık sesle.
Dudakları boynumdan göğüsüme doğru ilerlediğinde sırtımdaki eli tek hamle de sütyenimin kopmasını açıp yere attı. Karşısında yarı çıplak kalmıştım fakat geri çekilme isteğim yoktu. Aksine onun için yanıyordum.
Büyük eli yavaşça belime indi, parmakları tenimde sıcak izler bırakarak yukarıya, kaburgalarıma doğru tırmandı. Acele etmiyordu. Gözlerini gözlerimden bir an bile ayırmadan, avuç içini göğsümün hemen üzerine yerleştirdi. Kalbimin onun avcunun içinde nasıl deli gibi çarptığını hissettiğinde dudakları hafifçe kıvrıldı.
"Çok hızlı atıyor," diye fısıldadı sesi iyice boğuklaşırken. Eğilip göğsümün üzerine, tam kalbimin attığı yere dudaklarını bastırdı. Uzun, sıcak bir öpücük bıraktı oraya.
Doğrulup altımdaki eşofmanı ve iç çamaşırımıda tenimi acıtmayan ama kararlı bir hareketle aşağıya doğru sıyırdı ve yatağın kenarına fırlattı. Artık tamamen onun karşısında çıplaktım. Bakışları bedenimde ağır ağır gezindi; sert çehresindeki o sahiplenici ifade daha da derinleşti.
Yavaşça üzerime doğru eğildi, dizlerini bacaklarımın iki yanına yerleştirip ağırlığını hafifçe bana verdi. Büyük elleri bacaklarımdan yukarıya doğru tırmanıp kalçalarımı kavradı. Beni yavaşça kendine doğru çekti, sert ve sıcak teni tenime tamamen mühürlendi.
Dudakları tekrar dudaklarıma kapandığında, bu kez daha derin ve aç bir şekilde öpmeye başladı. Kollarımı boynuna doladım, o da belimi sıkıca sararak bedenlerimizi tek bir ritimde birleştirdi. Sert nefesleri kulaklarımda yankılanırken, her bir dokunuşuyla beni kendine biraz daha bağladı.
Dudakları yeniden aşağı inerken elleri bacaklarımda dolaşıyordu. Sol göğüsümdeki yara izine derin bir öpücük bırakarak karnıma indi. Elleri göğüslerimde dolaşıyor, dudakları karnımda.
Dudakları karnımda gezinirken, büyük elleri kalçalarımdan yukarıya, çıplak belime tırmandı. Acele etmiyordu; parmak uçlarını tenime bastırarak sertçe yukarı çekti. Başını kaldırıp buz mavisi gözlerini gözlerime dikti.
"Rüzgar..." diye fısıldadım, sesim nefes nefeseydi.
Cevap vermedi. Sadece çenemi kavrayıp başımı hafifçe geriye eğdi ve dudaklarını boynuma gömdü. Dişlerini tenime hafifçe geçirerek boynumdan köprücük kemiğime kadar sert öpücükler bıraktı. Ellerinden biri göğsüme tırmandı, sertleşen ucunu parmaklarının arasına alıp yavaşça sıktı. Vücudumun bu dokunuşla kavis alarak yatağa gömüldüğünü hissettim.
Dudakları göğüslerime ulaştığında, sol göğsümdeki o yara izini diliyle usulca yaladı. Ardından diğer göğsümü ağzının içine alarak sertçe emmeye başladı. Kalçalarım yatakta istemsizce ona doğru yükselirken, diğer eli bacaklarımın arasına doğru indi. Parmakları ıslaklığımı bulduğunda duraksamadı. İki parmağını içime sertçe bastırıp ağır ağır hareket ettirmeye başladı. Dudaklarımdan kopan iniltiyi duyunca parmaklarını daha da hızlandırdı, başparmağıyla da üzerimdeki o hassas noktayı sertçe ezdi.
Zevkten delirmek üzereydim, ellerim sırtındaki kaslara kenetlendi. "Rüzgar, lütfen..." diye mırıldandım.
Bir süre daha parmakları aynı şekilde devam etti ve elini çekti. Dizlerimi iki yana doğru açarak üzerime iyice eğildi. Sert ve tamamen hazır olan bedenini kasıklarıma yasladı. Gözlerini gözlerimden bir an bile ayırmadı.
Kendini tek ve derin bir hamleyle içime itti. Tamamen içimi doldurduğunda nefesim boğazımda kesildi, gözlerim irileşti. Kalçalarımı sıkıca kavrayıp beni yatağa sabitledi. İlk başta yavaş ve ağır itişlerle içimde hareket etmeye başladı. Her geri çekilip tekrar sertçe vuruşunda odada sadece tenlerimizin birbirine çarpma sesi yankılanıyordu.
"Bak bana," dedi sesi tamamen boğuklaşırken.
Gözlerinin içine baktım. Ritmini hızlandırdı. İtişleri artık daha derin, daha sert ve durdurulamazdı. Kollarımı boynuna daha sıkı doladım, bacaklarımı beline sardım. Kasıklarımdaki o yoğun baskı ve sıcaklık tepe noktasına ulaştığında içimdeki her şeyin kasıldığını hissettim ve çığlığım onun dudaklarının arasında kayboldu. Rüzgar da birkaç sert ve derin itişin ardından erkeksi bir hırıltıyla içime boşaldı. Başını boynuma gömerek ağır bedenini üzerime bıraktı.
“Rüzgar…” dedim nefes nefese altında yatarken. Elimi terlemiş saçlarımdan geçirdim.
“Rüzgar ölsün sana, ömrünü versin, uğrunda kanlar döksün söyle güzelim.” Dedi başını kaldırıp yüzüme bakarken. Üzerimden hafif kalkıp oturduğunda bende kucağına oturdum.
Çıplaklığımın artık hiçbir önemi kalmamıştı. O tamamen benim ben tamamen onundum. “Seni seviyorum.”
Bu iki kelimeyle öylece kaldı. Sanki beklemiyordu bunu benden. Ama sonra dudaklarında bir gülümseme belirginleşti. “Asıl ben seni seviyorum Matem.” Yüzüme gelen saçları şefkatle geriye iterken iç çekti. “Matem Rüzgar’ı.”
Elleri sırtımda ve kalçalarımda dolanıyordu gözlerini gözlerimden bir saniye olsun ayırmıyordu. “İsmimin anlamındaki kaderi yaşatma bana tamam mı?”
Dudaklarıma küçük kısa ama anlamlı bir öpücük bıraktı. Bir yemin gibi. “Söz veriyorum.” Memnuniyetle başımı salladım. “Duşa girelim mi?”
“Girelim.” Dedim ayağa kalkarak. O da elimi tutup kalktığında birlikte odadaki duşa girip suyu açtık.
Sıcak su üzerimizden akarken Rüzgar beni banyonun soğuk fayanslarına yasladı. Sırtımdaki o soğuklukla onun teninden yayılan sıcaklık birleştiğinde içim ürperdi. Gözlerini gözlerimden ayırmadan, ıslak ellerini yavaşça belimden yukarıya doğru kaydırdı. Acele etmiyordu, aksine beni çıldırtmak ister gibi her dokunuşunu zamana yayıyordu.
"Rüzgar..." dedim, sesim suyun sesinin arasında titreyerek çıktı. "Bekletme beni."
Dudakları kenara kıvrıldı, yüzünde o her zamanki ukala ama beni eriten gülümsemesi belirdi. "Acelemiz yok güzelim," diye fısıldadı kulağıma doğru. Dudakları boynuma indi. Suyun altındaki ıslak tenimi dudaklarıyla ve dişleriyle yavaşça talan etmeye başladı. Boynumdan köprücük kemiklerime inen her küçük öpücük, kasıklarıma kadar uzanan bir elektrik dalgası yaratıyordu.
Elleri kalçalarıma indi, beni kendine daha çok bastırdı. Erkekliğini tenimde hissettiğimde nefesim tamamen kesildi. Beni bacaklarımdan kavrayıp hafifçe havaya kaldırdığında kendimi tamamen ona bırakmaya hazırdım ama o durdu. Sadece tenini tenime sürterek gözlerimin içine baktı. Gözlerindeki o koyu arzu beni delirtmek üzereydi.
"Beni ne kadar istediğini söyle Matem," dedi, sesi pürüzüz ve boğuktu. Dokunuşlarıyla beni sınırda yürütüyordu.
"Çok..." diye fısıldadım, tırnaklarımı omuzlarına geçirirken. "Çok istiyorum Rüzgar, lütfen."
"Yalvar o zaman," dedi dudakları dudaklarıma değerken. Beni sadece dokunuşlarıyla, o yavaşlığıyla mahvediyordu. İçimdeki o yoğun baskı artık katlanılmaz bir hal almıştı.
"Lütfen..." dedim dayanamayarak, bacaklarımı beline sıkıca sardım. "Rüzgar, yalvarırım."
İstediği cevabı almanın verdiği memnuniyetle derin bir nefes aldı ve kendini tek bir derin hamleyle içime itti. Yataktaki o ilk andan daha yoğun, daha yakıcı bir histi bu. Dudaklarımdan kaçan çığlık banyonun buğulu duvarlarında yankılandı ama o, dudaklarını dudaklarıma bastırarak sesimi yuttu.
Suyun altında hareketleri gitgide hızlandı. Sırtım fayanslara her çarptığında, içimdeki o sıcaklığın daha da büyüdüğünü, beni tamamen ele geçirdiğini hissediyordum. Rüzgar her itişinde adımı fısıldıyor, beni kendine daha da kelepçeliyordu. Kollarımı boynuna doladım, kendimi tamamen onun ritmine bıraktım. Kasıklarımdaki o yoğun baskı tepe noktasına ulaştığında, içimdeki her şeyin büyük bir hızla kasıldığını hissettim.
“Normalde ben sana her şey için yalvarırım ama yatakta işler değişiyor.” Dedi aynı hızda devam ederken.
“Rüzgar.” Diye inledim istemsizce boynuna daha da sarılırken.
Elleri kalçalarımı kavrayarak kendini daha da bastırdı. “Evet adımı söyle Matem. Hisset benim olduğunu.” Hemen ardından Rüzgar da derin bir hırıltıyla son birkaç sert hamlesini yapıp kendini tamamen bana bıraktı.
Nefes nefese, akan suyun altında öylece kaldık. Başını boynuma gömdü, kalbinin göğsümde hızla çarptığını duyabiliyordum.
“İyi misin?” Dedi içimden çıkıp beni yere bıraktığında. Ellerim hâlâ kolundan tutuyordu onu. Başımı kaldırıp yüzüne baktım.
“Hiç bu kadar iyi olmamıştım.” Dedim gülümserken.
Kısa bir duş altından sonra ben onun tişörtlerinden birini üzerime geçirdim. Rüzgar da altına eşofman giyip yatağa uzandı. Başımı göğüsüne yaslayıp kendimi dünyanın en huzurlu uykusuna bıraktım.
Bölüm etkileşimi
