9. bölüm · KÜLLERDEN DOĞUŞ
YARIM KALAN
Güvenli alanın içi yavaş yavaş sakinleşmişti.
Çocuklar bir köşede oturuyor, bazıları hâlâ fısıldaşarak olanları anlamaya çalışıyordu.
Askerler kendi aralarında kısa kısa konuşuyor, kontrolü bırakmıyordu.
Ama o odada…
iki kişi için hiçbir şey sakin değildi.
Asena derin bir nefes aldı.
Artık kaçmak istemiyordu.
Yavaş adımlarla Alparslan’a doğru yürüdü.
Alparslan onu fark etti.
Ama bu sefer ne döndü ne de uzaklaştı.
Olduğu yerde kaldı.
Aralarında birkaç adım mesafe vardı.
Ama o mesafe… yıllar gibiydi.
Asena durdu.
Gözlerini ondan ayırmadı.
“Bu sefer kaçmayacağım,” dedi.
Alparslan’ın kaşları çok hafif çatıldı.
“Kaçmadım.”
Asena kısa bir gülüş attı.
Ama içinde mizah yoktu.
“Kapıyı açıp çıkan sendin.”
Sessizlik.
Alparslan cevap vermedi.
Asena devam etti.
“Yıllar sonra karşıma çıkıyorsun… ve bana ‘dikkatli olun’ diyorsun.”
Sesi yükselmedi.
Ama her kelime daha ağırdı.
“Sonra yine gidiyorsun. Hiçbir şey olmamış gibi.”
Alparslan derin bir nefes aldı.
“Burası görev yeri, Asena.”
Asena başını iki yana salladı.
“Hayır,” dedi.
“Bu senin bahanen.”
Bu sefer… Alparslan’ın bakışları sertleşti.
“Bahanem değil. Gerçek.”
Asena bir adım daha yaklaştı.
“Gerçek mi?”
Gözleri doluydu ama ağlamıyordu.
“O zaman bana şunu söyle…
ben gittiğimde neden hiç gelmedin?”
İşte o soru…
direkt vurdu.
Alparslan’ın yüzü değişmedi.
Ama gözleri…
ilk defa kaçtı.
Cevap vermedi.
Asena bekledi.
“Bir gün bile mi aklına gelmedim?”
Sesi bu sefer daha kırgındı.
Alparslan çenesini sıktı.
“Geldin.”
Tek kelime.
Ama yeterli değildi.
Asena hemen sordu:
“E o zaman neden yoktun?”
Sessizlik.
Odanın içindeki diğer sesler… sanki tamamen kaybolmuştu.
Alparslan sonunda konuştu.
“Çünkü…”
Durdu.
Kelimeleri bulmak zor geliyordu.
“…benim dünyamda geri dönüş yok.”
Asena kaşlarını çattı.
“Ne demek bu?”
Alparslan gözlerini direkt ona dikti.
“Babam öldüğünde…” dedi.
Sesi düz ama ağırdı.
“Bir şey değişti.”
Asena sustu.
Dinliyordu.
“Beklemeyi bıraktım,” dedi Alparslan.
“Umut etmeyi de.”
Bu sefer…
Asena’nın gözleri gerçekten doldu.
“Ben bekledim,” dedi.
Alparslan’ın bakışları bir an kırıldı.
“Uzun süre bekledim.”
Sesi titremiyordu.
Ama içi belliydi.
“Belki gelir diye…
belki bir gün karşıma çıkar diye…”
Bir adım daha yaklaştı.
“Ama sen hiç gelmedin.”
Alparslan bu sefer gözlerini kaçırmadı.
“Gelemezdim.”
“Niye?”
“Çünkü…”
derin bir nefes aldı.
“…ben kaldığım yerde ölmek zorundaydım.”
Bu cümle…
Asena’yı durdurdu.
“Ne demek o?” dedi yavaşça.
Alparslan gözlerini kısaca kapattı.
“Sen gittikten sonra… hiçbir şey aynı kalmadı.”
“Ev… hayat… ben…”
Gözlerini açtı.
“Ben de değiştim.”
Asena başını salladı.
“Ben de değiştim.”
Sessizlik.
Ama bu sefer…
ikisi de kaçmıyordu.
Asena yavaşça konuştu:
“Peki şimdi?”
Alparslan kaşlarını hafifçe çattı.
“Ne?”
“Şimdi ne yapacaksın?”
Gözleri direkt ondaydı.
“Yine kaçacak mısın?”
Bu sefer…
soru ağırdı
Alparslan birkaç saniye sustu.
Sonra yavaşça başını iki yana salladı.
“Kaçmıyorum.”
Asena nefesini tuttu.
“Emin misin?”
Alparslan ona bir adım yaklaştı.
Aralarındaki mesafe… neredeyse yok oldu.
“Bu sefer…” dedi.
Sesi daha düşüktü.
“…geç kalmış olabilirim.”
Asena’nın kalbi sıkıştı.
“Ama…” diye devam etti Alparslan.
“Gitmiyorum.”
Sessizlik.
Uzun.
Ağır.
Gerçek.
Asena gözlerini ondan ayırmadı.
“Ben de gitmiyorum,” dedi.
İşte o an…
ilk defa aynı yerde durdular.
Ne çocuktular artık.
Ne de tamamen yabancı.
Ama…
yeniden başlayabilecek bir yerdeydiler.
Ve bu sefer…
hiçbiri söz vermedi.
Çünkü ikisi de biliyordu…
bu sefer söz değil…
seçim önemliydi.
(𝘿𝙞𝙣𝙡𝙚𝙣𝙢𝙚 𝙖𝙡𝙖𝙣ı)
Güvenli alanın içindeki gerginlik yavaş yavaş dağılmıştı.
Çocuklar artık daha sakindi.
Bazıları sessizce oturuyor, bazıları başlarını duvara yaslamış dinleniyordu.
Askerler de rahatlamıştı ama tamamen değil.
Hiçbiri tam anlamıyla gevşemiyordu.
Ama o odada…
iki kişi için zaman farklı akıyordu.
Asena pencereye yakın bir yerde duruyordu.
Dışarıyı izliyordu.
Aslında bakmıyordu.
Düşünüyordu.
Arkasından gelen ayak sesini duydu.
Tanıdı.
Dönmedi.
Alparslan yanına geldi.
Ama bu sefer aralarında mesafe bıraktı.
Bir süre…
hiçbiri konuşmadı.
Garip bir sessizlikti.
Rahatsız edici değil…
ama alışılmamış.
Alparslan ilk konuşan oldu.
“Çocuklar iyi.”
Asena hafifçe başını salladı.
“Sen olmasan… o kadar sakin kalamazlardı.”
Asena gözlerini camdan ayırmadan cevap verdi.
“Öğretmenlik biraz da bu zaten.”
Kısa bir duraksama.
“Ve biraz da…” dedi hafifçe.
Alparslan bekledi.
“…alışmak.”
Bu kelime havada kaldı.
Alparslan başını hafifçe eğdi.
“Ben alışamadım.”
Asena bu sefer döndü.
Göz göze geldiler.
“Ne?” diye sordu.
Alparslan omzunu hafifçe silkti.
“Normal şeylere.”
Asena’nın bakışları yumuşadı.
“Ben de alışamadım,” dedi.
Bu sefer…
ikisi de hafifçe gülümsedi.
Kısa.
Ama gerçek.
Bir çocuk yanlarından geçti.
“Asena hocam su var mı?”
Asena hemen eğildi.
“Var, çantada.”
Çocuğa suyu verdi.
Saçını düzeltti.
Alparslan onu izliyordu.
Dikkatli.
Sessiz.
Asena tekrar ayağa kalktı.
“Bakmayı bırak artık,” dedi aniden.
Alparslan kaşlarını kaldırdı.
“Ne?”
Asena hafifçe sırıttı.
“Eskiden de böyle bakardın.”
Alparslan çok hafif bir ifade
değiştirdi.
“Nasıl?”
Asena omuz silkti.
“Sanki bir şey söyleyeceksin de vazgeçiyorsun gibi.”
Sessizlik.
Bu sefer…
Alparslan gerçekten ne diyeceğini düşündü.
Sonra dedi ki:
“Belki de vazgeçmiyorumdur.”
Asena’nın kalbi bir an hızlandı.
Ama belli etmedi.
“Geç kaldın biraz,” dedi.
Alparslan başını hafifçe yana eğdi.
“Farkındayım.”
Bir adım daha yaklaştı.
“Telafi edilemeyecek kadar mı?”
Asena birkaç saniye sustu.
Bu soru…
basit değildi.
Sonra yavaşça cevap verdi:
“Bilmiyorum.”
Ama bu…
hayır değildi.
Dışarıdan hafif bir ses geldi.
Askerlerden biri konuşuyordu.
Ama içeride…
başka bir şey oluyordu.
Alparslan gözlerini ondan ayırmadı.
“Sen değişmişsin,” dedi.
Asena kaşlarını kaldırdı.
“Az önce de söyledin.”
“Bu sefer farklı,” dedi Alparslan.
Asena kollarını bağladı.
“Nasıl?”
Alparslan kısa bir an düşündü.
“Daha… güçlü.”
Asena hafifçe güldü.
“Sen de daha az sinirlisin.”
Alparslan direkt cevap verdi:
“Yok, hâlâ sinirliyim.”
Asena güldü.
Gerçekten.
“Belli oluyor.”
Bir an…
ikisi de sustu.
Ama bu sefer…
o sessizlik doluydu.
Eksik değil.
Alparslan yavaşça konuştu:
“O gün…”
Asena’nın bakışları değişti.
“Sahilde…”
Cümleyi tamamlamadı.
Ama gerek yoktu.
Asena yumuşadı.
“Hatırlıyorum,” dedi.
Alparslan başını salladı.
“Ben de.”
Kısa bir duraksama.
Sonra ekledi:
“Hiç unutmadım.”
Asena’nın gözleri dolmadı.
Ama…
derinleşti.
“Belli,” dedi.
Aralarında sadece bir adım vardı artık.
Ama kimse o son adımı atmadı.
Çünkü ikisi de biliyordu…
o adım…
her şeyi değiştirebilirdi.
Ve belki de…
henüz zamanı değildi.
Asena geri çekildi.
“Çocuklara bakmam lazım,” dedi.
Alparslan başını salladı.
“Ben de…”
Cümleyi bitirmedi.
Asena yürüdü.
Ama bu sefer…
arkasını döndüğünde içinde bir boşluk yoktu.
Alparslan olduğu yerde kaldı.
Onu izledi.
Ama bu sefer…
vazgeçmedi.
Ve ilk defa…
yıllar sonra…
ikisi de aynı ihtimali düşündü:𝘽𝙚𝙡𝙠𝙞
𝙗𝙪 𝙨𝙚𝙛𝙚𝙧... 𝙊𝙡𝙪𝙧.
-𝘿𝙊𝙆𝙐𝙕𝙐𝙉𝘾𝙐 𝘽𝙊̈𝙇𝙐̈𝙈 SONU-
İYİ GECELER✨ 🌚⏰
