2. bölüm · KÜLLERDEN DOĞUŞ

ÇOCUKLUK

Luna phoenix

Güneş iyice alçalmış, sahilin üstüne turuncu bir ışık çökmüştü. Alparslan ve Asena hâlâ koşturuyordu ama yorgunluk artık hareketlerine yansımaya başlamıştı.
“Ben acıktım,” dedi Asena, nefes nefese.

Alparslan omuz silkti. “Ben de.”
Tam o sırada uzaktan bir ses geldi.

“Alparslan! Asena! Hadi gelin artık!”
İkisi de aynı anda başlarını kaldırdı.

Aileleri sahilin biraz yukarısındaki küçük bahçede toplanmıştı. Masada yemekler hazırlanmış, sohbet başlamıştı bile.

Asena hemen Alparslan’ın kolunu tuttu. “Koş!”
“Koşmaya gerek yok—”
Ama Asena çoktan çekiştirmeye başlamıştı. Alparslan da istemese de peşinden gitmek zorunda kaldı.

Masaya geldiklerinde anneleri gülümseyerek onları karşıladı.
“Yine mi kum içinde kaldınız siz?”

Asena hemen savunmaya geçti. “Ben değilim, Alparslan attı!”
Alparslan kaşlarını kaldırdı. “Ben bir şey yapmadım.”

Masadakiler hafifçe güldü.
Alparslan’ın babası başını salladı. “Aynı biz,” dedi Asena’nın babasına bakarak.
“Evet,” diye karşılık verdi o da. “Hiç değişmemişiz.”

İkisi de kısa bir an sustu. Göz göze geldiler. O bakışta, sadece eski dostluk değil, birlikte geçirilen yılların ağırlığı da vardı.

Çocuklar ise çoktan yemekle ilgilenmeye başlamıştı.
Asena, tabağına konulan yemeği karıştırırken Alparslan’a yaklaştı.
“Yarın da gelir misin?” diye fısıldadı.

Alparslan hiç düşünmeden cevap verdi. “Gelirim.”
“Asla sözünden dönmezsin değil mi?”
Alparslan ona baktı. Bu sefer ciddi bir şekilde konuştu.
“Dönmem.”

Asena gülümsedi. Küçük parmağını uzattı.
“Parmak sözü?”

Alparslan bir an baktı… sonra kendi parmağını uzattı.
“Parmak sözü.”

İkisi küçük parmaklarını birbirine doladı.
O an, dünya onların gözünde çok basitti.
Yarın yine görüşeceklerdi.
Yine koşacak, yine güleceklerdi.

Her şey hep böyle devam edecek gibi geliyordu.
Masanın diğer ucunda, babaları onları izliyordu.
Alparslan’ın babası derin bir nefes aldı.

“Görev çıktı,” dedi alçak sesle.
Asena’nın babası başını hafifçe eğdi. “Ne zaman?”
“Yakında.”

Kısa bir sessizlik oldu.
“Bu sefer…” dedi Asena’nın babası, cümleyi tamamlamadan.
Alparslan’ın babası gözlerini çocuklardan ayırmadı.
“Döneriz.”
Ama sesi, söylediği kadar kesin değildi.

Asena bir anda başını kaldırdı.
“Babanız yine gidecek mi?”
İki adam bir an duraksadı.
Asena’nın babası gülümsemeye çalıştı.

“Kısa bir görev kızım. Hemen döneceğiz.”
Asena dudaklarını büzdü. “Hep öyle diyorsunuz.”

Alparslan hiçbir şey demedi. Sadece babasına baktı.
O bakışta küçük bir çocuğun anlamaya çalıştığı bir şey vardı.
Ama henüz tam çözemediği bir şey.

Yemek bittiğinde hava kararmıştı.
Asena ve ailesi gitmek için ayağa kalktı.
Asena hızlıca Alparslan’ın yanına koştu.

“Yarın geliyorsun değil mi?”
Alparslan başını salladı.

“Geliyorum.”

Asena bir an durdu… sonra aniden sarıldı ona.
Alparslan önce şaşırdı ama sonra o da karşılık verdi.
Kısa, sessiz bir an.
Asena geri çekildi.

“Unutma. Parmak sözü.”
Alparslan hafifçe gülümsedi.
“Unutmam.”

Gece iyice çökmüştü. Sokak lambaları tek tek yanmış, mahalle sessizleşmeye başlamıştı.
Alparslan odasında yatağa uzanmış, tavana bakıyordu. Elinde hâlâ Asena’nın verdiği o küçük çiçeklerden biri vardı. Kurumaya başlamıştı ama atmamıştı.
Parmaklarını yavaşça çiçeğin üstünde gezdirdi.

Parmaklarını yavaşça çiçeğin üstünde gezdirdi.
“Parmak sözü…” diye mırıldandı kendi kendine.
Gözlerini kapattı. Yarın yine sahile gideceklerdi. Yine taş atacaklardı.

Gözlerini kapattı. Yarın yine sahile gideceklerdi. Yine taş atacaklardı.
Her şey aynı kalacaktı.

𝙎𝘼𝘽𝘼𝙃

Kapı sertçe çaldı.
Alparslan bir anda uyandı. Evde garip bir telaş vardı. Annesinin sesi normalden farklıydı.
“Alparslan, kalk oğlum…”

Sesindeki titreme alışılmış değildi.
Alparslan yavaşça kalktı, gözlerini ovuşturarak salona geçti. Babası üniformasını giymişti. Her zamanki gibi dik duruyordu ama yüzü daha ciddiydi.
“Baba?”

Babası ona baktı. Birkaç saniye sustu. Sonra diz çökerek göz hizasına indi.

“Bir göreve gidiyorum.”
Alparslan kaşlarını çattı. “Ne zaman döneceksin?”
Kısa bir sessizlik oldu.
“En kısa zamanda.”

Alparslan bu cevabı sevmedi. Ama bir şey demedi. Sadece başını salladı.
Babası elini onun omzuna koydu.

“Güçlü olacaksın, tamam mı?”
Alparslan bu sefer direkt gözlerinin içine baktı.
“Ben zaten güçlüyüm.”
Babası hafifçe gülümsedi.
“Biliyorum.”

Aynı saatlerde, Asena da kendi evinde benzer bir sabaha uyanıyordu.
Annesi sessizce ağlıyordu. Babası hazırlanıyordu.

Asena hiçbir şeyi tam anlamıyordu ama bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyordu.
“Baba… gitme,” dedi küçük bir sesle.

Babası eğildi, onu kucağına aldı.
“Geleceğim kızım.”
“Aslan’ın babası da gidiyor…”
Adam kısa bir an durdu.
“Evet,” dedi sadece.

Asena başını onun omzuna gömdü.
“Ben sevmiyorum böyle şeyleri…”
Babası saçlarını okşadı.
“Ben de sevmiyorum.”

O gün…
Alparslan sahile gitti.
Ama Asena yoktu.
Taşlar aynıydı. Deniz aynıydı. Ama hiçbir şey aynı hissettirmiyordu.
Elindeki çiçeğe baktı.
Bir süre bekledi.
Belki gelir diye.
Ama gelmedi.

Ve o gün…
İkisi de ilk defa beklemeyi öğrendi.

-2. BÖLÜM SONU-

UMARIM SEVERSİNİZ DİĞER BÖLÜMDE OLCAKLAR VE ONDAN SONRAKİ BÖLÜMDE OLCAKLAR SİZİ ÜZEBİLİR AMA GÜZEL BİR KİTAP OLACAĞINA DÜŞÜNÜYORUM GECENİN 4:50 YAZDIM BU YÜZDEN BİRAZCIK AZ OLMUŞ OLABİLİR İYİ GECELER BAYYY😻💗