25. bölüm · KÜLLERDEN DOĞUŞ
HABER
Karargâh.
Akşam.
Hava ağırdı.
Gün uzun geçmişti.
Herkes yorgundu.
Ama dağılmamışlardı.
Sanki…
bir şey bekleniyordu.
Asena kenarda oturuyordu.
Sessiz.
Elinde telefon.
Ama bakmıyordu bile.
Aklı başka yerdeydi.
Alparslan ayaktaydı.
Kollar bağlı.
Düşünüyordu.
Arda duvara yaslanmıştı.
Uğur sandalyede yayılmış.
Asya ayakta…
ama huzursuz.
Utku oturuyordu.
Ama bu sefer sessizdi.
Herkesin içinde aynı şey vardı:
Eftalya.
Günlerdir haber yoktu.
Ve bu…
en kötüsüydü.
Tam o anda—
Kapı açıldı.
Yaprak.
İçeri girdi.
Hızlı.
Nefes nefese.
Herkes döndü.
Bir an…
kimse konuşmadı.
Yaprak durdu.
Etrafa baktı.
Ve—
“Uyandı.”
Sessizlik.
Ama bu sefer…
farklı.
Utku ilk tepkiyi verdi:
“Ne?!”
Ayağa kalktı.
Asya’nın gözleri doldu:
“Ciddi misin?”
Yaprak başını salladı.
Gülmeye çalışıyordu.
Ama sesi titredi:
“Evet…”
Arda derin nefes aldı.
Başını duvara vurdu hafifçe:
“Şükür be…”
Uğur:
“Sonunda…”
Asena’nın omuzları düştü.
Rahatladı.
Gerçekten.
Gözlerini kapattı.
Kısa bir an.
Alparslan…
hiç konuşmadı.
Sadece başını eğdi.
Gözlerini kapattı.
Ve çok hafif:
“İyi.”
Ama bu “iyi”…
çok şeydi.
Asya direkt:
“Gidiyoruz.”
Kimse itiraz etmedi.
HASTANE
Koridor aynıydı.
Ama bu sefer…
adımlar hızlıydı.
Kapıya geldiler.
Durmadılar.
İçeri girdiler.
Eftalya yatakta.
Solgun.
Ama gözleri açıktı.
Yaşıyordu.
Ve bakıyordu.
İlk gördüğü kişi—
Asya.
Hafif gülümsedi:
“Çok bağırıyorsun…”
Asya dondu.
Sonra direkt yanına gitti:
“Sen konuşma!”
Ama sesi titriyordu.
Eftalya gözlerini kaydırdı.
Utku.
“Sen…”
Utku yaklaştı:
“Ben iyiyim.”
Eftalya hafif:
“Yalan.”
Utku güldü:
“Biraz.”
Asena kapıda duruyordu.
Sessiz.
Ama gözleri doluydu.
Eftalya onu gördü.
Başını hafif kaldırmaya çalıştı:
“Hocam…”
Asena hemen:
“Kıpırdama.”
Yaklaştı.
“İyisin.”
Eftalya:
“Olucam.”
Net.
Güçlü.
Alparslan en arkadaydı.
Yavaşça yaklaştı.
Herkes çekildi.
Eftalya ona baktı.
Ciddi.
“Komutanım.”
Alparslan:
“Geçmiş olsun.”
Kısa.
Ama bu adam için…
çok şeydi.
Eftalya gözlerini kaçırmadı:
“Bitmedi.”
BAM.
O bile…
geri dönmüştü.
Alparslan başını hafif salladı:
“Biliyorum.”
Sessizlik.
Ama bu sefer…
farklıydı.
Daha güçlü.
Daha sağlam.
Çünkü tim…
𝘌𝘬𝘴𝘪𝘬 𝘥𝘦𝘨̆𝘪𝘭𝘥𝘪 𝘢𝘳𝘵ı𝘬...
𝘎𝘌𝘊𝘌
Hastaneden dönmüşlerdi.
Karargâh sakindi.
Herkes odasına çekilmişti.
Ama bazı şeyler…
yerine oturmuyordu.
Asena dışarıdaydı.
Karargâhın arka tarafında.
Hava serindi.
Kollarını kendine sarmıştı.
Düşünüyordu.
Bugünü.
Eftalya’yı.
Babası…
Hepsi üst üste gelmişti.
Derin bir nefes aldı.
Tam o sırada—
“Üşürsün.”
Alparslan.
Arkadan geldi.
Sessizce.
Asena dönmeden:
“Alışığım.”
Alparslan yanına geldi.
Ceketini çıkardı.
Hiç sormadan…
omzuna bıraktı.
Asena durdu.
İtiraz etmedi.
Sadece hafif tuttu.
“Sağ ol.”
Sessizlik.
Yan yana durdular.
Bu sefer…
mesafe yoktu.
Asena gökyüzüne baktı:
“Bazen çok geliyor.”
Alparslan bakmadı.
Ama dinledi.
“Ne?”
Asena:
“Her şey.”
Kısa bir sessizlik.
“Bir anda…”
Durdu.
“…bu hayatın içinde buldum kendimi.”
Alparslan yavaşça:
“İstersen çıkarsın.”
Asena başını salladı:
“Yine o konu…”
Döndü.
Direkt baktı.
“Ben gitmem.”
Net.
Kesin.
“Çünkü sen varsın.”
BAM.
Yine.
Ama bu sefer…
kaçış yoktu.
Alparslan bu sefer gözlerini kaçırmadı.
“Bu iyi bir sebep değil.”
Asena bir adım yaklaştı.
“Bence yeterli.”
Sessizlik.
Çok yakınlardı.
Rüzgâr esti.
Ama kimse kıpırdamadı.
Alparslan yavaşça:
“Bu iş…”
Durdu.
“…tehlikeli.”
Asena hafif gülümsedi:
“Sen de.”
Alparslan:
“Ben ciddiyim.”
Asena:
“Ben de.”
Bir an.
Göz göze.
Uzun.
Sonra Asena’nın sesi düştü:
“Bugün…”
Durdu.
“…beni izliyordun.”
Alparslan direkt:
“Evet.”
Kaçmadı.
Asena kaşını kaldırdı:
“Niye?”
Kısa bir sessizlik.
Sonra—
“Çünkü bakmadan duramıyorum.”
BAM.
İlk defa.
Bu kadar açık.
Asena sustu.
Gerçekten.
Ne diyeceğini bilemedi.
Ama geri de çekilmedi.
Yavaşça:
“…geç kaldın bunu söylemekte.”
Alparslan hafif eğildi.
“Geç kalmam.”
Fısıldadı.
Çok yakın.
Asena’nın nefesi değişti.
Ama kaçmadı.
Bu sefer…
durdu.
Kabul etti.
Alparslan elini kaldırdı.
Yavaşça.
Asena’nın yanağına dokundu.
Çok hafif.
Sanki çekinse gibi.
Ama çekinmedi.
Asena gözlerini kapatmadı.
Onun gözlerinde kaldı.
Kalp atışları hızlandı.
Sessizlik.
Ama bu sefer…
yüksek.
Alparslan fısıldadı:
“…gitme.”
Asena:
“Gitmem.”
Ve bu sefer…
kimse şaka yapmıyordu.
Gerçekti.
Alparslan elini çekmedi.
Asena da geri gitmedi.
Aralarındaki mesafe…
yok oldu.
Ama—
durdu.
İkisi de.
Son anda.
Çünkü bu…
acele edilecek bir şey değildi.
Ve ikisi de biliyordu.
Asena hafif gülümsedi:
“Bu kadar yeter.”
Alparslan:
“Şimdilik.
Asena:
“Evet.”
Ceketini daha sıkı sardı.
Sonra dönmeden:
“İyi geceler komutanım.”
Alparslan:
“İyi geceler Asena.”
Ama bu sefer…
isim farklı söylendi.
Daha yakın.
Daha gerçek.
Asena yürüdü.
Ama yüzünde…
o gülümseme vardı.
Alparslan arkasından baktı.
Ve ilk defa…
durmak istemedi.
26 Nisan Pazar
Pazar sabahı.
Karargâh…
alışılmadık derecede sakindi.
Koşu yok.
Komut yok.
Silah sesi yok.
Sadece…
sessizlik.
İzin günü.
Asena erkenden uyanmıştı.
Alışkanlık.
Ama bu sefer acele etmedi.
Yatağın kenarında oturdu.
Bir süre.
Sonra hafif gülümsedi:
“Bugün boş…”
Bu his…
garipti.
Üstünü giydi.
Saçını topladı.
Ve dışarı çıktı.
Bahçe.
Hava yumuşaktı.
Güneş yeni yükseliyordu.
Asena yürüyordu.
Yavaş.
Düşünmeden.
Sadece yürüyordu.
Tam o sırada—
“Erken.”
Alparslan.
Bankta oturuyordu.
Kahve elinde.
Sanki hep oradaymış gibi.
Asena durdu.
Sonra yaklaştı.
“Sen daha erken.”
Alparslan omuz silkti:
“Alışkanlık.”
Asena yanına oturdu.
Bu sefer…
mesafe bırakmadı.
Direkt.
Omuz omuza.
Alparslan fark etti.
Ama bir şey demedi.
Asena kahvesine baktı:
“Benim yok.”
Alparslan bardağı uzattı:
“Al.”
Asena kaşını kaldırdı:
“Komutanımın kahvesi mi bu?”
Alparslan:
“İçmeyeceksen geri ver.”
Asena aldı.
Bir yudum içti.
“Güzelmiş.”
Alparslan baktı:
“Evet.”
Ama gözleri…
onda kaldı.
Asena fark etti.
“Yine bakıyorsun.”
Alparslan:
“Evet.”
Hiç saklamadı.
Asena gülümsedi:
“Alışkanlık oldu galiba.”
Alparslan:
“Oluyor.”
Sessizlik.
Ama rahattı.
Asena ayağa kalktı.
“Yürüyelim mi?”
Alparslan tereddüt etmedi:
“Olur.”
Yol.
Yan yana yürüyorlardı.
Sessiz.
Ama bu sefer…
sıkıcı değil.
Asena konuştu:
“Normalde pazar günleri ne yapardın?”
Alparslan düşündü:
“Uyurdum.”
Asena güldü:
“Yalan.”
Alparslan:
“Gerçek.”
Asena:
“Sen uyuyan tip değilsin.”
Alparslan ona baktı:
“Sen nereden biliyorsun?”
Asena hafif yaklaştı:
“Anlıyorum.”
BAM.
Yine.
O bakış.
Yürürken…
elleri değdi.
Kısa.
Ama bu sefer…
çekilmedi.
Asena durmadı.
Devam etti.
Ama elini de çekmedi.
Alparslan fark etti.
Yavaşça…
parmaklarını kaydırdı.
Elinin içine.
Ve tuttu.
Açık açık.
İlk defa.
Asena durdu.
Başını ona çevirdi.
Gözleri büyümedi.
Kaçmadı.
Sadece baktı.
“…komutanım?”
Alparslan:
“Bırakmamı ister misin?”
Sessizlik.
Asena çok hafif başını salladı:
“Hayır.”
BAM.
Net.
Alparslan’ın tutuşu sıkılaştı.
Ama sert değil.
Güvenli.
Sakin.
Yürümeye devam ettiler.
El ele.
Sanki…
hep böyleymiş gibi.
Asena hafifçe:
“Buna alışırım ama.”
Alparslan:
“Ben çoktan alıştım.”
Asena baktı:
“Ne zaman?”
Alparslan durdu.
Ona döndü.
“Fark etmeden.”
Sessizlik.
Ama bu sefer…
yoğun.
Asena bir adım yaklaştı.
Hâlâ el ele.
“Tehlikeli.”
Alparslan:
“Evet.”
Asena:
“Durmayacağız.”
Alparslan:
“Hayır.”
İkisi de biliyordu.
Bu artık geri dönmezdi.
Rüzgâr esti.
Asena’nın saçı yüzüne geldi.
Alparslan yine aynı hareket—
Ama bu sefer…
eli yüzünde kaldı.
Bir iki saniye.
Asena nefes aldı.
Ama geri çekilmedi.
Yaklaştı.
Çok az.
Aralarındaki mesafe…
neredeyse yoktu.
Ama—
Yine durdular.
Son anda.
Çünkü bu…
yanlış zamanda değildi.
Ama…
doğru anı bekliyordu.
Asena hafifçe gülümsedi:
“Bir gün…”
Alparslan:
“Evet.”
İkisi de tamamladı.
Ama söylemediler.
Gerek yoktu.
Çünkü ikisi de biliyordu.
Ve bu sefer…
ellerini bırakmadılar.
-25. BÖLÜM𝘚𝘖𝘕𝘜-
İYİ GECELER 💗💙
