54. bölüm · KÜLLERDEN DOĞUŞ

PAZAR KAHVALTISI

Luna phoenix

Pazar sabahı...
Karadeniz'in serin havası açık pencereden içeri giriyordu.
Ev sessizdi.
Saat henüz dokuzu biraz geçmişti.

Asena salondaki koltuğa oturmuştu.
Kucağında öğrencilerinin sınav kağıtları vardı.
Elindeki kırmızı kalemle notları kontrol ediyordu.

Bir ara kağıttaki cevabı görünce güldü.
"Allah Allah..."
Karşı koltukta oturan Alparslan gazeteye göz gezdiriyordu.
Başını kaldırdı.
"Ne oldu?"

Asena önündeki kağıdı gösterdi.
"Çocuklara 'Türkiye'nin başkenti neresidir?' diye sormuşum."
"Hı?"
"Bir tanesi Ordu yazmış."
Alparslan güldü.

"Milliyetçi çocuk."
"Bir de açıklama yazmış."
"Ne yazmış?"
Asena okumaya başladı.
"'Öğretmenim Ankara olabilir ama bence Ordu daha güzel.'"
Alparslan kahkahayı bastı.
"Çocuk haklı."
"Sen de haklı bul tabii."

Asena puanları yazarken gülmeye devam etti.
Evde huzurlu bir sessizlik vardı.
Uzun zamandır ilk kez hiçbir yere yetişmeleri gerekmiyordu.
Ne operasyon vardı.
Ne toplantı.
Ne alarm.

Sadece sakin bir pazar sabahı.
Tam o sırada telefon çalmaya başladı.
Asena ekrana baktı.
Asya.
Kaşlarını kaldırdı.
"Bu saatte niye arıyor?"
Telefonu açtı.
"Efendim gelin hanım."
Karşı taraftan kahkaha geldi.
"Ne yapıyorsun?"
"Kağıt okuyorum."
"Öğrenciler mi?"
"Evet."

Asya derin bir nefes aldı.
"Çok sıkıcı."
"Senin için olabilir."
"Ben olsam hepsine yüz verirdim."
"Fark ettik."
Alparslan uzaktan gülüyordu.
Asya devam etti.
"Komutan orada mı?"
"Burada."
"Ver."

Asena telefonu kaldırıp Alparslan'a uzattı.
"Seninle konuşacak."
Alparslan telefonu aldı.
"Efendim Asya?"
"Komutanım."
"Duyuyorum."

"Asena telefonlarını açmıyor bazen."
Alparslan kaşlarını kaldırdı.
"Şu an açtı ama."
"Genel konuşuyorum."
Asena uzaktan bağırdı.
"DUYUYORUM."
Asya kahkahaya boğuldu.
"Tamam tamam."

Alparslan gülerek telefonu kapattı.
"Bir şey mi olmuş?"
"Yok."
"Kesin yok mu?"
"Kesin yok."
Yarım saat sonra...
Asena hâlâ kağıt okuyordu.
Alparslan ise mutfakta çay koyuyordu.

Telefon bu sefer tekrar çaldı.
Alparslan'ın telefonu.
Ekranda:
Arda
yazıyordu.
Alparslan telefonu görünce iç çekti.
"Hayırdır?"
Arda'nın sesi geldi.
"Komutanım."
"Nedir?"
"Kahvaltı yaptınız mı?"

Alparslan şüphelendi.
"Yaptık sayılır."
"Kaç kişilik?"
"Ne?"
"Kaç kişilik hazırladınız?"
Alparslan gözlerini kıstı.
"Arda..."
"Efendim?"
"Nereye varmaya çalışıyorsun?"
"Hiç."

Bu "hiç" kelimesi tehlikeliydi.
Çok tehlikeliydi.
Yaklaşık kırk dakika sonra...
Kapı zili çaldı.
Asena yerinden kalktı.
"Kim geldi yine?"
Kapıyı açtı.
Karşısında Arda vardı.
Elinde iki poşet.
Arkasında Uğur.

Onun arkasında Yiğit.
Onun yanında Yaprak.
Ve birkaç metre geride Asya ile Utku.
Asena donup kaldı.
"Ne oluyor?"
Arda sırıttı.

"Misafirliğe geldik."
"Kim çağırdı sizi?"
"Kalbimiz."
"Asya."
"Asya."
Arda başını eğdi.
"Tamam Asya."
Asena kapının önünde kahkahaya boğuldu.
"İçeri girin bari."

Birkaç dakika sonra ev tamamen dolmuştu.
Bahçeye masalar taşınmıştı.
Çaylar hazırlanıyordu.
Poğaçalar diziliyordu.
Sohbetler başlamıştı.

Tam o sırada kapı yeniden çaldı.
Bu sefer gelen Ahu'ydu.
Yanında Mete vardı.
Arda kollarını açtı.
"Tam kadro olduk."
"Talya nerede?"
dedi Yaprak.

Asya hemen cevap verdi.
"Yolda."
Yaklaşık on dakika sonra Talya da geldi.
Bahçeye adım attığında bir an durdu.

Masalar kurulmuştu.
Herkes konuşuyordu.
Kahkahalar yükseliyordu.
Sanki askerî bir tim değil de büyük bir aile gibiydiler.

Talya hâlâ buna alışamıyordu.
Asena onu görünce ayağa kalktı.
"Gel."
Talya hafifçe gülümsedi.
"Rahatsız etmiyorumdur umarım."
Arda araya girdi.
"Biz birbirimizi rahatsız ediyoruz zaten."

"Arda."
"Tamam."
Saatler ilerledikçe sohbet koyulaştı.
Bir ara erkekler kendi aralarında konuşmaya başladı.
Kızlar ise bahçenin diğer tarafına geçti.

Asena çayından bir yudum aldı.
Ahu yanına oturdu.
Asya da karşılarına geçti.
Yaprak ise çimlere uzanmış gökyüzüne bakıyordu.
Konu bir şekilde düğünlere geldi.
Asya gülümsedi.

"Garip geliyor."
"Ney?"
dedi Ahu.
"Bir zamanlar hepimiz bekardık."
Asena güldü.
"Çok eski zamanlar gibi anlattın."
"Bana öyle geliyor."

Yaprak başını kaldırdı.
"Şimdi herkes evleniyor."
Bir an sessizlik oldu.
Sonra Asya iki arkadaşına baktı.
Ahu.

Asena.
Ve aklına bir fikir geldi.
Ama bu sefer hemen söylemedi.
Çayından bir yudum aldı.
Gülümsedi.
"Size bir şey soracağım."

İkisi de ona döndü.
Asya'nın gözlerinde o tehlikeli fikir parıltısı vardı.
Ve bu bakış...
Asena ile Ahu'yu biraz korkutmuştu.

Asya'nın gözlerinde o tehlikeli fikir parıltısı vardı.
Ve bu bakış...
Asena ile Ahu'yu biraz korkutmuştu.
Asena çay bardağını masaya bıraktı.

"Tamam."
Asya sırıttı.
"Tamam ne?"
"Söyle artık."
Ahu da başını salladı.
"Evet, meraktan çatlayacağız."
Asya rahatça arkasına yaslandı.
Birkaç saniye onları bekletti.
Sırf sinir etmek için.
Yaprak dayanamadı.

"Asya."
"Efendim?"
"Söyle."
"Tamam söylüyorum."
Asya gülümseyerek iki arkadaşına baktı.
"Siz nişanı nerede yapacaksınız?"
Asena omuz silkti.

"Henüz karar vermedik."
Ahu da aynı şekilde.
"Biz de."
Asya düşünceli şekilde başını salladı.
"Salon istemiyorsunuz."
"Hayır."
dedi Asena.

Ahu hemen ekledi.
"Çok kalabalık da istemiyoruz."
"Tamam."
Asya bir an sustu.
Sonra gülümsedi.
"Peki açık havada yapmaya ne dersiniz?"

Masada kısa bir sessizlik oldu.
Yaprak ilk konuşan kişi oldu.
"Aslında..."
Asya parmağını uzattı.
"Bakın."
"Dinliyoruz."
"Salon yerine açık hava."

Asena düşünmeye başladı.
Ahu da aynı şekilde.
Asya devam etti.
"Mesela yaylada."
Yaprak'ın gözleri anında parladı.
"Evet!"
Asya zafer kazanmış gibi güldü.
"Biliyordum."

Yaprak heyecanlanmıştı.
"Düşünsenize."
"Yeşillik."
"Temiz hava."
"Işıklar."
"Asırı süs olmayan sade bir ortam."

Asena istemsizce gülümsedi.
Çünkü kulağa gerçekten hoş geliyordu.
Ahu da fikri sevmiş gibiydi.
Tam o sırada şimdiye kadar sessiz kalan Talya konuştu.
"Ben farklı bir şey söyleyebilir miyim?"

Dört kız aynı anda ona döndü.
Talya bir an durdu.
Hâlâ bu grubun içinde konuşmaya tam alışamamıştı.
Ama sonra devam etti.
"Bence deniz kenarı da güzel olabilir."

Asena'nın kaşları kalktı.
"Kumsal mı?"
Talya başını salladı.
"Evet."
Asya meraklandı.
"Neden?"

Talya hafifçe omuz silkti.
"Ben Ankara'da büyüdüm."
"Aslında yaylada yapılan nişanları falan hiç görmedim."
"Karadeniz'e geldikten sonra öğrendim."
Bu cevap kızları güldürdü.
Talya da istemeden gülümsedi.
"Ben olsam deniz kenarında yapardım."

Ahu merakla sordu.
"Neden?"
Talya birkaç saniye düşündü.
"Bilmem."
"Akşamüstü olabilir."
"Güneş batarken."
"Hafif ışıklar olur."
"Çok fazla süsleme olmaz."
"Sadece deniz sesi."
Bir an sessizlik oldu.

Asena'nın aklına hemen kendi sahili geldi.
Çocukluğundan beri bildiği o kıyı.
Alparslan'la küçükken gittikleri yer.
Evlilik teklifini aldığı yer.
İstemeden yüzünde bir gülümseme oluştu.
Asya bunu fark etti.
"Hah."

Asena başını kaldırdı.
"Ne hah?"
"Yüzünden belli."
Yaprak da güldü.
"Bence de belli."
Ahu şüpheyle baktı.
"Ne düşünüyorsun?"

Asena çayından bir yudum aldı.
Sonra gülümseyerek cevap verdi.
"Deniz kenarı fikrini sevdim."
Talya şaşırdı.
"Gerçekten mi?"
"Evet."
Asena gözlerini uzaklara çevirdi.
"Çünkü benim için anlamı olan bir yer var."
Ahu hemen anladı.
"O sahil."

Asena başını salladı.
Asya gülmeye başladı.
"Tabii ya."
Yaprak da güldü.
"Ben nasıl unutmuşum?"
Talya meraklandı.
"Neyi?"

Asya hemen anlatmaya başladı.
"Komutanın evlilik teklif ettiği sahil."
Talya'nın gözleri büyüdü.
"Gerçekten mi?"
"Evet."
Ahu başını salladı.
"Gayet romantikti."
Asena yüzünü kapattı.
"Anlatmayın."
"Anlatacağız."
dedi Asya.
"Sonuna kadar anlatacağız."

Bahçede kahkahalar yükseldi.
Birkaç metre ötede oturan erkekler dönüp onlara baktı.
Arda bağırdı:
"NEYE GÜLÜYORSUNUZ?"
Asya hiç düşünmeden cevap verdi.
"SANA DEĞİL."
"OH."
Arda rahatladı.
Bir saniye durdu.

Sonra:
"Bir dakika."
"Kötü bir şey mi bu?"
Bu sefer bütün bahçe kahkahadan kırıldı.

Ve Talya...
Belki de ilk kez...
Kendisini bu grubun içinde yabancı hissetmedi.
Çünkü artık sadece dinleyen kişi değildi.
Sohbetin bir parçası olmuştu.
Ve masadaki herkes bunu doğal karşılamıştı.
-54. BÖLÜM SONU-