45. bölüm · KÜLLERDEN DOĞUŞ

BAZI CEVAPLAR YILLARDIR BELLİDİR

Luna phoenix

Ankara.
Akşam.
Balkonda hafif bir rüzgâr esiyordu.
Aysel Hanım elindeki çayı yavaşça masaya bıraktı.
Telefon kulağındaydı.
Karargâhta ise Alparslan masasının başında oturuyordu.
Dosyalar açıktı.

Ama artık hiçbirine bakmıyordu.
Çünkü Aysel Hanım'ın sorduğu soru hâlâ kulaklarında yankılanıyordu.
"Benim kızımı seviyorsun değil mi?"
Sessizlik.
Birkaç saniye.
Sonra Alparslan gözlerini kapattı.
"Seviyorum."

Tek kelime.
Ama yılların cevabıydı.
Balkonda oturan Aysel Hanım hafifçe gülümsedi.
Aslında bunu çoktan anlamıştı.
Sadece onun ağzından duymak istemişti.
"Ne zamandır?"
Alparslan kısa bir kahkaha attı.
"Bilmem."
"Bilirsin."

Adam başını sandalyeye yasladı.
"Belki..."
Durdu.
"Belki çocukluğumdan beri."
Aysel Hanım bu sefer gerçekten şaşırdı.
"Bu kadar mı?"
"Bu kadar."
Kadın bir süre sustu.
Mahallede koşturan iki çocuğu düşündü.
Sürekli kavga eden.
Sürekli barışan.
Birbirlerinden hiç kopmayan iki çocuğu.

"Ben galiba bunu yıllardır biliyordum."
Alparslan hafifçe güldü.
"Neyi?"
"Seni."
Sessizlik.
"Bizim eve geldiğinde önce Asena'yı sorardın."
"Çocuktum."
"Şimdi de soruyorsun."
Bu sefer cevap veremedi.
Aysel Hanım çayından bir yudum aldı.

"Aslan."
"Efendim teyze?"
"Ben kızımı tanıyorum."
Alparslan dikkatle dinliyordu.
"O da seni seviyor."
Adamın nefesi istemsizce durdu.
"Nasıl bu kadar eminsiniz?"
Kadın güldü.
"Annesiyim ben."
Sonra devam etti.
"Hastanede gözünü açtığında ilk seni sordu."

Alparslan'ın boğazı düğümlendi.
"O kadar korkmuştu ki..."
Kadının sesi hafifçe titredi.
"Senin iyi olduğunu öğrenince rahatladı."
Karargâhta sessizlik oldu.
İkisi de o günleri hatırlıyordu.
"Ben ona kıyamam teyze."

Bu cümle öyle doğal çıkmıştı ki...
Alparslan farkına bile varmamıştı.
Ama Aysel Hanım fark etmişti.
Ve gülümsedi.
"Biliyorum oğlum."

Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra kadın bir anda sordu.
"Peki bir gün evlenmeyi düşünüyor musun?"

Alparslan gözlerini kapattı.
"Evet."
Hiç düşünmeden.
"Çok ciddi düşünüyorum."
Bu sefer Aysel Hanım'ın gözleri doldu.

"Allah yüzünüzü güldürsün."
Alparslan hafifçe gülümsedi.
"İnşallah."
Telefon kapanmadan önce kadın son kez konuştu.
"Önce kızımla konuş ama."
İkisi de güldü.
"Tamam teyze."
Telefon kapandı.
Alparslan uzun süre telefonu elinde tuttu.

Sonra masanın üstündeki küçük mavi nilüfer kolyesine baktı.
Asena'nın Ankara'ya gitmeden önce ona bıraktığı kolyeye.
Ve ilk defa...
Aklında tek bir düşünce vardı.
Döndüğünde konuşacağım.

ORDU
Ertesi gün.
Saat akşamüstü.
Karargâhta garip şeyler oluyordu.
Arda elinde poşetlerle koşturuyordu.
"Çabuk çabuk çabuk!"
Uğur peşinden bağırdı.
"Neyi çabuk?"

"Yetişmeyecek!"
"Ne yetişmeyecek?"
"Organizasyon!"
Mete başını tuttu.
"Bu ikisi beni öldürecek."
Asya kahkaha attı.
Utku çayını içerken sordu.
"Yiğit nerede?"

Arda sırıtınca herkes anladı.
"Tamam."
Asya direkt gülümsedi.
"Bugün söylüyor."
Mete:
"Sonunda."

SAHİL
Akşam güneşi yavaş yavaş denize iniyordu.
Gökyüzü turuncuya dönmüştü.
Dalgalar kıyıya vuruyordu.
Yaprak sahile geldiğinde ilk başta hiçbir şey anlamadı.
Çünkü sahilde küçük ışıklar vardı.
Ahşap bir masa.
Küçük fenerler.
Çiçekler.
Ve deniz.

Yaprak şaşkınlıkla etrafa baktı.
"Bu ne?"
Tam o sırada arkasından bir ses geldi.
"Ben yaptım."
Yiğit.
Yaprak döndü.
Yiğit normalde hiç gerilmeyen bir adamdı.
Ama şu an bayağı gerilmişti.
Yaprak bunu görünce gülmeye başladı.
"Sen heyecanlı mısın?"
"Hayır."
"Yalan."
"Biraz."
Yaprak daha çok güldü.
"Tamam anlat bakalım."

Yiğit derin nefes aldı.
"Şu düğün günü..."
Yaprak'ın gülümsemesi yavaşladı.
"O günü unutamam."
Yiğit devam etti.
"Seni yerde gördüğüm an..."
Boğazı düğümlendi.
"...seni kaybettiğimi sandım."
Yaprak sustu.
"Ameliyathanenin önünde beklerken..."
Derin nefes aldı.
"...hayatımın en uzun saatlerini yaşadım."

Yaprak'ın gözleri dolmaya başlamıştı.
"Yiğit..."
"Dur."
Adam hafifçe gülümsedi.
"Bu sefer ben konuşacağım."
Yaprak sustu.
Yiğit cebinden küçük bir kutu çıkardı.
Yaprak şaşırdı.
"Yiğit..."
"Yüzük değil."
Asya'nın uzaktan gelen sesi:
"AH BE."

Herkes kahkahaya boğuldu.
Çünkü evet.
Çalıların arkasında saklanan bütün tim onları izliyordu.
Mete:
"Sesini kes."
Arda:
"Ben romantik an yaşıyorum."
Uğur:
"Sen yaşamıyorsun."

SAHİL
Yiğit kutuyu açtı.
İçinde kırmızı gül çarmlı kolye vardı.
"Hastanede uyanınca bunu istemiştin."
Yaprak hemen tanıdı.
Vurulduğu gün taktığı kolyeydi.
Yiğit onu saklamıştı.
Aylarca.
Yaprak'ın gözlerinden yaş süzüldü.
"Ben senden hoşlanıyorum."

Sessizlik.
"Sadece bugün değil."
"Uzun zamandır."
Denizden gelen rüzgâr saçlarını savuruyordu.
"Ve artık söylemek istiyorum."
Yiğit bir adım yaklaştı.
"Benim sevgilim olur musun?"
Yaprak ağlayarak gülmeye başladı.

"Bu kadar bekledin yani?"
Yiğit de güldü.
"Evet."
"Gerizekâlı."
"Belki biraz."

Yaprak gözyaşlarını sildi.
Sonra ona baktı.
Ve gülümsedi.
"Olurum."
Bir saniye sessizlik oldu.
Sonra çalıların arkasından:
"GOOOOOOOL!"

Arda.
"SONUNDA!"
Uğur.
"ALLAHIMA ŞÜKÜRLER OLSUN!"
Asya.
Mete kafasını tuttu.
Utku kahkahadan konuşamıyordu.
Yiğit ise sadece Yaprak'a bakıyordu.
Çünkü uzun zaman sonra...
Hayat ilk kez gerçekten güzel görünüyordu.

DÖNÜŞ VAKTİ
İki hafta.
Nasıl geçtiğini kimse anlamamıştı.
Asena için de öyle olmuştu.
Ankara'ya gelirken zihni karmakarışıktı.
Ama şimdi...
Kendini daha iyi hissediyordu.
Dinlenmişti.
Ailesiyle vakit geçirmişti.
Eski arkadaşlarını görmüştü.
Biraz nefes almıştı.
Ama yine de...

İçinde tuhaf bir his vardı.
Çünkü artık dönme zamanı gelmişti.
Sabah erkenden uyanmıştı.
Odası dağınıktı.
Yatağın üstünde açık duran valiz vardı.
Kıyafetler.
Kitaplar.

Annesinin zorla koyduğu yiyecekler.
Defne'nin gizlice sıkıştırdığı notlar.
Asena kıyafetleri katlarken kapı açıldı.
Defne içeri girdi.
"Gitmesen?"

Asena güldü.
"Başladık."
"Gerçekten gitmesen?"
"Defne."
Küçük kız gelip yatağın kenarına oturdu.
"Ev yine sessiz olacak."
Asena'nın yüzündeki gülümseme yumuşadı.
"Ben yine geleceğim."
"Ne zaman?"
"Bilmiyorum."
Defne somurttu.

"Sevmedim bu cevabı."
Asena eğilip kardeşinin alnına küçük bir öpücük bıraktı.
"Ben de seni seviyorum."
"Konu o değil."
İkisi de gülmeye başladı.
Öğlene doğru Kerem geldi.
Kapının önüne yaslanıp valize baktı.
"Vay be."

"Ne var?"
"İki hafta geçti."
Asena da durup düşündü.
Gerçekten geçmişti.
"Garip."
"Biraz."
Kerem kollarını bağladı.
"Ordu seni özlemiştir."

Asena istemsizce gülümsedi.
"Belki."
Kerem hemen yakaladı.
"Belki mi?"
"Tamam sustur kendini."
"Alparslan özlemiştir."

Asena eline geçen yastığı direkt kardeşine fırlattı.
"Defol."
Kerem kahkahaya boğuldu.
Akşamüstüne doğru valiz hazırdı.
Artık gerçekten gitme vakti gelmişti.
Salonda sessiz bir hava vardı.
Aysel Hanım belli etmemeye çalışıyordu.

Ama gözleri her şeyi anlatıyordu.
Asena annesine sarıldı.
Uzun uzun.
"Kendine dikkat et."
"Ederim."
"Yemek ye."
"Anne."
"Dinlen."
"Anne."
"Ve..."
"Anne."
Aysel Hanım güldü.
"Tamam sustum."

Ama sonra kızının yüzünü ellerinin arasına aldı.
"Mutlu ol yeter."
Asena'nın gözleri doldu.
Başını salladı.
"Olacağım."

Bu sefer sarılan annesiydi.
Kerem geldi.
"Sarılmayacağım."
Asena kaş kaldırdı.
"Tamam."
Bir saniye sonra Kerem gelip ona sarıldı.
"Tamam ya."

Asena güldü.
"Ben de seni seviyorum."
Defne çoktan ağlamaya başlamıştı.
"Abla gitme."
"İki hafta önce de aynı şeyi söyledin."
"Şimdi daha duygusalım."
Asena kahkahayla kardeşine sarıldı.
Bir süre sonra...

Artık gerçekten gitme vakti gelmişti.
Arabasına bindi.
Camı açtı.
Annesi.
Kerem.
Defne.
Üçü de kapının önündeydi.
Asena son kez el salladı.
Sonra arabayı çalıştırdı.
Ankara yavaş yavaş geride kalmaya başladı.

Önünde uzun bir yol vardı.
Ama yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.
Çünkü döndüğü yerde onu bekleyen insanlar vardı.
Dostları.
Ailesi gibi olan timi.
Ve...

Bir kişi daha.
Telefonu titreşti.
Ekranda tek bir isim vardı.
Alparslan
Asena istemsizce gülümsedi.
Telefonu açtı.
"Alo?"

Karşı taraftan tanıdığı ses geldi.
"Yola çıktın mı?"
Ve Asena, yol boyunca sürecek o uzun sohbetin başladığını anladı...
-45. BÖLÜM SONU-
Günaydın 🐱