46. bölüm · KÜLLERDEN DOĞUŞ
MAVİ NİLÜFER
Uzun yolun ardından Asena sonunda Ordu'ya ulaşmıştı.
Şehrin tabelasını gördüğünde istemsizce gülümsedi.
İki hafta kısa gelmişti.
Ama artık dönmek istiyordu.
Çünkü burası da onun eviydi.
Arabasını karargâhın önüne çekti.
Motoru durdurdu.
Derin bir nefes aldı.
"Evdeyiz."
Kapıdan içeri girdi.
Ama garip bir şey vardı.
Sessizlik.
Koridorlar boştu.
Masalar boştu.
Kimse yoktu.
Asena kaşlarını çattı.
"Ne oluyor ya?"
Tam o sırada tanıdığı bir ses duyuldu.
"Birini mi arıyorsun öğretmen hanım?"
Asena döndü.
Alparslan.
Asena gülümsedi.
"Karargâha ne olmuş?"
"Bir şey olmadı."
"Peki herkes nerede?"
"Yoklar."
"Nereye gittiler?"
"Bilmiyorum."
Yalan söylediği o kadar belliydi ki...
Asena kahkaha attı.
"Hayatımda daha kötü yalan duymadım."
Alparslan da hafifçe güldü.
"Gel."
"Nereye?"
"Bir yere."
"Komutanım bu hiç güven vermedi."
"Gel işte."
Asena başını iki yana salladı.
Ama peşinden gitti.
Bir süre sonra arabaya bindiler.
Şehir yavaş yavaş arkalarında kaldı.
Asena camdan dışarı bakıyordu.
Sonra bir anda kaşlarını çattı.
Bu yolu tanıyordu.
Çok iyi tanıyordu.
Kalbi hafifçe hızlandı.
"Alparslan..."
"Hı?"
"Burası..."
Adam sadece gülümsedi.
Asena artık emindi.
Çocukken geldikleri sahildi.
Küçükken kumdan kaleler yaptıkları yer.
Denize taş attıkları yer.
Saatlerce oturdukları yer.
Araba durdu.
İkisi de indi.
Asena birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
Çünkü sahil biraz farklı görünüyordu.
Abartılı değildi.
Ama belli ki hazırlanılmıştı.
Küçük ışıklar vardı.
Kumların üzerine bırakılmış fenerler vardı.
Dalgaların sesi duyuluyordu.
Gökyüzü turuncudan mora dönüyordu.
Asena yavaşça etrafa baktı.
"Alparslan..."
Adam ona döndü.
Bu sefer yüzünde alışık olduğu komutan ifadesi yoktu.
Sadece heyecan vardı.
Ve bu çok nadir görülen bir şeydi.
Asena bunu fark edince hafifçe gülümsedi.
"Sen heyecanlı mısın?"
"Biraz."
Asena gözlerini açtı.
"Biraz mı?"
"Tamam bayağı."
İkisi de güldü.
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Dalgalar kıyıya vuruyordu.
Rüzgâr hafif hafif esiyordu.
Alparslan cebine uzandı.
Asena'nın kalbi hızlandı.
Çünkü ne olacağını artık anlamıştı.
Alparslan derin bir nefes aldı.
"Biz burada büyüdük."
Asena sessizce dinliyordu.
"Birlikte düştük."
Hafifçe güldü.
"Birlikte kavga ettik."
Asena da güldü.
"Çok kavga ettik."
"Çok."
Sonra Alparslan'ın sesi yumuşadı.
"Sonra büyüdük."
"Hayat değişti."
"Her şey değişti."
Bir an durdu.
"Ama bir şey hiç değişmedi."
Asena'nın gözleri dolmaya başlamıştı.
"Ne?"
Alparslan ona baktı.
Uzun uzun.
"Seni sevmem."
Asena'nın nefesi kesildi.
Adam cebinden küçük bir kutu çıkardı.
Ve diz çöktü.
Tam o anda...
Yakındaki çalıların arasından boğuk bir ses geldi.
"LAN DİZ ÇÖKTÜ."
Arda.
Mete'nin sesi duyuldu.
"SUS!"
Birinin kafasına vurulduğu çok net hissediliyordu.
Asena gözyaşlarının arasından gülmeye başladı.
"Onlar burada mı?"
Alparslan gözlerini kapattı.
"Maalesef."
Çalıların arkasında:
Utku.
Asya.
Yiğit.
Yaprak.
Mete.
Ahu.
Arda.
Uğur.
Ve diğerleri.
Hepsi nefeslerini tutmuş izliyordu.
Alparslan tekrar Asena'ya döndü.
Bu sefer sesi daha sakindi.
"Düğün gününde seni kaybetmekten korktum."
Asena'nın gözlerinden yaş süzüldü.
"Hastane koridorlarında bekledim."
"Yoğun bakımın önünde bekledim."
"Uyansın diye dua ettim."
Bir an sustu.
"Çünkü sensiz bir hayat düşünemedim."
Asena artık ağlıyordu.
Alparslan kutuyu açtı.
İçindeki yüzüğün yanında küçük bir mavi nilüferli kolye vardı.
Babasından kalan kolye idi.
Asena onu görünce ağlamaya başladı.
Gerçekten.
Tam anlamıyla.
Alparslan hafifçe gülümsedi.
"Asena..."
"Hayatımın geri kalanında da yanımda olur musun?"
"Nikâh masasında da..."
"Mutlu günlerimde de..."
"Zor günlerimde de..."
"Benimle evlenir misin?"
Sahil sessizleşti.
Dalgaların sesi dışında hiçbir şey yoktu.
Asena ağlayarak güldü.
Sonra başını salladı.
"Evet."
Bir kez daha.
"Evet."
Ve son kez.
"Bin kere evet."
Alparslan'ın yüzündeki gülümseme büyüdü.
Yüzüğü parmağına taktı.
Tam o anda...
Çalıların arasından bir çığlık koptu.
"GOOOOOOOOOOL!"
Arda.
"SONUNDA BE!"
Uğur.
"ALLAHIMA ŞÜKÜRLER OLSUN!"
Asya ağlıyordu.
Utku gülüyordu.
Yiğit alkışlıyordu.
Yaprak da gözyaşlarını siliyordu.
Mete ise başını iki yana salladı.
"Şükür."
Ahu güldü.
"Bu timde herkes evleniyor galiba."
Asena ile Alparslan birbirlerine bakıp gülmeye başladılar.
Çünkü uzun savaşlardan...
Uzun ayrılıklardan...
Uzun korkulardan sonra...
İlk defa sadece mutlu oldukları bir an vardı.
Ve belki de...
Bu, yeni hayatlarının başlangıcıydı.
Asena'nın gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
"Evet."
demişti.
Hem de hiç düşünmeden.
Bin kere olsa yine aynı cevabı verecekmiş gibi.
Alparslan birkaç saniye ona baktı.
Sanki bu anın gerçek olduğuna kendisi de inanamıyordu.
Sonra hafifçe gülümsedi.
Yüzüğü kutudan aldı.
Asena'nın titreyen elini tuttu.
"Bu kadar ağlanır mı?"
Asena burnunu çekti.
"Karışma."
Alparslan güldü.
Yavaşça yüzüğü parmağına taktı.
Yüzük parmağına oturduğu an Asena istemsizce ona baktı.
Bu sefer gerçekten olmuştu.
Gerçekten evleniceklerdi.
Çalıların arkasından Arda'nın sesi geldi.
"Ben ağlıyorum."
Mete:
"Sus."
Uğur:
"Ben de ağlıyorum."
Mete:
"Sen de sus."
Asena kahkaha atınca Alparslan başını iki yana salladı.
"Şunlara bak."
Sonra cebine uzandı.
Asena kaşlarını kaldırdı.
"Sıradakini mi takıcaksın"
"Evet."
Küçük bir kutu daha çıkardı.
Bu kutu diğerinden daha küçüktü.
Asena mutluluktan ağlayarak bakıyordu.
Alparslan kutuyu açtı.
İçinden ince bir kolye çıktı.
Mavi nilüfer işlemeli zarif bir kolye.
Asena bir an nefessiz kaldı.
Çünkü asena onu gitmeden önce ona vermişti ve o onu tamirini bakımını yapmıştı ve işlemeli çok zarif mavi nilüfer kolyesini.
Babasından kalan nilüfer kolyesi.
Sanki geçmişle geleceğin birleşmiş haliydi.
Alparslan sessizce konuştu.
"Orijinali her zaman sende kalacak."
Asena'nın gözleri tekrar doldu.
"Ama bunu görünce..."
Derin nefes aldı.
"...bizi hatırla istedim."
Bu sefer Asena gerçekten konuşamadı.
Alparslan kolyeyi aldı.
Saçlarını nazikçe omzunun arkasına bıraktı.
Ve kolyeyi boynuna taktı.
Mavi nilüfer akşam güneşinin altında hafifçe parladı.
Asena gözlerini kapattı.
Belki de uzun zamandır aldığı en anlamlı hediyeydi.
Tam o sırada Alparslan arabanın yanına yürüdü.
Ve geri döndüğünde elinde bir buket vardı.
Asena şaşkınlıkla baktı.
Bu sefer gerçekten hazırlıklı gelmişti.
Buketin tamamı mavi güllerden oluşuyordu.
Asena eliyle ağzını kapattı.
"Alparslan..."
Adam omuz silkti.
"Biraz abartmış olabilirim."
"Biraz mı?"
"Belki biraz fazla."
Asena gülerken gözyaşlarını sildi.
Buketi eline aldı.
Mavi güller.
Mavi nilüfer kolye.
Parmağındaki yüzük.
Ve karşısındaki adam.
Bir anlığına dünya durmuş gibiydi.
Arda artık dayanamadı.
Çalıların arkasından çıktı.
"BEN FOTOĞRAF ÇEKECEĞİM."
Mete:
"ÇIKMA DEMEDİK Mİ SANA?"
"AMA SAHNE ÇOK GÜZEL."
Bir saniye sonra bütün tim saklandıkları yerlerden çıkmaya başladı.
Asya ağlıyordu.
Yaprak ağlıyordu.
Ahu gülümsüyordu.
Utku ve Yiğit kahkaha atıyordu.
Uğur ise Arda'yla birlikte alkış tutuyordu.
Asena etrafındaki herkese baktı.
Ailesi gibi olan insanlara.
Sonra tekrar Alparslan'a döndü.
Ve sessizce fısıldadı:
"Bu hayatın en güzel günü olabilir."
Alparslan onun elini tuttu.
"Dur."
Asena güldü.
"Ne duru?"
"Henüz düğün yapmadık."
ROMANTİK AKŞAM YEMEĞİ DİYE ÇIKTIK...
Sahilde gece iyice çökmüştü.
Dalgaların sesi uzaktan duyuluyordu.
Gökyüzü yıldızlarla doluydu.
Sahilin bir köşesinde ise küçük bir masa kurulmuştu.
Üzerinde mumlar vardı.
İki kişilik hazırlanmıştı.
Tam iki kişilik.
Çünkü sonunda...
Gerçekten sonunda...
Asena ve Alparslan yalnız kalmıştı.
Ya da en azından öyle sanıyorlardı.
Asena sandalyesine otururken yüzüğüne baktı.
Sonra istemsizce gülümsedi.
Alparslan bunu fark etti.
"Kaçıncı bakışın bu?"
Asena hemen elini çekti.
"Bakmıyordum."
"Yalan."
"Kanıtla."
"Yüzünde aptal bir gülümseme var."
Asena kahkahayı bastı.
"Şu an çok mutlu olduğumu söylemiş miydim?"
Alparslan hafifçe gülümsedi.
"Söylemene gerek yok."
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Ama rahatsız edici değil.
Güzel bir sessizlik.
Asena denize baktı.
"Biliyor musun..."
"Hı?"
"Çocukken burada evcilik oynardık."
Alparslan güldü.
"Sen oynardın."
"Sen de oynuyordun."
"Ben zorla oynuyordum."
"Yalancı."
İkisi de gülmeye başladı.
Garson yemekleri getirdi.
Mum ışıkları hafifçe titreşiyordu.
Her şey kusursuz görünüyordu.
Asena başını hafifçe eğdi.
"Bir şey soracağım."
"Sor."
"Bu organizasyonu ne kadar zamandır planlıyordun?"
Alparslan bir süre sustu.
"Aslında..."
"Alparslan."
"Bir aydır."
Asena'nın ağzı açık kaldı.
"Bir ay mı?"
"Yaklaşık."
"Sen ciddi ciddi plan mı yaptın?"
"Yaptım."
Asena kahkahaya boğuldu.
"İnanamıyorum."
Tam o sırada...
Uzaktan bir ses geldi.
"LAN IŞIKLAR BURADA!"
Sessizlik.
Asena dondu.
Alparslan gözlerini kapattı.
İkisi de o sesi tanıyordu.
Arda.
Asena yavaşça başını çevirdi.
"Hayır."
Uzaklardan başka bir ses geldi.
"Koş lan kaçırmayın!"
Uğur.
Asena'nın yüzü düştü.
"Hayır."
Alparslan derin bir nefes verdi.
"Maalesef."
Ve birkaç saniye sonra...
Çalıların arasından önce Arda çıktı.
Sonra Uğur.
Sonra Mete.
Sonra Ahu.
Sonra Asya.
Sonra Utku.
Sonra Yaprak ve Yiğit.
Sanki pikniğe gelmişlerdi.
Asena masaya baktı.
İki kişilik masa.
Sonra gelenlere baktı.
Sekiz kişi.
Sonra tekrar masaya baktı.
"Ben sizi öldüreceğim."
Arda hiç utanmadan karşısına oturdu.
"Önce yemek yiyelim."
Mete ensesine vurdu.
"Kalk."
"Niye?"
"Bu masa iki kişilik."
Arda etrafa baktı.
"Şimdi on kişilik oldu."
Yiğit kahkahaya boğuldu.
Utku direkt boş sandalyeyi çekip oturdu.
"Ben geldim."
Asya da yanına oturdu.
"Ben de."
Asena ağlamakla gülmek arasında kaldı.
"Bu romantik akşam yemeğiydi."
Uğur elindeki poşeti kaldırdı.
"Ben börek getirdim."
"UĞUR!"
"Ne var?"
Ahu kahkahasını tutamıyordu.
Yaprak ise direkt Asena'nın yanına geldi.
"Yüzüğü göster."
Asena eliyle yüzünü kapattı.
"Yaprak..."
"Yüzüğü göster."
"Yaprak."
"YÜZÜĞÜ GÖSTER."
Sonunda gösterdi.
Yaprak çığlık attı.
Asya da aynı anda çığlık attı.
Ahu da gülmeye başladı.
Bir anda sahil savaş alanına döndü.
Arda ise fırsattan yararlanıp masadaki ekmekleri yiyordu.
Mete fark etti.
"Lan!"
"Ne?"
"O ekmekleri niye yiyorsun?"
"Acıktım."
"Sen insan mısın?"
"Zaman zaman."
Bu sefer herkes kahkahayı bastı.
Bir saat sonra...
Romantik akşam yemeği tamamen yok olmuştu.
Masaya ilave sandalyeler gelmişti.
Uğur börek dağıtıyordu.
Arda üçüncü tatlıyı yiyordu.
Yiğit ve Yaprak sürekli birbirine laf atıyordu.
Asya Utku'nun omzuna yaslanmıştı.
Ahu ve Mete kendi aralarında konuşuyorlardı.
Ve Asena...
Bir an durdu.
Etrafına baktı.
Son birkaç ay gözlerinin önünden geçti.
Hastane koridorları.
Kurşunlar.
Korkular.
Ameliyatlar.
Yoğun bakım.
Gözyaşları.
Sonra bugün.
Mavi nilüfer kolyesine dokundu.
Parmağındaki yüzüğe baktı.
Ve etrafındaki insanlara.
Ailesi gibi olan insanlara.
Yavaşça başını Alparslan'ın omzuna yasladı.
Alparslan ona baktı.
"Neye gülüyorsun?"
Asena hafifçe gülümsedi.
"Bir şey düşünüyordum."
"Ne?"
Asena masanın diğer ucuna baktı.
Arda böreği ağzına tıkıştırıyordu.
Mete onu öldürmemek için kendini zor tutuyordu.
Uğur durduk yere horon açmaya çalışıyordu.
Yiğit ile Yaprak tartışıyordu.
Asya gülüyordu.
Utku da ona bakıyordu.
Ahu herkesle uğraşıyordu.
Asena tekrar Alparslan'a döndü.
"Galiba bunlardan kurtulamayacağız."
Alparslan etrafa baktı.
Sonra gülümsedi.
"İstemiyorum zaten."
Ve o gece...
Romantik bir akşam yemeği olarak başlamıştı.
Ama sonunda çok daha güzel bir şeye dönüşmüştü.
Bir aile sofrasına.
Bir yuvaya.
Birbirini seçmiş insanların aynı masada toplandığı o sıcak ana.
Deniz kıyısında kahkahalar yükselmeye devam ederken...
Kimse o gecenin bitmesini istemiyordu.
-46.BÖLÜM SONU- 💙🌊✨🍽️
