37. bölüm · KÜLLERDEN DOĞUŞ
HASTANE
HASTANE — GECE
Saatler geçmişti.
Ama hastane koridorunda zaman durmuş gibiydi.
Beyaz ışıklar, antiseptik kokusu, uzaktan gelen cihaz sesleri…
Ve üç ayrı ameliyathane.
Üç ayrı hayat savaşı.
Saat gece 01:43.
Asya’nın ameliyatı devam ediyordu.
Yaprak’ın ameliyatı devam ediyordu.
Ve Asena’nın ameliyathanesinin kapısı hâlâ açılmamıştı.
En başından beri en kritik hasta oydu.
Koridorda kimse normal görünmüyordu artık.
Utku hâlâ damatlıktaydı.
Ceketin üstü kurumuş kanla kaplıydı.
Saçları dağılmış, gözleri kıpkırmızı olmuştu.
Ama tek bir kez bile üstünü değiştirmeyi düşünmemişti.
Çünkü Asya hâlâ ameliyattaydı.
Ve adamın aklı sadece oradaydı.
Biraz ileride Alparslan ayakta duruyordu.
Omzundaki pansuman tamamen kana bulanmıştı.
Hemşire birkaç kez: “Otursanız daha iyi olur.”
demişti.
Ama adam bir santim bile hareket etmemişti.
Sadece Asena’nın ameliyathane ışığına bakıyordu.
Sanki gözünü ayırırsa kötü bir şey olacakmış gibi.
Yiğit’in omzu sarılmıştı.
Ama o da oturmuyordu.
Elleri titriyordu.
Çünkü Yaprak’ın vurulduğu an sürekli gözünün önüne geliyordu.
“Yi… Yiğit…”
diye nefes almaya çalışması…
adamın beynine kazınmıştı.
Saat 02:17.
Bir doktor ilk ameliyathaneden çıktı.
Herkes aynı anda ayağa kalktı.
Utku direkt doktora yürüdü.
“Asya?”
Doktor maskesini indirirken yorgun görünüyordu.
“Kurşun karın bölgesine ciddi hasar vermiş.” “Kan kaybı fazla.” “Ama şu an müdahale ediyoruz.”
Utku’nun boğazı düğümlendi. “Yaşayacak mı?”
Doktor birkaç saniye sustu.
“Şu an net bir şey söyleyemem.”
O cümle…
koridordaki herkesin içine oturdu.
Doktor tekrar ameliyathaneye girdi.
Kapı kapandı.
Kırmızı ışık tekrar yandı.
Saatler ilerliyordu.
Gece ağırlaşıyordu.
Kimse konuşmuyordu artık.
Sadece ara sıra:
kahve makinesi sesi
cihaz bipleri
hemşire adımları
duyuluyordu.
03:26
Asena’nın ameliyathanesinden bir anda hareketlilik başladı.
İki hemşire hızlıca koştu.
Bir doktor sert sesle: “0 RH NEGATİF LAZIM!” “HEMEN!”
Koridor bir anda gerildi.
Mete direkt ayağa kalktı. “Ne oldu?”
Hemşire: “Hastanın kan kaybı çok fazla.”
Alparslan’ın yüzü anında değişti.
“Benim kanımı alın.”
“Kan grubunuz uymuyor.”
Adam birkaç saniye boş boş baktı.
İlk kez gerçekten çaresiz görünüyordu.
Eftelya telefonu eline aldı.
Titreyen ellerle herkesi aramaya başladı.
“0 negatif lazım.” “Acil.” “Çok acil.”
Uğur sinirle duvara yumruk attı.
Arda saçını çekip: “Lanet olsun!”
dedi.
Çünkü zaman gidiyordu.
Ve Asena içeride ölüyordu.
Ameliyathanenin içinden boğuk sesler geliyordu.
“Basıncı düşüyor!” “Kan hazırlayın!” “Çabuk!”
Alparslan artık nefes almakta zorlanıyordu.
Kapıya biraz daha yaklaştı.
Tam o sırada—
uzun bir cihaz sesi duyuldu.
DÜÜÜÜÜT—
Koridordaki herkes dondu.
Alparslan’ın yüzündeki bütün renk çekildi.
Kapılar bir anda açıldı.
Doktorlar içeride bağırıyordu.
“KALP MASAJI!” “ŞARJ EDİN!”
Alparslan bir adım attı.
Mete direkt onu tuttu. “Dur.”
Ama Alparslan onu itti.
“Asena!”
Sesi ilk kez tamamen kırıldı.
İçeride doktorlar panik içindeydi.
“Asistoli gelişiyor!” “Tekrar deneyin!”
DÜÜÜT—
Eftelya’nın gözleri doldu.
Utku başını kaldırdı.
Koridorda ölüm sessizliği vardı artık.
Ve herkes aynı şeyi düşünüyordu:
“Hayır…”
Bir anda—
BİP.
Monitör tekrar çalıştı.
Doktor: “Ritim geldi!” “Devam edin!”
Koridordaki herkes aynı anda nefes aldı.
Ama rahatlayamadılar.
Çünkü doktorun sesi hâlâ gergindi.
“Kan kaybı devam ediyor.”
Alparslan duvara yaslandı.
Ve sonunda…
dizlerinin bağı çözüldü.
İlk kez yere oturdu.
Başını ellerinin arasına aldı.
Çünkü birkaç saniyeliğine…
Asena’yı kaybettiğini sanmıştı.
Sabah olmaya yaklaşırken…
Yaprak’ın ameliyatı bitti.
Doktor yorgun şekilde dışarı çıktı.
Yiğit direkt ayağa kalktı.
“Nasıl?”
Doktor derin nefes verdi.
“Kurşun akciğeri sıyırmış.” “Durumu kritik ama… yaşıyor.”
Yiğit’in gözleri doldu.
Adam direkt arkasını dönüp yüzünü kapattı.
Çünkü o ana kadar güçlü durmaya çalışıyordu.
Ama artık dayanamıyordu.
Ve koridorda…
sadece bir ameliyathanenin ışığı hâlâ yanıyordu.
ASENA.
SABAHA KARŞI
Hastane artık sessizdi.
Ama o sessizlik huzurlu değildi.
Yorgunluk, korku, uykusuzluk…
hepsi koridorlara sinmişti.
Saat sabah 05:12’yi gösteriyordu.
Yaprak yoğun bakıma alınmıştı.
Asya’nın ameliyatı yeni bitmişti. Durumu hâlâ kritikti ama yaşam savaşı devam ediyordu.
Ve şimdi…
herkesin gözü tek bir yerdeydi.
Asena’nın ameliyathanesi.
Çünkü içeride işler kötü gidiyordu.
Çok kötü.
Ameliyathanenin içinden hâlâ telaşlı sesler geliyordu.
“Basınç yine düşüyor!” “Kan nerede?” “Daha hızlı!”
Doktorlardan biri sinirle maskesini çekti.
“0 RH negatif hâlâ yok mu?!”
Hemşire çaresizce: “Kan merkezine haber verildi ama stok çok az!”
Monitör sesleri odanın içinde yankılanıyordu.
Asena’nın yüzü bembeyazdı.
Nabzı düzensizdi.
Ve doktorlar artık zamanla yarışıyordu.
KORİDOR
Alparslan oturduğu yerde boş gözlerle yere bakıyordu.
Ellerinde hâlâ Asena’nın kanı vardı.
Silmemişti.
Silmek istememişti.
Çünkü sanki silerse… onu tamamen kaybedecekmiş gibi hissediyordu.
Tam o sırada—
koridorun sonundan hızlı ayak sesleri geldi.
Tak.
Tak.
Tak.
Herkes başını çevirdi.
Siyah kabanlı bir kadın hızla yürüyordu.
Saçları aceleyle toplanmıştı. Nefes nefeseydi.
Boynunda hastane kartı vardı.
AHU SÖNMEZ.
Kalp damar cerrahı.
Kadın direkt ameliyathane kapısına geldi.
“Hasta nerede?”
Hemşire hızlıca: “İçeride hocam.” “Durumu kötüleşiyor.”
Ahu hiç vakit kaybetmedi. “Kan grubu?”
“0 RH negatif.”
Kadın bir saniye durdu.
Sonra direkt: “Benimki de 0 negatif.”
Koridordaki herkes ona döndü.
Ahu sertçe: “Kan hazırlayın.” “Ben giriyorum.”
Ve direkt ameliyathaneye geçti.
Kapı açıldığı anda içerideki doktorlar rahatlamış gibi oldu.
“Hocam hasta stabil değil.” “İç kanama kontrol altına alınamıyor.”
Ahu eldivenlerini geçirirken hızlı konuşuyordu.
“Ne kadar süredir bu halde?”
“Yaklaşık kırk dakika.”
Kadının yüzü ciddileşti.
“Tamam.” “Herkes sakinleşsin.”
Sonra sedyedeki Asena’ya baktı.
Monitörde ritim zayıftı.
Kadın birkaç saniye sessiz kaldı.
Ve sonra net bir sesle: “Bu kız ölmeyecek.” “Devam edin.”
KORİDOR
Kapılar tekrar kapanmıştı.
Mete hafifçe: “Kim bu?”
Eftelya cevap verdi: “Ahu Sönmez.” “Türkiye’nin en iyi kalp damar cerrahlarından biri.”
Arda direkt: “İyi yani değil mi?”
Eftelya gözünü ameliyathaneden ayırmadan: “Eğer biri kurtarabilirse… odur.”
İÇERİDE
Ahu ameliyat masasının başına geçti.
Doktorlardan biri: “Kan basıncı yine düşüyor!”
Ahu sakin kaldı.
“Kan verilmeye başlansın.”
Hemşire hızlıca hazırlık yaptı.
Ve birkaç dakika sonra…
Ahu kendi kanını vermeye başladı.
Aynı anda ameliyatı yönetiyordu.
Odada herkes gerilmişti.
Çünkü durum gerçekten kritikti.
Bir anda monitör tekrar düzensizleşti.
BİP. BİP. BİP.
Doktor: “Ritim bozuluyor!”
Ahu gözünü bile kırpmadı.
“Devam.”
“Hocam—”
“DEVAM EDİN!”
Odadaki herkes sustu.
Kadının sesi o kadar netti ki kimse itiraz edemedi.
Saatler geçti.
Güneş doğmaya başlamıştı.
Koridordaki herkes bitkin haldeydi.
Utku başını duvara yaslamıştı.
Yiğit sandalyede oturuyordu.
Mete’nin gözleri kapanıyordu artık.
Ama kimse gitmiyordu.
Kimse.
Saat 07:41.
Ve sonunda…
ameliyathane ışığı söndü.
Herkes aynı anda ayağa kalktı.
Kapı açıldı.
İlk çıkan kişi Ahu oldu.
Maskesini indirdiğinde yüzü yorgundu.
Alparslan direkt önüne geldi.
“…nasıl?”
Kadın birkaç saniye sustu.
Herkes nefesini tutmuştu.
Sonra Ahu yavaşça konuştu:
“Kalbi iki kez durdu.”
Koridor buz kesti.
Alparslan’ın yüzü düştü.
Ama Ahu devam etti.
“Şu an yaşıyor.”
O an…
koridordaki herkes ilk kez nefes alabildi.
Ama kadın hemen ekledi:
“Durumu hâlâ kritik.” “Önümüzdeki 12 saat çok önemli.”
Sessizlik oldu.
Ve sonra Alparslan gözlerini kapattı.
Çünkü o birkaç kelime bile… adamın ayakta kalmasına yetmişti.
-37. 𝘽𝙊̈𝙇𝙐̈𝙈 𝙎𝙊𝙉𝙐-
Arkadaşlar önceki platformum wattpad dı yeni bu platforma geçtim wattpad da çok sorun yaşadım bu uygulamada şu anlık bir sıkıntım yok burdan devam edicem dediğim gibi
İki gündür diğer bölümleri buraya aktarmaya çalıştım o yüzden biraz zordu
Hadi size iyi okumalar:)
