50. bölüm · KÜLLERDEN DOĞUŞ
TARİH DERSİ YERİNE RÖPORTAJ
Ahu'nun "Evet!" demesiyle birlikte yayla alkış sesleriyle doldu.
Arda ile Uğur sanki evlenme teklifini kendileri almış gibi bağırıyordu.
"OLDUUUU!"
"BEN BUNU AYLARDIR BEKLİYORDUM!"
Mete ilk kez onları umursamadı bile.
Çünkü gözleri sadece Ahu'daydı.
Ahu hâlâ ağlıyor ve gülüyordu aynı anda.
Mete yüzüğü kutudan çıkardı.
Yavaşça Ahu'nun elini tuttu.
Titreyen parmaklarına baktı.
"Heyecanlı mısın?"
Ahu burnunu çekti.
"Biraz."
"Biraz mı?"
"Tamam çok."
İkisi de güldü.
Sonra Mete yüzüğü parmağına taktı.
Yüzük yerine oturduğu an Ahu birkaç saniye ona baktı.
Sanki yaşananların gerçek olduğuna yeni inanıyordu.
Mete de gülümsedi.
Ahu bir anda ona sarıldı.
Öyle sıkı sarıldı ki Mete istemsizce güldü.
"Tamam, nefes alıyorum."
"Sus."
"Emredersin."
Ahu başını kaldırınca Mete onu kollarıyla kavradı.
Bir anda yerden kaldırdı.
Ahu'nun şaşkın çığlığı duyuldu.
"Mete!"
Mete kahkaha attı.
Sonra onu havada yavaşça döndürdü.
Yayladan alkış sesleri yükseldi.
Arda:
"İŞTE BENİM KOMUTAN!"
Uğur:
"ROMANTİK ADAM ÇIKTI!"
Mete:
"Kesin sesinizi."
Kimse dinlemedi tabii.
Ahu gülmekten nefes alamıyordu.
Mete onu yavaşça yere indirdi.
Sonra birkaç saniye birbirlerine baktılar.
Kalabalık bir anda sessizleşti.
Ahu'nun gözleri hâlâ doluydu.
Mete elini yanağına koydu.
Ve ona kısa, sevgi dolu bir öpücük verdi.
Bir anda yayla koptu.
Arda:
"OOOOOOOOO!"
Yiğit başını iki yana salladı.
"Asla sakin duramıyorlar."
Asena gülerek yüzünü kapattı.
Yaprak çoktan ağlamaya başlamıştı.
Asya ise Utku'nun omzuna yaslanmış izliyordu.
"Bunlar da sonunda oldu."
Utku gülümsedi.
"Evet."
Müzik yeniden yükselmeye başladı.
Mete elini uzattı.
"Dans?"
Ahu gözlerini sildi.
"Dans."
Ve yeniden pistin ortasına çıktılar.
Bu sefer sadece onlar değil.
Utku ile Asya.
Alparslan ile Asena.
Yiğit ile Yaprak.
Hepsi birer birer dans etmeye başladı.
Akşam karanlığı çökerken yayla ışıklarla aydınlanıyordu.
Kahkahalar yükseliyordu.
Bir ara Arda durdu.
Etrafına baktı.
Sonra sessizce gökyüzüne çevirdi gözlerini.
Belki herkesin aklından aynı kişi geçmişti.
Eftalya.
Ama bu kez hüzünle değil.
Bir tebessümle.
Çünkü bugün burada olsaydı...
Kesinlikle Arda'yla birlikte ortalığı birbirine katıyor olurdu.
Tam o sırada hoparlörden hareketli bir Karadeniz türküsü yükseldi.
Uğur ayağa fırladı.
"HORON!"
Arda masadan atladı.
"HORON!"
Bir saniye sonra herkes ayağa kalkmıştı.
Mete bile kaçamadı.
Ahu elinden çekti.
"Gel."
"Hayır."
"Gel."
"Ben istemiyorum."
"Gel dedim."
Beş saniye sonra Mete kendini horon halkasının içinde buldu.
Arda kahkahadan kırılıyordu.
Alparslan bile gülüyordu.
Asena ve Yaprak çoktan ritme uymuştu.
Yaylanın ortasında kocaman bir halka oluştu.
Kahkahalar...
Müzikler...
Rüzgâr...
Dostluk...
Aile...
Ve uzun zaman sonra ilk kez...
Kimse geçmişin acılarını düşünmüyordu.
Sadece o geceyi yaşıyorlardı.
Pazartesi sabahı.
Asena her zamanki gibi okuldaydı.
Tahtaya son notları yazdı.
Defterler kapandı.
Konu anlatımı bitti.
Sınıfa döndü.
"Tamam çocuklar, bugünkü konu burada bitti."
Sınıf bir anda hareketlendi.
Asena saate baktı.
Dersin bitmesine yirmi beş dakika vardı.
Tam yeni konuya geçecekken en önden bir el kalktı.
"Hocam."
Asena şüphelenerek baktı.
"Sor bakalım."
"Alparslan abiyle düğün ne zaman?"
Sınıf bir anda koptu.
Asena başını sıraya vurmak istedi.
"Ben de bilmiyorum."
"Nasıl bilmiyorsunuz hocam?"
"Bilmiyorum işte."
Arka sıralardan biri seslendi.
"Kesin biliyorsunuz."
"Bilmiyorum."
"Bence biliyorsunuz."
"Arkadaşlar tarih dersindeyiz."
"Hocam biz tarih yazılışını konuşuyoruz."
Bu sefer bütün sınıf kahkahaya boğuldu.
Asena da gülmemek için kendini zor tuttu.
Bir kız öğrenci el kaldırdı.
"Yüzüğü gösterebilir misiniz?"
"Hayır."
"Lütfen."
"Hayır."
"Hocaaam."
Beş saniye sonra bütün sınıf aynı anda:
"Hocaaaaam."
Asena teslim oldu.
"Tamam."
Elini kaldırdı.
Bir anda öğrenciler yerlerinden doğruldu.
"Çok güzelmiş."
"Ben beğendim."
"Alparslan abi iyi seçmiş."
Asena kaş kaldırdı.
"Siz ne ara onun tarafına geçtiniz?"
En arkadan bir ses geldi.
"Biz zaten onun tarafındaydık."
Asena'nın ağzı açık kaldı.
"Ben sizin öğretmeninizim."
"Olabilir."
"İhanet bu."
Sınıf tekrar gülmeye başladı.
Sonra başka bir öğrenci el kaldırdı.
"Hocam ilk kim açıldı?"
Asena bir anda boğazına kaçıracak gibi oldu.
"Ne?"
"İlk kim söyledi yani?"
"Bu sizi ilgilendirmez."
"Alparslan abi söylemiştir."
"Hayır."
"Bence siz söylemişsinizdir."
"Bence ikisi de söyleyememiştir."
Bu sefer bütün sınıf aynı anda:
"EVET!"
Asena istemsizce güldü.
Çünkü çocuklar haklıydı.
Bir öğrenci ciddi ciddi sordu:
"Hocam peki Alparslan abi kıskanç mı?"
Asena kahkahayı bastı.
"Nereden çıktı bu?"
"Merak ettik."
"Siz neden bunları merak ediyorsunuz?"
"Konu ilginç."
Bir kız öğrenci parmağını kaldırdı.
"Benim sorum var."
"Korkuyorum ama sor."
"Çocuklarınız olursa isimlerini ne koyacaksınız?"
Sınıf bir anda sessizleşti.
Sonra herkes dönüp Asena'ya baktı.
Asena'nın yüzü kıpkırmızı oldu.
"Arkadaşlar!"
"Ne var hocam?"
"Ders işliyoruz."
"Ders bitti."
"Bitmedi."
"Yirmi dakika önce bitti."
Bu sefer Asena bile kahkahaya boğuldu.
Tam o sırada zil çaldı.
Sınıftan toplu bir:
"Aaaaaa."
sesi yükseldi.
"Bitti."
"Devamını yarın sorarız hocam."
"Devamı yok."
"Var."
"Yok."
"Var."
Çocuklar kahkahalarla sınıftan çıkarken Asena masasının kenarına yaslandı.
Başını iki yana salladı.
Ama yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
Çünkü bazen...
Hayatın en güzel anları operasyonlarda, törenlerde ya da büyük kutlamalarda değil...
Seni seven öğrencilerinle yaptığın saçma sapan sohbetlerde saklıydı.
-50.BÖLÜM SONU-
