34. bölüm / 35
Kızıl Gözler34. Bölüm
Bölümler 35Şu an: 34. Bölüm
- 1 1. Bölüm379 kelime
- 2 2. Bölüm193 kelime
- 3 3. Bölüm566 kelime
- 4 4. Bölüm499 kelime
- 5 5. Bölüm921 kelime
- 6 6. Bölüm635 kelime
- 7 7. Bölüm644 kelime
- 8 8. Bölüm642 kelime
- 9 9. Bölüm835 kelime
- 10 10. Bölüm842 kelime
- 11 11. Bölüm657 kelime
- 12 12. Bölüm935 kelime
- 13 13. Bölüm866 kelime
- 14 14. Bölüm878 kelime
- 15 15. Bölüm959 kelime
- 16 16. Bölüm1.001 kelime
- 17 17. Bölüm1.138 kelime
- 18 18. Bölüm948 kelime
- 19 19. Bölüm1.099 kelime
- 20 20. Bölüm1.086 kelime
- 21 21. Bölüm1.120 kelime
- 22 22. Bölüm1.162 kelime
- 23 23. Bölüm1.064 kelime
- 24 24. Bölüm1.281 kelime
- 25 25. Bölüm1.402 kelime
- 26 26. Bölüm1.388 kelime
- 27 27. Bölüm1.603 kelime
- 28 28. Bölüm1.514 kelime
- 29 29. Bölüm1.655 kelime
- 30 30. Bölüm1.682 kelime
- 31 31. Bölüm1.035 kelime
- 32 32. Bölüm1.714 kelime
- 33 33. Bölüm1.599 kelime
- 34 34. Bölüm1.832 kelime · Okuduğun bölüm
- 35 35. Bölüm2.007 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-Güzelim...
-Kartal bak ben daha bu yıl reşit oldum. Reşit olur olmaz evlenmek gibi bir hayalim olmadı hiçbir zaman. Hep... Hep üniversiteyi bitirdikten sonraya attım... Beyaz bir gelinlik giymek bir hayalim değildi de olmadı da...
-Bak Simay ben de istemem seni bu duruma zorlamayı ama-
-Zorlama o zaman Kartal. Yok mu bir büyücü cadı her neyse. Git söyle bir şey yapsın.
-Yapamayız... Bu öyle bir şeyle olacak şey değil.
-Kartal... Ben... Ben sana alışamamışken nasıl olacak? Olamaz...
-Bak sana söz veriyorum Simay, istemediğin zaman sana ufacık temas bile etmem. Elini tutmayı geçtim yanlışlıkla seninle temas bile etmem... İstersen sarayda da kalmayız gider bana ait olan bir evde aynı evin içerisinde iki yabancıyı oynarız... Ama eğer ben seni işaretlemezsem ya da ayrı kalmaya devam edersek senin yaşayacağın acıyı düşünemiyorum. Ben acıya dayanıklıyım. Bana bir şey olmaz ama sen... Sana çok şey olur.
-Kartal, bak beni anlamıyorsun. Ben bu yaşımda evlenemem. Çocuk oyuncağı değil. İki bireyin hayatlarını birleştirmesi kolay değil...
-Değil zaten. Ben asla kolay olduğunu iddia edemem bahar kokulum. Ama mecburuz. Sorun orada başlıyor. Bak sen istedin diye bir ay kadar yanına yaklaşmadım. Uzak durdum senden durabildiğim kadar. Ama anla sen de beni. İkimiz de bu şekilde en fazla bir ay daha devam edebiliriz. En sonunda çekeceğimiz acının sonucu ölüm. Bak ben seni anlıyorum. Haklısın da Simay. Küçüksün daha. Aramızdaki yaş farkına da bakınca asla mantıkkı değil. Ama elimden gelse inan zorlamam. Mecbur bırakmam. Elimden gelen bir şey yok.
-Bu şekilde olmaz mı? En azından iki üç yıl daha?
-Olmaz... Olsa demezdim sana...
-Kartal... Ben... Ben... İstemiyorum...
-Biliyorum... Beni de hayatımı da istemediğini biliyorum bahar kokulum... Ama...
-Kartal bak ben seni tanımıyorum. Tanımayı geç sen insanlardan nefret ediyorken bir insanı hayatına nasıl alabilirsin ki? Hadi sen eşin olduğum için kabul ettin beni ya ailen? Kabul etmez... Sadece senin ailen de değil Kartal benim ailem de seni kabul etmez... Kendinizi korumak için de olsa binlerce insan öldürdünüz... Aynı şeyi insanlar da size yaptılar... Sen... Sen bu kadar birbirinden nefret eden iki farklı ırkın mutlu olabileceğini düşünüyor musun? İkimizin ırkı da birbirlerine tekrar ne zaman savaş açacaklarını düşünürken bir insan ve bir kurdun evlenmesi mümkün mü? Kendi yaşımın küçüklüğünü de geçtim Kartal. Sence mümkün mü iki düşman ırktan mutlu bir yuva kurmak? Geçmişteki savaşları bir anda yok edince o ölenler geri gelecek mi?
-Simay...
-Sen de cevabını biliyorsun Kartal... En baştan istememe nedenimi biliyorsun... Bu kadar savaşlar olmuşken bizim her şeyi yok sayarak birlikte olmamızın olanaksız olduğunu biliyorsun...
-Olanaksız değil Simay.
-Nasıl değil Kartal? Nasıl değil?
-Belki de bizim eş olmamızın nedeni bu savaşın sona ermesidir. Rabb'im belki bu yüzden bizi birbirimize bağlı kılmıştır. Savaşı tamamen sona erdirecek olanlar bizizdir.
-Biz ne yapabiliriz? Söylesene... Kalkıp ekranların önüne geçip biz birbirimizin eşiyiz bu yüzden bu savaşa son verelim mi diyeceğiz? Böyle mi sona erecek?
-Bak böyle sona ermez evet ama benim ırkım seni kabul ederse, seni tanırsa, luna olursan bunu başarabiliriz. Ben seni anlatırsam veliahtları olduğum için kabul edecekler. İlk başta mecbur oldukları için kabul edecekler belki ama ilerleyen zamanlarda senin nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu gördüklerinde emin ol seni seveceklerdir. Ve bu sayede her insanın aynı olmadığını görürler.
-Kartal-
-Aynı şeyi senin ırkın için de yaparız. Sonuçta barış gelir olmaz mı?
-Daha biz birbirimizin ırkının anlatılanlardan farklı olduğunu kabul etmiyorken onların nasıl kabul etmesini bekleyebiliriz?
-Nasıl?
-Açık konuşacağım Kartal. Bana güvenmediğini biliyorum. Bir gün birisi gelse ve deseki Simay kurtlar hakkında en gizli sırlarını bize sattı sen inanırsın. Ya da birisi gelse bana deseki Kartal acımadan bir insanı öldürdü inanırım. Çünkü birbirimize güvenmiyoruz.
-Yanılıyorsun... Ben... Bana birisi gelse ve deseki Simay seni öldürecekmiş elimde kanıt var inanmam... Gelse birisi deseki Simay senin ailene zarar verecek inanmam... Ben sana güvenirim... Güveniyorum da... Hayatımda koşulsuz güvendiğim üç kişi var Simay... Birisi annem, birisi Ertuğrul diğeri de sen...
-Beni tanımadan güvenemezsin Kartal. Belki şuan rol yapıyorum. Bilemezsin.
-Bilirim... Benim eşimsen bilirim... Ben kötü birisi değilim Simay... Ve... Ve... Herkesin eşi birbirine benzer... Sen bana benziyorsun... Ben de sana...
-Kendine güvenmiş oluyorsun böyle de...
-Hayır. Ben senin bana bile isteye ihanet etmeyeceğini biliyorum.
-Nereden biliyorsun?
-Sana bizim ırkımızla alakalı zaten bir sır vermiştim hatırlarsan. Seni denemek için söylememiştim yanlış anlama. Zaten öğreneceğin bir şeydi ve ben bunu erkene almış oldum sadece.
-Sırf gidip sizin durumunuzu söylemediğim için güveniyorsun yani?
-Simay ne istiyorsun? Bana ne duymak istediğini söyler misin? Ben... Ben anlamıyorum seni... Bak beni tanımıyorsun tamam kabul. Ben de seni tanımıyorum evet. Ama sadece senin hayatın değişmeyecek.
-Sen tahta çıkmış olacaksın işte. İstediğin olmuş olacak. Amacın buydu. Evlenirsek sen o istediğin tahta oturma hakkına sahip oluyorsun.
-Derdim taht mı sence? Derdim o aptal tahta çıkmak mı? Simay anlamıyor musun? Gerçekten seni düşündüğümü anlamıyor musun?
-Beni nasıl düşünüyor olabilirsin Kartal?
-Allah'ım bana sabır ver! Sen ölebilirsin! Senin canın yanabilir!
-Ben ölürsem sen de ölmüş olursun... O yüzden bu tantana...
-Aynen(!) Ölmekten korktuğum için seninle evleneceğim(!) Ya ben kaç kere kaçırılıp işkence gördüm bilmiyorum! Derdim ölmem değil!
-Ne senin derdin Kartal?
-Sensin! Benim tek derdim senin canına bir şey gelmemesi! Benim tek derdim sana bir şey olmaması! Benim tek derdim o benden nefret eden kalbinin bana atması! Benim tek derdim o gözlerinin gerçek rengini görebilmek! Anlatabildim mi? Benim tek derdim Simay sensin! Ben sevda ateşine tutunmuşken senin benden uzak durman! Ben senin canın yanmasın diye bana alışmadan evlenmek istiyorum! Benim tek derdim senin o bana karşı buz tutmuş kalbinin çözülmesi Simay!
-Kartal...
-Geçen rüyandaydım! Sordum sana! Benimle sevdalık etmek ister misin diye sordum! Evet dedin! İsterim tabi dedin! Bugün ne oldu? Söylesene ne oldu?
-Kartal...
-Deme bana Kartal! Deme! Şuan... Şuan olmaz Simay! Kalk seni evine bırakayım...
-Kartal? Bir dinler misin?
-Erken diyeceksin. Erken. Daha seni tanımıyorum. Bunları demeyecek misin? Duymak istemiyorum Simay... Benim kalbim sana deliler gibi atıyorken, senin sevdan bir yangın gibi kalbime düşmüşken bana bir şey deme... Bana nefret eder gibi bakma... Dayanamıyorum artık Simay! Dayanamıyorum...
Genç kız duyduğu itirafın üzerine bir şey diyememişti. Diyeceği şey yoktu çünkü. Kartal'ı o kadar çaresiz görmemişti tanıdığı süre boyunca. Ancak şimdi gördükleriyle genç adamın itirafı tokat gibi yüzüne çarptırmıştı bazı şeyleri...
Orada bulunan eşyaları topladıktan sonra aracı park ettikleri yere doğru sessizce yürümeye başlamışlardı. Kartal, eşinin yüzüne gözlerindeki nefreti görmemek için bakmıyordu. Simay ise ilk defa Kartal'ın kendisine bakmamasına üzülmüş ve genç adamın dediklerini düşünmeye başlamıştı. Genç adamın dediklerinin ardından düşüncelerinin bencilce olup olmadığını anlamak için sessizliğe bürünmüştü.
Kartal, arabasının yanına geldiğinde genç kıza bakmadan anahtarıyla aracı açıp sürücü koltuğuna oturmuştu hızlıca. Eşinin binmesini beklerken çalıştırmıştı aracı. O esnada Simay yavaşça binmişti Kartal'ın yanına.
Kartal tam arabayı park hâlinden çıkaracakken arayan babasıyla derin bir nefes almıştı. İstemiyordu sinirliyken konuşmak ancak açmazsa da kızacağını bildiğinden telefonunu açıp hoparlöre almıştı.
-Neredesin Kartal?
-İşlerim var demiştim baba.
-Acil gelmen gerekiyor saraya!
-Ne oldu?
-Rüzgar... Poyraz'ı kaçırmış...
-NASIL!? BABA NASIL OLUR! KOVDUN O GÜN NE HAKLA GERİ SARAYA DÖNER!
-BİLMİYORUM! ALLAH KAHRETSİN Kİ BİLMİYORUM! AMAÇLARI İYİ DEĞİL KARTAL! TAHTA ÇIKMAK İÇİN YILLARCA KENDİSİNİ KANDIRAN ADAMLA İŞ BİRLİĞİNE GİRDİLER!
-BABA YAŞATMAM! EĞER BİR DAHA EŞİME ZARAR VERMEYE KALKARLARSA YAŞATMAM! AMCAM DEMEM O HERİFE!
-KARTAL, ÖTMÜŞTÜR POYRAZ! RÜZGAR'A ANLATMIŞTIR EŞİNİ!
-BABA KARDEŞİNİN YAŞAMASINI İSTİYORSAN BENDEN ÖNCE BULURSUN! EĞER O... ONUN YAŞAMASINI İSTİYORSAN BENDEN ÖNCE BULUR VE CANINI BAĞIŞLARSIN! AMA BU SON OLUR! BU SON OLUR BABA!
-EMİN OL UMAY'A DEDİKLERİNDEN SONRA SENDEN ÖNCE BULURSAM YAŞAMA ŞANSINI BIRAKMAM!
-Alfam!
-SÖYLE KORTAN! BEN SANA DEMEDİM Mİ SENDEN BİLİRİM DİYE! NASIL SARAYA GİRMESİNE İZİN VERİRLER!? NASIL!?
-Alfam bir büyücüyle anlaşmışlar. Kısa süreliğine hafıza kaybı yaşatmışlar. O esnada girip zindandan çıkarmışlar.
-KORTAN YERLERİNİ BULUN! TÜM ASKERLERE EMİR VER YERLERİNİ BULSUNLAR! KİMİN NEREDE BİR EVİ ARSASI VARSA ARAŞTIRIN! GEREKİRSE ZORLA GİRİN! GİRDİĞİNİZ TÜM EVLERİ DE YAKIN!
-Emredersiniz alfam!
-KARTAL SEN DE DİREKT BURAYA GELİYORSUN EŞİNİ DE ALIP! AKILLARINA SENİ TAKTILAR! SIRF TAHTAN VAZGEÇMEN İÇİN HER ŞEYİ YAPARLAR!
-Baba...
-BABA YOK KARTAL! GELİYORSUN VE EŞİNİ DE GETİRİYORSUN! KIZI KAÇIRSINLAR DA ÖLSÜN MÜ!? NE İSTİYORSUN!? BAŞLAYACAĞIM SANA DA YAPACAĞIN İŞE DE! SÖVEMİYORUM DA SANA OĞLUMSUN DİYE!
-Bu sövmemiş hâlin sanki...
-SUS! SİNİRLERİM TEPEMDE! ERTUĞRUL GİTTİ NEHİR'İ DE ALIP SARAYA GETİRMEYE. O MANYAKLARIN İŞLERİ BELLİ OLMAZ GİDER BİR DE TEKRAR NEHİR'İ KAÇIRIP BU KEZ ÖLDÜRÜRLER DÜNYAYA HÜKMETMEK İÇİN!
-NEHİR'E YAKLAŞIRLARSA BU KEZ KAN ÇIKAR! KIZ DAHA DÜZELEMEDİ ERTUĞRUL NE HÂLDE! SAKIN BİR SANİYE BİLE AYRILMASIN BAŞINDAN!
-AYRILMAZ! SEN DE AYRILMAYACAKSIN! BU GECE NİKAHINIZI KIYACAĞIZ!
-BABA!
-KARTAL! BAK OĞLUM ANLASANA DARA DÜŞTÜM! AKLIMA ÇÖZÜM YOLU GELMİYOR! ETRAFIM HAİNLERLE ÇEVRİLİ! YAKINDA BU GİDİŞLE IRKLAR ARASINDA BÜYÜK BİR SAVAŞ ÇIKACAK! NE YAPMAMI BEKLİYORSUN!? SİZİN NİKAHINIZI KIYACAĞIZ VE YARIN TAHTA ÇIKACAKSIN!
-NASIL YARIN!? BABA SEN İYİ MİSİN!?
-İYİYİM! ONLARIN TEK DERDİ HÜKMETMEK! BENİM VİCDANIMI BİLDİKLERİ İÇİN BU KADAR RAHAT OYNUYORLAR! AMA SEN TAHTA ÇIKARSAN ADIM ATAMAZLAR!
-BABA BEN CANİ MİYİM!? BENİM VİCDANIM YOK MU!?
-BENİM KAFASIZ OĞLUM! SANA VİCDANSIZ MI DEDİM!? SEN TAHTA GEÇERSEN BU KEZ YÖNETEN KURT VİCDANIYLA HAREKET EDEN BİR KURT OLUR! SEN TAHTA GEÇERSEN CEZA HUKUKUNUN TAMAMEN DEĞİŞECEKLERİNİ BİLDİKLERİ İÇİN SENİN ÖNÜNE TAŞ KOYMAK İSTİYORLAR!
-Baba...
-Kartal biliyorum zor senin için. Ama dinle! Eğer bugün akşamında sizin nikahınızı kıymazsak yarın öbür gün pişman olacaksın. Çünkü eşini her an öldürebilirler. Ben bunun önüne geçmek istiyorum. Ben senin canının yanmasına izin vermek istemiyorum.
-Baba...
-Ben bir evlat kaybettim Kartal. Annen yıllardır onun suçunu tek başına üstleniyor. Kendisinin yüzünden öldüğünü düşünüyor. Ben eşimi kendi yanımda kaybettim yıllarca... Yıllarca Umay'a hasret kaldım... Ölmedi evet ama onu öldürmekten beter hâle getirdiler... Sen de aynısını yaşa istemiyorum... Gidip eşinin her geçen gün ölmüş gibi yaşamasının acısını çek istemiyorum... Yoksa gencecik kız. Neden küçük yaşta evlenmesine izin vereyim. Sen istesen ben izin vermem buna. Ama benim şeref yoksunu kardeşim yüzünden mecbursun. Kızın sana alışmasını istiyorsun anlıyorum ama vaktin yok. Sen şuan neredesin bilmiyorum ama eşin kaçırılmış ya da kaçırılacak bile olabilir. Anladın mı?
-Ben...
-Şimdi gidip her taşın altını arayacağım. Sen de düşün! Akşam tek gelmek ya da eşinle gelmek senin daha doğrusu sizin kararınız olacak.
Kartal, babasına cevap veremeden yüzüne kapatılan telefonla derin bir nefes alıp yanında sabahtan beri kendisini dinleyen eşine dönmüştü. Aklında asla Poyraz'ın kaçma ihtimali yoktu. Telefonu da o yüzden açıp hoparlöre almıştı. Eşinin kendisine güvenmesini istediği için tüm telefonları yanında açıyordu. Ancak babasının diyeceklerini bilse açmazdı belki de. Simay'ın bilerek bunu söylettiğini düşünmesini istemiyordu...
-Simay, haberim yoktu yemin ederim. Ben istemedim. Gerçekten... Yemin ederim haberim yoktu.
-Tamam Kartal...
-Ben özür dilerim... Gerçekten özür dilerim Simay... Gerçekten bunları yaşamanı istemezdim bahar kokulu... Ben... Yaşattıklarım için özür dilerim... Benim yüzümden oldu hepsi...
Kartal'ın suçlu bir çocuk gibi başını eğmesi üzerine genç kız dayanamamıştı. Konuştukları dakikadan itibaren pişmanlık duyuyordu Kartal'a dediği sözler yüzünden. Çünkü farkedemese de Kartal'a kalbi ısınmıştı bile... Sadece kabul etmesi yaşadıkları olayın pişmanlığı üzerine olmuştu...
-Asıl ben özür dilerim... Sana öyle dememem gerekiyordu... Haksızlık yaptım... Bencilce baktım olaylara... Ayrıca senin yüzünden bir şey olmadı ki... Bilmiyordun sonuçta kuzenin sandığın kişinin kuzenin olmadığını... Kaldır kafanı lütfen... Bana bakmamazlık etme veliaht... Böyle olmayalım biz hiç...
Genç adam duyduğu sözlerin ardından kafasını kaldırınca genç kızın yüzünde gezdirdi bakışlarını. Gözü en son eşinin dolmuş kan kırmızısı gözlerini bulunca şoka girmişti. Aynı şey Simay için de geçerliydi. Çünkü Kartal genç kızın kendi feromonunun kokusuna ait toprak rengi gözlerini görmüştü... Çünkü Simay genç veliahtın kehribar rengi güzel gözlerini görmüştü...
Çünkü iki genç sevdalanmışlardı birbirlerine farkında olamadan... Çünkü iki genç birbirlerinin kalplerindeki sevdayı gözlerinde görmüşlerdi...
Bölüm etkileşimi
