23. bölüm / 35
Kızıl Gözler23. Bölüm
Bölümler 35Şu an: 23. Bölüm
- 1 1. Bölüm379 kelime
- 2 2. Bölüm193 kelime
- 3 3. Bölüm566 kelime
- 4 4. Bölüm499 kelime
- 5 5. Bölüm921 kelime
- 6 6. Bölüm635 kelime
- 7 7. Bölüm644 kelime
- 8 8. Bölüm642 kelime
- 9 9. Bölüm835 kelime
- 10 10. Bölüm842 kelime
- 11 11. Bölüm657 kelime
- 12 12. Bölüm935 kelime
- 13 13. Bölüm866 kelime
- 14 14. Bölüm878 kelime
- 15 15. Bölüm959 kelime
- 16 16. Bölüm1.001 kelime
- 17 17. Bölüm1.138 kelime
- 18 18. Bölüm948 kelime
- 19 19. Bölüm1.099 kelime
- 20 20. Bölüm1.086 kelime
- 21 21. Bölüm1.120 kelime
- 22 22. Bölüm1.162 kelime
- 23 23. Bölüm1.064 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 24. Bölüm1.281 kelime
- 25 25. Bölüm1.402 kelime
- 26 26. Bölüm1.388 kelime
- 27 27. Bölüm1.603 kelime
- 28 28. Bölüm1.514 kelime
- 29 29. Bölüm1.655 kelime
- 30 30. Bölüm1.682 kelime
- 31 31. Bölüm1.035 kelime
- 32 32. Bölüm1.714 kelime
- 33 33. Bölüm1.599 kelime
- 34 34. Bölüm1.832 kelime
- 35 35. Bölüm2.007 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kartal, Ertuğrul ile ağaçların olmadığı bölgeyi geçtiğinde kulübeye yüz adımlık bir mesafe kalmıştı. Eskiden oynadıkları o küçük ahşap kulübeyi görünce içerisinde bir yer cız etmişti. Orası Kartal ve Ertuğrul'un son çocukluğunun geçtiği yerdi... Orası son masumluklarının yaşandığı yerdi...
Uzun bir süredir kulübeye gelmedikleri için varlığını unutmak üzereydiler. Simay, eğer çerçevedeki fotoğrafı anlatmasaydı orası ne Kartal'ın ne de Ertuğrul'un aklına gelirdi. Zaten tam olarak şehrin sınırında ağaçların seyrekleştiği bir bölgede bulunduğu için göreni bileni çok azdı. Hatta neredeyse yok gibiydi...
Kartal ve Ertuğrul hızlıca yürürken Demir eşini aralarındaki bulunan az bir mesafeden hissetmeye başlamıştı. Genç kızın ruhunun varlığını hissediyordu ancak bir sorun olduğunu anlamıştı. Bu sebeple Kartal'ı hızlı gitmesi konusunda uyarmaya başlamıştı. Uyarıyı alan Kartal'ın içini derin bir korku kaplamıştı. Kendi canı yanıyormuş gibi hissediyordu... Sanki orada canı yanan Simay değil de kendisiydi...
Simay, içindeki sese güvenerek kendini ayakta tutmaya devam ediyordu. Her geçen saniye onun için daha zorlayıcı olsa da kendisi için dayanmak zorundaydı. Kendisine baygınken enjekte edilmiş zehre karşı dik durmak zorundaydı...
Genç kızın ellerinin titremeye başlaması saatler boyu bir sandalyeye bağlı kalmasından dolayı değildi. Onun haberi dahi olmadan Poyraz genç kıza yavaş yavaş öldürecek bir zehir enjekte etmişti. İçindeki kanın oksijen taşımasını azaltacak, ilk başta ellere, ayaklara en son da beyne etki edecekti... Genç kızın beyin felci geçirmesini sağlayacaktı bu şekilde... Öldürmeyecekti ama luna olmasına engel olacaktı... Öldürmeyecekti ama süründürecekti...
Panzehir, Kartal'ın yenilgiyi kabul etmesiyle verilecekti... Bulundukları kulübenin mutfağındaki bir dolabın içinde bir şırıngadaydı... Eğer Kartal kabul ederse hemen gidip genç kızın omzuna vuracaktı. Ancak kabul etmezse krallık yine kendisine kalacaktı. Tek bir farkla. Bir genç kızın daha hayatının solmasıyla...
Simay, vücudundan akan terlerden, fazlasıyla titreyen el ve ayaklarından yaşadığı durumun sadece uyuşmaktan kaynaklanmadığını anlamıştı. Genç kız, hayallerine ulaşmak için saatlerce sandalyede oturuyordu gün içerisinde. Her gün bu uyuşmayı fazlaca yaşıyordu. Ancak o küçük daracık tuvalette geçirdiği durum her zamanki hâlinden fazla bir tepkiydi. Sanki haberi olmadan damarlarındaki kana bir şey karışmıştı...
"Kartal!.. Ben... İyi değilim!.. Nefes almakta zorlanıyorum... Ellerim ayaklarım sanki Parkinson hastası gibi titriyor... Ne olduğunu anlamıyorum... " "Simay... Simay!.. Sakin ol bahar kokulum... Yetişeceğim sana... Bir şey olmayacak inan... Geldik sayılır... Bırakma kendini sakın... " "Merak etme alfa... Canından olmazsın... Ölmem... " "Saçma sapan konuşma!.. Senin canına zarar gelmemesini sırf kendi canım yanmasın diye mi istiyorum sanıyorsun!? Ben öyle bir adam mıyım!? Sadece kendisini düşünen birisi miyim!?" "Tüm insanlardan nefret eden bir ırk... O ırkın... En başında sen geliyorsun... Masumların olduğunu unutarak... Herkesi suçlu tutan bencil bir veliahtsın!.. Beni ilk gördüğün zaman kendinden nefret etmedin sanki... Tiksinmedin benden..." "Simay... Simay iyi değilsin bak nefes almaya çalış geldik biz... Alacağım o soysuzdan seni... Bir şey yapmasına izin vermeyeceğim sana... " "Bana çoktan bir şey yapmış Kartal... Sadece... Farkında değilim..." "Sakın... Sakın bırakma kendini... Ruhunun yara almasına izin verme... Sabret... Benim masumiyetimi alanların senin de temiz ruhunu almasına izin verme... Geldim... Orayı cehenneme çevirmeye geldim bahar kokulum... "
Kartal, Simay'a son sözlerini söyledikten sonra Ertuğrul ile rüzgarın esse savuracağı kulübenin kapısını kolayca kırmışlardı. Eskiden gelen anılarıyla Poyraz'ın tam olarak karşılarında olacağını biliyorlardı. Zaten tek katlı kulübenin salonundaki sırtı kapıya dönük aşağılık bir kurtla karşılaşacaklarını bekliyorlardı.
Poyraz, arkasından gelen ani ve gürültülü sesten ötürü hızlıca oturduğu koltuktan kalkmıştı. Ancak arkasını döndüğünde ise gördüğü isimlerle birazdan yaşanacak şeylerin hayra alamet olmadığının farkındaydı. Çünkü karşısındakiler kendisinden kaç kat baskın olan kurtlardı... Çünkü karşısındakiler intikam almak isteyen kurtlardı... Eşlerinin intikamını almak isteyen iki veliahttı...
Ertuğrul, Kartal ile konuştukları gibi feromonlarını karşısındaki adamı dönüşmesi için yayarken Kartal hızlıca Simay'ın bulunduğu tuvaletin kapısını sertçe çalmaya başlamıştı. Zaten geldiklerini söylediği için kapının açılmasını normal karşılamıştı. Tek sorun ise genç kızın yüzündeki rengin tamamen gitmesiydi...
Kartal, Simay'ın kendisini zar zor dik tuttuğunu görünce hızlıca kucağına alıp oradaki bulunan koltuğa uzandırmıştı. Kıza bir şey yapıldığı açıkça belliydi. Bunu öğrenmek için ise karşılarındaki güçsüz durumda olan Poyraz'ı konuşturmaktı.
-NE YAPTIN BENİM EŞİME!
-Sana... Ne yaptığımı... Söylemeyeceğim Kartal...
-POYRAZ! SENİ ELLERİMLE ÖLDÜRÜRÜM! NE YAPTIN ONA!
-BİR İNSAN... BİR İNSAN İÇİN... KUZENİNİ ÖLDÜRÜYORSUN!.. ACIYORUM SA-
-KES SESİNİ POYRAZ! NE KUZENLİĞİNDEN BAHSEDİYORSUN SEN! BİR HAİN OLARAK GELİP KUZENİM DİYEMEZSİN! SOYUMA AİT OLMAYAN KİMSE BANA GELİP DE KUZENİM DİYEMEZ!
-BİR KIZ... SADECE BİR KIZ KAÇIRDIM... O YÜZDEN HAİN İLAN EDİLİYORUM!.. HAYATIN BANA YAZDIĞI KADERE BAK!..
-POYRAZ! SENİN BİZİM AİLEMİZE AİT OLMADIĞINI BİLMİYOR MUYUZ SANIYORSUN! SENİN SOYSUZ BİR KÖPEK OLDUĞUNU ANLAMADIK MI!? SEN NASIL BİR KURTSUN!.. ULAN HER ŞEYİ GEÇTİM SEN BİR KADINI KAÇIRIP İŞKENCE ETMEYİ NASIL NORMAL BİR OLAY GİBİ ANLATABİLİRSİN!
-NE!.. NE DEMEK BİZİM AİLEMİZE AİT DEĞİLSİN!..
-KARTAL! GİT DOLAPLARI ÇEKMECELERİ FALAN ARA! KIZ ÖLECEK ŞİMDİ! BEN BUNU BURADA TUTACAĞIM! BİR ŞEY ENJEKTE ETMİŞ BU SOYSUZ KIZA! GİT ŞIRINGA MIRINGA BİR ŞEY BUL!
Kartal, Ertuğrul'un uyarısıyla hızlıca çıkmıştı salondan. Tek tek çekmeceleri, dolapları açıp içerisinde bir ilaç ya da şırınga aramaya başlamıştı. Eşinin geçen her saniyede solduğunu, kalbinin ağırlaştığını hissediyordu... Bulundukları yerden hastaneye gitmeleri saatlerini alacağı için tek umudu kulübenin içerisinde bulacağı panzehirdi...
Ertuğrul karşısında direnmekte iyice zorlanan adamı izlerken bir yandan da Simay'a göz kulak oluyordu. Genç kızın renginin iyice solmasıyla aklına kendi sevdalısı gelmişti... Ancak şuanki odak noktasının kaymaması gerektiği için eşinden özür dilemişti zihin bağlantısıyla... Kendisine cevap gelmeyeceğini bildiği için sessizce karşısındakini zorlamaya devam ediyordu...
-Bana Simay'a ne yaptığını söyle Poyraz!
Kendisinden iyice geçen Poyraz kuş misali ötmeye başlamıştı... Aslında bu durum kendi isteğiyle değil Ertuğrul'un yaydığı feromonların etkisiyle gerçekleşiyordu...
-Uyurken... Beyin felci geçirmesi için... Bir ilaç verdim... Zehir... Damarlarındaki kandan... İlk başta ellerine daha sonra ayaklarına oksijen gitmemeye başlayacak... Kendi kanı... Oksijeni yetersiz taşıyacak... Bu sayede yatağa mahkum olacak... Taht ise bana kalacak...
-Kızın hayatıyla oynadın... O kızın bir suçu yoktu! Nehir'in suçu yoktu! Benim bebeğimin suçu yoktu!
-Yanılıyorsun... Benim annemin suçu yoktu Ertuğrul... Sırf köylü olduğu için eşi tarafından reddedilen annemin suçu yoktu... Sırf omega olduğu için ezilen... Öldürülen annemin suçu yoktu...
-Annen?..
-Evet... Benim annem sırf Rüzgar reddettiği için öldü... Babamla evliyken annem ile Rüzgar görmüşler birbirlerini... O zaman her ne kadar evli de olsa ruh eşi olduğu için aralarında bağ oluşmuş... Ama senin o amcan gidip annemi reddetmiş... Hem de sırf köylü olduğu için... Annem zaten bir omega olduğundan bu acıya katlanamayıp ölmüş... Rüzgar ise baskın tür olmasından kaynaklı o acıya dayanarak yaşamına devam etmiş!.. O umursamamış annemin hâlini!.. O kadının öleceğinden emin olmasına rağmen reddetmiş!.. Arkasında daha erken doğmuş olan beni öksüz bırakmış!..
-Her kurt sadece mühürlüsüyle evlenir ya da hiç evlenmez Poyraz! Bunu bilmiyor musun!? Kim anlattı bu masalı sana!? Böyle bir şeyin varlığına nasıl inanabilirsin!?
-Babam anlattı... Ertuğrul... Babam...
-Kim lan senin baban!?
-Hakan... Babamın adı Hakan... O sizin çok güvendiğiniz adam benim babam...
Bölüm etkileşimi
