22. bölüm / 35
Kızıl Gözler22. Bölüm
Bölümler 35Şu an: 22. Bölüm
- 1 1. Bölüm379 kelime
- 2 2. Bölüm193 kelime
- 3 3. Bölüm566 kelime
- 4 4. Bölüm499 kelime
- 5 5. Bölüm921 kelime
- 6 6. Bölüm635 kelime
- 7 7. Bölüm644 kelime
- 8 8. Bölüm642 kelime
- 9 9. Bölüm835 kelime
- 10 10. Bölüm842 kelime
- 11 11. Bölüm657 kelime
- 12 12. Bölüm935 kelime
- 13 13. Bölüm866 kelime
- 14 14. Bölüm878 kelime
- 15 15. Bölüm959 kelime
- 16 16. Bölüm1.001 kelime
- 17 17. Bölüm1.138 kelime
- 18 18. Bölüm948 kelime
- 19 19. Bölüm1.099 kelime
- 20 20. Bölüm1.086 kelime
- 21 21. Bölüm1.120 kelime
- 22 22. Bölüm1.162 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 23. Bölüm1.064 kelime
- 24 24. Bölüm1.281 kelime
- 25 25. Bölüm1.402 kelime
- 26 26. Bölüm1.388 kelime
- 27 27. Bölüm1.603 kelime
- 28 28. Bölüm1.514 kelime
- 29 29. Bölüm1.655 kelime
- 30 30. Bölüm1.682 kelime
- 31 31. Bölüm1.035 kelime
- 32 32. Bölüm1.714 kelime
- 33 33. Bölüm1.599 kelime
- 34 34. Bölüm1.832 kelime
- 35 35. Bölüm2.007 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ertuğrul, duyduğu sözlerin sonucunun ne getireceğini düşünemeyecek duruma gelmişti kısa bir süreliğine. Kuzeni sandığı hainin, kendi sevdalısına verdiği zararlar bir bir gözünün önünden geçip gitmişti... Nehir'e yaptığı psikolojik ve fiziksel şiddetin haddi hesabı yoktu... Genç kadın üzerinde say say bitemeyecek kadar travmalar bırakmıştı... Onların en başında ise kaçırıldığı gün öğrendiği bebeğini geri döneceği gün kaybetmesiydi... Nehir'i sapasağlam vereceğine dair söz veren Poyraz, bir ay boyunca yaptığı şiddetin her türlüsünden daha kalıcı hasar bırakması için daha doğmamış bir bebeğin katili olmuştu...
Nehir, sevdiği adamın geleceğini duyunca cennete düşmüş kadar sevinmişti yaşanacakları bilmeden. O sevincinin sonunda kaybedeceği canını bilse yüzüne gelen rengi geri gönderirdi...
Poyraz, Nehir'in yanına gidince çıkardığı pençeleri ile genç kadının karnına büyük bir çizik atmıştı. O kadar hızlı davranmıştı ki ne olduğunu anlaşılması çok zor olmuştu. Karnında hissettiği acı sonucunda anlamıştı durumu Nehir... Akan kanlarının hesabı yoktu... Bebeğini kaybedeceği korkusunun hesabını verecek yoktu... Orada yaşadığı en son şiddetin karnında can bulan bir bebeğin elinden bir şey gelmeden gitmesi olmamalıydı... Bu şiddet değil cinayetti...
Nehir, bebeğine bir şey olduğunu hissettiği için yeri göğü inleten bir çığlık atmıştı... O bir anne adayıydı ancak bu güzel duyguyu kader yaşatmamıştı... Ertuğrul genç kadını bulduğunda çoktan bebeğin varlığı cennete gitmişti bile... Genç kadın çok kan kaybetmişti... Bebek dayanamamıştı...
Genç adam, varlığını öğrenemediği bebeğinin yokuluğu ile karşı karşıya gelmişti... Bebeğinin olacağını kaybettiği gün öğrenebilmişti... Babalık duygusunu yaşamasına izin vermemişti kader...
Genç kadın ise mühürlüsü gelince kurtulacaklarına dair oluşturduğu ümidini kayıp haberini alınca yok etmişti... Karnından ve bacaklarından akan o kanlı görüntüsü hafızasından silinemiyordu... O gece bebeğiyle beraber tüm hafızasını kaybetmişti belki ama Poyraz'ın kapıdan girip karnındaki canı tek bir hamlede öldürmesini unutamamıştı... O günün sabahından itibaren yaşadığı her şey aklındaydı... Ve en çok da bu yüzden Ertuğrul'dan nefret ediyordu genç kadın... Adamın kendilerine yetişememesinden nefret ediyordu...
&
-Kartal! KARTAL BU OLAMAZ! O ŞEREFİNİ İKİ PARALIK EDECEĞİM ADAM BİZİM SOYUMUZDAN NASIL DEĞİL!? KAHRETSİN! NASIL? BEN... AH!
-SOYSUZ KURT KANDIRMIŞ BİZİ! SİMAY İLE ZİHİN BAĞLANTISI KURDUĞUMUZDA DEDİ! ÇERÇEVEDEKİ FOTOĞRAFLARDA KAHVERENGİ KÜRKE SAHİPMİŞ! EĞER GERÇEKTEN ÖYLEYSE DİYE ZORLAMAN GEREKİYOR!
-TAMAM! O KANSIZ EĞER... EĞER BİZİM SOYA AİT DEĞİLSE ONLARIN TÜM SOYUNU KURUTURUM! EŞİMİN BANA NEFRETLE BAKMASINA NEDEN OLAN, BEBEĞİMİ ÖLDÜREN O CANİNİN SOYUNU YAŞATMAM! ANDIM OLSUN AİLESİNDEN TEK BİR KURT BIRAKIRSAM NAMERDİM!
Ertuğrul, sözlerinin ardından derin nefes alarak içindeki vahşi kurdu sakinleştirmeye çalışmıştı. Ancak bir primus kolay sakinleşemezdi... Onun için sadece eşi gerekliydi... Fakat eşi kendisinden nefret ediyordu...
Ertuğrul'un yaptığı nefes egzersizleri zor da olsa işe yaramıştı. Öfkesini diri tutmak istese de onu şimdilik içine atmıştı. Poyraz ile yüzleşene kadar öfkesi içinde kalmalıydı. Yoksa yanında oturan can dostuna zarar verebilirdi...
Kartal, yolun az kaldığını fark ettiği sırada Ertuğrul'un nefesleri düzene girmişti. Ancak kuzenini tanıdığı için bunun geçici bir durum olduğunu anlamıştı çoktan. Bir primus kurdu kolay kolay sakinleşemezdi çünkü. Primusları sakinleştirecek tek güç eşleriydi... Ancak eşlerine verilen zararlarda onları tutabilecen kimse yoktu. Tıpkı Ertuğrul gibi...
Arabadaki gergin yolculuk bitmiş, yürüme aşamasına gelmişlerdi. Ağaçlık olmaması durumu zorlaştırıyordu. Poyraz'ın her an onları görmesi an meselesiydi. Ancak bunu Kartal ayarlatmıştı Simay'a. Genç kız, cani adamı laflarıyla oyalarken onlar hızlıca o ağaçsız alanı geçmişlerdi. Ahşap kulübenin kapısına bir sorun yaşamadan geldiklerinde Ertuğrul yavaş yavaş hedefi olan Poyraz'ın tüm gücünü alacak feromonlarını salgılamaya başlamıştı. Yaptığı şey sadece Poyraz'a etki edecekti bunu biliyordu. Yıllarca feromonunun kontrolü için eğitim almıştı ve aldığı eğitimler işe yarıyordu. Yoksa o kulübenin içerisinden iki ölü çıkabilirdi... Simay, o feromondan etkilenerek hayatının son dakikalarını yaşayabilirdi.... Simay'ın son dakikaları aynı zamanda Kartal'ın da son dakikaları olurdu...
&
"Simay, biz arabadayız o kansızın sana zarar vermeden kulübenin içinde kalmasını sağlar mısın? Eğer çıkarsa ağaçların olmadığı çıplak bir bölge var oradan geçmek zorundayız ve fark ederse hızlıca seni alıp götürür. Orada fark etmesi çok yüksek." "Tamam, oyalarım onu da nerde kaldınız Allah aşkına ya!? Sırtım tutuldu ayrıca kaç saattir aynı yüzü görmekten sıkıldım artık! Hayır, bir insan neden... Pardon insan değil çok özür dilerim kurt... Bir kurt neden o kadar korkuyorsa kaçırıyor ki? Sizin beyninizde sorun var hepinizin akıl hastanesine yatması gerekiyor! Ne bu böyle sadece kendinden güçsüzlere zarar verebilme kapasitesi varken birilerini kaçırmalar!? Hayır bir şey yapamıyorsan kaçırma! Anlamıyorum ki sizi-" "Sen ne alatıyorsun!? Ulan kaçırıldın ve sana zarar vermemişler niye vermediklerini mi sorguluyorsun!? SEN SALAK MISIN? SANA ZARAR VERMESİNİ Mİ İSTİYORSUN? ASIL SEN YATMALISIN AKIL HASTANESİNE!" "BAĞIRMA BANA! SEN KİM KÖPEK DE BANA KARIŞIYORSUN!? SALAK SENSİN AYRICA! PSİKOPAT RUH HASTASIYLA AYNI EVDEYİM BENİM DE PSİKOLOJİM BOZULDU! YA BEN... BEN SINAV ÖĞRENCİSİYİM TAMAM MI!? PSİKOLOJİMİN BOZUK OLMASI NORMAL AYRICA! HEM... HEM BANA ZARAR VERMEDİĞİ İÇİN YAKINMIYORUM APTAL! KORKAK BİRİSİNİN GİDİP DE BİR İNSANI KAÇIRMA CESARETİ GÖSTERMESİNİ ANLAYAMIYORUM! GİTSENE SEN YA ZİHNİMDEN!" "OYALA O KANSIZI! SIRF BANA SİNİRLENDİN DİYE SAÇMA SAPAN DAVRANMA!" "DEFOL GİT ZİHNİMDEN PSİKOPAT HERİF!" "YA SABIR! ALLAH'IM BANA SABIR VER!" "AMİN! AKIL FİKİR DE EKLE DUANA! BELKİ KAFAN ÇALIŞIR!" "SENİ ALAYIM O BEYİN YOKSUNUNUN YANINDAN GÖSTERECEĞİM BU LAFLARINI!"
Simay, ruh eşinin sesinin zihninden tamamen gittiğine emin olduğunda gözlerini hırsla devirmişti. Karşısında olsa edeceği laflar vardı ancak zihninden konuşunca istediği mimikleri yapamadığı için söyleyeceklerinin hepsini geri göndermişti.
Kartal'ın dediğini yapmak için ilk olarak hızla kafasında bir şeyler kurmuştu. Sınava hazırlanan bir öğrenci olduğu için problem oluşturma ve çözme yeteneğini kullanarak kendisine soru yazıp çözmüştü. O soruyu gerçek hayatta kullanmak için de ilk olarak Poyraz'ı çağırmıştı.
-Poyraz! POYRAZ!
Bağırmasıyla kapının sertçe açılıp arkaya çarpması bir olmuştu. Karşısında öfkesinden kıpkırmızı kesilen veliaht süsü verilmiş o caniyi görünce keyifle sırıtmıştı. Daha onu ayağına çağırması oyunun başlangıcıydı. Asıl sahne Kartal ve Ertuğrul'a aitti...
-NE BAĞIRIYORSUN! BİR VELİAHTI NASIL AYAĞINA ÇAĞIRIRSIN!?
-BAĞIRMA BANA!.. Tuvaletim geldi ellerimi çöz!
-ALNIMDA ENAYİ Mİ YAZIYOR!? BEN BU NUMARALARI YER MİYİM!?
-BAĞIRMA DEDİM! KARŞINDA BİR KADIN VAR NE HAKLA BAĞIRIYORSUN! VELİAHT OLMAN BİR HALTI MI GEREKLİ KILIYOR!
-Cırlama yeter! O sinek vızıltısı sesini çekemeyeceğim!
-Çöz elimi ayağımı o zaman! Tuvalete gideceğim!
-Bana bak ben bu numaraları yemem! Nehir de aynısını yapıp kaçmaya kalktı sonunda ne oldu biliyor musun!? Yok! Söyleyeyim gidip karnındaki bebeğinin canına kıydım! Anladın mı!? Yemem bu numaraları!
-Cani pislik!.. Lan daha doğmamış bir bebeğin ne suçu vardı!? Psikopat! Beyin yoksunu! Hayvanların senden daha çok merhameti var insafsız!
-Sus! Onun suçu tahtta hak sahibi olmasıydı!
-Taht sevdana tüküreyim! İnşallah o tahtın yanına bile yaklaşamazsın! İnşallah bu yaptıklarının bedelini ödemeden bu dünyadan göçüp gitmezsin! İnşallah-
-Yeter! Senin dırdırını çekemeyeceğim! Hâlâ gidecek misin tuvalete!?
-Elimi çözersen neden olmasın ruh hastası!?
-Demek senin canını yakmamı bu kadar çok istiyorsun! İstediğin olsun!
-Buraya yaparım görürsün o zaman! Ne zamandır burada oturuyorum tuvaletimin gelmesi çok normal! İnsanım ben!
-Yürü! Konuşmadan geç gir şuraya! Bir kaçtığını göreyim öldürürüm seni!
-Aynen canım aynen!
Simay, Poyraz'ın kapıda kendisini bekleyeceğini bildiği için tuvalete gitmişti. Onu en mantıklı bu şekilde oyalayabilirdi. Diğer türlü konuşmaya çalıştıkça yarısında sinirlenip gidiyordu. Güç gösterisi yaptığını zannettiği için her defasında o şekilde konuşmanın bitmesini beklemeden kaçıyordu bulunduğu odadan.
Simay, alaturka tuvaleti görünce yüzü düşmüştü. Kartalların gelmesine az kaldığını biliyordu ancak bu süre içerisinde ayakta kalmak zorundaydı. Ancak yaklaşık on beş saattir bir sandalyede oturduğu için her yeri uyuşmuştu. O yüzden ayakta kaldıkça her yeri ağrıyordu. Klozet olsa onun üzerine oturacaktı ama bu durumda sadece kenarda ayakta duruyordu. Yere yığılma riskinin farkındalığından tek umudu Kartal'ın hızlı gelmesiydi...
Bölüm etkileşimi
