18. bölüm / 19
Kırmızı bereliSESSİZCE YAKLAŞAN FIRTINA
Bölümler 19Şu an: SESSİZCE YAKLAŞAN FIRTINA
- 1 Karakter kartı98 kelime
- 2 KIRMIZI BERELİ1.405 kelime
- 3 YENİ ĞÖREV1.053 kelime
- 4 İLK KARŞILAŞMA1.307 kelime
- 5 AYNI TİM1.253 kelime
- 6 SESSİZ BAKIŞLAR1.632 kelime
- 7 İLK OPERASYON bölüm 61.264 kelime
- 8 GERİ DÖNÜŞ YOK609 kelime
- 9 PUSU1.401 kelime
- 10 ATEŞ HATTI1.456 kelime
- 11 YARALI635 kelime
- 12 BENİ BIRAKMA720 kelime
- 13 KAYIP782 kelime
- 14 GÖLGEDEKİ İZ757 kelime
- 15 SİPER1.817 kelime
- 16 GEÇMİŞİN GÖLGESİ1.819 kelime
- 17 KURTARMA EMRİ1.807 kelime
- 18 SESSİZCE YAKLAŞAN FIRTINA2.655 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 OYUNUN İÇİNDE1.137 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
18. BÖLÜM
Gece, karargâhın üzerine ağır bir sessizlik bırakmıştı.
Koridorların ışıkları loştu. Nöbet değişimi yapılmış, çoğu kişi odalarına çekilmişti. Fakat Alara'nın gözüne uyku girmiyordu.
Pencereden dışarı baktı.
Uzaktaki pistte birkaç ışık yanıp sönüyor, rüzgârın sesi binanın duvarlarına çarpıyordu.
Alara derin bir nefes aldı.
Son günlerde her şey garipti.
Kaan'ın bakışları…
Onun yanında sustuğu anlar…
Bir şey söyleyecekmiş gibi olup vazgeçmesi…
Alara ne zaman Kaan'a baksa, içinde tarif edemediği bir huzursuzluk oluşuyordu.
Tam düşüncelerinin içinde kaybolmuşken kapı hafifçe tıklandı.
Alara arkasını döndü.
"Kim?"
Kapı açıldı.
Kaan.
Alara'nın yüzünde istemsiz bir şaşkınlık oluştu.
"Bir şey mi oldu?"
Kaan başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Bu saatte neden geldin?"
Kaan birkaç saniye sustu.
"Sen uyumadın."
Alara kaşlarını çattı.
"Bunu nereden çıkardın?"
"Karanlıkta tek başına pencerenin önünde oturan birini görmemek mümkün değil."
Alara gözlerini kaçırdı.
"Uyuyamadım."
Kaan kapının yanında durdu.
"Son zamanlarda çok düşünüyorsun."
"Sen de çok gözlemliyorsun."
Kaan'ın dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
"Mesleğim."
Alara başını eğerek gülümsedi.
"Her şeyi mesleğine bağlama."
Kısa bir sessizlik oldu.
Kaan bu kez daha ciddi bir ifadeyle ona baktı.
"Alara."
"Efendim?"
"Can'dan uzak dur."
Alara'nın gülümsemesi kayboldu.
"Yine mi?"
"Evet."
"Onunla ilgili ne biliyorsun?"
"Yeterince."
"Ben hiçbir şey bilmiyorum."
Kaan bir adım yaklaştı.
"İşte sorun da bu."
Alara gözlerini onun gözlerine kaldırdı.
"Ben kendimi koruyabilirim."
"Biliyorum."
"Öyleyse?"
Kaan birkaç saniye cevap vermedi.
Sonunda sesi alçaldı.
"Yine de seni korumak istiyorum."
Alara'nın kalbi bir anlığına hızlandı.
Kaan sanki söylediği cümlenin farkına varmış gibi bakışlarını başka tarafa çevirdi.
Alara ise sessiz kaldı.
İlk defa Kaan'ın sözlerinin ardında yalnızca görev olmadığını düşünüyordu.
Tam o sırada koridorun diğer ucundan bir ses geldi.
İkisi de aynı anda kapıya döndü.
Ayak sesleri.
Kaan'ın yüzündeki ifade anında değişti.
Alara'ya eliyle sessiz olmasını işaret etti.
Ayak sesleri kapının önünden geçip uzaklaştı.
Kaan kapıyı kapattı.
"Kimdi?"
"Önemli değil."
"Önemli olmasa böyle davranmazdın."
Kaan cevap vermedi.
Çünkü koridorun köşesinde az önce duran kişi Can'dı.
Can, karanlığın içinde telefonuna baktı.
Ekranda tek bir mesaj vardı:
"Her şey hazır."
Can'ın yüzünde küçük, soğuk bir gülümseme belirdi.
Telefonu cebine koydu.
"Biraz daha bekleyin," diye fısıldadı.
"Önce birbirlerine gerçekten güvensinler."
Karargâhta herkes Can'ın yeni gelen bir ekip üyesi olduğunu düşünüyordu.
Ama Can'ın buraya geliş amacı bambaşkaydı.
Ve en tehlikelisi…
Kaan'ın bunu henüz bilmiyor olmasıydı.
Ertesi sabah Alara uyandığında masasında küçük bir kâğıt buldu.
Üzerinde yalnızca tek bir cümle vardı:
"Geçmişinden kaçamazsın, Alara."
Alara'nın yüzündeki renk çekildi.
Kâğıdı elinde sıktı.
Çünkü bu cümleyi daha önce duymuştu.
Yıllar önce.
Ve o sesi unutması mümkün değildi.
Kapının dışında Kaan'ın sesi duyuldu.
"Alara?"
Alara hemen kâğıdı avucunun içine sakladı.
"Geliyorum."
Kapı açıldığında Kaan onun yüzüne baktı.
Bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı.
"Ne oldu?"
Alara birkaç saniye sustu.
Sonra başını kaldırdı.
"Hiçbir şey."
Kaan gözlerini ondan ayırmadı.
"Yalan söylüyorsun."
Alara cevap veremedi.
Çünkü ilk defa korktuğu şeyin geri dönmüş olabileceğini hissediyordu.
Ve bu kez…
Onu yalnız bırakmayacak birileri vardı.
Ama aynı zamanda, ona en yakın duran kişinin içinde saklanan tehlikeden henüz kimsenin haberi yoktu.Alara, kâğıdı avucunun içinde saklamaya devam etti.
Kaan kapının önünde hâlâ onu izliyordu.
"Alara."
Bu kez sesi daha yumuşaktı.
"Ne oldu?"
Alara gözlerini kaçırdı.
"Bir şey yok dedim."
Kaan birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra kapıyı kapatıp odanın içine girdi.
"Ben de sana inanmadığımı söyledim."
Alara içinden derin bir nefes aldı.
Kaan'ın karşısında yalan söylemek gittikçe zorlaşıyordu.
Çünkü Kaan, onun yüzündeki en küçük değişikliği bile fark ediyordu.
"Bir not buldum."
Kaan'ın yüzündeki ifade anında değişti.
"Ne notu?"
Alara yavaşça elini açtı.
Kâğıdı Kaan'a uzattı.
Kaan yazıyı okudu.
Yüzündeki sertlik arttı.
"Geçmişinden kaçamazsın..."
Kâğıdı bir kez daha inceledi.
"Bu el yazısını tanıyor musun?"
Alara başını iki yana salladı.
"Hayır."
Ama sesi titremişti.
Kaan bunu fark etti.
"Alara."
"Ne?"
"Bana doğruyu söyle."
Alara gözlerini kapattı.
"Bu cümleyi daha önce duydum."
Kaan sustu.
"Nerede?"
Alara'nın nefesi sıklaştı.
"Çocukken."
Kaan'ın bakışları yumuşadı.
"Kim söyledi?"
Alara cevap vermedi.
Kaan üzerine gitmedi.
Sadece elindeki kâğıdı dikkatlice katladı.
"Tamam."
Alara şaşkınlıkla baktı.
"Tamam mı?"
"Evet."
"Hiçbir şey sormayacak mısın?"
"Soracağım."
Kaan kâğıdı cebine koydu.
"Ama seni konuşmaya zorlamayacağım."
Alara'nın gözleri doldu.
Kaan bunu görünce bir an ne yapacağını bilemedi.
Sonra sesi iyice alçaldı.
"Ben buradayım."
Alara dudaklarını birbirine bastırdı.
"Ya yine gelirse?"
Kaan hiç düşünmeden cevap verdi.
"Bu kez seni bulmasına izin vermem."
Alara ona baktı.
"Ya seni de bulursa?"
Kaan'ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
"O zaman yanlış kişiye bulaştığını öğrenir."
Alara istemeden güldü.
"Çok kendine güveniyorsun."
"Sen de fazla korkuyorsun."
"Ben korkmuyorum."
"Korkuyorsun."
"Hayır."
"Ellerin titriyor."
Alara hemen ellerine baktı.
Gerçekten de titriyordu.
Kaan'ın dudaklarının kenarı kıvrıldı.
"Yakalandın."
Alara kaşlarını çattı.
"Sen gerçekten sinir bozucusun."
"İşim bu."
"Senin işin askerlik."
"Senin yanında ikisi aynı şey."
Alara ona bakarken istemsizce gülümsedi.
Kaan da birkaç saniye onu izledi.
O an ikisinin arasında garip bir sessizlik oluştu.
Ne tehdit vardı.
Ne görev.
Ne de geçmiş.
Sadece ikisi vardı.
Kaan bakışlarını Alara'nın gözlerinden çekmeden konuştu.
"Bir daha böyle bir şey olursa bana söyle."
"Emir mi?"
"Hayır."
Kaan bir adım geri çekildi.
"Rica."
Alara'nın kalbi yine hızlandı.
"Tamam."
Kaan kapıya yöneldi.
Tam çıkacakken Alara arkasından seslendi.
"Kaan."
Kaan döndü.
"Efendim?"
Alara birkaç saniye tereddüt etti.
"Teşekkür ederim."
Kaan başını hafifçe eğdi.
"Bir şey değil."
Kapı kapandı.
Alara yalnız kaldığında elini göğsünün üzerine koydu.
Kalbi hızlı atıyordu.
"Bu adam bana ne yapıyor böyle?"
---
Koridorun sonunda Can sessizce onları izliyordu.
Kaan'ın odadan çıktığını görünce telefonunu çıkardı.
Ekrana kısa bir mesaj yazdı.
"Notu gördü."
Karşı taraftan cevap hemen geldi.
"Panikledi mi?"
Can'ın bakışları Alara'nın kapısına kaydı.
"Henüz değil."
Bir süre düşündü.
Sonra ikinci mesajı yazdı.
"Ama Kaan artık şüpheleniyor."
Cevap gecikmedi.
"O zaman Kaan'ı oyundan çıkar."
Can'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
Başını kaldırıp karargâhın diğer ucuna baktı.
Kaan tam karşısında duruyordu.
İkisi birkaç saniye boyunca birbirlerine baktılar.
Can'ın yüzünde hiçbir ifade yoktu.
Kaan ise gözlerini ondan ayırmadı.
Sonunda Can yürüyüp yanından geçti.
"Bir sorun mu var komutanım?"
Kaan cevap vermedi.
Sadece arkasından baktı.
İçinde kötü bir his vardı.
Ve ilk kez...
Bu hissin kaynağının Alara'nın elindeki o küçük kâğıttan çok daha yakınında olduğunu düşünmeye başlamıştı.
Kaan'ın Can'a olan şüpheleri giderek artarken karargâhta hayat dışarıdan bakıldığında normal görünüyordu.
Sabah içtiması yapılmış, herkes görev dağılımını almıştı.
Alara ise elindeki dosyaya bakıyor gibi yapıyordu.
Aslında gözleri birkaç metre ileride duran Kaan'daydı.
Kaan, Mert'le konuşuyordu.
İkisinin konuşması sıradan görünüyordu.
Ta ki yanlarına bir kadın asker gelene kadar.
Kadın Kaan'a bir şey söyledi.
Kaan başını çevirip ona baktı.
Sonra kısa bir gülümseme oluştu yüzünde.
Alara'nın kaşları hafifçe çatıldı.
"Ne var bunda?"
Kendi kendine söylendi.
Ama gözlerini onlardan çekemedi.
Kadın bir şey daha söyledi.
Kaan bu kez hafifçe güldü.
Alara'nın elindeki kalem masaya biraz sertçe bırakıldı.
Yanındaki asker ona baktı.
"İyi misin?"
"İyiyim."
"Kalemi öldüreceksin ama."
Alara kaleme baktı.
"Elim kaydı."
Karşısındaki asker omuz silkti.
Alara yeniden Kaan'a baktı.
Kadın gitmişti.
Ama Alara'nın canı hâlâ sıkkındı.
---
Öğle arasında Alara, Mert'i koridorun sonunda yalnız yakaladı.
"Mert."
Mert döndü.
"Efendim?"
Alara birkaç saniye tereddüt etti.
"Kaan..."
Mert'in kaşları havaya kalktı.
"Kaan ne?"
"Az önce konuştuğu kadın kimdi?"
Mert'in yüzünde hafif bir gülümseme belirdi.
"Niye?"
"Öylesine sordum."
"Tabii."
"Mert."
"Tamam, tamam."
Mert kollarını bağladı.
"Sen Kaan'la ilgilenmeye başladın galiba."
Alara'nın gözleri büyüdü.
"Ne?"
"Hiç."
"Öyle bir şey yok."
Mert gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı.
"Ben bir şey demedim ki."
Alara gözlerini devirdi.
"Kadın kimdi?"
"Yeni gelenlerden biri. Kaan'la daha önce aynı operasyonda bulunmuş."
Alara'nın yüzü biraz rahatladı.
"Ha..."
Mert birkaç saniye onu süzdü.
Sonra ekledi:
"Gerçi Kaan'ın kadınlarla ilgili geçmişi de pek kısa sayılmaz."
Alara'nın yüzündeki ifade değişti.
"Ne demek o?"
Mert duraksadı.
"Hiç."
"Hayır, söyle."
"Eski sevgilisi vardı."
Alara'nın kalbi tuhaf bir şekilde sıkıştı.
"Sevgilisi mi?"
Mert başını salladı.
"Uzun zaman önce."
"Ne kadar önce?"
"Yıllar önce."
Alara, neden bu kadar ayrıntı sorduğunu kendisi de bilmiyordu.
"Adı neydi?"
Mert ona dikkatlice baktı.
"Sen niye bu kadar merak ettin?"
"Merak etmedim."
"Az önce adını sordun."
"Tesadüf."
Mert hafifçe güldü.
"Alara, sen kıskanıyor musun?"
Alara'nın yüzü kızardı.
"Saçmalama!"
Tam o sırada koridorun diğer ucundan bir ses geldi.
"Ne saçmalıyor?"
İkisi de döndü.
Kaan.
Alara bir anda sustu.
Mert ise sırıtarak Kaan'a baktı.
"Hiç. Alara senin eski sevgilini merak ediyormuş."
Alara'nın gözleri büyüdü.
"Mert!"
Kaan'ın bakışları Alara'ya döndü.
Alara hemen başka tarafa baktı.
Kaan birkaç saniye onu izledi.
Sonra Mert'e döndü.
"Senin başka işin yok mu?"
Mert kahkahayı bastı.
"Var komutanım."
"Git o zaman."
Mert uzaklaşırken Alara arkasından öfkeyle baktı.
"İnanamıyorum..."
Kaan ona döndü.
"Eski sevgilimi neden merak ettin?"
"Merak etmedim."
"Öyle mi?"
"Evet."
"Demek Mert kendi kendine anlattı."
Alara sustu.
Kaan'ın dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
"Yoksa kıskandın mı?"
Alara hemen ona baktı.
"Kesinlikle hayır."
Kaan'ın gülümsemesi biraz daha belirginleşti.
"Tamam."
"Ne tamam?"
"Hiç."
"Öyle bakma."
"Nasıl bakıyorum?"
"Sinir bozucu."
Kaan başını hafifçe yana eğdi.
"Sen de kızınca çok belli ediyorsun."
Alara cevap vermedi.
Kaan'ın yüzündeki ifade bu kez ciddileşti.
"Eski sevgilim meselesini gerçekten merak ediyorsan..."
Alara gözlerini kaldırdı.
"Merak etmiyorum."
"Dinle."
Alara sustu.
Kaan birkaç saniye düşündü.
"Onunla yıllar önce yollarımız kesişti. Çok şey yaşadık."
Alara'nın yüzündeki merak istemsizce arttı.
"Sonra?"
"Sonra yollarımız ayrıldı."
"Neden?"
Kaan'ın bakışları uzaklaştı.
"Çünkü bazı insanlar aynı yolda yürümek için değil, sana bazı şeyleri öğretmek için girer hayatına."
Alara sessiz kaldı.
Kaan devam etti.
"Onu kötü hatırlamıyorum."
Alara'nın içindeki tuhaf huzursuzluk yeniden ortaya çıktı.
"Demek hâlâ seviyorsun."
Kaan'ın gözleri doğrudan Alara'ya döndü.
"Hayır."
Cevap hiç bekletmeden gelmişti.
Alara şaşırdı.
Kaan bir adım yaklaştı.
"Geçmiş, geçmişte kaldı."
Alara'nın kalbi biraz olsun sakinleşti.
Kaan ise hafifçe gülümsedi.
"Ama senin bunu neden bu kadar önemsediğini hâlâ merak ediyorum."
Alara bakışlarını kaçırdı.
"Önemsemiyorum."
"Tabii."
Kaan yanından geçip giderken durdu.
Sonra başını hafifçe ona çevirdi.
"Bu arada..."
Alara baktı.
"Az önce o kadınla konuşurken neden bana öyle baktığını da merak ediyorum."
Alara'nın yüzü kızardı.
"Ben sana bakmıyordum."
Kaan gülümsedi.
"Ben de bir şey demedim."
Ve yürüyüp gitti.
Alara arkasından bakakaldı.
Sonra kendi kendine fısıldadı:
"Ben gerçekten kıskanıyor muyum?"
Koridorun köşesinde ise Mert hâlâ onları izliyordu.
Başını iki yana salladı.
"İkisinin de birbirinden haberi yok."
Tam o sırada Mert'in telefonu titredi.
Ekrana baktı.
Mesaj Can'dandı.
"Kaan'ın geçmişini kurcalamaya başladılar."
Mert'in gülümsemesi bir anda kayboldu.
Çünkü bu mesaj, Can'ın düşündüğünden çok daha fazlasını bildiğini gösteriyordu.Alara, Mert'in ardından birkaç saniye daha olduğu yerde kaldı.
"Elay..."
İsim zihninde dönüp duruyordu.
Kaan'ın eski sevgilisinin adı artık belliydi.
Ve nedense bu bilgi, bilmemekten daha kötü hissettirmişti.
---
Akşamüstü ekip yemekhanede toplanmıştı.
Alara masada oturmuş, önündeki yemeğe bakıyordu.
Kaan tam karşısına oturdu.
"Niye yemeğini yemiyorsun?"
"Canım istemiyor."
Kaan kaşını kaldırdı.
"Sabah da doğru düzgün yemedin."
"İştahım yok."
Kaan birkaç saniye onu inceledi.
"Bir şey mi oldu?"
"Hayır."
"Kesin mi?"
"Evet."
Alara kısa cevaplar veriyordu.
Kaan bunun farkındaydı.
Tam konuşacakken yemekhanenin kapısı açıldı.
İçeri Elay girdi.
Alara'nın bakışları istemsizce ona kaydı.
Elay doğrudan Kaan'ın yanına geldi.
"Kaan."
Kaan başını kaldırdı.
"Ne oldu?"
"Eski günlerden kalma bir şey buldum. Sana göstermek istiyorum."
Alara'nın kaşı hafifçe kalktı.
Eski günler...
Elay gülümseyerek Kaan'ın yanına oturdu.
Alara'nın çatalı tabağa biraz sertçe değdi.
Kaan bunu duydu.
Başını ona çevirdi.
"Alara?"
"Ne?"
"İyi misin?"
"Gayet iyiyim."
Kaan'ın gözleri hafifçe kısıldı.
"Öyle görünmüyor."
Alara omuz silkti.
"Elay'la ilgilen. Belli ki eski günleri konuşacak çok şeyiniz var."
Masadaki birkaç kişi sessizleşti.
Kaan'ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
Alara'nın kıskandığını anlamıştı.
"Sen kıskanıyor musun?"
"Ben mi?"
"Evet."
Alara hemen ayağa kalktı.
"Saçmalama."
Kaan da ayağa kalktı.
Alara arkasını dönüp gitmeye hazırlanırken Kaan seslendi.
"Alara."
Alara durdu.
"Ne?"
Kaan yaklaşarak alçak sesle konuştu.
"Elay'la aramda düşündüğün hiçbir şey yok."
Alara gözlerini kaçırdı.
"Düşündüğüm bir şey yok."
"Var."
"Yok."
"Var."
Alara sonunda ona baktı.
"Tamam, ne istiyorsun?"
Kaan gülümsememek için kendini zor tuttu.
"Hiçbir şey."
"İyi."
Alara tekrar döndü.
Sonra birden durdu.
Başını çevirip Kaan'a baktı.
"Bu arada..."
Kaan bekledi.
"Elay'a söyle, o yapsın."
Kaan kaşlarını çattı.
"Ne yapsın?"
Alara dudaklarını büzdü.
"Ne bileyim. Madem dünden razıdır."
Kaan birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra kahkahayı tutamadı.
"Sen gerçekten kıskanıyorsun."
Alara'nın yüzü kızardı.
"Kıskanmıyorum!"
"Tabii."
"Gerçekten kıskanmıyorum."
Kaan ona doğru bir adım attı.
"O zaman neden Elay'a laf atıyorsun?"
"Çünkü..."
Alara sustu.
Bir cevap bulamadı.
Kaan'ın yüzündeki gülümseme biraz yumuşadı.
"Çünkü?"
Alara gözlerini kaçırdı.
"Sinir oluyorum."
"Neye?"
"Size."
"Elay'a mı, bana mı?"
Alara homurdandı.
"İkinize de."
Kaan başını iki yana salladı.
"Tamam."
Alara şaşkınlıkla baktı.
"Ne tamam?"
"Bir daha seni sinirlendirmem."
Alara'nın yüzündeki ifade yumuşadı.
"Gerçekten mi?"
Kaan birkaç saniye ona baktı.
"Deneyeceğim."
"Deneyeceğim ne?"
"Benim de sabrım var."
Alara istemeden gülümsedi.
"Senin sabrın mı var?"
"Senin yanında tükeniyor."
Alara'nın gülümsemesi biraz daha büyüdü.
Tam o sırada Elay uzaktan seslendi.
"Kaan, geliyor musun?"
Alara'nın yüzü yeniden düştü.
Kaan bunu görünce başını eğip güldü.
"Başladı yine."
Alara hemen savunmaya geçti.
"Ne başladı?"
"Trip."
"Trip atmıyorum."
"Tabii."
"Git Elay'ın yanına."
Kaan bu kez hiç beklemeden cevap verdi.
"Gitmeyeceğim."
Alara şaşırdı.
"Neden?"
Kaan'ın bakışları onun gözlerine kilitlendi.
"Çünkü şu an burada kalmak daha güzel."
Alara'nın kalbi hızlandı.
Bir an ne diyeceğini bilemedi.
Kaan ise sanki hiçbir şey söylememiş gibi yanından geçip masaya döndü.
Alara olduğu yerde kaldı.
Dudaklarının kenarında istemsiz bir gülümseme oluştu.
Ama ikisinin de fark etmediği bir şey vardı.
Yemekhanenin girişinde Can durmuş, onları izliyordu.
Telefonunu çıkarıp tek bir mesaj gönderdi.
"Kaan'ın zayıf noktası belli."
Bir süre sonra cevap geldi.
"Alara."
Can'ın bakışları Alara'ya kaydı.
"Evet."
"O zaman onu kullan."
Can telefonu kapattı.
Ve ilk kez Alara'ya bakarken yüzündeki ifade değişti.
Artık yalnızca plan yapmıyordu.
Alara'yı doğrudan hedef almaya hazırlanıyordu.Ertesi sabah Alara uyandığında odasının kapısının altında sıkıştırılmış bir zarf gördü.
Bir süre sadece baktı.
Sonra eğilip aldı.
Üzerinde adı yazıyordu.
ALARA
Kalbi hızlandı.
Zarfı açtı.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta Kaan vardı.
Yanında da Elay.
İkisi yıllar önce çekilmiş belli olan bir fotoğrafta yan yana duruyordu.
Alara'nın yüzündeki ifade değişti.
Fotoğrafın arkasında ise bir cümle vardı:
“Sana anlatmadığı daha çok şey var.”
Alara fotoğrafı sıkıca tuttu.
Tam o sırada kapı çaldı.
Kaan.
“Alara, hazır mısın?”
Alara cevap vermedi.
Kaan tekrar seslendi.
“Alara?”
Kapıyı açtı.
Alara elindeki fotoğrafı hemen arkasına sakladı.
Kaan bunu fark etti.
“Ne oldu?”
“Hiç.”
Kaan kaşını kaldırdı.
“Bu kelimeyi senden duyunca hiç inanmıyorum artık.”
Alara gözlerini kaçırdı.
Kaan birkaç saniye onu izledi.
“Bana bir şey söylemek istiyorsun.”
“Hayır.”
“Alara.”
“Gerçekten bir şey yok.”
Kaan geri çekildi.
“Peki.”
Sesi kırılmış gibiydi.
Alara kapıyı kapattıktan sonra fotoğrafa yeniden baktı.
İçinde garip bir huzursuzluk vardı.
---
Görev hazırlığında herkes araçların yanında toplanmıştı.
Kaan haritayı incelerken Can yanına geldi.
“Komutanım, Alara bugün biraz dalgın.”
Kaan başını kaldırdı.
“Fark ettim.”
“Belki de dün gece gördüğü şey yüzündendir.”
Kaan'ın bakışları sertleşti.
“Ne gördü?”
Can bir an duraksadı.
Sonra sanki yanlışlıkla söylemiş gibi konuştu.
“Bilmem. Elay'la ilgili bir şeylerden bahsediyordu.”
Kaan birkaç saniye sessiz kaldı.
Can içinden gülümsedi.
Tam istediği gibi.
Kaan arkasını döndü.
Alara biraz ileride tek başına duruyordu.
Yanına gitti.
“Alara.”
Alara ona baktı.
“Efendim?”
“Elay'la ilgili bir şey mi duydun?”
Alara'nın yüzü bir anda gerildi.
“Bunu sana kim söyledi?”
“Konu o değil.”
“Bence konu tam olarak o.”
Kaan şaşırdı.
“Bana güvenmiyor musun?”
Alara cevap vermekte zorlandı.
“Güveniyorum…”
Bir an durdu.
“En azından güvenmek istiyorum.”
Kaan'ın yüzündeki ifade değişti.
“Alara, sana anlatmadığım şeyler olabilir. Ama seni kandırdığım bir şey yok.”
Alara fotoğrafı cebinden çıkardı.
“Peki bunu?”
Kaan fotoğrafı görünce dondu.
Elay.
Yıllar öncesinden.
Kaan fotoğrafı eline aldı.
Sonra arkasındaki yazıyı okudu.
Yüzündeki ifade bir anda sertleşti.
“Bunu sana kim verdi?”
“Bilmiyorum.”
Kaan başını kaldırdı.
“Bunu kimse kendi isteğiyle sana vermedi.”
“Ne demek istiyorsun?”
Kaan fotoğrafı ters çevirdi.
“Biri bizi birbirimize düşürmeye çalışıyor.”
Alara sessiz kaldı.
Kaan gözlerini onun gözlerine dikti.
“Ve bunu yapan kişi bizim içimizde.”
Alara'nın kalbi hızlandı.
“O kişi…”
Kaan'ın bakışları kalabalığın arasından Can'a kaydı.
Can uzaktan onları izliyordu.
Göz göze geldiklerinde Can'ın yüzünde hiçbir ifade yoktu.
Kaan ise artık emindi.
Bir şeyler yanlış gidiyordu.
Ama elinde hâlâ yeterli kanıt yoktu.
---
Akşam olduğunda Kaan odasında tek başına oturuyordu.
Masasının üzerinde fotoğraf duruyordu.
Telefonunu çıkardı ve eski kayıtları incelemeye başladı.
Fotoğrafın çekildiği tarihi buldu.
Sonra başka bir ayrıntı dikkatini çekti.
Fotoğrafın arkasındaki yazı sonradan eklenmişti.
Ve kullanılan kalem…
Kaan'ın gözleri daraldı.
Aynı kalemden Can'ın masasında görmüştü.
Kaan ayağa kalktı.
Kapıyı açtı.
Koridora çıktı.
Can'ın odasına doğru ilerledi.
Fakat kapıya yaklaşmadan önce içeriden gelen sesi duydu.
Can telefonda konuşuyordu.
“Hayır. Henüz bitmedi.”
Kaan duvarın yanında durdu.
Can devam etti.
“Alara hâlâ Kaan'a güveniyor.”
Kaan'ın yüzü gerildi.
Can'ın sonraki cümlesi ise her şeyi değiştirdi.
“Onu Kaan'dan tamamen koparmak için son bir hamle yapmamız gerekiyor.”
Kaan'ın eli yumruk oldu.
Artık şüphesi kalmamıştı.
Can bu işin içindeydi.
Ama Kaan içeri girmedi.
Çünkü artık Can'ın oyununu bozmak yerine…
oyunun içinde kalıp onu suçüstü yakalamaya karar vermişti.
