Kırmızı bereli kitap kapağı

6. bölüm / 19

Kırmızı bereli

SESSİZ BAKIŞLAR

Vaveyla Yazarı: Bahar Koyuncu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 19Şu an: SESSİZ BAKIŞLAR

BÖLÜM 5 —

Gece iyice çökmüştü.

Hayalet Timi'nin bulunduğu bölgede herkes sessizleşmişti.

Bir süre önceki kahkahaların yerini ağır bir sessizlik almıştı.

Alara, biraz ileride oturmuş gökyüzüne bakıyordu.

Kırmızı beresi başındaydı.

Günün yorgunluğu bütün bedenine çökmüştü ama uyumak istemiyordu.

Çünkü ilk kez bir timin parçası olduğunu hissediyordu.

Mert'in saçma şakaları…

Baran'ın bitmek bilmeyen “Ben sizin yaşınızdayken…” hikâyeleri…

Efe'nin herkesi azarlayarak koruması…

Bora'nın sessiz ama güven veren hali…

Doruk'un tek cümleyle ortamı susturması…

Ve Kaan…

Alara farkında olmadan Kaan'ın olduğu tarafa baktı.

Kaan biraz ileride tek başına oturuyordu.

Elindeki dosyaya bakıyor, ara sıra çevreyi kontrol ediyordu.

Alara birkaç saniye onu izledi.

Tam tekrar önüne dönecekken Kaan başını kaldırdı.

Göz göze geldiler.

Alara hemen bakışlarını kaçırdı.

Kaan ise birkaç saniye daha ona baktı.

Sonra ayağa kalktı.

Alara'nın yanına geldi.

— Uyumayacak mısın?

Alara başını kaldırdı.

— Birazdan.

Kaan:

— “Birazdan” demek uyumayacağım demek.

Alara hafifçe gülümsedi.

— Siz de uyumuyorsunuz.

— Ben komutanım.

— Komutanların uyumama gibi bir kuralı mı var?

Kaan kaşını kaldırdı.

— Sen benimle tartışıyor musun?

Alara bir an durdu.

Sonra masum bir ifadeyle:

— Hayır, komutanım.

Kaan:

— Güzel.

Alara:

— Sadece soru sordum.

Kaan'ın dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

— Tehlikeli sorular soruyorsun.

Alara gülümsedi.

— Siz de çok ciddi cevaplar veriyorsunuz.

Kaan yanına oturdu.

Bir süre ikisi de konuşmadı.

Sessizlik garip değildi.

Aksine…

Sanki ikisi de bu sessizliğe alışmaya başlamıştı.

Kaan gökyüzüne baktı.

— İlk günün nasıl geçti?

Alara düşündü.

— Beklediğimden farklı.

— Kötü mü?

— Hayır.

Bir an durdu.

— Güzel.

Kaan ona baktı.

— Nesi güzel?

Alara gülümsedi.

— Tim.

Kaan'ın yüzündeki ifade değişti.

— Onları sevdin yani?

— Evet.

Kaan başını salladı.

— İyi.

Alara ona baktı.

— Siz?

— Ben ne?

— Beni sevdiniz mi?

Kaan birkaç saniye sessiz kaldı.

Alara söylediği şeyin farkına varınca gözlerini büyüttü.

— Yani… tim üyesi olarak.

Kaan'ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

— Cümleni düzelttiğine göre pişman oldun.

Alara'nın yanakları hafifçe ısındı.

— Ben öyle demek istemedim.

— Biliyorum.

Kaan ayağa kalktı.

— Ama iyi bir askersin.

Alara:

— Teşekkür ederim.

Kaan birkaç adım attı.

Sonra durdu.

— Ve…

Alara ona baktı.

— Evet?

Kaan arkasını dönmeden konuştu.

— İyi ki geldin.

Sonra yürüyüp gitti.

Alara birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

Kalbinin neden hızlandığını anlamıyordu.

---

Sabah olduğunda Hayalet Timi yeniden hareketlendi.

Bora'nın kolundaki sıyrık kontrol edilmiş, Efe'nin “dikkat et” uyarıları eşliğinde tekrar göreve hazırlanmıştı.

Mert, Bora'nın yanına gelip koluna baktı.

— Abi, kolun nasıl?

— İyi.

— Ağrıyor mu?

— Hayır.

— Emin misin?

Bora ona baktı.

— Evet.

Mert başını salladı.

— Çünkü Efe birazdan yine kontrol eder.

Bora:

— Biliyorum.

Efe uzaktan seslendi:

— Duyuyorum!

Mert:

— Zaten duyman için söyledim.

Efe:

— Gel buraya.

Mert geri geri yürüdü.

— Ben niye?

Efe:

— Seni de kontrol edeceğim.

— Ben sağlamım.

— Daha iyi.

Mert:

— O zaman neden?

Efe:

— Sağlamlığını test edeceğim.

Mert bir anda Baran'ın arkasına geçti.

— Baran abi, beni kurtar.

Baran:

— Ben sizin yaşınızdayken—

Mert:

— Vazgeçtim.

Alara kahkaha attı.

Kaan onları uzaktan izliyordu.

Mert, Alara'nın güldüğünü görünce:

— Bak, yine güldürdüm.

Bora:

— Sen değil.

Mert:

— Kim?

Doruk:

— Baran.

Baran:

— Ben bir şey yapmadım.

Doruk:

— Zaten komik olan da bu.

Herkes güldü.

Kaan başını iki yana salladı.

— Hayalet.

Bir anda herkes sustu.

— Hazırlanın.

---

Birkaç saat sonra ekip tekrar aynı bölgede ilerliyordu.

Bu kez hava daha kapalıydı.

Bulutlar gökyüzünü kaplamıştı.

Kaan önden ilerliyor, ara sıra arkasına dönüp timi kontrol ediyordu.

Her dönüşünde Alara'yı da kontrol ediyordu.

Alara bunun farkındaydı.

Sonunda dayanamadı.

— Komutanım.

Kaan döndü.

— Efendim?

— Bir şey soracağım.

— Sor.

— Sürekli arkanıza bakmanız gerekiyor mu?

Kaan:

— Evet.

— Neden?

— Timimi kontrol ediyorum.

Alara:

— Hepimizi mi?

Kaan:

— Hepinizi.

Alara hafifçe gülümsedi.

— Beni daha fazla kontrol ediyorsunuz ama.

Mert arkadan kısık sesle:

— Ben de fark ettim.

Kaan:

— Mert.

— Efendim?

— Öne geç.

Mert:

— Emredersiniz.

Mert hızla öne geçti.

Alara gülmemek için başını eğdi.

Kaan ona baktı.

— Sen de fazla gülme.

Alara:

— Neden?

— Sonra Mert sana da bulaşır.

Alara:

— Zaten bulaşıyor.

Kaan'ın yüzünde kısa bir gülümseme belirdi.

— Alışırsın.

Alara:

— Sanırım alıştım bile.

---

Bir süre sonra Doruk durdu.

Bu kez yüzündeki ifade farklıydı.

— Bir şey var.

Kaan hemen yanına geldi.

— Ne?

Doruk çevreyi işaret etti.

— Az önce burada biri vardı.

Bora:

— Emin misin?

— Evet.

Kaan etrafı inceledi.

— Herkes dikkatli.

Alara bulunduğu yerde durdu.

Telsizini kontrol etti.

Bir süre sonra uzaktan gelen küçük bir ses duyuldu.

Herkes irkildi.

Kaan elini kaldırdı.

— Bekleyin.

Sessizlik.

Sonra bir ses daha.

Bu kez daha yakındı.

Kaan:

— Geri çekilin.

Tim kontrollü şekilde geriye doğru ilerledi.

Tam o sırada yerdeki taşlardan biri kaydı.

Mert dengesini kaybedip Alara'ya çarptı.

Alara sendeledi.

— Mert!

— Özür dilerim!

Kaan hemen yanlarına geldi.

— İyi misiniz?

Mert:

— Ben iyiyim.

Alara başını salladı.

— Ben de.

Kaan Alara'nın koluna baktı.

Üzerinde küçük bir sıyrık oluşmuştu.

— Kolun.

Alara aşağı baktı.

— Bir şey değil.

Kaan:

— Efe.

Efe hemen yanlarına geldi.

— Ne oldu?

Kaan:

— Koluna bak.

Efe Alara'nın kolundaki küçük sıyrığı kontrol etti.

— Ufak bir çizik. Önemli değil.

Kaan yine de:

— Temizle.

Efe:

— Zaten temizleyeceğim.

Mert:

— Ben çarptım.

Kaan ona baktı.

— Biliyorum.

Mert'in yüzü düştü.

— Özür dilerim Alara.

Alara gülümsedi.

— Sorun yok.

Mert:

— Gerçekten mi?

— Gerçekten.

Mert rahatladı.

— Oh.

Efe küçük yarayı temizlerken Alara biraz yüzünü buruşturdu.

Kaan bunu fark etti.

— Acıyor mu?

— Biraz.

— Dayan.

Alara ona baktı.

— Dayanıyorum.

Kaan'ın bakışları yumuşadı.

— Biliyorum.

Mert, Baran'ın yanına eğilip fısıldadı:

— Bunların arasında bir şey var.

Baran:

— Sus.

— Ama—

— Sus.

Doruk ikisine bakıp:

— Kaan duyuyor.

Mert hemen sustu.

Kaan başını kaldırıp Mert'e baktı.

Mert masumca gülümsedi.

— Ben hiçbir şey söylemedim.

Kaan:

— Söyleme zaten.

---

Bir süre sonra ekip tekrar ilerledi.

Alara'nın kolu sarılmıştı.

Kaan her birkaç dakikada bir ona bakıyordu.

Alara sonunda:

— Komutanım.

— Efendim?

— Kolum hâlâ yerinde.

Kaan:

— Biliyorum.

— O zaman neden sürekli bakıyorsunuz?

Kaan birkaç saniye düşündü.

— Kontrol ediyorum.

Alara:

— Üçüncü kez kontrol ettiniz.

Kaan:

— Dördüncü.

Alara şaşırdı.

— Sayıyor musunuz?

Kaan:

— Sen de sayıyorsun.

Alara sustu.

Kaan'ın yüzünde küçük bir gülümseme belirdi.

— Yakalandın.

Alara istemsizce güldü.

— Çok sinsisiniz.

Kaan:

— Komutanım.

— Tamam, komutanım.

İkisi de güldü.

Ama birkaç metre ileride yürüyen Mert'in bunu görmemesi mümkün değildi.

Mert dönüp Bora'ya baktı.

— Gördün mü?

Bora:

— Gördüm.

— Gülümsedi.

— Gördüm.

— Kaan gülümsedi.

Bora:

— Mert.

— Efendim?

— Yürü.

---

Gün sonunda tim tekrar mola verdi.

Alara biraz kenarda oturuyordu.

Kaan yanına geldi.

— Kolun nasıl?

Alara gülümsedi.

— İyi.

— Emin misin?

— Evet.

— Güzel.

Kaan gitmek üzereyken Alara:

— Komutanım?

Kaan döndü.

— Efendim?

Alara birkaç saniye tereddüt etti.

— Dün gece söylediğiniz şeyi düşündüm.

— Hangisini?

— “İyi ki geldin.”

Kaan sustu.

Alara devam etti:

— Ben de iyi ki gelmişim.

Kaan'ın yüzündeki sert ifade yavaşça kayboldu.

— Neden?

Alara etrafına baktı.

Mert uzakta Baran'la tartışıyor, Efe ikisini susturmaya çalışıyor, Doruk sessizce onları izliyordu.

Sonra Alara Kaan'a baktı.

— Çünkü ilk defa bir yere aitmişim gibi hissediyorum.

Kaan birkaç saniye cevap vermedi.

Sonra sakin bir sesle:

— Artık yalnız değilsin.

Alara'nın gözleri hafifçe doldu.

Ama gülümsedi.

— Biliyorum.

Kaan:

— İyi.

Tam o sırada Mert'in sesi geldi:

— KOMUTANIM!

Kaan gözlerini kapattı.

— Ne var?

— Baran abi yine hikâye anlatıyor!

Baran uzaktan:

— Daha başlamadım!

Mert:

— Başlamadan şikâyet ediyorum!

Kaan başını iki yana salladı.

Alara kahkahayı bastı.

Kaan ona baktı.

Bu kez hiçbir şey söylemedi.

Sadece gülümsedi.

Alara da gülümsedi.

Ve Hayalet Timi'nin ortasında, herkesin kendi dünyasında olduğu o kısa anda…

İki insanın arasında henüz adı konulmamış bir şey sessizce büyümeye başladı.

Ne Alara bunun farkındaydı.

Ne de Kaan bunu kendine itiraf edebiliyordu.

Ama bazı duygular konuşmadan da kendini belli ederdi.

Bir bakışta.

Bir endişede.

Bir “İyi misin?” sorusunda.

Ve bazen…

Bir insanın yarası küçücük olsa bile onu herkesten fazla merak etmekte.Alara gözlerini ağaçların arasından ayırmadı.
Bir şey vardı.
Hareket…
Çok kısa.
Neredeyse fark edilmeyecek kadar kısa.
— Sağ tarafta… — diye fısıldadı. — Ağaçların arasında bir—
Patlama gibi bir ses duyuldu.
Alara'nın cümlesi yarım kaldı.
Bir anda sağ omzunda, bütün vücudunu sarsan keskin bir darbe hissetti.
Sanki biri omzuna bütün gücüyle çarpmıştı.
Nefesi kesildi.
— Ah!
Tüfeği elinde bir an gevşedi.
Ne olduğunu anlaması yalnızca birkaç saniye sürdü.
Sonra acı geldi.
Derin, yakıcı ve gittikçe artan bir acı.
Alara refleksle omzuna uzandı.
Parmakları titriyordu.
— Alara!
Kaan'ın sesi duyuldu.
Alara ona cevap vermek istedi.
Ama sesi çıkmadı.
Bir adım geriye çekildi.
Ayağı sağlam basmadı.
Dengesi bozuldu.
— Kaan…
İkinci adımını atmaya çalıştığında dizleri hafifçe çözüldü.
Kaan ona ulaşana kadar Alara'nın nefesi hızlanmıştı.
Kaan kolundan yakalayıp onu kendine doğru çekti.
— Bana bak!
Alara gözlerini kaldırdı.
Yüzündeki renk değişmişti.
— Omzum…
Kaan'ın bakışları yaralı bölgeye kaydı.
Kurşun içeride kalmıştı.
Kaan'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.
Az önceki soğukkanlı komutan gitmiş, yerine korkusunu belli etmemeye çalışan bir adam gelmişti.
— Efe!
— Geliyorum!
Efe koşarak yanlarına geldi.
Alara yeniden titredi.
Bu kez sadece elleri değil, bütün vücudu hafifçe sarsılıyordu.
— Üşümüyorum… — dedi Alara, sanki kendisini açıklamak zorundaymış gibi.
Efe sakin bir sesle cevap verdi:
— Biliyorum. Şokun etkisi olabilir. Nefesini yavaşlat.
Alara derin nefes almaya çalıştı.
Ama omzunu her oynattığında acı yeniden yükseliyordu.
Gözlerini kapattı.
— Çok acıyor…
Kaan'ın eli hâlâ kolundaydı.
— Biliyorum.
Alara gözlerini açtı.
— Nereden biliyorsun?
Kaan birkaç saniye sustu.
— Yüzünden belli.
Alara cevap vermek istedi ama yeniden sendeledi.
Kaan onu daha sıkı tuttu.
— Tamam. Yürümeye çalışma.
— Yürüyebilirim.
— Alara.
Kaan'ın sesi bu kez tartışmaya izin vermiyordu.
— Şu an değil.
Alara ona baktı.
Kaan'ın gözlerindeki korkuyu ilk kez bu kadar açık görüyordu.
Ve o an Alara'nın içinde, omzundaki acıdan daha farklı bir şey hissetti.
Kaan gerçekten korkmuştu.
Onun için.