Kırmızı bereli kitap kapağı

17. bölüm / 19

Kırmızı bereli

KURTARMA EMRİ

Vaveyla Yazarı: Bahar Koyuncu

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 19Şu an: KURTARMA EMRİ

Alara, elindeki kırmızı ip parçasına uzun süre baktı.

O kadar küçüktü ki…

Ama içinde kocaman bir geçmiş saklı gibiydi.

“Cem…”

İsmi dudaklarından döküldüğünde odadaki sessizlik daha da ağırlaştı.

Kaan karşısında duruyordu. Yüzündeki ifade değişmişti. Sertliğinin altında yıllardır taşıdığı bir şey vardı.

Bir korku.

Alara bunu ilk kez bu kadar açık görüyordu.

“Sen onu tanıyordun.” dedi Alara.

Kaan cevap vermedi.

“Değil mi?”

Kaan gözlerini yere indirdi.

“Evet.”

Alara'nın kalbi sıkıştı.

“Cem kim?”

Kaan birkaç saniye sustu.

Sonra başını kaldırdı.

“Abim.”

Alara'nın nefesi kesildi.

“Cem Karahan… benim ağabeyimdi.”

Odanın içindeki sessizlik bir anda daha ağır bir hâl aldı.

“On iki yıl önce kayboldu.” diye devam etti Kaan. “Operasyonda öldüğü düşünüldü. Ama cesedi bulunamadı.”

Alara elindeki ipi sıktı.

“Peki benimle ne ilgisi var?”

Kaan cevap vermeden önce derin bir nefes aldı.

“Bilmiyorum.”

Alara kaşlarını çattı.

“Bilmiyorsun?”

“Hatırlamıyorum.”

“Nasıl yani?”

“Çünkü o gece ben de çocuktum.”

Kaan'ın sesi ilk kez kırılmıştı.

“Bazı şeyler zihnimde çok bulanık. Eski bir ev… karanlık bir oda… bir çocuk sesi…”

Alara'nın gözleri büyüdü.

“Çocuk sesi mi?”

Kaan başını salladı.

“Bir çocuk sürekli ağlıyordu.”

Alara'nın parmakları titredi.

Bir görüntü…

Karanlık bir oda.

Eski duvarlar.

Bir çocuk.

Ve kırmızı bir ip.

Sonra bir erkek çocuğunun sesi:

Beni unutma.

Alara bir adım geriledi.

“Kaan…”

“Ne oldu?”

“Ben… bunu hatırlıyorum.”

Kaan hemen ona yaklaştı ama durdu.

“Ne hatırlıyorsun?”

Alara gözlerini kapattı.

“Bir çocuk vardı.”

Kaan'ın yüzü gerildi.

“Ne diyordu?”

Alara'nın sesi fısıltıya dönüştü.

“Beni unutma.”

Kaan donup kaldı.

Tam o anda koridordan Doruk'un sesi duyuldu.

“Kaan!”

İkisi de kapıya döndü.

Doruk hızla içeri girdi.

“Yeni bir şey buldum.”

Mert ve Bora da arkasındaydı.

Mert'in yüzündeki alışılmış gülümseme yoktu.

“Bu sefer gerçekten kötü bir şey.”

Kaan kaşlarını çattı.

“Ne buldun?”

Doruk elindeki dosyayı masaya bıraktı.

“Cem Karahan'ın kayıp dosyasının bir kısmı silinmiş. Ama tamamen değil.”

Bora dosyaya baktı.

“Devam et.”

Doruk bir belgeyi çevirdi.

“Operasyondan önce Cem'in görüştüğü kişiler arasında bir isim var.”

Kaan'ın bakışları belgeye kilitlendi.

“Kim?”

Doruk ismi gösterdi.

“Selim Arkan.”

Kaan'ın yüzü bir anda değişti.

Mert bunu fark etti.

“Tanıyorsun.”

Kaan sessiz kaldı.

Sonra:

“Evet.”

Alara ona baktı.

“Kim?”

Kaan'ın cevabı kısa oldu.

“Cem'in en yakın arkadaşı.”

Doruk başını salladı.

“Ve daha ilginci…”

Bir belge daha çıkardı.

“Selim Arkan'ın adı, Alara'nın kayıp çocuk dosyasının yakınında da geçiyor.”

Odadaki herkes sustu.

Alara'nın yüzü bembeyaz oldu.

“Yani…”

Doruk devam etti.

“İki dosyada ortak olan tek isim o.”

Kaan'ın çenesi gerildi.

Mert ilk kez şaka yapmadan konuştu.

“Demek bütün bunların arkasındaki kişi Cem olmayabilir.”

Bora başını kaldırdı.

“Cem'in kaybolması da Alara'nın kaybolması da aynı kişiye bağlanıyor.”

Alara'nın gözleri doldu.

“Peki Cem yaşıyor mu?”

Kimse cevap vermedi.

Çünkü kimsenin cevabı yoktu.

Tam o sırada masadaki telsizden cızırtı geldi.

Herkes bir anda sustu.

Sonra bilinmeyen bir kadın sesi duyuldu.

“Alara…”

Alara dondu.

Ses tekrar geldi.

“Bazı hatıralar geri dönmek için doğru zamanı bekler.”

Kaan telsize uzandı.

“Sen kimsin?”

Kadın güldü.

“Yanlış kişiye soru soruyorsun, Kaan.”

“Ne istiyorsun?”

“Gerçeği.”

Telsiz sustu.

Doruk hemen cihazı kontrol etmeye başladı.

“Kesildi.”

Mert başını kaldırdı.

“Bu kadar mı?”

Bora:

“Hayır.”

Kaan Alara'ya baktı.

Alara'nın elinde hâlâ kırmızı ip vardı.

Ve o anda ipte küçük bir şey fark etti.

İpin ucuna bağlanmış küçücük metal bir parça.

Alara onu dikkatlice masaya bıraktı.

Doruk büyüteçle baktı.

“Bu bir işaret.”

Kaan eğildi.

Metal parçanın üzerinde küçücük bir harf vardı.

C.

Alara'nın kalbi hızlandı.

“Cem…”

Kaan'ın bakışları sertleşti.

“Belki.”

Doruk başını iki yana salladı.

“Belki de bizi buna inandırmak istiyorlar.”

Mert derin bir nefes aldı.

“Yani artık neye inanacağımızı bile bilmiyoruz.”

Baran kapının yanında sessizce duruyordu.

Sonunda konuştu.

“Bazen düşman sana yalan söylemez.”

Herkes ona baktı.

Baran devam etti:

“Bazen sana doğruyu gösterip yanlış sonuca ulaşmanı sağlar.”

Kaan'ın bakışları Alara'ya döndü.

Alara da ona baktı.

İkisinin arasında sessiz bir anlaşma oluştu.

Bu kez korkunun peşinden gitmeyeceklerdi.

Gerçeğin peşinden gideceklerdi.

Ne kadar acı olursa olsun.

Kaan dosyayı kapattı.

“Bu gece kimse yalnız kalmayacak.”

Mert kaşını kaldırdı.

“Komutanım, romantik bir cümle gibi oldu.”

Kaan ona sertçe baktı.

“Mert.”

“Tamam, sustum.”

Bora hafifçe gülümsedi.

“İlk kez doğru zamanda sustu.”

Mert şaşkınlıkla Bora'ya döndü.

“Sen bana mı laf attın?”

“Evet.”

“Bunu not alıyorum.”

Efe başını salladı.

“Ben sizin yaşınızdayken…”

Mert hemen elini kaldırdı.

“Baran abi, Efe abi, lütfen. İki tane yaşlılık hikâyesini aynı gece kaldıramam.”

Baran güldü.

“Ben daha hiçbir şey söylemedim.”

Kısa bir kahkaha yayıldı odaya.

Ama Alara gülmedi.

Çünkü gözleri hâlâ masadaki kırmızı ipteydi.

O ip…

Çocukluğundan kalan bir anının parçasıydı.

Ve artık geçmişi sadece geçmiş değildi.

Kapıyı çalan bir şeydi.

Gece ilerledi.

Herkes odalarına çekildi.

Alara yatağında otururken dışarıdan hafif ayak sesleri geldi.

Kapı açıldı.

Kaan.

“Uyumadın.”

Alara başını salladı.

“Uyuyamıyorum.”

Kaan kapının yanında durdu.

“İstersen burada beklerim.”

Alara ona baktı.

“Bu sefer sana bir şey söylemek istiyorum.”

“Dinliyorum.”

“Eğer gerçekten Cem'i tanıyorsam…”

Sesi titredi.

“Onun başına ne geldiğini öğrenmek istiyorum.”

Kaan'ın yüzünde kararlı bir ifade belirdi.

“Öğreneceğiz.”

“Ya öğrendiğimiz şey hoşumuza gitmezse?”

Kaan birkaç saniye sustu.

“Gerçek değişmez.”

Alara gözlerini indirdi.

“Ben korkuyorum.”

Kaan'ın sesi yumuşadı.

“Ben de.”

Alara şaşkınlıkla baktı.

Kaan devam etti:

“Ama korktuğumuz için gerçeği bırakmayacağız.”

Tam o sırada Alara'nın telefonu titredi.

İkisi de telefona baktı.

Bilinmeyen numaradan tek bir mesaj vardı.

“Cem'i arıyorsanız, eski evinize dönün.”

Altında bir konum vardı.

Kaan mesajı görünce yüzü sertleşti.

Alara fısıldadı:

“Eski ev…”

Kaan telefonu eline aldı.

“Bu bir tuzak olabilir.”

Alara başını kaldırdı.

“Ya değilse?”

Kaan ona baktı.

“Yarın oraya gideceğiz.”

Alara şaşırdı.

“Yarın mı?”

Kaan kapıya yöneldi.

“Hayalet Timi hazırlıksız hiçbir yere gitmez.”

Mert'in koridordan sesi geldi:

“Komutanım, duydum!”

Kaan gözlerini kapattı.

“Sen neden hâlâ uyanıksın?”

Mert'in sesi geldi:

“Benim uykum gelmiyor. Ayrıca dedikodu var mı diye kontrol ediyorum.”

Kaan:

“Mert.”

“Tamam tamam, gidiyorum.”

Alara istemsizce gülümsedi.

Kaan bunu fark etti.

Ve o an, bütün karanlığın içinde küçük bir tebessüm bile ona iyi gelmişti.

Fakat ikisi de bilmiyordu…

Ertesi gün gidecekleri o eski evde yalnızca Cem'in geçmişi değil,

Alara'nın çocukluğunun en büyük sırrı da onları bekliyordu.Sabah henüz doğmamıştı.

Hayalet Timi'nin bulunduğu binada ise bütün ışıklar yanıyordu.

Masada haritalar, dosyalar ve fotoğraflar vardı.

Kaan masanın başında duruyordu.

Bu kez yüzünde her zamanki sakin ifade yoktu.

“Yeter.”

Mert kaşlarını kaldırdı.

“Neyi?”

“Cem'i.”

Odadaki herkes sustu.

Kaan dosyayı kapattı.

“Artık onun peşinden geçmişin içinde dolaşmayacağız. Kim olduğunu, ne yaptığını ve Alara'nın geçmişindeki yerini öğrendik.”

Alara başını kaldırdı.

“Yani gerçekten…”

Kaan ona baktı.

“Evet.”

Doruk önündeki belgeyi çevirdi.

“Cem Karahan yıllar önce örgütün içine sızmıştı. Alara'nın kaçırıldığı gece de oradaydı.”

Alara'nın yüzü değişti.

Kaan devam etti.

“Cem seni kurtarmaya çalışmış.”

Alara'nın gözleri doldu.

“Sonra?”

“Başaramamış.”

Doruk söze girdi.

“Cem o gece ortadan kayboldu. Uzun süre öldüğü düşünüldü. Fakat son kayıtlar onun başka bir kimlikle örgütün içine tekrar sızdığını gösteriyor.”

Mert şaşkınlıkla:

“Yani adam yıllardır içeriden bilgi topluyormuş.”

Bora başını salladı.

“Ve şimdi bize ulaştırdığı bilgiler sayesinde örgütün ana merkezlerinden birinin yerini tespit ettik.”

Kaan masadaki haritayı açtı.

“İşte görevimiz.”

Alara haritaya yaklaştı.

Dağlık ve uzak bir bölge işaretlenmişti.

Kaan parmağını haritanın üzerindeki noktaya koydu.

“Burada örgütün kullandığı bir merkez olduğu düşünülüyor. İçeride önemli belgeler ve kayıp personelimize ait bilgiler olabilir.”

Efe:

“Peki Cem?”

Kaan'ın bakışları sertleşti.

“Cem de orada olabilir.”

Odadaki hava bir anda değişti.

Mert bu kez şaka yapmadı.

“Demek adamı bulacağız.”

“Evet.”

Kaan Alara'ya baktı.

“Ve bu kez kimse geride kalmayacak.”

Alara başını salladı.

“Hazırım.”

Kaan birkaç saniye ona baktı.

“Emin misin?”

Alara'nın sesi kararlıydı.

“Komutanım, beni bu timden uzaklaştırmak için artık çok geç.”

Mert sırıttı.

“İşte bizim kız geri döndü.”

Bora:

“Bizim kız mı?”

Mert omuz silkti.

“Ne var? Alara artık aileden.”

Baran başını salladı.

“Doğru söylüyor.”

Kaan hafifçe gülümsedi.

“Hazırlanın.”

---

Saatler sonra araçlar hareket etti.

Hayalet Timi yeniden sahadaydı.

Alara camdan dışarı bakıyordu.

Aylar önce bu ekibe ilk katıldığında hissettiği yalnızlık yoktu artık.

Yanında Mert'in bitmeyen konuşmaları vardı.

Bora'nın sessizliği.

Efe'nin herkesi kontrol etmesi.

Doruk'un sakinliği.

Baran'ın korumacı tavrı.

Ve karşısında…

Kaan.

Mert önden seslendi:

“Komutanım.”

“Ne var?”

“Bir şey soracağım.”

“Sus.”

“Daha sormadım.”

“Yine de sus.”

Alara istemeden güldü.

Mert hemen ona döndü.

“Gördünüz mü? Alara bile bana gülüyor.”

Kaan başını iki yana salladı.

“Operasyona çıkıyoruz, siz hâlâ çocuk gibisiniz.”

Bora:

“Sen de bizimle aynı araca binmeyi kabul ettin.”

Mert kahkaha attı.

Kaan derin bir nefes aldı.

“Bazen komutan olmak gerçekten zor.”

Baran arkadan konuştu.

“Ben sizin yaşınızdayken…”

Mert hemen:

“Baran abi, başlamayın.”

Herkes güldü.

Kaan bile.

Kısa bir süre sonra telsizden Doruk'un sesi geldi.

“Yaklaşıyoruz.”

Kahkahalar kesildi.

Herkes ciddileşti.

Kaan'ın sesi değişti.

“Hazır olun.”

Alara nefesini düzenledi.

Artık korkmuyordu.

Heyecan vardı.

Ama korkunun yanında bir şey daha vardı:

Güven.

Kaan'ın sesi telsizden tekrar duyuldu.

“Hayalet Timi…”

Herkes bekledi.

“Görev başlıyor.”

---

Araçlar durdu.

Ekip sessizce indi.

Karşılarında eski, terk edilmiş gibi görünen bir yapı vardı.

Doruk çevreyi kontrol etti.

“Dışarıdan boş görünüyor.”

Bora:

“İçerisi?”

“Bilmiyoruz.”

Kaan elini kaldırdı.

“Yaklaşın.”

Alara diğerlerinin biraz gerisindeydi.

Kaan ona baktı.

“Alara.”

“Efendim?”

“Bugün kahramanlık yapma.”

Alara hafifçe gülümsedi.

“Emredersiniz komutanım.”

Mert aradan seslendi:

“Komutanım, bunu özellikle Alara'ya söylemeniz biraz—”

Kaan:

“Mert.”

“Tamam.”

Ekip ilerledi.

Kapının önüne geldiklerinde içeriden çok hafif bir ses geldi.

Bir şey düşmüş gibiydi.

Herkes durdu.

Bora Kaan'a baktı.

Kaan başını hafifçe salladı.

Ekip içeri girdi.

Koridor karanlıktı.

Duvarlarda eski belgeler ve fotoğraflar vardı.

Doruk bir noktada durdu.

“Burada bir şey var.”

Kaan yanına gitti.

Doruk duvardaki fotoğrafı gösterdi.

Alara da yaklaştı.

Fotoğrafta genç bir Cem vardı.

Yanında ise küçük bir kız çocuğu.

Alara'nın kalbi duracak gibi oldu.

“Bu…”

Fotoğraftaki kız kendisiydi.

Kaan sessizce baktı.

Alara'nın gözleri doldu.

Ama bu kez ağlamadı.

Sadece fotoğrafı eline aldı.

Fotoğrafın arkasında tek bir cümle yazıyordu:

“Onu kurtaramadım. Ama bir gün mutlaka geri döneceğim.”

Alara fısıldadı:

“Cem…”

Tam o anda üst kattan bir ses geldi.

“Alara?”

Herkes dondu.

Kaan başını kaldırdı.

Ses tekrar geldi.

Bu kez daha netti.

“Alara Demir…”

Alara'nın gözleri büyüdü.

Kaan hemen önüne geçti.

“Kim var orada?”

Karanlığın içinden bir adam göründü.

Yorgun ama ayakta.

Saçları dağılmış, yüzünde yılların izleri vardı.

Kaan'ın nefesi kesildi.

Adam aşağı baktı.

“Kaan…”

Kaan'ın gözleri büyüdü.

“Cem?”

Adam başını kaldırdı.

“Abi…”

Kaan bir an hareket edemedi.

Sonra birkaç adım attı.

Yıllardır öldüğünü sandığı ağabeyi karşısındaydı.

Cem'in gözleri Alara'ya kaydı.

Ve sessizce söyledi:

“Büyümüşsün, küçük kız.”

Alara'nın gözlerinden yaşlar süzüldü.

Çünkü o sesi hatırlamıştı.

Çocukluğundaki o sesi.

Karanlık odada kendisine “Beni unutma,” diyen çocuğun sesini.

“Cem…”

Cem hafifçe gülümsedi.

“Beni unutmadın.”

Kaan'ın gözleri doldu ama sesini toparladı.

“Bunca yıl neredeydin?”

Cem'in yüzündeki gülümseme kayboldu.

“Örgütün içindeydim.”

Doruk:

“Ne biliyorsun?”

Cem aşağı indi.

“Bütün bunların arkasındaki kişi hâlâ yaşıyor.”

Kaan'ın yüzü sertleşti.

“Kim?”

Cem doğrudan ona baktı.

“Selim Arkan.”

Bir sessizlik oldu.

Cem devam etti:

“Ve bu kez hedefleri Alara değil.”

Kaan:

“Kim?”

Cem'in cevabı tek kelimeydi.

“Siz.”

Telsizden aniden cızırtı geldi.

Doruk'un yüzü değişti.

“Komutanım…”

Kaan döndü.

“Ne oldu?”

Doruk telsize baktı.

“Buraya yalnız gelmemişiz.”

Dışarıdan hareket sesleri gelmeye başlamıştı.

Kaan silahını hazır tuttu.

“Hayalet Timi…”

Mert derin bir nefes aldı.

“Sonunda gerçek bir görev.”

Bora:

“Şimdi şaka zamanı değil.”

Mert:

“Şaka yapmıyorum.”

Kaan ekibe baktı.

“Cem'i de yanımıza alıyoruz.”

Alara, Kaan'a baktı.

Kaan'ın gözlerinde artık yalnızca komutanın kararlılığı yoktu.

Ağabeyini yeniden kaybetmeme korkusu da vardı.

“Bu görevden hepimiz döneceğiz.”

Kaan kapıya yöneldi.

“Çünkü bu sefer…”

Telsizi kaldırdı.

“…kaçmayacağız.”

Ve Hayalet Timi, yıllardır peşlerinde olan düşmanla ilk kez doğrudan karşı karşıya gelmek üzereydi.

Devam ediyor ...