11. bölüm · Kırık Künye

Yuva

Sena Şahin

Ertesi Sabah...

Karargâh...

Koğuş...

Güneş daha yeni doğuyordu.

Koğuşun içinde ise her zamanki kaos hakimdi.

Emirhan yatağında oturmuş botlarını bağlıyordu.

Hâlâ tam olarak eski gücüne kavuşmamıştı ama yüzündeki ifade bile değişmişti.

Geri dönmüştü.

Karşı yatakta Hakan horul horul uyuyordu.

Serdar battaniyeyi kafasına kadar çekmişti.

Demir'in yatağı ise boştu.

Emirhan saati kontrol etti.

Sonra sırıttı.

"Bugün eğleneceğiz."

Sessizce ayağa kalktı.

Hakan'ın yatağına yaklaştı.

Eğildi.

Ve kulağına fısıldadı.

"Albay geliyor..."

Hakan anında yataktan fırladı.

"NERDE?!"

Yatağın kenarına ayağı takıldı.

**PATTT!**

Yere kapaklandı.

Emirhan kahkahaya boğuldu.

Serdar bile battaniyenin altından güldü.

Hakan yerden bağırdı.

"LAN SEN ÖLMEDİN Mİ?!"

Emirhan gülmekten nefes alamıyordu.

"Öldüm de geri geldim."

"İlk işim de seni rahatsız etmek oldu."

Tam o sırada koğuş kapısı açıldı.

Demir içeri girdi.

Her zamanki gibi erkenden kalkmıştı.

Hakan yerde yatıyordu.

Emirhan gülüyordu.

Serdar battaniyenin altında titriyordu.

Demir manzaraya baktı.

Sonra hiç şaşırmamış gibi konuştu.

"Sabah sabah yine ne yaptınız?"

Emirhan eliyle Hakan'ı gösterdi.

"Albay geliyor dedim."

Demir gözlerini kapattı.

Bir saniye düşündü.

Sonra başını salladı.

"Hak etmiş."

Hakan yerden bağırdı.

"Sen de mi komutanım?"

"Ben kimsenin tarafında değilim."

"Yalancısın."

Serdar battaniyenin altından seslendi.

"Demir kesin Emirhan'ın tarafında."

"Kes sesini Serdar."

"Uyuyordum ben."

Tam o sırada...

Kapı tekrar açıldı.

Asena içeri girdi.

Koğuş sessizleşti.

Asena önce yerdeki Hakan'a baktı.

Sonra gülen Emirhan'a.

Sonra battaniyeye sarılmış Serdar'a.

Son olarak da ayakta duran Demir'e.

Birkaç saniye sustu.

"Biriniz bana açıklasın."

Kimse konuşmadı.

Hakan eliyle Emirhan'ı gösterdi.

"O başlattı."

Emirhan Serdar'ı gösterdi.

"O güldü."

Serdar Demir'i gösterdi.

"O destek verdi."

Demir birkaç saniye bekledi.

Sonra sakince konuştu.

"Ben içeri yeni girdim komutanım."

Asena derin bir nefes aldı.

"Harika."

"Gerçekten harika."

Sonra Emirhan'a baktı.

"Daha yeni iyileştin."

"Evet komutanım."

"Ve ilk yaptığın şey koğuşu karıştırmak oldu."

Emirhan sırıttı.

"Evimi özlemişim komutanım."

Koğuş birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra Serdar gülümsedi.

Hakan da.

Hatta Demir'in dudaklarının kenarı bile çok hafif kıpırdadı.

Asena bunu görünce başını iki yana salladı.

"Tamam."

"Demek Pençe Timi tamamen toparlandı."

Ve uzun zaman sonra...

Koğuşun içinde ilk kez herkes aynı anda gülümsedi.

Koğuşun içinde kahkahalar yavaş yavaş dinerken...

Hakan ayağa kalktı.

Üniformasını düzeltti.

Sonra Emirhan'a baktı.

"Biliyor musun?"

"Sen hastanedeyken daha huzurluyduk."

Emirhan anında döndü.

"Hee."

"Sen de hastaneye düşseydin tam huzur gelecekti."

Serdar kahkahayı bastı.

"Başlıyorlar..."

Hakan eliyle Emirhan'ı gösterdi.

"Bak bak."

"Daha gelir gelmez dil uzatıyor."

Emirhan yatağına yaslandı.

"Senin kadar değil."

"Sen doğuştan baş belasısın."

"Ne dedin lan sen?"

"Doğruyu söyledim."

Hakan bir adım attı.

Emirhan da ayağa kalktı.

"Gel bakalım."

"Geliyorum zaten."

İkisi burun buruna geldi.

Serdar artık kahkahadan kırılıyordu.

"Vallahi bir gün birbirinizi yiyeceksiniz."

Tam o sırada...

Demir aralarına girdi.

İkisini de omuzlarından ayırdı.

"Kesin."

İkisi aynı anda sustu.

Ama birbirlerine bakmaya devam ettiler.

Demir önce Hakan'a baktı.

"Sen."

Sonra Emirhan'a.

"Sen."

"İkiniz de oturun."

Hakan söylendi.

"Ama komutanım..."

"Otur."

Emirhan da ağzını açtı.

"Ben haklıyım."

"Sen de otur."

Serdar artık yatağa çökmüş gülüyordu.

"Yemin ederim çocuk gibisiniz."

Hakan dönüp ona baktı.

"Gülme lan."

Serdar daha çok güldü.

"Yok."

"Güleceğim."

Asena o ana kadar sessizce izliyordu.

Sonunda sabrı taştı.

Masaya bir kez vurdu.

**GÜM!**

Koğuş buz kesti.

"YETER!"

Hakan sustu.

Emirhan sustu.

Serdar bile gülmeyi bıraktı.

Asena tek tek hepsine baktı.

"Biriniz hastaneden yeni çıktı."

"Biriniz otuz yaşında olup hâlâ ergen gibi davranıyor."

Hakan bozuldu.

"Komutanım ben..."

"Sus."

Hakan sustu.

Asena bu kez Serdar'a döndü.

"Sen de bunlara gülüp gaz veriyorsun."

Serdar başını eğdi.

"Özür dilerim komutanım."

Son olarak Demir'e baktı.

Demir hazır olda bekliyordu.

"Asker."

"Komutanım."

"Bunları niye hâlâ susturamadın?"

Demir derin nefes verdi.

"Deniyorum komutanım."

Asena gözlerini kapattı.

Sonra kararını verdi.

"Tamam."

Herkes kötü bir şey geleceğini anlamıştı.

"İçtima alanı."

"Şimdi."

Koğuşta ölüm sessizliği oluştu.

Hakan fısıldadı.

"Yandık."

Emirhan iç çekti.

"Daha dün taburcu oldum."

Serdar başını duvara vurdu.

"Ben sadece gülmüştüm."

Demir ise gözlerini tavana kaldırdı.

Sanki kaderine razı olmuş gibiydi.

Beş dakika sonra...

Dört asker içtima alanında sıraya dizilmişti.

Asena elleri arkasında yürüyordu.

"Koşu."

Hakan'ın rengi attı.

"Komutanım..."

"Koşu."

"Emredersiniz..."

"Şınav."

Emirhan başını eğdi.

"Emredersiniz..."

"Mekik."

Serdar iç çekti.

"Emredersiniz..."

Demir ise hiç tepki vermeden cevap verdi.

"Emredersiniz komutanım."

Asena onları süzdü.

Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.

Sonunda istediği sessizlik sağlanmıştı.

Ama Pençe Timi'ni tanıyordu.

Bu sessizlik...

En fazla yarım saat sürecekti.

---

Yarım saatlik koşunun ardından...

Hakan resmen kendini çimlerin üstüne bıraktı.

"Kımıldamıyorum."

Emirhan yanından geçerken ayağıyla hafifçe dürttü.

"Öldün mü?"

"Keşke."

"Abartma."

"Sen sus."

Emirhan güldü.

"Ne oldu lan?"

"Az önce üçüncü turda ruhum bedenimi terk etti."

Serdar da koşuyu bitirip yanlarına geldi.

"Ben gördüm."

Hakan kafasını kaldırdı.

"Neyi gördün?"

"Ruhunu."

"Nasıl yani?"

"Demir'in yanından geçip gidiyordu."

Emirhan kahkahayı bastı.

Hakan yerden bir avuç çim koparıp Serdar'a attı.

"Defol git."

Tam o sırada Demir yanlarından geçti.

Nefesi bile bozulmamıştı.

Sanki koşan o değilmiş gibiydi.

Hakan onu görünce sinirlendi.

"Ya bir insan hiç mi yorulmaz?"

Demir omuz silkti.

"Yoruldum."

Üçü aynı anda bağırdı.

"YALAN!"

Demir ilk defa hafifçe gülümsedi.

Emirhan parmağıyla onu gösterdi.

"Bak bak, gülüyor bir de."

Hakan hâlâ yerde yatıyordu.

"Komutanım..."

Demir döndü.

"Ne var?"

"Beni burada bırakın."

"Neden?"

"Ben artık bu alanın bir parçasıyım."

Serdar kahkahaya boğuldu.

"Askerî tesislere yeni çim türü gelmiş."

Emirhan da ekledi:

"Hakanus Yorgunus."

"Çok nadir bulunur."

Hakan gözlerini kapattı.

"İkinizin de sesini duymak istemiyorum."

Tam o sırada uzaktan Asena'nın sesi duyuldu.

"Dinlenme bitti!"

Dört saniye sessizlik oldu.

Sonra Hakan gözlerini açtı.

"Ben kaçsam olur mu?"

Emirhan omzuna vurdu.

"Asena komutanda sana kaçırsın devrem ister misin?"

Hakan derin bir iç çekti.

"Hayat gerçekten zor."

Hakan zar zor ayağa kalktı.

Bacakları titriyordu.

"Yemin ederim şu an birisi bana otur dese bile oturamam."

Emirhan omzuna kolunu attı.

"Ne oldu paşam?"

"Kes sesini ambulans artığı."

"Bak hele..."

Serdar kahkahayı patlattı.

"Ambulans artığı ne lan?"

Hakan ciddi ciddi cevap verdi.

"Öldü dedik dönüp geldi."

Emirhan anında ensesine hafifçe vurdu.

"Senin o boş çalışan kafanı..."

"Vurma lan yorgunum."

Demir yanlarından geçerken duydu.

Hiç durmadan konuştu.

"İkiniz de susun."

Emirhan döndü.

"Komutanım ben masumum."

Hakan şok olmuş gibi baktı.

"Masum mu?"

"Masum."

"Sen doğduğun gün hastane çıkışında güvenlik tutanak tutmuştur."

Serdar bu sefer eğilip dizlerine vuracak kadar gülüyordu.

"Yeter lan."

Emirhan parmağını Hakan'a uzattı.

"Bak köfte surat."

"Ne var anten?"

"Bir daha konuşursan..."

"Ne yapacaksın?"

"Çaya hasret kalırsın."

Hakan'ın yüzü düştü.

"Oha."

"Bak işte korktun."

"Asker adamı vur korkmam, çayıma dokunma."

Demir istemsizce kafasını iki yana salladı.

"Asena Komutanım bunları psikoloğa gönderelim."

Serdar hemen araya girdi.

"Psikolog değil komutanım."

"Veteriner."

"Niye?"

"Bunlar insanlıktan çıkmış."

Hakan gülerek Serdar'a döndü.

"Sen de çok farklı değilsin kahve bağımlısı."

"Kahveme laf etme."

"Oğlum sen kahve içmiyorsun, damarlarında kahve dolaşıyor."

Tam o sırada...

Asena tekrar yanlarına geldi.

Dördü de bir anda sustu.

Asena şüpheyle baktı.

"Niye sustunuz?"

Emirhan hemen cevap verdi.

"Komutanım devlet meseleleri konuşuyorduk."

"Ne meselesi?"

Hakan ciddi bir yüz ifadesi takındı.

"Benim ciğerlerimle barfiks demiri arasındaki savaşı."

Serdar kahkahayı bastı.

Demir gözlerini kapattı.

"Asena Komutanım..."

"Asker."

"Beni operasyona gönderin."

"Neden?"

"Çünkü bunlarla aynı ortamda kalırsam ben kendi kendime teslim olacağım."

Bu kez Asena bile gülmesini zor tuttu.

Emirhan hemen Demir'in omzuna kol attı.

"Olur mu be Kurtbey."

"Biz bir aileyiz."

Demir ifadesizce ona baktı.

"Ben evlatlık verilmek istiyorum."

Bir saniye sessizlik oldu.

Sonra içtima alanı kahkahaya boğuldu.

---

Yaklaşık yirmi dakika sonra...

İçtima nihayet bitmişti.

Hakan kendini direkt çimlerin üstüne bıraktı.

"Kımıldayanın aklı yok."

Yanına Emirhan da uzandı.

"Doğru dedin."

"Şu an biri bana terfi teklif etse kalkamam."

Hakan gözlerini kapattı.

"Bana villa teklif etseler 'anahtarı yanıma bırak' derim."

Serdar yanlarına gelip çömeldi.

İkisine de baktı.

"Ne yapıyorsunuz lan siz?"

Emirhan ciddi bir yüz ifadesi takındı.

"Fotosentez."

Hakan gözünü bile açmadan devam etti.

"Güneş enerjisi depoluyoruz."

Serdar kahkahayı bastı.

"Oğlum ikiniz de asker misiniz ot musunuz?"

Emirhan eliyle güneşi gösterdi.

"Karışma."

"Çalışıyoruz."

Hakan da destek verdi.

"Bilimsel faaliyet."

"Ülkeye katkı sağlıyoruz."

Serdar kafasına vurdu.

"Yemin ederim sizin timi belgesel çekip yayınlamak lazım."

Az ileride...

Demir bir ağaca yaslanmış durmuştu.

Kolları göğsünde bağlıydı.

Her zamanki gibi sessizdi.

Uzaktan onları izliyordu.

Hakan bir gözünü açıp Demir'e baktı.

"Bak."

"Yine ağaç gibi dikiliyor."

Emirhan başını kaldırdı.

"Belki şarj oluyor."

"Doğru lan."

"Gece prizden çekmişlerdir."

Demir uzaktan duydu.

Kaşını kaldırdı.

"Sizi duyuyorum."

İkisi aynı anda cevap verdi.

"Biz de seni görüyoruz."

Serdar yine gülmeye başladı.

Tam o sırada...

Asena içtima alanına çıktı.

Ellerini arkasında birleştirmişti.

Önce yerde yatan iki tembele baktı.

Sonra Serdar'a.

En son Demir'e döndü.

Hiç konuşmadan başıyla işaret etti.

Arka bahçeyi gösterdi.

Demir bir an durdu.

Sonra sessizce doğruldu.

"Komutanım."

Asena yalnızca başını salladı.

Demir yürümeye başladı.

Hakan bunu görünce anında dirildi.

Ayaklı gazete modu açılmıştı.

"Ooo..."

Emirhan sırıtıp yan döndü.

"Başladı."

Hakan komplo teorisyeni gibi fısıldadı.

"Kesin gizli görev."

"Kesin."

"Yok lan."

"Kesin operasyon."

Emirhan daha da abarttı.

"Belki de Asena Komutanım Demir'e evrak verecek."

Hakan şok olmuş gibi oturdu.

"Oha."

"Bu daha korkunç."

Serdar kahkahaya boğuldu.

"Sizin beyniniz gerçekten farklı çalışıyor."

Hakan hiç utanmadan devam etti.

"Bak gör."

"Yarım saate dönerler."

"Dönüşte yüz ifadelerinden her şeyi anlarım."

Emirhan başını salladı.

"Sen var ya."

"Yürüyen dedikodu hattısın."

Hakan gururla göğsünü kabarttı.

"Yeteneğim."

Ve o sırada...

Asena ile Demir gözden kaybolurken...

Hakan çoktan onların dönüşü için yeni teoriler üretmeye başlamıştı.

---

Karargâhın arka bahçesi...

Burası kışlanın en sessiz yerlerinden biriydi.

Uzakta eğitim sesleri duyuluyordu ama burada sadece rüzgârın sesi vardı.

Asena yürümeyi bıraktı.

Demir de birkaç adım arkasında durdu.

"Bir şey mi oldu komutanım?"

Asena arkasını döndü.

Bir süre cevap vermedi.

Demir kaşını hafifçe kaldırdı.

"Komutanım?"

Asena iç çekti.

"Şehitlikte..."

Demir'in bakışları değişti.

Konuya geleceğini tahmin etmişti.

Asena devam etti.

"Orada seni ilk defa farklı gördüm."

Demir gözlerini kaçırdı.

"Komutanım..."

"Hayır."

"Bitirmeme izin ver."

Demir sustu.

Asena birkaç adım yaklaştı.

"Yıllardır seni tanıyorum."

"Operasyonlarda."

"Eğitimlerde."

"Çatışmalarda."

"Kurşun yağarken bile soğukkanlı kaldığını gördüm."

Demir sessizce dinliyordu.

"Asıl garip olan ne biliyor musun?"

"Nedir komutanım?"

"Kimseye yük olmamak için kendini parçalıyor olman."

Demir istemsizce güldü.

Küçük bir gülümsemeydi.

"Alışkanlık."

"Asker alışkanlığı mı?"

Demir başını iki yana salladı.

"Hayır."

"Hayat alışkanlığı."

Sessizlik oldu.

Rüzgâr geçti.

Ağaçların yaprakları hafifçe sallandı.

Asena bu kez daha yumuşak konuştu.

"Kendine hiç izin vermiyorsun."

Demir anlamadı.

"Neye?"

"İnsan olmaya."

Bu söz Demir'i durdurdu.

Asena devam etti.

"Herkes seni güçlü görüyor."

"Haklılar da."

"Ama güçlü olmak yoruyor bazen."

Demir birkaç saniye sustu.

Sonra hafifçe başını eğdi.

"Yoruyor."

Bu cevabı vermesi bile zordu.

Asena ilk defa onu bu kadar açık konuşurken görüyordu.

"Demir."

"Efendim?"

"Bana güveniyor musun?"

Demir hiç düşünmedi.

"Evet."

Asena'nın yüzünde küçük bir tebessüm oluştu.

"Bu kadar hızlı cevap vermeni beklemiyordum."

Demir omuz silkti.

"Siz de operasyonda bana aynı soruyu sorsanız aynı cevabı verirdim."

Asena güldü.

"Ben operasyon sormuyorum."

Demir de hafifçe gülümsedi.

İlk defa ikisi de resmi havadan uzaklaşmıştı.

Asena bir banka oturdu.

Yanındaki boş yeri gösterdi.

"Gel otur."

Demir birkaç saniye tereddüt etti.

Sonra gelip yanına oturdu.

İlk başta aralarında mesafe vardı.

Sonra sohbet ilerledikçe...

O mesafe fark edilmeden azaldı.

Eski operasyonları konuştular.

Hakan'ın saçma hareketlerini.

Emirhan'ın bitmeyen şakalarını.

Serdar'ın kahve bağımlılığını.

İkisi de birkaç kez güldü.

En sonunda Asena başını geriye yasladı.

"İlginç."

"Nedir?"

"Seni ilk tanıdığımda senden nefret edeceğimi düşünmüştüm."

Demir şaşırdı.

"Neden?"

"Çünkü çok soğuktun."

Demir güldü.

Gerçekten güldü.

"Nedense bunu sık duyuyorum."

Asena da güldü.

"Sonra tanıdıkça anladım."

"Neyi?"

"Aslında soğuk olmadığını."

Demir sustu.

Asena devam etti.

"Sadece kimseyi kolay kolay içeri almıyorsun."

Bu kez cevap vermedi.

Çünkü haklıydı.

Bir süre sessizce oturdular.

Rahatsız edici olmayan bir sessizlikti.

Aksine...

İkisinin de iyi hissettiği türden.

Ve ilk defa...

Demir, yanında konuşmak zorunda olmadığı halde kalmak istediği birini bulduğunu fark etti.

---

Bankın üzerinde yan yana oturuyorlardı.

Güneş yavaş yavaş batmaya başlamıştı.

Karargâhın gürültüsü uzaktan belli belirsiz duyuluyordu.

Bir süre kimse konuşmadı.

Ama bu sessizlik ikisini de rahatsız etmiyordu.

Asena ellerini bankın üzerine koydu.

Başını hafifçe gökyüzüne kaldırdı.

"Bir şey soracağım."

Demir yan gözle baktı.

"Sorun komutanım."

Asena hafifçe güldü.

"Şu komutanım kısmını bırak artık."

Demir istemsizce gülümsedi.

"Alışkanlık."

Asena omzuyla ona hafifçe vurdu.

"Yine de dene."

Demir başını salladı.

Pek başarılı olacağa benzemiyordu.

Bir süre sonra gözlerini ufka dikti.

Sonra farkında olmadan mırıldandı.

"Garip..."

"Nedir?"

Demir uzaklara bakmaya devam etti.

"Hayat boyunca hep aynı şeyi düşündüm."

Asena merakla döndü.

"Neyi?"

Demir'in sesi sakindi.

Ama alışılmışın aksine biraz daha yumuşaktı.

"Bir sen..."

Asena kaşını kaldırdı.

Demir devam etti.

"Bir ben..."

Sonra ufuktaki bayrağa baktı.

"Bir de bu vatan."

Asena birkaç saniye sustu.

Cümlenin ağırlığını hissetmişti.

"Neden öyle dedin?"

Demir cevap vermedi.

Asena bu kez daha dikkatli baktı.

"Nedir bunun anlamı?"

Demir derin bir nefes aldı.

"Bilmem."

"Anlatmayı pek beceremem."

"Dene."

Demir gözlerini yere indirdi.

Sonra yavaşça konuşmaya başladı.

"İnsan hayatında bazı şeyler vardır."

"Ne olursa olsun vazgeçemez."

Asena sessizce dinliyordu.

Demir devam etti.

"Ben küçükken..."

"Babam bana hep vatanın her şeyden önemli olduğunu öğretirdi."

"Sonra büyüdüm."

"Asker oldum."

"Bu üniforma hayatım oldu."

Gözleri istemsizce uzaktaki bayrağa kaydı.

"Vatan benim için görev değil."

"Nefes almak gibi."

Asena başını hafifçe salladı.

Anlıyordu.

Demir'in sesi biraz daha kısıldı.

"Sonra..."

"Bir gün sen çıktın karşıma."

Asena'nın kalbi bir an duraksadı.

Demir farkında olmadan devam ediyordu.

"İlk başta sadece komutanımdın."

"Sonra güvendiğim insan oldun."

"Sonra..."

Sustu.

Asena dikkatle bakıyordu.

Demir cümlesini tamamlayamadı.

Ama gözleri her şeyi söylüyordu.

"Aslında o sözün anlamı şu."

dedi sonunda.

"Hayatımda vazgeçemeyeceğim şeyler sayılı."

"Askerliğim."

"Vatanım."

"Ve değer verdiğim insanlar."

Asena gülümsedi.

Ama gözlerinde farklı bir ifade vardı.

"Yani o cümledeki 'sen'..."

Demir hafifçe gözlerini kaçırdı.

"...önemli biri."

Asena ilk defa Demir'in gerçekten utandığını gördü.

Ve bu görüntü onu istemsizce güldürdü.

"Demir Kurt utanabiliyormuş."

"Maalesef."

"Bu tarihi bir olay."

Demir başını iki yana salladı.

"Keşke Hakan burada olsaydı."

Asena kahkaha attı.

"Kesin bütün kışlaya yayardı."

"Beş dakikasını alırdı."

İkisi de güldü.

Sonra sessizlik tekrar geri geldi.

Bu kez daha sıcak bir sessizlikti.

Asena yavaşça yana döndü.

Birkaç saniye Demir'e baktı.

Sonra hiç düşünmeden başını onun omzuna yasladı.

Demir olduğu yerde dondu.

Kalbi bir anda hızlandı.

Ama kıpırdamadı.

Sanki hareket ederse o an bozulacakmış gibi.

Asena gözlerini kapattı.

"İlk defa rahat hissediyorum."

Demir yutkundu.

"Neden?"

Asena hafifçe gülümsedi.

"Çünkü ilk defa biri güçlü görünmeye çalışmadan da güçlü olabiliyor."

Demir cevap veremedi.

Sadece ufka baktı.

Rüzgâr hafifçe eserken...

İkisi de konuşmadı.

Çünkü bazen bazı anların güzelliği...

Sessiz kalmasındaydı.

Demir'in içinden sadece şu söz geçiyordu.

*"Bir sen bir ben bir de bu Vatan."*

Çünkü aslında aynı zamanda onun vatanı Asena'ydı...

~10. Bölüm Sonu~