20. bölüm · Kırık Künye
Kaybetme korkusu
Sabah...
Karargâh normalden daha sessizdi.
Demir her zamanki saatinde uyanmıştı.
İlk işi de Asena'nın odasına uğramak olmuştu.
Kapıyı çaldı.
Cevap gelmedi.
Bir daha çaldı.
Yine sessizlik.
Kaşları hafifçe çatıldı.
"Asena?"
Cevap yoktu.
Koridordan geçen Serdar durdu.
"Komutanı mı arıyorsun?"
Demir başını salladı.
"Gördün mü?"
"Hayır."
Demir telefonunu çıkardı.
Aradı.
Kapalı.
İkinci kez aradı.
Yine kapalı.
İçine tuhaf bir his çöktü.
Asena habersiz kaybolacak biri değildi.
---
Saatler geçti.
Kahvaltıya gelmedi.
Evrak toplantısına gelmedi.
Kantinde görünmedi.
Demir'in huzursuzluğu büyümeye başlamıştı.
Serdar bunu fark etti.
"Belki toplantıdadır."
"Hayır."
"Nereden biliyorsun?"
"Bilirim."
Serdar cevap vermedi.
Çünkü Demir'in yüzünü tanıyordu.
Bu yüz...
Operasyon öncesi yüzüydü.
---
Öğleden sonra...
Yağmur başlamıştı.
Demir karargâhın avlusunda tek başına duruyordu.
Telefonunu çıkardı.
Cüzdanının arasına sıkıştırdığı fotoğrafa baktı.
Asena'nın gülümserken çekilmiş bir fotoğrafıydı.
Tıpkı fotoğraftaki gibi...
Yağmurun altında durmuştu.
Uzaklarda Türk bayrağı dalgalanıyordu.
Araçlar sırayla dizilmişti.
Ama Demir'in dikkati hiçbirinde değildi.
Gözleri sadece fotoğraftaydı.
İstemeden gülümsedi.
"Başımı belaya sokuyorsun komutanım..."
Sonra tekrar aradı.
Telefon yine kapalıydı.
Bu kez yüzündeki gülümseme kayboldu.
---
O sırada...
Yüzlerce kilometre ötede.
Asena kamuflajının yakasını düzeltti.
Yanındaki ekip lideri dosyayı uzattı.
"Yüzbaşım, hedef bölgeye on dakika."
Asena dosyayı aldı.
Ama gözleri kısa süreliğine telefona kaydı.
Telefonu görev başlamadan önce kapatılmıştı.
Ekranda son gördüğü şey...
Demir'in adıydı.
Dudaklarının kenarında küçük bir tebessüm oluştu.
"Kesin şimdi beni arıyordur."
Sonra yüzündeki ifade değişti.
Tekrar görev moduna geçti.
"Devam edelim."
---
Karargâhta...
Akşam olmuştu.
Demir hâlâ aynı yerdeydi.
Hakan uzaktan bakıp Emirhan'a dirsek attı.
"Lan."
"Ne?"
"Demir Komutan bayağı kötü."
Emirhan da baktı.
Normalde sakin olan adamın sabrı tükeniyordu.
"İlk kez bu kadar tedirgin görüyorum."
Tam o sırada...
Karargâhın girişinden bir araç sesi duyuldu.
Demir'in başı anında kalktı.
Hakan ile Emirhan birbirine baktı.
"İşte şimdi..."
"Fırtına kopacak."
Çünkü Demir'in bütün gün beklediği kişi...
Sonunda dönüyor olabilirdi.
---
Akşamın karanlığı çökmeye başlamıştı.
Demir hâlâ karargâh girişindeydi.
Gözleri gelen araçtaydı.
Araç durdu.
Kapı açıldı.
Ama içinden Asena inmedi.
Onun yerine üst rütbeli bir komutan çıktı.
Demir'in içindeki kötü his bir anda büyüdü.
Komutan etrafına baktı.
"Üsteğmen Demir Kurt?"
Demir hemen öne çıktı.
"Benim komutanım."
Komutanın yüzü ciddiydi.
Fazla vakit kaybetmedi.
"Yüzbaşı Asena Korkmaz'ın görev yaptığı ekipten haber alamıyoruz."
Demir'in yüzündeki ifade dondu.
"Ne demek alamıyoruz?"
"Son temas dört saat önce."
Karargâhtaki herkes susmuştu.
Hakan'ın yüzündeki gülümseme bile kaybolmuştu.
Komutan devam etti.
"Görev bölgesi dağlık alan."
"Telsiz bağlantısı kesilmiş."
"Arama timleri hazırlanıyor."
Demir'in çenesi sıkıldı.
"Nerede?"
Komutan dosyayı uzattı.
Haritada kırmızıyla işaretlenmiş bir bölge vardı.
Demir haritaya baktı.
Bir saniye.
İki saniye.
Sonra dosyayı kapattı.
"Ben gidiyorum."
Serdar hemen öne çıktı.
"Demir dur."
Demir duymadı bile.
"Demir!"
Bu sefer Serdar omzunu tuttu.
Demir arkasını döndü.
Gözleri alışılmışın dışında sertti.
"Elimi çek."
Serdar bir an sustu.
Çünkü Demir'in ne halde olduğunu görüyordu.
"Tek başına gidemezsin."
"Giderim."
"Bu emir komuta işi."
Demir sertçe cevap verdi.
"O dağda Asena var."
Kimse bir şey diyemedi.
Çünkü herkes ne demek istediğini anlamıştı.
---
On dakika sonra...
Demir teçhizatını tamamlamıştı.
Silahını kontrol etti.
Yedek şarjörlerini taktı.
Yağmur yeniden başlamıştı.
Tam araca binecekken Hakan koşarak geldi.
"Komutanım!"
Demir döndü.
Hakan ilk kez ciddi görünüyordu.
"Onu bul."
Demir birkaç saniye baktı.
Sonra başını salladı.
"Bulacağım."
---
Gece...
Dağ yolu...
Yağmur iyice şiddetlenmişti.
Araç daha fazla ilerleyemeyince Demir yürümeye başladı.
Çamurun içinde.
Yağmurun altında.
Elindeki fener kayalıkları tarıyordu.
Rüzgâr uğulduyordu.
Ama umurunda değildi.
Aklında tek bir şey vardı.
Asena.
Saatler geçmesine rağmen durmadı.
Bir kayanın üzerine çıktı.
Etrafı taradı.
Sessizlik...
Sadece yağmur sesi vardı.
Demir yumruklarını sıktı.
"Komutan..."
Cevap gelmedi.
Bir adım daha attı.
Sonra bir tane daha.
Derken...
Uzakta...
Kayalıkların arasında sönük bir ışık gördü.
Demir'in nefesi durdu.
Bir fener.
Ya da bir telsiz ışığı.
Ne olduğu önemli değildi.
Çünkü o anda içindeki his ona tek bir şey söylüyordu.
Asena oradaydı.
Ve Demir hiç düşünmeden ışığa doğru koşmaya başladı...
Yağmur yeniden başlamıştı.
Kayalar kaygandı.
Ama umurunda değildi.
"Asena!"
Cevap gelmedi.
"Asena!"
Bu kez uzaktan zayıf bir ses duyuldu.
"...Demir..."
Demir'in kalbi duracak gibi oldu.
Sesi takip ederek kayalıkların arasına daldı.
Sonra onu gördü.
Asena yerde oturuyordu.
Sırtını büyük bir kayaya yaslamıştı.
Kamuflajı çamur içindeydi.
Saçlarının arasından ince bir kan izi süzülüyordu.
Yüzünde çizikler vardı.
Ama gözleri açıktı.
Demir dizlerinin üzerine çöktü.
İki eliyle yüzünü tuttu.
"Asena!"
Asena gözlerini güçlükle açtı.
Başını hafifçe kaldırdı.
Demir'in yüzünü görünce belli belirsiz gülümsedi.
"Yetiştin..."
Demir'in nefesi titredi.
"Ne oldu?"
Asena gözlerini kapatıp tekrar açtı.
"Patlama..."
"Yakındı."
"Yere düştüm galiba."
Demir saçlarını kontrol etti.
Başının sağ tarafında darbe vardı.
Ama ağır görünmüyordu.
Yine de Demir'in içi rahatlamıyordu.
"Asena bana bak."
Asena gözlerini ona çevirdi.
"Kaç parmak?"
Asena birkaç saniye baktı.
Sonra homurdandı.
"Şu halde bile mi?"
"Kaç parmak?"
"İki."
Demir rahat bir nefes verdi.
Asena yorgun bir şekilde gülümsedi.
"Doktor musun sen?"
"Hayır."
"O zaman niye sorguya çekiyorsun?"
Demir istemeden güldü.
Sonra alnını onun alnına yasladı.
Birkaç saniye konuşamadı.
Asena bunu fark etti.
"Deli misin sen?"
Demir kaşlarını çattı.
"Ne?"
"Beni aramak için tek başına geldin."
"Gelirdim."
"Demir..."
"Gelirdim."
Asena başını hafifçe salladı.
"İnatçı herif."
Demir bu kez gülmedi.
Saatlerdir içinde tuttuğu korku yeni yeni dağılıyordu.
"Telefonun kapalıydı."
"Biliyorum."
"Haber alamadık."
"Biliyorum."
"Asena..."
Asena ilk kez onun gözlerindeki ifadeyi fark etti.
Demir gerçekten korkmuştu.
Belki de hayatında ilk defa.
Asena elini kaldırdı.
Yavaşça onun kolunu tuttu.
"İyiyim."
Demir gözlerini kapattı.
"Bir daha böyle kaybolma."
Asena hafifçe güldü.
"Emir mi veriyorsun komutanına?"
"Veriyorum."
"Cesurmuşsun."
"Senin kadar değil."
Asena başını omzuna yasladı.
Yorgundu.
Ama artık yalnız değildi.
Demir ise bir an bile onu bırakmıyordu.
Sanki gözünü ayırırsa yeniden kaybedecekmiş gibi.
Birkaç dakika sonra telsizini çıkardı.
Sesi ilk kez rahatlamıştı.
"Merkez, burası Demir Kurt."
Telsizden cızırtı geldi.
"Dinlemedeyiz."
Demir Asena'ya baktı.
Asena da ona.
Sonra cevap verdi.
"Komutan bulundu."
Asena gülümseyerek mırıldandı.
"Raporlara nasıl yazacaksın bunu?"
Demir ayağa kalktı.
Sonra onu dikkatlice kucağına aldı.
"Asena Korkmaz..."
"Emir dinlemeyip başını belaya soktu."
Asena kahkahayı bastı.
"Terbiyesiz."
Demir de ilk kez gerçekten güldü.
Ve onu taşıyarak dağdan aşağı inmeye başladı.
---
Dağ yolunda ilerliyorlardı.
Yağmur artık hafiflemişti.
Demir, Asena'yı dikkatlice taşıyordu.
Asena ise başını onun omzuna yaslamıştı.
Bir süre sessizlik oldu.
Sadece rüzgârın sesi duyuluyordu.
Sonra Asena gözlerini hafifçe açtı.
"Demir."
"Hm?"
"Çok mu korktun?"
Demir cevap vermedi.
Asena gülümsedi.
"Bu sessizlik evet demek."
Demir birkaç adım daha attı.
Sonra derin bir nefes verdi.
"Evet."
Asena'nın gülümsemesi kayboldu.
Çünkü Demir'in sesi alıştığı gibi sakin değildi.
Gerçekti.
"Telefonun kapalıydı."
"Ulaşamadık."
"Saatler geçti."
Asena onu dinledi.
Demir gözlerini karşıdaki yola dikmişti.
"Hayatımda ilk defa ne yapacağımı bilemedim."
Asena'nın kalbi sıkıştı.
Bu cümleyi Demir'den duymak kolay değildi.
Çünkü Demir her zaman güçlü görünürdü.
Her zaman çözüm bulan taraftı.
Asena elini kaldırıp yanağına dokundu.
"Buradayım."
Demir başını hafifçe ona çevirdi.
"Biliyorum."
Asena gülümsedi.
"Üstelik gayet iyiyim."
"Başından darbe almışsın."
"Ufak detay."
"Patlamanın yanında kaldın."
"Ufak detay."
Demir gözlerini devirdi.
"Sen gerçekten baş belasısın."
Asena kısık sesle güldü.
"Ben mi?"
"Kesinlikle sen."
Bir süre daha yürüdüler.
Sonra Demir durdu.
Asena şaşkınlıkla baktı.
"Ne oldu?"
Demir cevap vermedi.
Sadece yüzüne baktı.
Yağmur damlaları saçlarına takılmıştı.
Yüzü çamur içindeydi.
Ama hâlâ gülümsüyordu.
Demir başını hafifçe eğdi.
Ve alnına kısa bir öpücük kondurdu.
Asena birkaç saniye donup kaldı.
Demir ise sanki dünyanın en normal şeyini yapmış gibi tekrar yürümeye başladı.
Asena'nın yüzünde küçük bir tebessüm oluştu.
"Demir."
"Hm?"
"Romantik olmaya mı başladın?"
"Hayır."
"Oldun."
"Olmadım."
"Oldun."
Demir çaresizce iç çekti.
Asena kahkaha attı.
Sonra tekrar omzuna yaslandı.
"Yine de..."
Demir kaş kaldırdı.
"Asker?"
"İyi ki gelmişsin."
Demir bu kez gülümsemekten kendini alamadı.
"Her zaman gelirim."
Asena gözlerini kapattı.
Bunu duyunca kendini daha huzurlu hissetmişti.
Çünkü ne olursa olsun...
Bir gün yolunu kaybederse onu arayacak birinin olduğunu biliyordu.
Ve o kişi hep aynı adam olacaktı.
Demir Kurt.
---
Karargâha döndüklerinde gece yarısını çoktan geçmişti.
Araç durur durmaz sağlık ekibi koşarak geldi.
"Asena Komutan!"
Demir kapıyı açtı.
"Asker sakin."
"Bilinci açık."
"Baş travması var, kontrol edin."
Asena yorgun gözlerle ona baktı.
"Ben buradayım Demir."
"Bana değil doktora anlat."
"Emir veriyorsun yine."
"Sus."
Asena gülümsemekten kendini alamadı.
---
Muayeneden sonra...
Neyse ki ciddi bir durum olmadığı anlaşılmıştı.
Başındaki darbe pansuman gerektiriyordu.
Kollarındaki sıyrıklar temizlenecekti.
Ve birkaç gün dinlenmesi gerekiyordu.
Tabii son maddeyi duyunca Asena itiraz etmişti.
"Dinlenemem."
"Dinleneceksin."
"Hayır."
"Dinleneceksin."
"Demir."
"Asena."
Doktor ikisine bakıp derin bir nefes verdi.
"Ben çıkıyorum."
---
Bir süre sonra...
Asena kendi odasındaki kanepede oturuyordu.
Saçları çözülmüştü.
Kamuflajının üst kısmını değiştirmişti.
Demir ise ilk yardım çantasını açıyordu.
Asena kaş kaldırdı.
"Ne yapıyorsun?"
"Pansuman."
"Sağlıkçı var."
"Ben yapacağım."
Asena sırıttı.
"Kıskanç mısın?"
Demir gözlerini kaldırdı.
"Yaralısın."
"Asıl cevap bu değildi."
Demir cevap vermedi.
Bu da yeterliydi.
Asena kahkahayı bastırdı.
---
Demir gazlı bezi alıp dikkatlice alnındaki yarayı temizlemeye başladı.
Hareketleri şaşırtıcı derecede nazikti.
Asena onu izliyordu.
Bir süre sonra dayanamayıp sordu.
"Bu kadar dikkatli olmayı nereden öğrendin?"
Demir pansumana devam etti.
"İnsan değer verdiği şeyi kırmak istemez."
Asena birkaç saniye sustu.
Sonra bakışlarını kaçırdı.
"Kitap okumayı azalt."
"Neden?"
"Tehlikeli konuşuyorsun."
Demir bu kez hafifçe güldü.
---
Koldaki sıyrıklara geçti.
Pamuk değdiği anda Asena yüzünü buruşturdu.
"Ay."
Demir hemen durdu.
"Acıdı mı?"
"Biraz."
"Belli etmeseydin."
"Askerim diye taş değilim."
"Şüpheliyim."
Asena elindeki pamuğu almak için uzandı.
Demir hemen çekti.
"Dokunma."
"Komutanım ben."
"Şu an değilsin."
Asena bir an durdu.
Sonra başını sağa çevirip sabır çekti.
Fakat hoşuna gidiyordu istemsizce.
Çünkü ilk kez biri ona komutan gibi değil...
Korunması gereken biri gibi davranıyordu.
---
Pansuman bitince Demir son bandajı da sabitledi.
Geri çekilip yaptığı işe baktı.
"Tamam."
Asena başını hafifçe eğdi.
"Nasıl olmuş?"
"İdare eder."
"Yani?"
"Hayattasın."
Asena güldü.
"Senin iltifat anlayışın çok bozuk."
Demir çantayı kapattı.
"Ama işe yarıyor."
Tam kalkacakken Asena kolundan tuttu.
Demir durdu.
İkisi birkaç saniye birbirine baktı.
Asena'nın sesi bu kez daha yumuşaktı.
"Demir."
"Hm?"
Asena hiç düşünmeden Demir'in boynuna sarıldı.
Demir'de gülümseyerek sarılıp kokusunu içine çekti.
"Bir daha bensiz bir yere gitme."
Asena güldü.
"Ne bu korkma duygusu mu yoksa komutan bilinci mi?"
"Ne komutanı Asena ben sevdiğimi kaybedicem diye içim dışıma çıktı."
Asena daha sıkı sarıldı.
"Biliyo musun Demir senle her yer bana Ötüken."
Asena ilk defa o zaman Demir'in yanağına hafif bir buse kondurdu...
~19. Bölüm Sonu~
