7. bölüm · Kırık Künye

Kızıl Şafak çıkışı

Sena Şahin

Aciliyetle sedye ameliyathaneye alınır.

Geride Aylin ve Hakan kalmıştı.

Aylin yere çöktü ve ağladı.

"...Emirhan olmaz gidemezsin bu şekilde olmaz..."

Ameliyathanenin kırmızı ışığı yandı.

"AMELİYAT DEVAM EDİYOR" yazısı koridora yansıdı.

Aylin dizlerinin üzerine çökmüş, gözyaşlarını durduramıyordu.

"...Emirhan..."

"...Ne olur bana bunu yapma."

Nazlı hemen yanına koştu.

"Aylin..."

"Sakin ol."

Aylin başını iki yana salladı.

"Nasıl sakin olayım?"

"Birkaç saat önce yanımdaydı..."

"Şimdi ameliyatta."

Nazlı onu sarılarak teselli etmeye çalıştı.

Koridorun diğer tarafında...

Hakan duvara yaslanmıştı.

Ellerindeki kurumuş kana boş gözlerle bakıyordu.

Bir anda yumruğunu duvara vurdu.

GÜM!

"Benim yüzümden..."

Serdar hemen kolundan tuttu.

"Hakan."

"Kendine gel."

Hakan başını eğdi.

"Benim yüzümden onunla küs girdik operasyona."

"Son konuştuğumuz şey tartışmaydı."

"Ya..."

"...ya bir daha konuşamazsam?"

Sesi titredi.

Demir ilk defa yumuşak bir ses tonuyla konuştu.

"Hakan."

"Bu yükü tek başına sırtına alma."

"Asıl yapman gereken..."

"...onun çıkmasını beklemek."

Asena ise ameliyathanenin kapısına bakıyordu.

Yüzü her zamanki gibi sakindi.

Ama gözlerindeki endişeyi tim ilk kez bu kadar net görüyordu.

Sessizce,

"Dayan ablam..."

Emirhan askeriyeye ilk geldiğinde ona sahip çıkan ona abla olan Asena'ydı...

diye fısıldadı.

Tam o sırada...

Ameliyathanenin kapısı açıldı.

İçeriden bir hemşire hızla çıktı.

"A Rh negatif kana ihtiyacımız olabilir."

Koridordakilerin hepsi aynı anda ayağa kalktı.

Hakan hiç düşünmeden öne çıktı.

"Ben veririm."

Serdar da yaklaştı.

"Gerekirse ben de."

Hemşire hızlıca,

"Önce kan grubunuzu kontrol edeceğiz."

diyerek onları kan alma odasına götürdü.

Koridorda yalnız kalan Asena, derin bir nefes aldı.

Tam o sırada telefonu çaldı.

Ekranda tek bir isim vardı.

Alya Elif Şafak.

Asena telefonu açtı.

"Konuş Şahin."

Karşı taraftan sakin ama üzgün bir ses geldi.

"Operasyondan döner dönmez haberi aldım."

"Nasıl durumu?"

Asena kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi.

"Doktorlar uğraşıyor."

"Biz de bekliyoruz."

Alya derin bir nefes aldı.

"Pençe Timi eksik kalmayacak."

"Asker dediğin önce umut eder."

Asena gözlerini ameliyathane kapısından ayırmadan cevap verdi.

"Umut etmeyi hiç bırakmadık."

Koridorda yeniden sessizlik hâkim oldu.

Herkesin gözü tek bir kapıdaydı.

Ve o kapının açılacağı an, sanki saatler kadar uzaktaydı.

Nazlı, Aylin'in omuzlarının titrediğini görünce sessizce yanına çömeldi.

"Aylin..."

Aylin başını kaldırmadı.

Gözyaşları durmadan yere damlıyordu.

"Ya..."

"...ya ona bir şey olursa Nazlı?"

Nazlı'nın da gözleri dolmuştu ama kendini güçlü göstermeye çalışıyordu.

"Olmayacak."

"Bak bana."

Aylin başını iki yana salladı.

"Yapamıyorum..."

"Çok korkuyorum."

Nazlı iki eliyle Aylin'in yüzünü tuttu.

"Dinle beni."

"Sen hemşiresin."

"Kaç tane ağır hasta gördün."

"Kaç tanesi hayata tutundu."

Aylin hıçkırarak cevap verdi.

"Onlar başkasıydı..."

"Bu..."

"...bu Emirhan."

Nazlı onu yavaşça ayağa kaldırdı.

"Hadi."

"Yerden kalk."

Aylin'in dizlerinin bağı çözülmüş gibiydi.

Nazlı belinden destek oldu.

"Gel..."

"Buraya otur."

Koridordaki sandalyelerden birine yavaşça oturttu.

Aylin iki elini yüzüne kapattı.

Omuzları hâlâ titriyordu.

Nazlı yanına oturup elini sımsıkı tuttu.

"Dinle."

"Emirhan seni böyle görmek istemezdi."

"O hep gülen tarafın olmanı isterdi."

Aylin gözyaşlarını silmeye çalıştı.

"Bana söz vermişti..."

"Operasyondan dönünce beraber kahve içecektik."

Nazlı hafifçe gülümsedi.

"O zaman o söz hâlâ geçerli."

"Ama önce şu ameliyathaneden çıkacak."

Koridorun diğer tarafında Hakan başını öne eğmiş oturuyordu.

Aylin'in ağladığını görünce gözlerini kapattı.

Sessizce kendi kendine fısıldadı.

"Dayan kardeşim..."

"Ne olur dayan..."

Asena, Demir ve Serdar ise ameliyathane kapısının önünde sessizce bekliyordu.

Kimse konuşmuyordu.

Koridorda yalnızca monitör sesleri, uzaktan gelen ayak sesleri ve umutla karışmış ağır bir bekleyiş vardı.

---

Koridordaki sessizlik, ameliyathanenin kapısının açılmasıyla bozuldu.

Kapı yavaşça aralandı.

İçeriden maskesini çıkaran cerrah dışarı çıktı.

Yüzündeki yorgunluk her hâlinden belliydi.

Asena hemen öne çıktı.

"Doktor?"

Doktor derin bir nefes aldı.

"Ameliyat tamamlandı."

Koridordaki herkes aynı anda rahat bir nefes aldı.

Ama doktor konuşmasına devam etti.

"Kurşun başarıyla çıkarıldı."

"Fakat çok fazla kan kaybetti."

"Hayati tehlikesi şu an için devam ediyor."

Aylin'in gözleri yeniden doldu.

"Peki..."

"İyi olacak mı?"

Doktor kısa bir sessizliğin ardından cevap verdi.

"Şu an kesin bir şey söyleyemem."

"Önümüzdeki yirmi dört saat çok kritik."

"Şimdi yoğun bakıma alınacak."

Koridorun sonunda sedyenin tekerlek sesleri duyuldu.

Ameliyathane kapısı yeniden açıldı.

Emirhan, monitörlere bağlı şekilde sedyeyle dışarı çıkarılıyordu.

Yüzü solgundu.

Gözleri kapalıydı.

Aylin istemsizce sedyenin yanına yürüdü.

Elini uzattı.

Emirhan'ın soğuk elini usulca tuttu.

"Ben buradayım..."

"Ne olur savaşmayı bırakma."

Görevli hemşire nazikçe konuştu.

"Yoğun bakıma alıyoruz."

"Lütfen sedyenin önünü açın."

Sedyeyi yavaşça koridor boyunca ilerlettiler.

Hakan başını eğdi.

Bir adım bile atamadı.

Sadece arkadaşının uzaklaşmasını izledi.

Demir derin bir nefes verdi.

Serdar sessizce dua etmeye başladı.

Asena ise dimdik ayakta duruyordu.

Ama gözleri, yoğun bakım kapısı kapanana kadar sedyeden hiç ayrılmadı.

Kapı kapandı.

Koridorda yeniden ağır bir sessizlik çöktü.

Artık beklemekten başka yapabilecekleri hiçbir şey kalmamıştı.

---

Aylin yavaş adımlarla yoğun bakım koridoruna yürüdü.

Ayak sesleri koridorda yankılanıyordu.

Yoğun bakımın önüne geldi.

Camın diğer tarafına baktığı an...

Kalbi sıkıştı.

Emirhan, bembeyaz hastane yatağında hareketsiz yatıyordu.

Monitörlerden gelen ritmik "bip" sesleri koridorun sessizliğini dolduruyordu.

Kolunda serumlar...

Göğsünde kablolar...

Yüzünde oksijen maskesi...

Aylin'in gözleri yeniden doldu.

Titreyen eliyle cama usulca dokundu.

"Ne hâle geldin sen..."

diye fısıldadı.

"Birkaç saat önce bana gülüyordun..."

"Şimdi sesini bile duyamıyorum."

Gözyaşları yanağından süzülerek yere düştü.

"Hatırlıyor musun?"

"Operasyondan dönünce bana kahve ısmarlayacağını söylemiştin."

"Ben hâlâ o kahveyi bekliyorum."

Koridorda sessizlik vardı.

Aylin gözlerini Emirhan'dan ayıramıyordu.

"Ben buradayım..."

"Nereye gidersen git..."

"Yine seni bekleyeceğim."

Arkasından hafif bir ayak sesi duyuldu.

Hakan sessizce yanına geldi.

O da camın ardından Emirhan'a baktı.

İkisi de hiçbir şey söylemedi.

Sadece arkadaşlarını izlediler.

Bir süre sonra Hakan kısık bir sesle konuştu.

"İnatçıdır."

"Kolay kolay pes etmez."

Aylin gözyaşlarını silmeye çalıştı.

"Bilirim o inadı..."

Hakan başını eğdi.

"Pes ederse..."

"...ona çok kızarım."

İlk defa ikisinin de yüzünde acıyla karışık küçücük bir tebessüm oluştu.

Tam o sırada yoğun bakım odasının içindeki monitörden gelen ritmik ses koridora yayılmaya devam ediyordu.

İkisi de umutla camın ardından Emirhan'a bakmayı sürdürdü.

Yoğun bakım koridorundaki sessizlik devam ediyordu.

Aylin ve Hakan, camın ardından Emirhan'ı izliyordu.

Bir anda...

Yoğun bakım odasının içindeki monitörden gelen düzenli "bip" sesi kesildi.

Yerini tekdüze, uzun bir uyarı sesi aldı.

"Biiiiiiiiip..."

Aylin'in yüzündeki ifade bir anda değişti.

"Hayır..."

Odanın içindeki sağlık ekibi hızla Emirhan'ın etrafında toplandı.

Bir doktor yüksek sesle,

"Haydi, devam edin!"

diye talimat verdi.

Kapılar kapandığı için içeride tam olarak ne olduğu görünmüyordu.

Sadece sağlık ekibinin telaşla hareket ettiği seçiliyordu.

Aylin bir adım geri attı.

"Hayır..."

"Hayır..."

Titremeye başladı.

"N'olur..."

Hakan da cama doğru yaklaştı.

Yumruklarını sıktı.

"N'oluyor..."

Aylin'in nefesi hızlandı.

Gözleri kararmaya başladı.

"Nazlı..."

diye fısıldadı.

Bir anda dizlerinin bağı çözüldü.

Tam yere düşecekken Hakan onu yakaladı.

"Aylin!"

"Aylin!"

Koridordaki hemşireler hızla yanlarına koştu.

"Bize sedye getirin!"

"Açın yolu!"

Hakan, Aylin'i dikkatlice sedyeye almalarına yardım etti.

Hemşirelerden biri sakin bir sesle konuştu.

"Muhtemelen yoğun strese bağlı fenalaştı."

"Biz ilgileneceğiz."

Hakan başını salladı.

Sonra cebinden telefonunu çıkardı.

Rehberden Nazlı'nın numarasını buldu.

Telefon ikinci çalışta açıldı.

"Hakan?"

"Nazlı..."

"Sakin olmaya çalış."

Karşı taraftan endişeli bir ses geldi.

"Ne oldu?"

Hakan derin bir nefes aldı.

"Aylin fenalaştı."

"Şu an sağlık ekibi onunla ilgileniyor."

Nazlı hiç beklemeden,

"Ben geliyorum."

dedi.

Telefon kapandı.

Hakan yeniden yoğun bakım kapısına döndü.

Bir tarafta en yakın arkadaşı yaşam mücadelesi veriyordu.

Diğer tarafta Aylin tedavi altına alınmıştı.

Koridordaki bekleyiş, her geçen saniye daha da ağırlaşıyordu.

---

Nazlı, Aylin'in odasındaki ışığı biraz kıstı.

Aylin, sakinleştirici tedavinin ardından yorgun düşmüş, sonunda uyuyabilmişti.

Nazlı battaniyesini usulca düzeltti.

Saçlarını kulağının arkasına bıraktı.

"Sen dinlen..."

diye fısıldadı.

"Gerisini biz bekleriz."

Kapıyı sessizce kapatıp hemşire dinlenme odasına doğru yürüdü.

Kapıyı araladığında içeride tek bir kişi vardı.

Hakan...

Başını ellerinin arasına almış, öylece oturuyordu.

Nazlı sessizce yaklaştı.

"Hakan..."

Hakan başını kaldırdı.

Gözleri kıpkırmızıydı.

"Geldi mi?"

"Aylin uyudu."

Nazlı karşısındaki sandalyeye oturdu.

"Biraz dinlenmesi gerekiyordu."

Hakan birkaç saniye sustu.

Sonra sesi çatlayarak konuştu.

"...Benim suçum."

Nazlı başını iki yana salladı.

"Hakan..."

"Hayır."

Hakan derin bir nefes aldı.

"Operasyona küs girdik."

"Son konuştuğumuz şey tartışmaydı."

"Barışmaya bile fırsat bulamadık."

Sesi giderek titriyordu.

"Ya..."

"...ya gözünü açamazsa?"

Nazlı, Hakan'ın omzuna destek olmak istercesine elini koydu.

"Hakan."

"Kendini bununla tüketme."

Hakan daha fazla dayanamadı.

Başını öne eğdi.

Omuzları titremeye başladı.

Sessizce ağlıyordu.

"Ben..."

"...ona kardeşim diyordum."

"Bir kardeşime bunu nasıl yaşattım?"

Nazlı hiçbir şey söylemedi.

Sadece yanına oturdu kaldı.

Ve Hakanı geri çekerek göğsüne yatırdı.

Bir süre sonra Hakan, gözyaşlarını silmeye çalıştı.

"Keşke..."

"...o helikopterde gidip konuşsaydım."

"Keşke inat etmeseydim."

Nazlı yumuşak bir sesle cevap verdi.

"İnsan bazen söyleyeceklerini erteler."

"Ama bu, arkadaşına değer vermediği anlamına gelmez."

Hakan derin bir nefes aldı.

"İnşallah bunu ona kendim söyleyebilirim."

Tam o sırada dinlenme odasının kapısı hafifçe çalındı.

Koridordan bir hemşirenin sesi duyuldu.

"Hakan Bey..."

"Yoğun bakımdan haber var."

Hakan ve Nazlı aynı anda ayağa kalktı.

İkisi de tek kelime etmeden kapıya yöneldi.

Kalpleri aynı endişeyle çarpıyordu.

---

Yoğun bakım koridorunda herkes nefesini tutmuş bekliyordu.

Bir anda...

Odadaki uzun uyarı sesi kesildi.

Monitörde yeniden ritmik ses duyulmaya başladı.

"Bip..."

"Bip..."

"Bip..."

Doktor derin bir nefes aldı.

"Ritim geri geldi."

"Devam edin."

Koridordaki doktorlardan biri dışarı çıktı.

Asena hemen yanına gitti.

"Doktor?"

Doktor yorgun ama bu kez daha umutlu görünüyordu.

"Kalbi yeniden çalışıyor."

"Şu an durumu hâlâ kritik..."

"...ama geri döndü."

Koridorda derin bir sessizlik oldu.

Hakan gözlerini kapatıp başını öne eğdi.

Şükreder gibi derin bir nefes aldı.

Serdar omzuna dokundu.

"Duydun mu?"

"Geri döndü."

Hakan'ın gözlerinden bu kez sevinç gözyaşları aktı.

"Şükür..."

"Şükür..."

Asena ilk kez yüzündeki sert ifadeyi biraz olsun bıraktı.

"Döneceğini biliyordum."

---

Aradan üç gün geçmişti.

Yoğun bakım odası sessizdi.

Sabah güneşi perdenin arasından içeri süzülüyordu.

Emirhan'ın parmakları hafifçe kıpırdadı.

Monitördeki ritim düzenliydi.

Birkaç saniye sonra göz kapakları titredi.

Yavaşça açıldı.

Işık gözlerini rahatsız edince tekrar kısmaya çalıştı.

Bulunduğu yeri anlamaya çalışıyordu.

Tam o sırada kapı açıldı.

İçeri giren hemşire durdu.

Gözleri büyüdü.

"Doktor!"

"Hasta uyandı!"

Birkaç saniye içinde doktor ve sağlık ekibi odaya geldi.

Doktor gülümseyerek yaklaştı.

"Beni duyabiliyor musun?"

Emirhan çok hafif başını salladı.

"Harika..."

"Şimdilik konuşmaya çalışma."

"En önemli kısmı atlattın."

Doktor dışarı çıkarken koridordakilere döndü.

"Gözlerini açtı."

Haberi alan Aylin'in gözleri doldu.

Hiç beklemeden yoğun bakım odasının kapısına geldi.

Doktor hafifçe gülümsedi.

"Kısa süreliğine girebilirsiniz."

Aylin yavaşça içeri girdi.

Kapıyı sessizce kapattı.

Emirhan yatağında güçsüzce ona baktı.

Maskenin ardından belli belirsiz gülümsemeye çalıştı.

Aylin'in gözlerinden yaşlar süzüldü.

Yatağın yanına geldi.

Elini usulca tuttu.

"Çok korkuttun beni."

Emirhan konuşacak gibi oldu.

Aylin hemen başını salladı.

"Hayır."

"Doktor konuşma dedi."

Emirhan hafifçe gülümsedi.

Aylin onun elini iki eli arasına aldı.

"Seninle daha içeceğimiz çok kahve var."

"O yüzden bir daha beni böyle korkutmaya hakkın yok."

Emirhan gözlerini kırparak onu onayladı.

Aylin gülümseyip gözyaşlarını sildi.

"Hoş geldin..."

"Tekrar aramıza hoş geldin."

Odanın sessizliğini yalnızca monitörden gelen düzenli ritim sesi dolduruyordu.

Bu kez o ses...

Herkes için yeniden başlayan bir umudun sesiydi.

---

Aradan bir hafta geçmişti.

Doktor, Emirhan'ın dosyasını kapatıp hafifçe gülümsedi.

"Beklediğimizden hızlı toparlandın."

"Ama ağır kaldırmak yok."

"İlaçlarını aksatmayacaksın."

"Kontrollerini de ihmal etmeyeceksin."

Emirhan hafifçe gülümsedi.

"Emredersiniz hocam."

Doktor da gülümseyerek dosyayı uzattı.

"Taburcusun."

---

Hastanenin çıkış kapısında Pençe Timi eksiksiz bekliyordu.

Asena her zamanki ciddi duruşuyla ayaktaydı.

Demir kollarını bağlamıştı.

Serdar elinde küçük bir poşet tutuyordu.

Hakan ise duvara yaslanmış görünmeye çalışsa da heyecanı yüzünden okunuyordu.

Kapı açıldı.

Emirhan yavaş adımlarla dışarı çıktı.

Hakan onu görür görmez yanına yürüdü.

Hiç konuşmadan sıkıca sarıldı.

"Hoş geldin lan."

Emirhan da gülümsedi.

"Özledin mi?"

Hakan burnunu çekerek omzuna hafifçe vurdu.

"Çok konuşma."

"Bir daha beni böyle korkutursan hesabını sorarım."

Emirhan kahkaha attı.

"Asıl sen küs kalmayacaksın."

Hakan başını eğdi.

"Kalmam..."

"Bir daha asla."

Asena yanlarına geldi.

"Pençe Timi..."

"Tekrar eksiksiz."

Timdekiler hafifçe gülümsedi.

Serdar elindeki poşeti uzattı.

"Geçmiş olsun."

"Sevdiğin çekirdekten aldım."

Demir ise her zamanki ciddiyetiyle konuştu.

"Tekrar böyle dikkatsizlik istemiyorum."

Emirhan sırıttı.

"Emredersiniz komutanım."

Demir arkasını dönerken belli belirsiz gülümsedi.

"İyi ki döndün."

---

Akşam...

Emirhan evinin kapısını açtı.

İçeri girdiği sırada arkasından tanıdık bir ses duyuldu.

"İzin var mı?"

Arkasını döndü.

Kapının önünde Aylin vardı.

Elinde küçük bir çanta taşıyordu.

Emirhan şaşkınlıkla gülümsedi.

"Aylin?"

Aylin başını hafifçe eğdi.

"Doktor tek başına kalmanı istemedi."

"Ben de..."

"...birkaç gün yanında kalayım dedim."

Emirhan gülümseyerek kapıyı biraz daha açtı.

"İyi ki gelmişsin."

Aylin içeri girdi.

Çantasını koltuğun yanına bıraktı.

Evi sessizce inceleyip tekrar Emirhan'a baktı.

"İlaçlarını saatinde alacaksın."

"Yemeklerini düzenli yiyeceksin."

"Kendini yormayacaksın."

Emirhan kaşını kaldırdı.

"Hemşire modun açıldı galiba."

Aylin kollarını bağlayıp gülümsedi.

"Benim görevim bu."

"İtiraz kabul etmiyorum."

Emirhan usulca yaklaşıp elini tuttu.

"Yoğun bakımda..."

"...camın arkasında seni görmüştüm."

Aylin'in gözleri doldu.

"Seni kaybettiğimi sandım."

Emirhan başını hafifçe salladı.

"Artık buradayım."

Aylin dayanamayarak ona dikkatlice sarıldı.

"Bir daha beni böyle korkutma."

Emirhan da onu incitmemeye özen göstererek sarıldı.

"Söz..."

"Bu kez gerçekten söz."

Evin sessizliğini yalnızca ikisinin derin nefesleri bozuyordu.

Dışarıda güneş yavaş yavaş batarken, Pençe Timi'nin en zor haftası geride kalmış; yerini yeniden umut dolu bir başlangıca bırakmıştı.

---

Pençe timi askeriyeye geri dönmüştü.

Ev sessizdi.

Emirhan salondaki koltuğa uzanmış, doktorun verdiği ilaçların etkisiyle yorgun görünüyordu.

Mutfaktan ise tencerenin hafif kaynama sesi geliyordu.

Aylin ocağın başında elindeki kaşıkla çorbayı karıştırıyordu.

Bir ara kapağı kaldırıp kokladı.

"Tamam..."

"Olmuş."

Kâseye dikkatlice çorbayı doldurdu.

Yanına bir bardak su ve ilaçlarını da koydu.

Tepsiyle salona geçti.

Emirhan onu görünce gülümsedi.

"Mis gibi kokuyor."

Aylin kaşını kaldırdı.

"Beğenmezsen aç kalırsın."

Emirhan güldü.

"Yok yok..."

"Şikâyet etmiyorum."

Aylin tepsiyi sehpanın üzerine bıraktı.

"Hadi."

"Yavaşça doğrul."

Emirhan doğrulmaya çalışırken yarası sızladı.

Yüzünü hafifçe buruşturdu.

Aylin hemen koluna girip destek oldu.

"Dikkat et."

"Doktor ne dedi?"

"Zorlama."

Emirhan başını salladı.

"Emredersiniz hemşire hanım."

Aylin gülümseyerek kâseyi eline aldı.

"Şimdi..."

"Kaşığı ben tutacağım."

Emirhan şaşkınlıkla baktı.

"Yok artık."

"Çocuk değilim."

Aylin kararlı bir ifadeyle cevap verdi.

"Hayır."

"Şu an benim hastamsın."

"İtiraz yok."

Emirhan istemsizce güldü.

"Peki..."

Aylin çorbayı üfleyip ilk kaşığı uzattı.

"Sıcak."

"Dikkat."

Emirhan sessizce bir kaşık aldı.

Birkaç saniye sonra gülümsedi.

"Güzel olmuş."

Aylin kollarını bağladı.

"Sadece güzel mi?"

"Bence harika olmuş."

Emirhan kahkaha attı.

"Tamam."

"Harika olmuş."

"Şimdi oldu."

İkisi de gülümsedi.

Çorba bittikten sonra Aylin ilaçlarını uzattı.

"Bunları da iç."

Emirhan ilaçları alıp suyla yuttu.

Aylin boş kâseyi alırken göz ucuyla ona baktı.

"Bir hafta önce seni yoğun bakım camının arkasından izliyordum."

"Şimdi karşımda oturup çorbamı eleştiriyorsun."

Emirhan hafifçe gülümsedi.

"Hayat garip."

Aylin başını salladı.

"Garip değil."

"İkinci bir şans."

Emirhan sessizce onun elini tuttu.

"Yanımda olduğun için..."

"Teşekkür ederim."

Aylin elini geri çekmedi.

"Bir yere gitmiyorum."

"Sen tamamen iyileşene kadar..."

"...buradayım."

Ev yeniden sessizliğe büründü.

Bu sessizlik, artık korkunun değil; huzurun sessizliğiydi.

---

Emirhan son ilacını da içip su bardağını masaya bıraktı.

Derin bir nefes verdi.

"Sanırım..."

"İlaçlar yine etkisini göstermeye başladı."

Aylin hafifçe gülümsedi.

"Gözlerinden belli oluyor."

Gerçekten de Emirhan'ın göz kapakları ağırlaşmıştı.

Koltuğa yaslandı.

Bir esneme tuttu.

"Biraz uyusam iyi olacak."

Aylin başını salladı.

"Uyu."

"Vücudunun dinlenmeye ihtiyacı var."

Emirhan gözlerini kapatmaya çalışırken başı öne düştü.

Aylin sessizce yanına oturdu.

Nazikçe omzundan destek verdi.

"Gel..."

"Rahat et."

Emirhan yavaşça ona yaslandı.

Aylin, başını dikkatlice kendi omzuna ve göğsüne dayayarak daha rahat bir pozisyona gelmesini sağladı.

Üzerine ince bir battaniye örttü.

Emirhan gözlerini açmadan hafifçe mırıldandı.

"İyi ki varsın..."

Aylin'in yüzünde sıcak bir tebessüm belirdi.

"Sen de iyi ki varsın."

Bir eliyle battaniyeyi düzeltirken diğer eliyle saçlarını usulca okşamaya başladı.

Yavaş ve sakin hareketlerle...

Sanki bütün yorgunluğunu alıp götürmek ister gibiydi.

Bir süre sonra Emirhan'ın nefesi düzenli hâle geldi.

Uyumuştu.

Aylin başını hafifçe eğip onu izledi.

Bir hafta önce yoğun bakım camının arkasında, sadece gözlerini açmasını diliyordu.

Şimdi ise...

Yanında, huzur içinde uyuyordu.

Aylin sessizce fısıldadı.

"Artık dinlen..."

"Ben buradayım."

Salondaki sessizliği yalnızca duvardaki saatin tik takları bozuyordu.

Dışarıda yağmur hafif hafif yağarken, evin içini uzun zamandır ilk kez gerçek bir huzur kaplamıştı.

---

Aynı akşam...

Kışla sessizdi.

Terastan görünen şehir ışıkları gecenin karanlığını delip geçiyordu.

Hakan korkuluğa yaslanmıştı.

Elindeki sigaradan derin bir nefes çekti.

Dumanı yavaşça gökyüzüne bıraktı.

Gözleri boşluğa dalmıştı.

Kendi kendine mırıldandı.

"Az daha kaybediyordum seni..."

Tam o sırada arkasından kapının açılma sesi geldi.

Demir ağır adımlarla terasa çıktı.

Hakan dönüp bakmadı.

"Siz miydiniz komutanım?"

Demir cevap vermedi.

Sessizce yanına geldi.

Bir süre ikisi de konuşmadı.

Rüzgâr esiyor, sigara dumanını dağıtıyordu.

Sonunda Demir konuştu.

"İyi değil misin?"

Hakan acı acı güldü.

"Hiç iyi değilim."

"Bazen gözümü kapatıyorum..."

"Hâlâ o anı görüyorum."

"Yere düştüğü anı."

Demir korkuluğa yaslandı.

"Nöbetten sonra her gece buraya çıkıyorsun."

Hakan şaşırdı.

"Fark ettiniz mi?"

Demir kısa bir tebessüm etti.

"Komutanım ben."

"Timimdeki adamın nefes alışını bile fark ederim."

Hakan başını öne eğdi.

"Ben..."

"...onu koruyamadım."

Demir başını iki yana salladı.

"Yanlış."

Hakan sessizce ona baktı.

Demir sakin ama ilk kez bu kadar yumuşak bir ses tonuyla devam etti.

"Onu sen vurmadın."

"Onu sen yaralamadın."

"Ama sen..."

"...ilk koşan kişi oldun."

"...ilk taşıyan kişi oldun."

"...ilk vazgeçmeyen kişi oldun."

Hakan'ın gözleri doldu.

"Yine de yetmedi."

Demir omzuna hafifçe dokundu.

"Yetti."

"Çünkü bugün hayatta."

"Şu an evinde."

"Sevdiği kadın yanında."

"Ve bunu görebiliyorsan..."

"...kendini suçlamayı bırak."

Hakan sessizce yere baktı.

"Ben sizi hep..."

"...çok sert sanıyordum komutanım."

Demir hafifçe gülümsedi.

"Sertim."

"Ama taş değilim."

"Bu tim..."

"...benim ailem."

"Sizden biri zarar görünce..."

"...ben de görüyorum."

Hakan ilk defa Demir'e farklı gözlerle baktı.

"Teşekkür ederim..."

"...komutanım."

Demir cebinden sigara paketini çıkardı.

Sonra birkaç saniye baktı.

Tek kelime etmeden paketi buruşturup çöp kutusuna attı.

Hakan şaşkınlıkla sordu.

"İçmeyecek misiniz?"

Demir gözlerini şehir manzarasına çevirdi.

"Bir arkadaşım bana yıllar önce şöyle demişti..."

"'Bazı yaralar sigarayla değil, zamanla iyileşir.'"

"Sanırım haklıymış."

İkisi de sessizce geceyi izlemeye devam etti.

O gece...

Hakan ilk kez kendini yalnız hissetmedi...

~6. Bölüm Sonu~