6. bölüm · Kırık Künye

Operasyon kızıl şafak

Sena Şahin

Askeri üsse varmışlardı ve direk Asena'nın çağırdığı toplantı alanına çıktılar.

Hakan içinde bir sıkıntı hissetti.

"Devrem sanki bir şey olucak gibi bir his var."

Emirhan kolunu Hakan'ın omzuna attı.

"Allah'ın izniyle hiç bir şey olmaz dadaşım"

Hakan derin bir iç çekti ardından içeri girdi.

Asena oturmuş koordinatları inceliyor. Demir ayakta haritalara bakıyor. Serdar ise yine silah mühimmatını kontrol ediyordu.

Asena açılan kapıya dönmeden seslendi.

"Gelin arkadaşlar bir şafak operasyonumuz var."

Emirhan kafasını sağa eğerek sabır çekti.

"Başımızdan bi eksilmediler la havle."

Asena başıyla onaylayıp oturmaları için işaret etti ve ayağa kalktı.

"Arkadaşlar gidiceğimiz görev zorlu şartlar içeriyor ona göre tam tehcizatlı olmanızı sağlanacak ve bu görevin bize verilme sebebini hepiniz biliyordur ama ben söyleyeyim. Bu görev bize verilme sebebi rütbe artımı olucak ve bu görev başarıyla bitirilicek."

Hepsi birbirine baktı. Hepsi aynı anda ayaklandı.

"EMREDERSİNİZ KOMUTANIM!"

Asena gurur duyucu bir tebessüm etti.

"İşte benim timim. Hazırlanın arkadaşlar. Size güveniyorum pençe."

Hepsinin aklından o ses geçti.

*"Size güveniyorum pençe."*

Asena'nın o sözünü duyduktan sonra herkes silah odasına indi.

Hazırlıklar tam gaz devam ediliyordu.

Hakan'ın hâlâ içindeki sıkıntı geçmedi ve derin derin iç çekti.

Emirhan Hakan'a dönüp sırıttı.

"Lan sümbül ne oldu la."

Hakan içindeki sıkıntıyla nefes nefese kaldı.

"H-hiç bişe y-yok."

Emirhan şaşırmıştı.

"Kardeşim iyi misin sen kolay kolay kekelemezsin."

Hakan hafif gülümsedi.

"İyiyim sorun yok."

Emirhan başıyla onayladı. Fakat biliyordu Emirhan ne zaman Hakan'a bulaşsa beraber gülerken şimdi garipti.

Serdar hazırlıklarını bitirdi.

"Arkadaşlar gazamız mübarek olsun."

Demir yan bir bakış attı.

"Hayırdır korkuyor musun?"

Serdar sırıttı.

"Ben niye korkayım onlar benden korksun."

Emirhan araya girdi.

"Komutanlarım acaba dağa çatışmaya gittiğimizi hatırlatsam mı?"

Demir direk yönünü Emirhan'a çevirdi.

"Biz de sana boş konuşmaman gerektiğini mi hatırlatsak?"

Serdar yine güldü.

"Bir günde atışmayın be kardeşim."

Emirhan kahkaha attı.

"Valla komutanım hamurum ekşir."

Serdar başını iki yana salladı gülmeye devam etti.

"Allah akıl fikir versin inşallah tez zamanda."

Emirhan yukarı ellerini dua edermiş gibi açtı.

"Amin komutanım."

Serdar'a döndü.

"Cümlemize İnşAllah"

Demir derince bir iç çekti.

"Burdan bir çarpıcağım görücen İnşAllah, MaşAllah'ı."

Emirhan direk sustu. Hakan'a döndü.

"Devrem senle uğraşalım ya sarmıyo sensiz."

Yerinden ayaklanıp Hakan'a sataştı ve yine gülüşmeler başladı.

---

Asena bir süre sonra odaya girdi ve herkes asker pozisyonu aldı.

"Hazırsanız vakit geldi."

Hepsi beraber helikoptere bindi.

Asena son kontrolleri yaptı ve yerine geçti.

Emirhan'ın gözü hayla Hakan'daydı.

"Devrem küsmüyüz neden soğuksun?."

Hakan direk tersledi.

"Yarım saattir aynı soru Emirhan susmayacak mısın?"

Emirhan bir an baktı sonra yerini değiştirdi ve uzağa oturdu.

---

Helikopterin pervaneleri geceyi yararak dönüyordu.

Motorun uğultusu içerideki sessizliği bile bastıramıyordu.

Asena, ön tarafta operasyon dosyasını son kez inceliyordu.

Demir elindeki tabletten bölgenin koordinatlarını kontrol ediyor, Serdar ise keskin nişancı tüfeğinin son kontrollerini yapıyordu.

Helikopterin en arka sırasında...
Hakan pencereye dönmüş oturuyordu.

Emirhan ise birkaç koltuk ötede, sessizce karşısına bakıyordu.

Yarım saat olmuştu.

İkisi de tek kelime konuşmamıştı.

Emirhan birkaç kez Hakan'a baktı.

Hakan ise gözünü bile çevirmedi.

Bu kez Emirhan iç çekti.

"...Hâlâ bana mı kızgınsın?"

Cevap gelmedi.

Helikopterin uğultusu ikisinin arasındaki sessizlikten daha hafif kalıyordu.

Emirhan tekrar konuştu.

"Tamam..."

"Haklısın."

"Biraz fazla konuştum."

Hakan yine cevap vermedi.

Demir ikisini süzüp başını iki yana salladı.

"Askerî operasyona gidiyoruz."

"Çocuk gibi küsmeyi görevden sonraya saklayın."

Hakan kısa bir cevap verdi.

"Göreve engel olmuyor komutanım."

Asena dosyayı kapattı.

"Yeter."

"Operasyon bölgesine beş dakika."

"O andan itibaren herkes sadece görevine odaklanacak."

"Anlaşıldı mı?"

"Emredersiniz komutanım."

Helikopter yavaş yavaş alçalmaya başladı.

Kapak açıldı.

Soğuk rüzgâr bir anda içeri doldu.

Asena ayağa kalktı.

"Pençe Timi."

"Hedef; kuzey yamacı."

"Temas ihtimali yüksek."

"Kimse tek başına hareket etmeyecek."

Dört asker aynı anda silahlarını kavradı.

Hakan bir anlığına Emirhan'a baktı.

Bakışları sadece birkaç saniye sürdü.

Sonra yine yüzünü çevirdi.

Emirhan bunu fark etti.

İçinden sadece,

"Dönüşte konuşuruz..."

diye geçirdi.

Ama kaderin onlar için başka bir planı vardı.

Asena eliyle işaret verdi.

"İniyoruz."

Helikopter gece karanlığına inerken Pençe Timi, sessizce operasyona doğru ilerledi.

Kimse bu görevin, timin hayatını uzun süre etkileyecek bir dönüm noktası olacağını henüz bilmiyordu. Helikopter sessizce iniş yaptı.

Kapak açılır açılmaz Asena ilk inen kişi oldu.

Elini kaldırıp sessizce işaret verdi.

"Dağıl."

Pençe Timi tek sıra hâlinde ilerlemeye başladı.

Serdar dürbününü kaldırıp çevreyi tarıyordu.

"Komutanım."

"Kuzey temiz."

Demir elindeki tabletten koordinatları kontrol etti.

"Isı izi görünmüyor."

Hakan çevredeki izleri incelerken diz çöktü.

"Yeni ayak izleri."

"En fazla bir saatlik."

Asena başını salladı.

"Demek doğru yerdeyiz."

Emirhan sessizce etrafı izliyordu.

Bir anlığına Hakan'a baktı.

Hakan yine göz göze gelmemek için başka tarafa döndü.

Emirhan derin bir nefes aldı.
İçinden,

"Dönünce konuşuruz..."

diye geçirdi.

Asena elini kaldırdı.

"İleri."

Tim yavaş adımlarla sık ağaçların arasına girdi.

Orman o kadar sessizdi ki sadece botların toprağa bastığı ses duyuluyordu.

Demir bir anda durdu.

"Komutanım..."

"Bu sessizlik normal değil."

Asena da durdu.

Herkes bulunduğu yerde çömeldi.

Serdar dürbününü kaldırdı.

"Bir şey göremiyorum."

Hakan etrafına bakındı.

"Ben de."

Tam o sırada...

Kuru bir dal kırıldı.

ÇAT!

Asena'nın bakışları sesin geldiği yöne çevrildi.

"Pusu..."

diye fısıldadı...

Bir anda çevreden silah sesleri yükseldi.

"Temas!"

Asena bağırdı.

"Siper alın!"

Tim hızla kayaların ve ağaçların arkasına geçti.

Demir karşı tarafa ateş yönünü işaret etti.

"Sağ tarafta hareket var!"

Hakan bulunduğu yerden Asena'yı koruyacak pozisyona geçti.

Emirhan ise geride kalan hattı kontrol ediyordu.

Tam yer değiştireceği sırada...

Keskin bir darbe hissetti.

Bir an duraksadı.

Nefesi kesildi.

Elini refleksle göğsüne götürdü.

Eldivenine bulaşan kana baktı.

Gözleri büyüdü.

Dizlerinin bağı çözüldü.

Olduğu yere çöktü.

Hakan arkasını döndüğünde Emirhan'ı dizlerinin üzerinde gördü.

"Emirhan!"

Bu kez sesindeki öfke tamamen kaybolmuştu.

Sadece endişe vardı.

Hiç düşünmeden bulunduğu yerden ona doğru koşmaya başladı.

Asena bunu görünce sert bir sesle bağırdı:

"Hakan!"

"Açık alana çıkma!"

Ama Hakan sanki hiçbir şeyi duymuyordu.

Tek gördüğü şey, az önce konuşmadığı en yakın arkadaşının yerde güçlükle nefes almaya çalışmasıydı.

Direk Emirhan'ın yanına koştu ve kayanın arkasına çekti.

Hakan Emirhan'ı kayanın arkasına çeker çekmez dizlerinin üzerine çöktü.

"Emirhan!"

Emirhan gözlerini güçlükle açtı.

"İyiyim..."

Hakan sinirle başını salladı.

"Saçmalama!"

"Konuşma."

Asena hemen yanlarına geldi.

"Durumu?"

Hakan hızlıca kontrol edip dişlerini sıktı.

"Yaralı komutanım..."

"Tıbbi müdahaleye ihtiyacı var."

Demir kayalığın arkasından çevreyi gözetliyordu.

"Komutanım!"

"Temas kesilmiyor."

"Bulunduğumuz noktaya yaklaşmaya çalışıyorlar."

Asena hiç vakit kaybetmedi.

"Serdar!"

"Emredin komutanım."

"Çevre emniyetini al."

"Demir, tahliye rotasını kontrol et."
"Hakan..."

Asena'nın sesi bu kez biraz daha yumuşadı.

"Onu yalnız bırakma."

"Emredersiniz komutanım."

Hakan tekrar Emirhan'a döndü.

Birkaç saat önce sırf inadı yüzünden onunla konuşmamıştı.

Şimdi ise tek istediği, arkadaşının gözlerini kapatmamasıydı.

"Bana bak..."

"Gözlerini benden ayırma."

Emirhan hafifçe gülümsemeye çalıştı.

"Daha..."

"Barışamadık."

Hakan'ın boğazı düğümlendi.

"Kes şu muhabbeti."

"Kışlaya dönünce ne diyorsan diyeceksin."

Emirhan güçlükle nefes aldı.

"Kızgın mısın hâlâ?"

Hakan başını sertçe iki yana salladı.

"Değilim oğlum..."

"Hiç olmadım."

"Ben sadece..."

Cümlesini tamamlayamadı.

Asena telsizine uzandı.

"Merkez, Pençe Timi."

"Bir personelimiz yaralı."

"Acil tahliye talep ediyoruz."

Telsizden kısa bir cızırtı yükseldi.

"Anlaşıldı Pençe Timi."

"Tahliye helikopteri bölgeye yönlendirildi."

Asena timine döndü.

"Dayanın."

"Biraz daha..."

"Helikopter geliyor."

Hakan, Emirhan'ın omzunu sıkıca tuttu.

Elleri titriyordu.

Birkaç dakika önce ona tek kelime etmemişti.

Şimdi ise tek istediği şey, arkadaşının iyi olmasıydı.

"Oğlum..."

"Bana bak."

Emirhan güçlükle başını çevirdi.

Göz göze geldiler.

Hakan'ın boğazı düğümlendi.

"Ben..."

"Ben salaklık ettim."

"Sen konuşmaya çalıştın..."

"...ben inat ettim."

Emirhan yorgun bir tebessüm etmeye çalıştı.

"Geçer..."

"Küs kalmayız..."

Hakan başını iki yana salladı.

"Hayır."

"Sen bana sus dedin diye değil..."

"Ben sustuğum için pişmanım."

O an sesi çatladı.

Gözleri dolmaya başladı.

Yıllardır aynı timdeydi.

En ağır operasyonlara girmişti.

En zor anlarda bile dimdik durmuştu.

Ama şimdi...

İlk kez kendini tutamadı.

Gözünden tek bir damla yaş süzüldü.

Yanağı boyunca ağır ağır aktı.

Hakan hemen yüzünü çevirdi.

Kimsenin görmesini istemiyordu.

Emirhan bunu fark etti.

Güçlükle elini kaldırıp Hakan'ın koluna dokundu.

"Ağlama..."

"Yakışmıyor sana."

Hakan acı bir gülümsemeyle başını eğdi.

"Sus..."

"Bu sefer sözümü dinle."

"Hiç konuşma."

Asena birkaç adım geriden bu manzarayı gördü.

Hiçbir şey söylemedi.

Sadece kısa bir an gözlerini kapattı.

Demir ve Serdar da sessizdi.

O an, kimse konuşmuyordu.

Çünkü Pençe Timi'nin en çok gülen iki askeri...

Şuan sessizlikteydi.

Emirhan'ın gözleri ağırlaşmaya başladı.

Nefesi düzensizleşiyordu.

Hakan omzundan tuttu.

"Emirhan!"

"Bana bak!"

Emirhan dudaklarını aralamaya çalıştı.

"Hakan..."

"...Aylin'e..."

Cümlesini tamamlayamadı.

Gözleri yavaşça kapandı.

Başı Hakan'ın dizine düştü.

Hakan'ın yüzü bembeyaz kesildi.

"Emirhan!"

"Emirhan!"

Asena telsizini eline aldı.

"Merkez! Pençe Timi!"

"Bir personel bilincini kaybetti!"

"Olay yerine acil hava desteği ve tahliye talep ediyorum!"

Telsizden kısa bir cızırtı geldi.

"Anlaşıldı Pençe Timi."

"Hava desteği üç dakika."

Gökyüzünde jet motorlarının sesi yankılandı.

Demir başını kaldırdı.

"Komutanım!"

"Havacılar geldi."

Bulutların arasından savaş uçakları alçak irtifada geçti.

Telsiz tekrar cızırdadı.

"Pençe Timi, burası şahin-1. Bölgeye ulaştık."

Asena dudaklarında hafif bir tebessüm oluşturdu.

"Sesini tanıdım..."

"Hâlâ geç kalıyorsun Alya."

Telsizden kendinden emin bir kadın sesi geldi.

"Geç kalmadım Karakartalım."

"Her zamanki gibi tam zamanında geldim."

Asena hafifçe gülümsedi.

"İşini göster o zaman."

Alya Elif Şafak'ın sesi yeniden duyuldu.

"Geri çekilin canlarım."

"Gökyüzü artık bize ait iyi uykular dilerim."

Birkaç saniye sonra gökyüzü jetlerin gürültüsüyle doldu.

Asena timine döndü.

"Herkes siper!"

Uçaklar hedef bölge üzerinde alçak geçiş yaptı.

Ardından yoğun hava desteğiyle düşman mevzileri etkisiz hâle getirildi.

Toz bulutu yükselirken telsiz tekrar çalıştı.

"Şahin-1'den Pençe Timi'ne."

"Bölge temiz."

"Tahliye koridorunuz açık."

Asena kısa cevap verdi.

"Teşekkürler Alya."

Telsizden son kez cevap geldi.

"Bir dahaki sefere kahveyi sen ısmarlarsın komutan."

Asena hafifçe gülümsedi.

"Söz deli kız söz."

---
Kısa süre sonra tahliye helikopteri bölgeye ulaştı.

Hakan ve Serdar, Emirhan'ı dikkatlice sedyeye yerleştirdi.

Hakan sedyenin yanından bir an bile ayrılmıyordu.

Helikopter havalanırken gözlerini arkadaşından ayırmadı.

---

Hastanenin acil servis kapısı her zamanki gibi yoğundu.

Hemşireler bir odadan diğerine koşuyor, sedyeler ardı ardına içeri giriyordu.

Aylin elindeki dosyaları teslim edip koridora çıkmıştı.

Tam o sırada...

Dışarıdan siren sesi duyuldu.

Ardından ambulansın fren sesi...

Aylin istemsizce kapıya döndü.

"Yeni vaka geliyor."

diye mırıldandı.

Otomatik kapılar açıldı.

Ambulans görevlileri sedyeyi hızla indirdi.

"Yol verin!"

"Acil travma!"

Aylin refleksle sedyeye baktı.

İlk başta yüzünü seçemedi.

Sedyenin yanındaki Hakan'ın sesi koridorda yankılandı.

"Çabuk olun!"

"Ona bir şey olmasın!"

Aylin'in bakışları sedyeye kaydı.

Bir an...

Zaman durmuş gibiydi.

"...Emirhan?"

Sanki nefesi kesilmişti.

Elindeki dosyalar parmaklarının arasından kayarak yere düştü.

"Emirhan!"

Koşarak sedyenin yanına geldi.

Yüzündeki ifadeyi görünce gözleri doldu.

"Ne oldu sana..."

Hakan'ın sesi titriyordu.

"Operasyonda yaralandı."

"Doktor lazım."

Aylin, mesleki refleksiyle hemen kendini toparladı.

Yakındaki sağlık ekibine döndü.

"Travma odasını hazırlayın!"

"Genel cerrahı çağırın!"

"Kan bankasına haber verin!"

Görevliler hızla harekete geçti.

Emirhan sedyeyle içeri alınırken Aylin de onunla birlikte koştu.

Tam ameliyathane koridoruna girilecekken görevli doktor kolunu uzattı.

"Buradan sonrası ekipte."

Aylin olduğu yerde durdu.

Kapı kapanırken son kez Emirhan'a baktı.

Dudaklarından fısıltıyla tek bir cümle döküldü.

"Ne olursun..."

"Geri dön."

Koridorun diğer ucunda Asena, Demir, Serdar ve Hakan sessizce bekliyordu.

Hakan duvara yaslandı.

Gözlerini kapattı.

Biraz önce yaşadığı pişmanlık şimdi yerini ağır bir bekleyişe bırakmıştı.

Koridorda yalnızca acil servisin telaşı değil Aylin'in korkusu da doluydu...

~5. Bölüm sonu~