9. bölüm / 31
Kırık Künyeİlk çarpışma
Bölümler 31Şu an: İlk çarpışma
- 1 Karanlığa Yürüyenler2.491 kelime
- 2 Boş Beynin Cefası: Sünger Nöbeti2.615 kelime
- 3 Akılsız başın cezasını ayaklar çeker1.770 kelime
- 4 Yerli Sevdalılar1.474 kelime
- 5 Operasyon kızıl şafak1.737 kelime
- 6 Kızıl Şafak çıkışı2.758 kelime
- 7 Sessiz Gecenin İtirafları2.705 kelime
- 8 İlk çarpışma1.433 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 İlk sarılış1.344 kelime
- 10 Yuva2.285 kelime
- 11 Anlaşmalı evlilik1.616 kelime
- 12 Yeni Evli2.673 kelime
- 13 Görev bitişi1.774 kelime
- 14 Operasyondan teklife2.790 kelime
- 15 Planlama hazırlıkları1.093 kelime
- 16 Evliliğin içindeki kaos2.557 kelime
- 17 Ayaklı gazete ve Haber bülteni1.410 kelime
- 18 Bir Sen, Bir Ben, Bir de Bu Vatan2.268 kelime
- 19 Kaybetme korkusu1.617 kelime
- 20 Zorlukların sonu her zaman mutluluğa ulaşır1.086 kelime
- 21 Yılların Eveti1.355 kelime
- 22 Sessiz Çığlık1.316 kelime
- 23 İlk2.589 kelime
- 24 Bir Yudum Çay, Bir Ömür Sen3.605 kelime
- 25 Şarkılar ve ilkler1.522 kelime
- 26 Küçük süpriz1.345 kelime
- 27 Kırılma noktası2.197 kelime
- 28 Bir daha kaybetme korkusu1.583 kelime
- 29 Sessiz Bekleyiş1.035 kelime
- 30 Hayatın döngüsü1.337 kelime
- 31 Korkular ve yanındakiler3.712 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kışla...
Öğleden sonra.
Koridor her zamanki gibi hareketliydi.
Serdar bir elinde kalın bir evrak dosyası, diğer elinde kahvesiyle söylene söylene yürüyordu.
"Ulan Demir..."
"Bir insan bu kadar evrağı tek adama kitler mi?"
"Evrak yazacağız diye askerliği sekreterliğe çevirdi."
Başını iki yana salladı.
"Allah seni bildiği gibi yapsın Kurtbey."
Bir yudum kahve aldı.
"Odasına gideyim de iki laf edeyim..."
Tam köşeyi döndüğü anda...
**PAT!**
Birine omuz attı.
Elindeki kahve havaya sıçradı.
"Lan!"
Kahvenin yarısı üniformasının üzerine döküldü.
Dosyalar koridora saçıldı.
Karşısındaki genç kadın da irkilerek eğildi.
"Çok özür dilerim!"
"Ben de hızlı dönmüşüm."
Serdar dizlerinin üzerine çöktü.
"Yok yok..."
"Suç bende."
"Ben Demir'e söve söve yürüyordum."
Kadın gülmesini tutamadı.
"Demir'e mi?"
"Evet."
"Kendisi bütün evrakları bana kitlemiş."
"Ben asker miyim memur muyum belli değil."
Kadın kahkaha attı.
"Epey dolmuşsunuz."
Serdar yerdeki dosyaları toplarken söylendi.
"Dolmaz mıyım?"
"Adamın odasına giriyorsun..."
"'Serdar şu rapor.'"
"'Serdar şu tutanak.'"
"'Serdar şu yazışma.'"
"Ulan komutanım birazını da sen yaz be."
Genç kadın gülerek yere eğildi.
"Şunları ben toplayayım."
Serdar başını kaldırdı.
"Sağ olun."
Kadın son dosyayı uzatırken gülümsedi.
"Bu arada..."
"Ben Alya."
"Teğmen Alya Elif Şafak."
Serdar elini uzattı.
"Kıdemli Teğmen Serdar Ateş."
Alya, Serdar'ın kahve lekesi olmuş üniformasına baktı.
"Sanırım yeni bir kahveyi hak ettiniz."
Serdar iç çekti.
"Vallahi hak ettim."
"Bir de üstüne Demir'i görünce tansiyonum çıkacak."
Alya yine güldü.
"Demir Komutan gerçekten bu kadar mı disiplinli?"
Serdar kahvesinin boş bardağına baktı.
"Disiplinli mi?"
"Robot desen daha doğru."
"Gülerse deprem olur."
Alya kahkahasını tutamadı.
"Abartıyorsunuz."
Serdar ciddi ciddi başını salladı.
"Yok."
"Bir gün güldü."
"Hakan bayram ilan edecekti."
İkisi de güldü.
Alya kantini gösterdi.
"Hadi."
"Ben ısmarlayayım."
"Sonuçta kahvenizin dökülmesinde benim de payım var."
Serdar omuz silkti.
"Ben alayım ama beraber içelim."
Alya gülümsedi.
"Kabul."
"Zaten Demir yüzünden ikinci kahveyi içeceğim."
---
Kantin...
İkisinin de önünde yeni kahveler duruyordu.
Masaya dosyalarını açtılar.
Serdar kalemini çıkarırken yine söylendi.
"Bak şimdi..."
"Şu evrakların yarısı Demir'in."
"Yarın gidip odasına bırakacağım."
Alya gülümseyerek sordu.
"Bırakabilecek misiniz gerçekten?"
Serdar birkaç saniye düşündü.
Sonra kahvesinden bir yudum aldı.
"...Yok."
"Yine bana yazdırır."
Alya kahkahaya boğuldu.
"Demek herkesin çekindiği biri."
Serdar gülerek başını salladı.
"Çekinmek değil..."
"Adamla tartışmaya üşeniyorsun."
İkisi de kahvelerinden bir yudum alıp evraklarını yazmaya koyuldular.
Masanın üzerinde kahveler ve dosyalar duruyordu.
Alya raporuna birkaç satır yazdı.
Sonra meraklı gözlerle Serdar'a baktı.
"Bir şey sorabilir miyim?"
Serdar kalemini bırakmadan cevap verdi.
"Sor."
"Demir Komutan'la aranız nasıl?"
Serdar başını kaldırıp gülümsedi.
"İyi."
Alya şaşkınlıkla kaşını kaldırdı.
"Sadece iyi mi?"
Serdar kahvesinden bir yudum aldı.
"Kardeşim gibidir."
Alya'nın gözleri büyüdü.
"Ciddi misin?"
"Evet."
"Vay..."
"Hiç öyle durmuyor."
Serdar güldü.
"Dışarıdan bakınca öyle."
Alya kollarını masaya koydu.
"Garip adammış."
"Sen konuşmayı seven, şakalaşan birisin."
"O desen iki kelimeyi zor çıkarıyor."
"Resmen zıt kutuplarsınız."
Serdar kahkaha attı.
"Doğru."
"Ama birbirimizi tamamlıyoruz."
Alya merakla sordu.
"Nasıl yani?"
Serdar arkasına yaslandı.
"Ben acele ederim."
"O durdurur."
"Ben sinirlenirim."
"O sakin kalır."
"Ben konuşurum."
"O dinler."
"İkimiz de aynı hedefe bakarız."
Alya gülümseyerek başını salladı.
"Güzel dostlukmuş."
Serdar hafifçe tebessüm etti.
"İlk tanıştığımızda da birbirimizi pek sevmezdik."
Alya şaşırdı.
"Gerçekten mi?"
"He."
"Bir eğitimde beni yere sermişti."
"Ben de üç gün onunla konuşmamıştım."
Alya gülmeye başladı.
"Sonra?"
"Sonra bir operasyonda sırt sırta kaldık."
"O günden sonra mesele bitti."
"İnsan bazı dostlukları masada değil..."
"...aynı ateş hattında kuruyor."
Alya birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra gülümsedi.
"Şimdi anladım."
"Niye ona bu kadar söve söve yine yanında durduğunu."
Serdar kahvesini kaldırdı.
"Sövmek başka..."
"Kardeşlik başka."
"Demir'e ben söverim."
"Başkası söverse ilk karşısına ben çıkarım."
Alya kahkaha attı.
"İlginç adamsınız."
Serdar omuz silkti.
"Pençe Timi biraz böyledir."
"Dışarıdan birbirimizi yeriz."
"Ama biri birimize dokunursa..."
"...hepimiz tek kişi oluruz."
Alya başını salladı.
"Galiba bu yüzden timiniz bu kadar sağlam."
Serdar gülümseyerek evrakına döndü.
"Belki de."
"Şimdi şu raporları bitirelim."
"Yoksa Demir gelir..."
"...bu sefer gerçekten bütün dosyaları bana kitler."
Serdar ve Alya son satırları da yazıp dosyaları kapattılar.
Serdar derin bir nefes verdi.
"Şükür..."
"Nihayet bitti."
Alya kahvesinin son yudumunu aldı.
"Fena ekip olmadık."
Serdar gülümsedi.
"Demir duymasın."
"Yarın iki dosya daha bırakır."
İkisi de güldü.
Tam o sırada...
Koridorun köşesinde biri kafasını uzattı.
Hakan.
Uzaktan ikisini görünce sırıttı.
"Vay vay..."
"Cezbeye bak."
Telefonunu sessizce çıkardı.
**ÇIT.**
Bir fotoğraf çekti.
"Ehehe..."
"Malzemeyi bulduk."
Hiç fark edilmeden koridordan uzaklaştı.
---
Bir süre sonra Asena ve Demir çoktan gelmişti...
Asena'nın odası.
Asena masasında evrak inceliyordu.
Demir ayakta bekliyordu.
Asena kalemi bırakıp Demir'e baktı.
"Şu raporları da teslim alınca çıkacağız."
Demir başını salladı.
"Emredersiniz."
Tam o anda...
**PAT!**
Kapı bir anda açıldı.
Hakan nefes nefese içeri daldı.
"Komutaaaanım!"
Asena irkildi.
"Hakan!"
"Kapı diye bir icat var."
Hakan telefonu havaya kaldırdı.
"Bunu görmeniz lazım!"
Demir kaşını çattı.
"Ne oldu?"
Hakan telefonu Asena'nın önüne uzattı.
"Eline sağlık Sherlock Hakan."
"Bir aşk dosyası çözdüm."
Asena telefona baktı.
Fotoğrafta...
Serdar ile Alya aynı masada kahve içerken evrak yazıyordu.
Asena'nın yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.
"Hımm..."
Demir ifadesiz şekilde fotoğrafa baktı.
"Kahve içiyorlar."
Hakan gözlerini devirdi.
"Komutanım mesele kahve değil."
"Aynı masadalar."
Demir omuz silkti.
"Kantinde masa var."
Hakan iki elini açtı.
"Abi sen romantizm özürlüsü müsün?"
Demir ciddi ciddi cevap verdi.
"Konuyla ilgisi yok."
Asena artık gülmemek için dudaklarını ısırıyordu.
Hakan devam etti.
"Bakın."
"İlk kahve..."
"Sonra sohbet..."
"Sonra evrak..."
"Film böyle başlıyor."
Tam o sırada...
**Tak tak.**
Kapı çaldı.
Serdar elinde dosyalarla içeri girdi.
"Komutanım raporları ge..."
Bir anda içerideki üçlüyü gördü.
Sonra Hakan'ın elindeki telefona baktı.
Kaşlarını kıstı.
"Ne var lan telefonda?"
Hakan şeytanca sırıttı.
"Gel bak."
Serdar telefonu eline aldı.
Fotoğrafı görünce birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra Hakan'a döndü.
"Lan!"
"Sen bizi mi çekiyordun?"
Hakan kahkaha attı.
"Belgesel çekiyorum."
Serdar telefonu almaya çalıştı.
"Ver lan!"
Hakan geri kaçtı.
"Yok!"
"Askeriyede yeni manşet..."
"'Kıdemli Teğmen kahveli toplantıda yakalandı!'"
Serdar arkasından koşmaya başladı.
"Telefonu ver!"
"Gebertirim seni!"
Hakan odanın içinde kaçarken Asena sonunda kahkahayı patlattı.
"Yeter!"
İkisi de oldukları yerde durdu.
Demir ise tamamen ciddi bir ifadeyle konuştu.
"Hakan."
"Evet komutanım?"
"O fotoğrafı sil."
Hakan başını salladı.
"Olmaz."
"Arşivlik."
Serdar tekrar üzerine yürüdü.
"Lan ver şu telefonu!"
Odanın içinde yine kovalamaca başladı.
Asena başını iki yana sallayıp çayından bir yudum aldı.
"Bu tim..."
"...beni bir gün erken emekli edecek."
Demir hiç bozuntuya vermeden cevap verdi.
"Muhtemelen Hakan yüzünden."
Hakan koşarken arkasına dönüp bağırdı.
"İftiracı!"
Tam o anda Serdar ensesine hafifçe vurdu.
"Yakaladım seni!"
Odada kahkahalar yükselirken, Asena ve Demir istemsizce birbirlerine baktılar.
Asena gülerek başını salladı.
"Ne olursa olsun..."
"Pençe Timi yine bildiğin gibi."
Serdar, Hakan'ın peşinden bütün odanın içinde koşuyordu.
"Lan dur!"
"Telefonu ver!"
Hakan kahkaha atarak masanın etrafından dolandı.
"Yakalarsan senin!"
Serdar sandalyesiyle az kalsın takılacaktı.
"Gel buraya eşek herif!"
Hakan kapıya doğru hamle yaptı.
Serdar arkasından yetişip üniformasının kolunu tuttu.
"Kaçamazsın!"
Hakan bir hamleyle kurtuldu.
"Komutanım yardım edin!"
Asena kollarını bağlamış, gülmemeye çalışıyordu.
"Hiç karışmıyorum."
"Sonuçlarına katlan."
Hakan masanın diğer tarafına geçti.
Serdar da peşinden.
İkisi de aynı anda yön değiştirince...
**PAT!**
Kafa kafaya çarpıştılar.
"Ulan!"
"Anaam!"
İkisi de başlarını tutarak geriye sendeledi.
Asena artık kahkahasını gizleyemiyordu.
Demir ise sessizce izliyordu.
Hakan başını ovuştururken yine telefonu kaldırdı.
"Fotoğraf hâlâ bende."
Serdar'ın sabrı taştı.
"Lan..."
"O telefonu bana ver!"
Hakan yine kaçmaya başladı.
Bu kez Demir'in önünden geçtiler.
Demir bir adım sağa çekildi.
İkisi de yine dönüp dolaşıp odanın içinde birbirlerini kovalamaya devam etti.
Bir sandalye devrildi.
Dosyalar yere saçıldı.
Kalemlik masadan düştü.
Demir derin bir nefes aldı.
Bir...
İki...
Üç...
Sonunda sabrı taştı.
Gür sesi bütün odada yankılandı.
"YETER LAN!"
Odadaki herkes olduğu yerde dondu.
Hakan elinde telefonla olduğu yerde kaldı.
Serdar da nefes nefese durmuştu.
Demir sert bakışlarla ikisini süzdü.
"Siz ikiniz..."
"...asker misiniz..."
"...anaokulu öğrencisi misiniz?"
Kimse cevap vermedi.
Demir sinirle devam etti.
"Beş dakikadır odanın içini savaş alanına çevirdiniz."
"Bir telefon için birbirinizi yiyorsunuz."
"Hakan!"
"Senin aklına böyle saçma sapan işler nereden geliyor?"
Hakan başını eğdi.
"...Can sıkıntısından komutanım."
Demir derin bir iç çekti.
"Can sıkıntını..."
"...git parkurda koşarak at."
"Milleti birbirine düşürme."
Sonra Serdar'a döndü.
"Sen de..."
"Koca adamsın."
"Bir fotoğraf için odanın altını üstüne getirdin."
Serdar mahcup bir ifadeyle mırıldandı.
"Ama komutanım..."
"Benimle dalga geçiyor."
Demir iki elini beline koydu.
"Dalga geçiyorsa..."
"Git iki laf söyle."
"Bu ne hâl?"
Asena sessizce onları izliyordu.
Demir'in bu kadar yükselmesi nadir görülen bir durumdu.
Hakan usulca telefonu uzattı.
"Komutanım..."
"Siliyorum."
Demir sertçe baktı.
"Şimdi."
Hakan fotoğrafı sildi.
"Silindi."
Demir kısa bir baş hareketi yaptı.
"Güzel."
Sonra yere saçılan dosyaları işaret etti.
"Şimdi de..."
"İkiniz birlikte şu odayı toplayacaksınız."
Hakan ile Serdar aynı anda,
"Emredersiniz komutanım."
dediler.
Asena hafifçe gülümsedi.
"Demir."
Demir dönüp baktı.
"Efendim komutanım?"
"Bağırınca etkili oluyormuşsun."
Demir ifadesizce cevap verdi.
"Normalde gerek kalmıyor."
Asena başını salladı.
"Bugün gerekiyormuş."
Hakan yere eğilip dosyaları toplarken Serdar'a fısıldadı.
"Bir daha fotoğraf çekmeyeyim mi?"
Serdar da aynı kısık sesle cevap verdi.
"Bir daha çekersen..."
"...bu sefer Demir değil, ben seni koştururum."
İkisi de istemsizce gülümserken, Demir'in tek bakışıyla tekrar ciddileşip dosyaları toplamaya devam ettiler.
~8. Bölüm Sonu~
Bölüm etkileşimi
