2. bölüm · Kırık Künye

Boş Beynin Cefası: Sünger Nöbeti

Sena Şahin

Asena tekrardan sakin, soğukkanlı moduna geçti. Masasındaki dosyaları önüne çekti.

Taktik haritalar, operasyon raporları ve tutanaklar...

Hepsi imzasını bekliyordu.

Eldivenlerini masanın köşesine bıraktı, derin bir nefes aldı.

Operasyon başarıyla tamamlanmıştı.

Ama bir yüzbaşı ve timin başı için görev, çatışma bittiğinde bitmezdi.

Asıl yük, timini eksiksiz üsse getirdiğinde başlardı.

Kalemi eline aldı, ilk evraka tarih attı ve raporu doldurmaya başladı.

Bir süre sonra kapı tıklatıldı.

"Komutanım."

"Gir."

Serdar içeri girip selam verdi.

"Komutanım, operasyon bölgesinden gelen son bilgiler dosyaya eklendi."

Asena dosyayı alıp göz gezdirdi.

"İyi."

"Başka?"

"Dışarıda Hakan ile Emirhan yine birbirine takılıyor."

Asena başını hafifçe salladı.

"Allah'ım bu çocuklar gerizekalı."

"Ya rabbim aklıma mukayet ol."

"Bolca sabır timine akıl ver Allah'ım neyse Serdar çizgiyi aşarlarsa müdahale ederim."

Serdar gülmemek için kendini zor tuttu.

"Anlaşıldı komutanım."

Serdar çıkınca oda yeniden sessizleşti.

Asena masadaki tim fotoğrafına baktı.

Sert yüzü değişmedi.

Ama aklından tek bir düşünce geçti:

Yüzbaşı olmak, en önde yürümek değil; timinin eve sağ dönmesini sağlamaktı.

Kalemini yeniden aldı ve imzalamaya devam etti. Asena son evrağın da altına imzasını attı.

Tam kalemi bırakmıştı ki kapı üç kez tıklandı.

Tak... Tak... Tak...

"Komutanım."

"Gir."

Kapı açıldı.

Hakan ile Emirhan içeri girdi.

İkisi de hazır ola geçti.

"Komutanım."

Asena göz ucuyla ikisine baktı.

"Söyleyin."

İkisi birbirine baktı.

Hakan, Emirhan'ı dirseğiyle dürttü.

"Lan sen konuş."

Emirhan dişlerinin arasından fısıldadı.

"Ulan fikri sen verdin, sen konuş."

Asena boğazını temizledi.

"Sizin fısıldaşmanız bitti mi?"

İkisi de aynı anda doğruldu.

"Komutanım!"

Emirhan derin bir nefes aldı.

"Komutanım... Çarşı izni talep ediyoruz."

Asena dosyayı kapattı.

"Neden?"

Hakan hiç düşünmeden cevap verdi.

"Komutanım... Vallahi yemekhanedeki kuru fasulyeye daha fazla maruz kalırsam devlet benden tazminat alır."

Emirhan kafasını salladı.

"Ben de şahidim komutanım."

"Adam dün fasulyeye bakıp 'buna mermi mi attınız' dedi."

Asena'nın yüzü değişmedi.

"Hakan."

"Komutanım."

"Komik değildi."

"Denemeye değerdi komutanım."

Emirhan kahkahayı zor tuttu.

Asena bakışlarını ona çevirdi.

"Sen niye gülüyorsun?"

"Komutanım..."

"...istem dışı."

"Bir daha istem dışı gülersen istemli olarak nöbet yazılır."

"Anlaşıldı komutanım."

Asena birkaç saniye sessiz kaldı.

"Raporlar?"

"Teslim edildi."

"Silahlar?"

"Teslim edildi."

"Teçhizat?"

"Eksiksiz komutanım."

Asena başını salladı.

"İzin veriyorum."

İkisinin yüzü aynı anda aydınlandı.

"Sağ olun komutanım!"

Tam çıkacaklardı.

"Durun."

İkisi bir anda put gibi kaldı.

Hakan içinden mırıldandı.

"Ulan kesin iptal edecek."

Emirhan dişlerinin arasından fısıldadı.

"Sesini kes gerizekâlı."

Asena ikisini de duymuştu.

"Benim yanımda fısıldayınca duymadığımı mı sanıyorsunuz?"

İkisi de aynı anda:

"Hayır komutanım."

Asena kollarını bağladı.

"Çarşıda saçma sapan işe bulaşırsanız..."

"...ya da birbirinizi gaza getirip aptalca bir şey yaparsanız..."

"...izin defterini rüyanızda görürsünüz."

Hakan ciddiyetle cevap verdi.

"Komutanım, uslu duracağız."

Emirhan da ekledi.

"Söz komutanım."

Asena kısa bir süre ikisine baktı.

"Nedense size hiç güven vermiyorsunuz."

"Çıkabilirsiniz."

"Emredersiniz komutanım."

İkisi selam verip odadan çıktı.

Kapı kapanır kapanmaz koridordan sesleri duyuldu.

Hakan sevinçle fısıldadı.

"Ulan oğlum! İzin çıktı!"

Emirhan güldü.

"Bağırma lan, kadın fikrini değiştirecek."

"İlk iş döner."

"Sonra kahve."

"Sonra..."

Hakan sırıttı.

"Sonra Demir Komutan'a da bir kahve alalım mı?"

Emirhan kahkahayı bastı.

"Boş ver oğlum."

"O adamın kahveyle düzelecek hâli yok."

"Ona kamyonla sabır lazım."

Asena odasında otururken gözlerini tavana çevirdi.

"Daha kapıdan çıkar çıkmaz başladılar..."

İstemeden de olsa dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu. Üsten çıkar çıkmaz Hakan derin bir nefes aldı.

"Ulan... Şu demir kapının dışına çıkınca bile insanın omuzundaki yük hafifliyor."

Emirhan cebinden telefonunu çıkardı.

"Kes lan."

"Mesaj atmış."

"Kime?"

Hakan sırıttı.

"Kim olacak oğlum... Hemşire hanıma."

Emirhan ekrana baktı.

"'Neredesiniz?' yazmış."

Hakan omzuna vurdu.

"Lan bekletme kızı."

"Yoksa sonra 'nöbet uzadı' diye yalan uydurursun."

Emirhan güldü.

"Ulan sanki sen farklısın."

"Sen de geçen sefer yolu şaşırdım dedin."

Hakan kahkahayı bastı.

"Harbi ama."

"Çarşıda üç kere aynı sokağa girmişiz."

İki arkadaş yürürken hastanenin önüne geldiler.

Kapının önünde iki hemşire bekliyordu.

Biri Emirhan'ı görünce el salladı.

Diğeri de Hakan'a gülümseyerek,

"Sonunda gelebildiniz."

Hakan iki elini yana açtı.

"Ne yapalım, memleket bekliyor."

Emirhan hemen lafı yapıştırdı.

"Yok lan."

"Esas bizi Asena Komutan bekletiyordu."

Hakan alçak sesle,

"Adını yavaş söyle manyak."

"Duvarlardan çıkacak şimdi."

Hemşirelerden biri gülmeye başladı.

"Siz görevde de böyle misiniz?"

Emirhan başını iki yana salladı.

"Yok."

"Görevde bunun çenesi kapanıyor."

Hakan itiraz etti.

"Hassiktir oradan."

"Kurşun sıkılırken en çok konuşan sendin."

"Yok sağım, yok solum, yok Hakan bekle..."

Emirhan güldü.

"Lan ben koordinat veriyordum."

"Sen panikten pusulayı ters tutmuşsun."

"Ulan bir siktir git."

Dört kişi birlikte yürümeye başladı.

Hemşirelerden biri merakla sordu.

"Peki en sertiniz kim?"

Hakan ile Emirhan hiç düşünmeden aynı anda cevap verdi.

"Asena Komutan."

"İkinci?"

"Demir."

"Üçüncü?"

İkisi birbirine baktı.

Sonra aynı anda Serdar'ın sesini taklit ettiler:

"'Ulan siz ikiniz harbiden akıllanmayacak mısınız?'"

Dört kişi birden kahkahaya boğuldu.

Emirhan gülerek başını salladı.

"Vallahi bir gün Demir Komutan bizi değil, kendi saçını başını yolacak."

Hakan da ekledi.

"Bizim timde kurşundan değil..."

"...bizden stres oluyor millet."

Kahkahalar eşliğinde çarşının kalabalığına karıştılar. O gün ilk kez üzerlerinde operasyonun ağırlığı değil, görevini tamamlamış olmanın huzuru vardı. Çarşının en kalabalık caddesinde dört kişi yan yana yürüyordu.

Emirhan'ın yanında Aylin, Hakan'ın yanında ise Nazlı vardı.

Nazlı, hastanenin hemşirelerinden biriydi.

Aynı zamanda üste görev yapan bir albayın kızıydı.

Ama bunu ilk bakışta anlamak mümkün değildi.

Diğer hemşirelerden hiçbir farkı yoktu.

Hakan elindeki kahveden bir yudum aldı.

"Ulan var ya... Operasyondan sonra şu kahvenin tadı bile başka geliyor."

Nazlı gülerek baktı.

"Her şeyi abartmayı nasıl başarıyorsun?"

"Doğuştan yetenek."

Emirhan araya girdi.

"Yok, bunun doğuştan tek yeteneği boş yapmak."

"Kes lan."

Aylin kahkaha attı.

"Siz ikiniz hiç susmuyor musunuz?"

Hakan omuz silkti.

"Biz susarsak dünya ekseninden kayar."

Tam o sırada caddenin karşı tarafında yürüyen iki asker dikkatlerini çekti.

Demir...

Ve Serdar...

Serdar uzaktan dördünü görünce durdu.

Koluyla Demir'i dürttü.

"Komutanım..."

Demir bakışlarını kaldırdı.

"...Hay senin..."

Serdar gülmemek için dudaklarını sıktı.

"Bizim iki gerzek."

Demir iç çekti.

"Şaşırdım mı?"

"Hayır."

"Üç saat önce rapor yazıyorlardı."

"Şimdi kahve içip geziyorlar."

Serdar gözlerini kıstı.

"Yanlarındaki kızlar da hastanedeki hemşireler değil mi?"

Demir kısa bir bakış attı.

"Evet."

Serdar tekrar baktı.

"Sağdaki..."

"...Nazlı."

Demir başını salladı.

"Albayın kızı."

Serdar bir an sustu.

Sonra başını iki yana salladı.

"Ulan Hakan..."

"Senin cesaretine bazen hayran oluyorum."

Demir hafifçe burnundan nefes verdi.

"Cesaret değil."

"Ne yaptığının farkında olmaması."

Serdar istemsizce güldü.

"O da doğru."

Tam o sırada Emirhan, karşı kaldırımda duran Demir ile Serdar'ı fark etti.

Yüzündeki gülümseme dondu.

"...Hakan."

"Ne?"

"Sakın arkana dönme."

Hakan refleksle döndü.

"...Hass..."

Demir ile Serdar tam karşı kaldırımda durmuş, kollarını bağlamış onları izliyordu.

Hakan usulca yutkundu.

"Geçmiş olsun."

Emirhan kısık sesle cevap verdi.

"Niye?"

"Çünkü Demir Komutan'ın şu bakışı var ya..."

"...eve gidince bile peşini bırakmaz."

Serdar, Demir'e dönüp gülümseyerek sordu.

"Gidip selam verelim mi?"

Demir gözünü dörtlüden ayırmadı.

"Hayır."

"Bırak."

"Çarşı izinlerini düzgün geçiriyorlar."

"Yeter ki başlarını belaya sokmasınlar."

Serdar hafifçe sırıttı.

"İnşallah..."

"Çünkü o ikili varsa..."

"...bela genelde onları kendi buluyor."

İki asker yollarına devam ederken, karşı kaldırımda Emirhan ile Hakan aynı anda derin bir nefes verdi.

Hakan usulca mırıldandı.

"Lan..."

"Demir Komutan bizi gördü."

Emirhan omzuna vurdu.

"Boş ver."

"Şimdilik bir şey demedi."

Hakan gökyüzüne baktı.

"'Şimdilik' kısmı var ya..."

"...işte o beni korkutuyor."

Akşam olmaya yaklaşmıştı.

Dördü de hastanenin önünde durdu.

Aylin gülümseyerek Emirhan'a baktı.

"Tekrar görüşürüz."

Emirhan başını salladı.

"İnşallah."

Nazlı da Hakan'a döndü.

"Kendine dikkat et."

Hakan hafifçe gülümsedi.

"Sen de."

"Bir dahaki izinde görüşürüz."

Nazlı el sallayıp Aylin'le birlikte hastanenin kapısından içeri girdi.

İki asker de bir süre arkalarından baktı.

Emirhan dirseğiyle Hakan'ı dürttü.

"Lan oğlum..."

"Harbi seviyon galiba."

Hakan omzuna vurdu.

"Kes lan."

"Yürü."

---

Yarım saat sonra...

Üs.

Koridorda ilerlerlerken odalardan birinin kapısı açıldı.

Demir.

Arkasında da Serdar.

Demir'in yüz ifadesi her zamanki gibi taş gibiydi.

"Hakan."

"Emirhan."

"İçeri."

İkisi birbirine baktı.

"Geçmiş olsun."

diye fısıldadı Emirhan.

Odaya girdiklerinde kapı arkalarından kapandı.

Demir masanın önünde duruyordu.

Serdar ise duvara yaslanmış, kollarını bağlamıştı.

Odada birkaç saniye ölüm sessizliği oldu.

Sonra Demir konuştu.

"Çarşı güzel miydi?"

Hakan boğazını temizledi.

"Güzeldi komutanım."

"Yemek yedik."

"Kahve içtik."

Demir başını salladı.

"He."

"Başka?"

Emirhan ile Hakan birbirine baktı.

Demir bir anda eliyle Hakan'ı omzundan tuttu.

"Gel bakalım sen."

Hakan istemsizce sandalyeye oturdu.

Demir iki eliyle omuzlarını sıkıca kavradı.

Göz göze geldiler.

"Lan..."

"Hakan."

"A-açıklayabilirim komutanım."

Demir sözünü kesti.

"Neyini açıklayacaksın?"

"Komutanım ben..."

Demir yine sözünü kesti.

"Lan..."

"Sen..."

"Albayın kızıyla geziyorsun..."

"...bizim haberimiz olmayacak öyle mi?"

Hakan'ın yüzü bembeyaz kesildi.

"...N-ne?"

"Albayın kızı mı?"

Demir alaycı bir ifadeyle iki elini havaya kaldırdı.

"Albay!"

Sonra işaret parmaklarıyla havada vurgu yaparak devam etti.

"Al-bay!"

"Rütbesi var oğlum!" Bu söz senden taşaklı demekti...

"Sen hâlâ 'kahve içelim, gezelim' modundasın."

Hakan'ın gözleri iyice büyüdü.

"Komutanım..."

"Vallahi bilmiyordum."

"Kimse söylemedi."

Serdar sonunda söze karıştı.

"Harbi bilmiyordu komutanım."

"Çarşıda ben söyleyince suratının rengi gitti."

Demir, Hakan'ın omzunu bırakmadı.

"Ulan..."

"Bir gün de başınıza normal bir iş gelsin."

"Yok."

"Siz illa gidip en risklisini bulacaksınız."

Emirhan arkadan kısık sesle güldü.

"Komutanım..."

"Vallahi bu sefer benim suçum yok."

Demir başını çevirip sertçe baktı.

"Sen sus."

"Senin yanında duran adamın başına bela gelmesi bile tesadüf değil."

Emirhan hemen ağzını kapattı.

"Tamam komutanım."

Tam o sırada...

Tak... Tak...

Kapı çalındı.

Odadaki herkes toparlandı.

Demir Hakan'ın omzunu bıraktı.

"Gir."

Kapı açıldı.

İçeri Asena girdi.

Bakışlarını odadaki dörtlünün üzerinde gezdirdi.

"Burada ne oluyor?"

Demir derin bir nefes aldı.

"Komutanım..."

"Ufak bir bilgilendirme yapıyorduk."

Asena kaşını hafifçe kaldırdı.

"Hakan."

"Evet komutanım."

"Neden yüzün bembeyaz?"

Hakan yutkundu.

"Komutanım..."

"...uzun hikâye."

Serdar dayanamadı.

"Komutanım..."

"Arkadaşımız biraz geç öğrendi de..."

Asena merakla sordu.

"Neyi?"

Demir kısa ve net cevap verdi.

"Çarşıda görüştüğü hemşirenin..."

"...bir albayın kızı olduğunu."

Asena birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra Hakan'a baktı.

"Doğru mu?"

Hakan başını öne eğdi.

"Yeni öğrendim komutanım."

Odadaki sessizlik birkaç saniye daha sürdü... Asena, Hakan'a birkaç saniye sessizce baktı.

Odadaki sessizlik öyle uzamıştı ki Hakan'ın yutkunması bile duyuluyordu.

Asena kollarını bağladı.

"Hakan."

"Komutanım..."

"Bir soru soracağım."

"Buyurun komutanım."

"Kızın albayın kızı olduğunu gerçekten bilmiyor muydun?"

Hakan iki elini kaldırdı.

"Vallahi billahi bilmiyordum komutanım."

"Ben hemşire sanıyordum."

Asena kaşını kaldırdı.

"Hâlâ hemşire."

"Şey..."

"Yani... sadece hemşire sanıyordum."

Odanın bir köşesinde Serdar başını eğip gülmemeye çalışıyordu.

Emirhan ise dudağını ısırıyordu.

Asena, Hakan'a doğru bir adım attı.

"İlk tanışmanız nasıl oldu?"

Hakan kafasını kaşıdı.

"Hastanede komutanım."

"Ben dedim ki 'Kolay gelsin.'"

"O da dedi ki 'Teşekkür ederim.'"

"Sonra konu uzadı."

Asena ciddi bir ifadeyle başını salladı.

"Demek konu uzadı."

"Komutanım..."

"Ben nereden bileyim babasının albay olduğunu?"

Asena hiç bozuntuya vermeden sordu.

"Peki babası bir gün karşına çıkıp..."

"'Kızımla ne işin var evlat?' derse..."

"...ne diyeceksin?"

Hakan'ın yüzü düştü.

"Komutanım..."

"Herhâlde..."

"...'Komutanım ben kaçayım en iyisi.' derim."

Emirhan kahkahayı patlattı.

"Ulan korkaktan da öteymişsin."

Hakan dönüp homurdandı.

"Kes lan!"

"Sen olsan ne yapacaksın sanki?"

Emirhan omuz silkti.

"Ben olsam önce rütbeye bakarım."

"Sen direkt gönlüne bakmışsın."

Serdar artık kendini tutamayıp güldü.

Asena bile istemsizce dudak kenarını hafifçe kıvırdı.

Hakan bunu fark edince gözlerini açtı.

"Komutanım..."

"Yoksa..."

"...siz güldünüz mü?"

Asena'nın yüzü bir anda yine ciddileşti.

"Yanlış gördün."

"Komutanım vallahi güldünüz."

"Yanlış gördün dedim."

Emirhan araya girdi.

"Hakan..."

"Sus lan."

"Kadın fikrini değiştirip seni nöbete yazacak."

Hakan iki adım geri çekildi.

"Tamam tamam..."

"Ben hiçbir şey görmedim."

Asena dosyalardan birini eline aldı.

"Hakan."

"Komutanım."

"Bir daha bana gelip..."

"'Komutanım, hayatım çok sakin gidiyor.'"

"...deme."

"Neden komutanım?"

Asena başını iki yana salladı.

"Çünkü senin hayatın sakin gitmiyor."

"Sen belayı mıknatıs gibi üstüne çekiyorsun."

Odadakiler bir anda gülmeye başladı.

Hakan çaresizce ellerini açtı.

"Vallahi komutanım..."

"Bu sefer de benim suçum değildi."

Emirhan omzuna vurdu.

"Senin en büyük suçun..."

"...Hakan olman lan."

Odada bu kez kahkaha daha da yükseldi; Asena ise başını iki yana sallayıp dosyasını açtı.

"Yeter."

"Gülmeniz bittiğine göre..."

"Şimdi işinizin başına dönün."

Dört asker aynı anda toparlandı.

"Emredersiniz komutanım!"

Hakan ile Emirhan kapıdan çıkar çıkmaz birbirlerine döndüler.

"Lan gerizekâlı!"

"Ne var lan odun!"

"Senin yüzünden Demir Komutan az daha beni parçalıyordu."

Emirhan kahkahayı bastı.

"Ulan sanki ben dedim git albayın kızına gönlünü kaptır diye."

"Kes lan!"

Hakan kolunu Emirhan'ın boynuna doladı.

"Gel buraya!"

"Bırak ulan!"

Koridorda itişe kakışa yürümeye başladılar.

Birbirlerini omuzlayıp duruyorlardı.

Serdar arkalarından bakıp başını iki yana salladı.

"Harbiden bunlar iflah olmaz."

Tam o sırada Hakan, Emirhan'ı hafifçe itti.

Emirhan dengesini kaybedince Hakan'ı da çekti.

İkisi birden...

PATTT!

Koridorun ortasında kayarak Demir'in ayaklarının dibine kadar geldiler.

Demir birkaç saniye hiç konuşmadı.

Sonra gözlerini kapattı.

Derin bir nefes aldı.

Ve bütün koridoru inleten sesi yükseldi.

"Ulan yeter be!"

"Siz ikinizin kafasının içinde beyin yerine misket mi dolaşıyor?"

"Biriniz ayrı bela..."

"Öbürünüz ayrı bela..."

"İkiniz yan yana gelince kışlanın sigortaları atıyor!"

Hakan ayağa kalkmaya çalışırken,

"Komutanım vallahi..."

Demir sözünü kesti.

"Vallahını da al sus!"

Emirhan da konuşacak oldu.

"Komutanım ben..."

"Sen de sus!"

"Biriniz konuşunca öbürü gaz veriyor."

"İkinizi ayrı ayrı görünce adam gibi askersiniz."

"Yan yana gelince çocuk parkına dönüyorsunuz."

Serdar artık gülmesini saklayamıyordu.

"Komutanım..."

"Hakikaten biraz komikler."

Demir dönüp baktı.

"Sen gülme Serdar."

"Yoksa seni de bunlarla aynı koğuşa koyarım."

Tam o sırada Asena odasının kapısını sertçe açtı.

Koridora çıktı.

Önce yerdeki Hakan ile Emirhan'a...

Sonra sinirden kıpkırmızı olmuş Demir'e...

Sonra gülmekten yüzü kızaran Serdar'a baktı.

Sessizlik...

Asena tek kelime etti.

"Yeter."

Dört asker aynı anda hazır ola geçti.

"Askerliğinizi unutmuş gibisiniz."

"Madem enerjiniz bu kadar fazla..."

"Gelin."

Kimse tek kelime edemedi.

---

Beş dakika sonra...

Üssün deniz eğitim iskelesindeydiler.

Asena'nın elinde dört adet sarı sünger vardı.

Süngerleri tek tek uzattı.

"Al."

Hakan şaşkınlıkla baktı.

"Komutanım..."

"Sünger mi?"

"Asker sorgulamaz."

Hakan sustu.

Emirhan da süngeri aldı.

Asena denizi işaret etti.

"Gir."

İkisi aynı anda birbirine baktı.

"Asıl ceza bundan sonra."

"Süngerleriniz elinizde duracak."

"Sabaha kadar..."

"...o süngerlere tek damla su değmeyecek."

"Tek bir damla bile görürsem..."

"...süre baştan başlayacak."

Hakan'ın ağzı açık kaldı.

"Komutanım..."

"Bu nasıl ceza?"

Asena soğukkanlılıkla cevap verdi.

"Uslanmanız için yeterli bir ceza."

Emirhan usulca Hakan'a eğildi.

"Lan..."

"Bu kadın harbiden başka düşünüyor."

Hakan fısıldadı.

"Sus oğlum."

"Duvar bile duysa cezamız artacak."

Asena uzaktan seslendi.

"Duydum."

İkisi aynı anda irkildi.

"Emredersiniz komutanım!"

Serdar bu manzaraya bakıp kısık sesle güldü.

Demir başını iki yana salladı.

"İyi oldu."

"Belki bu gece biraz akıllanırlar."

Hakan süngere bakıp iç çekti.

"Ulan..."

"Kurşundan kurtulduk..."

"Süngere esir düştük."

Emirhan da süngerini kaldırıp homurdandı.

"Bunu kimseye anlatırsak bize inanmazlar."

Asena tekrar bağırdı.

"BOŞ BOĞAZLILIK EDENİN CANINI OKURUM ŞİMDİ GİRİN DENİZE!"

İkisi birden irkilip denize girdiler. Hakan ile Emirhan denizin içinde, ellerinde süngerlerle birbirlerine ters ters bakıyordu.

Hakan homurdandı.

"Ulan senin yüzünden denizde nöbet tutuyoruz."

Emirhan hemen karşılık verdi.

"Benim yüzümden mi?"

"Albayın kızına yürüyen ben miyim?"

"Kes lan!"

"Kesmezsem ne olacak?"

Hakan su sıçratacak gibi yaptı.

"Bir damla at da gör..."

"...sikerim belanı, sabaha kadar burada kalırız."

Emirhan bir anda geri çekildi.

"Lan manyak mısın? Komutan duyacak."

İskelede Demir ile Serdar ayakta onları izliyordu.

Serdar kollarını bağlayıp güldü.

"Komutanım, şunlara bak."

"İki dakika ciddi duramıyorlar."

Demir burnundan nefes verdi.

"Bunlar ciddi dursa ben bayram ilan edeceğim."

Hakan yukarı doğru bağırdı.

"Komutanım!"

Demir kaşını kaldırdı.

"Ne var?"

"Çok üşüdük."

Demir umursamaz bir ifadeyle cevap verdi.

"Banane."

Emirhan söylenmeye başladı.

"Vallahi bu ceza insanlık suçu."

Demir alaycı şekilde güldü.

"Yok."

"Bu daha başlangıç."

Serdar kahkaha attı.

"Sabaha kadar konuşurlar bunlar."

"İddia ediyorum, sabah olunca da birbirlerini suçlayacaklar."

Demir başını iki yana salladı.

"Şimdi başlarlar..."

Tam o sırada aşağıdan ses geldi.

"Lan Hakan!"

"Ne var lan?"

"Kolumu kaşımam lazım."

"Kaşı."

"Sünger elimde."

"Banane oğlum."

Demir gözlerini kapattı.

"Başladı..."

Serdar dayanamadı, yine güldü.

"Komutanım, vallahi bunlar bitmez."

Demir de söylenmeye başladı.

"İkisini aynı timde tutanın aklına..."

Cümlesini tamamlayamadan arkasından Asena'nın sesi duyuldu.

"Demir."

Demir döndü.

"Komutanım."

"Askerler ceza çekerken..."

"...siz ikiniz neden sohbet ediyorsunuz?"

Serdar'ın gülümsemesi anında kayboldu.

"Komutanım biz sadece..."

Asena sözünü kesti.

"Sadece ne?"

"Onları izliyorduk komutanım."

Asena hiç istifini bozmadı.

"Güzel."

"Madem izleyecek kadar boş vaktiniz var..."

"...siz de aşağı."

Demir'in yüzü dondu.

"...Komutanım?"

"Siz de denize."

"Her biriniz elinize bir sünger alacaksınız."

Serdar şaşkınlıkla Demir'e baktı.

Demir usulca mırıldandı.

"Ulan..."

"Şunların yüzünden biz de yandık."

Hakan aşağıdan sırıtıyordu.

"Hoş geldiniz komutanım."

Emirhan da gülmemek için dudağını ısırdı.

"Artık yalnız değiliz."

Demir sert sert baktı.

"İkiniz de susun."

"Yoksa sudan çıkınca ilk iş sizinle ben ilgileneceğim."

Asena ise iskelenin kenarındaki sandalyeye geçti.

Termosundan çayını doldurdu.

Bacağının üstüne bacağını attı.

Sıcacık çayından bir yudum aldı.

Karşısında denizin içinde süngerleriyle bekleyen dört askere baktı.

Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

"Demek enerjiniz çok..."

"Sabaha kadar bol bol düşünürsünüz."

Dört asker aynı anda iç çekti.

"Emredersiniz komutanım..."

~2. Bölüm Sonu~