1. bölüm · Kırık Künye

Karanlığa Yürüyenler

Sena Şahin

Bazıları vatanı haritada görür...

Biz ise botumuzun altında ezilen toprakta.

Bazıları bayrağı direğe çekilmiş bir kumaş sanır...

Biz, tabuta sarıldığında neden bu kadar ağır olduğunu biliriz.

Askerlik, silah taşımak değildir.

Askerlik; korktuğun hâlde yürümek, yorulduğun hâlde gülmek, gerektiğinde adını bile mezar taşına yazdıramadan toprağa karışmaktır.

---

Gece, dağların üzerine siyah bir örtü gibi çökmüştü.

Rüzgâr, kayaların arasından uğuldarken PENÇE TİMİ sessizce mevzi alıyordu.

En önde, tim komutanı Kıdemli Yüzbaşı Asena "Kara Kartal" Korkmaz yürüyordu.

Yüzünde en ufak bir duygu yoktu.

Çünkü komutan dediğin, korkusunu cebinde taşıyıp yüzüne göstermeyen insandı.

Arkasında timi vardı.

Üsteğmen Serdar "Duman" Ateş, dürbününü kaldırıp çevreyi süzdü.

"Komutanım... Bölge temiz gibi duruyor ama içime sinmedi."

Asena gözünü bile kırpmadı.

"Bu dağlarda içine sinen şey zaten tuzaktır."

Serdar sadece başını salladı.

Tam o sırada arkadan bir ses geldi.

"Lan Hakan, yine cephaneyi öküz gibi doldurmuşsun. Sırt çantan mı taşıyor seni, sen mi çantayı?"

Emirhan sırıtarak arkadaşına baktı.

Hakan homurdandı.

"Kes lan Gölge... Operasyonda mermi isteyince ağlama sonra."

Emirhan kahkaha attı.

"Merak etme, sen vuramazsan ben dikiş atarım."

İkisi de hafifçe güldü.

Serdar başını iki yana salladı.

"Ulan siz var ya... Operasyona değil pikniğe gelmiş gibisiniz."

Demir telsizden gözünü ayırmadan konuştu.

"İkiniz de sesinizi kesin. Şu dağ sizden daha az gevezelik yapıyor."

Hakan sırıtıp fısıldadı.

"Demir yine fabrika ayarına dönmüş."

Emirhan dirseğiyle onu dürttü.

"Boş ver... Bunun gülmesi için herhâlde dünya barışı falan lazım."

Demir sadece kaşını kaldırdı.

"Konuşmanız bittiyse işe dönelim."

Asena arkasına döndü.

Bir bakışı yetmişti.

Kahkahalar anında sustu.

Sessizlik...

İşte gerçek operasyon sesi buydu.

Asena, karanlığa bakarak alçak sesle konuştu.

"Dinleyin..."

"Biz buraya kahraman olmaya gelmedik."

"Biz, evinde rahat uyuyan insanların yarın da aynı huzurla uyanabilmesi için buradayız."

"Nefesiniz kesilebilir..."

"Kurşununuz bitebilir..."

"Ama iradeniz biterse, o gün bu üniformayı hak etmiyorsunuz."

Kimse tek kelime etmedi.

Çünkü o sözler, emirden daha ağırdı.

Asena şarjörünü kontrol etti.

"Pençe Timi..."

"...hedefe yüz metre."

"...Herkes gözünü açsın."

"...Bu gece ya görevimizi tamamlayacağız..."

"...ya da bu dağ bizi sonsuza kadar hatırlayacak."

Ve tim, tek bir beden gibi karanlığın içine doğru ilerledi. Ay ışığı, kayalıkların arasına vuruyor ama kimsenin yüzünü aydınlatamıyordu. Çünkü o gece, karanlık sadece dağlarda değildi.

Telsizden cızırtılı bir ses yükseldi.

"Pençe, burası Merkez... Hedef bölgeye iki dakika."

Demir kulaklığını düzeltti.

"Anlaşıldı Merkez."

Asena yumruğunu havaya kaldırdı.

Tim olduğu yerde dondu.

Bir hareket...

Bir nefes...

Yanlış atılacak tek adım, herkesin sonu olabilirdi.

Serdar dürbününü kaldırdı.

"Komutanım..."

"On iki yönünde hareket var."

Asena diz çöküp dürbünü aldı.

Kayaların arasındaki gölgeler yavaşça yer değiştiriyordu.

"Dört kişi..."

"...belki beş."

Demir fısıldadı.

"Isı izleri de aynı şeyi gösteriyor."

Hakan silahını omzuna yerleştirdi.

"Komutanım... Emri ver. Beş saniyede işi bitireyim."

Emirhan hafifçe sırıttı.

"Hee... Sonra ben yine senin kıçına saplanan taşı çıkarmakla uğraşayım."

Hakan göz devirdi.

"Lan bir sus."

"İlk kurşun sıkıldığında yine arkama saklanacaksın."

Emirhan gülümseyerek karşılık verdi.

"Arkana değil, gölgene saklanırım."

Serdar kısık sesle söylendi.

"Şu ikisini görev bitince dağa bırakacağım."

Demir dudak kenarını belli belirsiz kıvırdı.

"Aslında fena fikir değil."

O an...

ÇAT!

Sessizliği tek bir el silah sesi yardı.

Kurşun, Asena'nın bulunduğu kayanın kenarını parçaladı.

Taş parçaları yüzlerine sıçradı.

"Asena!"

Hakan refleksle öne atıldı.

Asena sert bir sesle bağırdı.

"Yat!"

Tim bir anda yere kapandı.

Ardından peş peşe silah sesleri dağlarda yankılandı.

"Temas var!"

Serdar ilk hedefi dürbününden yakaladı.

"Nefes..."

"Tetik..."

Karşı yamaca çıkan silahlı kişi yere yığıldı.

"Bir!"

Hakan ağır silahıyla ateşi bastırdı.

"Mermiyi sevmiyorsanız kafanızı çıkarmayın ulan!"

Dağ, silah sesleriyle inliyordu.

Demir kayanın arkasından tablete baktı.

"Komutanım! Sağ taraftan dolaşmaya çalışıyorlar."

Asena hiç düşünmeden karar verdi.

"Serdar, beni koru."

"Hakan, baskı ateşi."

"Demir, sol kanat."

"Emirhan, arkadan ayrılma."

"Hadi!"

Dört kişi aynı anda hareket etti.

Emirhan koşarken nefes nefese söylendi.

"Ulan Hakan..."

"Operasyondan sağ çıkarsak kebaplar senden."

Hakan kurşunların arasından bağırdı.

"Çıkamazsak?"

Emirhan dişlerini göstererek güldü.

"O zaman hesap öbür tarafta."

Hakan istemsizce güldü.

"Manyaksın lan."

Kurşunlar kulaklarının dibinden vızıldarken bile birbirlerine laf atabiliyorlardı.

Çünkü Pençe Timi'nin korkuyu yenme şekli buydu.

Gülmek...

Ve ne olursa olsun birbirini yalnız bırakmamak. Kurşun sesleri dağın sessizliğini paramparça ediyordu.

Barut kokusu, soğuk gece havasına karışmıştı.

Asena, kayanın arkasından kısa bir bakış attı.

"Demir!"

"Komutanım."

"Sağ kanadı çevir. Serdar seni koruyacak."

"Emredersiniz."

Demir başını salladı.

Serdar dürbününü omzuna dayayıp derin bir nefes aldı.

"Demir... Üç saniye sonra çık."

"Bir..."

"İki..."

"Üç!"

Demir kayadan fırladığı anda Serdar peş peşe iki el ateş etti.

İki hedef yere düştü.

"Yol temiz!"

Demir kayalıkların arasından ilerledi.

Tam o sırada...

PAT!

Bir kurşun, Hakan'ın hemen yanındaki kayaya isabet etti.

Taş parçaları yüzüne sıçradı.

"Ulan! Az daha burnumu götürüyordun!"

Emirhan gülmeden duramadı.

"Burnun zaten yamuk, düzelirdi belki."

Hakan dişlerini sıktı.

"Operasyon bitsin..."

"...seni var ya bir döveceğim."

Emirhan omzunu silkti.

"Her operasyondan sonra aynı şeyi diyorsun."

Asena sertçe seslendi.

"Kesin muhabbeti!"

İkisi de aynı anda sustu.

"Önünüze bakın."

O sırada Demir'in sesi telsizden geldi.

"Komutanım..."

"Bir dakika..."

"Burası hiç normal değil."

Asena'nın bakışları sertleşti.

"Ne gördün?"

Demir diz çöktü.

El fenerinin loş ışığını yere tuttu.

Toprağın altında ince bir kablo uzanıyordu.

"Nalet..."

"Basmalı düzenek."

Herkes olduğu yerde kaldı.

Hakan'ın yüzündeki tebessüm bir anda silindi.

Emirhan yavaşça nefes verdi.

"Asena Komutanım..."

"Bütün geçit mayınlı."

Asena kabloyu dikkatlice inceledi.

"Geri çekilmiyoruz."

Demir başını kaldırdı.

"Komutanım?"

"Biz bu görevi yarım bırakmayız."

Serdar çevreyi gözetlemeye devam ediyordu.

"Komutanım... Hareket var!"

Kayaların ardından yeniden silahlı kişiler görünmeye başlamıştı.

Hakan silahını omzuna yasladı.

"Şimdi sıçtık..."

Emirhan gülümseyerek yanına geçti.

"Yok be."

"Biz sıçmadık."

"Onlar birazdan sıçacak."

Hakan istemsizce güldü.

"Asena Komutanım..."

"İzin verin."

Asena derin bir nefes aldı.

Gözlerini tek tek timinin üzerinde gezdirdi.

Yıllardır aynı sofraya oturduğu...

Aynı yağmurun altında yürüdüğü...

Sırtını hiç düşünmeden emanet ettiği insanlardı bunlar.

Sonra telsizin mandalına bastı.

"Merkez, burası Pençe."

"Temas devam ediyor."

"Geri çekilme yok."

"Görev tamamlanmadan bu dağdan inmiyoruz."

Telsizden birkaç saniye sessizlik geldi.

Ardından tek bir cümle duyuldu.

"Anlaşıldı Pençe..."

"Allah yardımcınız olsun."

Asena emniyeti açtı.

"Pençe Timi..."

"İleri!"

Beş asker, tek bir beden gibi kayaların arasından yeniden hücuma kalktı. Şafak, dağların ardından yavaş yavaş yükselirken son silah sesi de sustu.

Ortalığı kaplayan barut kokusunun yerini sessizlik aldı.

Asena çevreyi son kez dikkatle süzdü.

"Serdar."

"Komutanım."

"Bölgeyi kontrol et."

"Emredersiniz."

Serdar kayalıkların arasını tek tek dolaştı, ardından telsize bastı.

"Komutanım... Bölge temiz. Tehdit kalmadı."

Demir de elindeki tablete son kez baktı.

"Merkezden teyit geldi. Hedef tamamen etkisiz. Operasyon başarıyla tamamlandı."

Asena derin bir nefes verdi.

Aylardır peşinde oldukları görev nihayet bitmişti.

"Pençe Timi..."

"Görev tamamlandı."

Kimse sevinç çığlığı atmadı.

Kimse havaya ateş açmadı.

Sadece birbirlerine baktılar.

Çünkü gerçek asker, görevini yapmayı kutlamazdı.

Tam o sırada Hakan sessizliği bozdu.

"Ulan Emirhan..."

"Şu çatışmada var ya... Bir ara korkudan dizlerin titredi sandım."

Emirhan kahkahayı bastı.

"Benim dizim değil oğlum."

"Sen ağır silahla geri geri giderken popon titriyordu."

Hakan gözlerini açtı.

"Lan ben mevzi değiştiriyordum!"

"He he..."

"Mevziymiş."

"Ben seni izledim. Bir ara kaya seni korusun diye kayaya sarıldın."

Serdar kafasını eğip gülmemek için dudağını ısırdı.

Hakan, Emirhan'ın omzuna hafifçe vurdu.

"Kes lan sıhhiyeci."

"Bir dahaki operasyonda seni sırtımda taşımam."

Emirhan sırıttı.

"Taşıyamazsın zaten."

"İki adım koşunca ciğerin çıkıyor."

"Lan!"

Hakan, Emirhan'ı kovalamaya başladı.

Emirhan da kahkahalar atarak kayaların arasında kaçıyordu.

"Yakala da göreyim, Şimşek!"

"Gel lan buraya!"

İkisi çocuk gibi birbirlerini kovalarken Demir'in sabrı taştı.

"Yeter artık!"

İkisi de oldukları yerde durdu.

Demir sert bakışlarla önlerine geçti.

"Siz ikiniz asker misiniz, anaokulu öğrencisi mi?"

"Beş dakika önce çatışmanın içindeydik."

"Biraz ciddiyet gösterin."

Emirhan başını kaşıdı.

"Ama görev bitti."

Demir derin bir nefes aldı.

"İşte sizinle uğraşırken benim ömrüm bitiyor."

Hakan, Emirhan'a eğilip fısıldadı.

"Bak yine başladı."

Emirhan da aynı sessizlikle karşılık verdi.

"Bir gün güldüğünü görürsem bayram ilan edeceğim."

Demir ikisinin de fısıldaştığını duyunca kaşlarını çattı.

"Ben duyuyorum."

İkisi aynı anda sustu.

Birkaç metre ötede Serdar olanları izliyordu.

Başını iki yana sallayıp Asena'ya döndü.

"Komutanım..."

Asena gözünü onlardan ayırmadan,

"Söyle Serdar."

Serdar iç çekti.

"Allah aşkına... Bunlar gerçekten mal mı?"

Asena'nın ciddi yüzü ilk kez hafifçe yumuşadı.

Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

"Hayır."

"Kafaları biraz eksik çalışıyor sadece."

Bunu duyan Hakan itiraz etti.

"Komutanım, ayıp oluyor."

Emirhan gülerek ekledi.

"Eksik değil komutanım..."

"Fazla eğlenceli."

Asena başını iki yana salladı.

"Helikoptere kadar tek kelime duymayayım."

Hakan ve Emirhan aynı anda,

"Emredersiniz komutanım."

Dediler.

İki saniye sessizlik oldu.

Sonra Hakan usulca eğildi.

"Lan kebabı ben mi ısmarlıyordum sen mi?"

Emirhan kahkahayı patlattı.

"Asıl hesabı Demir ödesin. En çok o konuştu."

Demir gözlerini kapatıp derin bir nefes verdi.

"Vallahi siz ikiniz beni bir gün emekli edeceksiniz..."

Dağların arasında ilk kez silah sesleri değil, Pençe Timi'nin kahkahaları yankılandı. Helikopterin sesi uzaktan duyulmaya başlamıştı.

Pervanelerin oluşturduğu rüzgâr, yerdeki tozu havaya kaldırıyordu.

Pençe Timi ağır adımlarla iniş alanına ilerliyordu.

Emirhan yürürken Hakan'ın omzuna dirsek attı.

"Ulan Şimşek..."

"Çatışmada artistlik yapıyordun ya."

Hakan kaşını kaldırdı.

"Ne yapmışım?"

"Komutanım emri vermeden kafanı çıkardın."

"Bir kurşun daha yaklaşsa şimdi seni sedyeyle taşıyordum."

Hakan sırıttı.

"Abartma lan."

"Kurşun bana değil, kayaya geldi."

Emirhan kahkahayı bastı.

"Kayaya gelmiş... Sanki kaya şikâyet etmeyecek."

"Mal herif."

Hakan da gülerek omzuna vurdu.

"Kes lan eşek."

"Sen de ilk çatışmada 'Hakan solumda kal' diye bağırıyordun."

"Lan tabii kal diyeceğim!"

"Ölsen bana iş çıkacak."

Serdar arkalarından homurdandı.

"Yemin ediyorum ikinizin muhabbetini dinlemek bile adamı yoruyor."

Demir hiç arkasına dönmeden konuştu.

"Yoruyor mu?"

"Beni delirtiyor."

Emirhan masum bir ifadeyle,

"Komutanım, biz moral veriyoruz."

Demir sonunda durup ikisine döndü.

"Sizin moral anlayışınızı si-"

Cümlesini yarıda kesip derin bir nefes aldı.

"Boş ver."

"Harcamaya değmez."

Hakan sırıtıp Emirhan'a fısıldadı.

"Bak yine sinirlendi."

Emirhan da alçak sesle,

"Bu adam bir gün bize değil, stresten dağa taşa vuracak kendini."

Demir bunu da duymuştu.

"Sizi duyuyorum it herifler."

İkisi aynı anda başlarını öne eğdi.

"Emredersiniz komutanım."

Serdar, Asena'nın yanına yürüdü.

Başını arkadaki ikiliye doğru salladı.

"Komutanım..."

"Bunlar operasyon bitince niye çocuk gibi oluyor?"

Asena kısa bir süre sustu.

Sonra gözünü ikiliden ayırmadan cevap verdi.

"Serdar cevabını bildiğin soruları sorma."

Serdar hafifçe gülümsedi.

"Doğru diyorsunuz komutanım."

Tam o sırada Hakan'ın sesi yine duyuldu.

"Lan Emirhan!"

"Helikoptere ilk binen korkaktır."

Emirhan kahkaha attı.

"Hassiktir oradan."

"Koş bakalım."

İkisi bir anda helikoptere doğru depar attı.

Demir başını iki elinin arasına aldı.

"Şunlara bak..."

"Koskoca uzman çavuşlar."

"Akılları on yaşında."

Asena, ilk kez belli belirsiz güldü.

"Demir."

"Komutanım?"

"Bırak."

"Onlar görevlerini kusursuz yaptığı sürece, dönüş yolunda biraz saçmalamalarına katlanırız."

Demir istemsizce tebessüm etti.

"Anlaşıldı komutanım."

Helikopter havalanırken Pençe Timi bir görevi daha geride bırakıyordu.

Önlerinde yeni bir operasyon vardı.

Ve hepsi biliyordu...

Dinlenmek sadece bir sonraki emre kadardı.Helikopter üs bölgesine indiğinde güneş çoktan doğmuştu.

Pervaneler yavaşlarken Pençe Timi tek tek aşağı indi.

Daha botlarının altındaki toz bile dağılmadan Hakan esnedi.

"Ulan var ya... Şöyle üç gün deliksiz uyusam kendime gelirim."

Emirhan çantasını sırtından indirip yere bıraktı.

"Sen zaten ayakta da uyuyorsun."

"Geçen brifingde komutan konuşurken gözün kapanıyordu."

Hakan itiraz etti.

"Lan ben düşünüyordum."

Emirhan kahkahayı patlattı.

"He yarram, seni tanımasak inanacağız."

Serdar arkadan omzuna hafifçe vurdu.

"Kesin lan sesinizi."

"Üsse girdik."

İkisi aynı anda toparlandı.

"Asker selamı" vererek nöbetçi personelin yanından geçtiler.

Koridora girer girmez Hakan tekrar eğildi.

"Lan acıktım."

Emirhan hiç düşünmeden cevap verdi.

"Senin midenle beynin arasında yarış var."

"Hep mide kazanıyor."

"Kes lan."

"Sabah sabah kafa ütüleme."

Demir dosyaları kolunun altına sıkıştırmış yürüyordu.

Bir anda durdu.

Arkasına döndü.

"Siz ikiniz..."

"Bir beş dakika normal insan olmayı deneseniz ölür müsünüz?"

Hakan gülümsedi.

"Denedik komutanım."

"Olmadı."

Emirhan ciddi bir ifadeyle başını salladı.

"Doktora gittik."

"Çaresi yokmuş."

Serdar kahkahayı zor tuttu.

Demir ise gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

"Allah bana sabır versin."

Asena koridorun sonunda durmuş onları izliyordu.

"Kâfi."

Tek kelime...

Beş kişi bir anda sustu.

Asena sert bakışlarını üzerlerinde gezdirdi.

"Operasyon bitti diye disiplin bitmedi."

"Raporlar bir saat içinde masamda olacak."

"Anlaşıldı mı?"

"Hep bir ağızdan."

"Emredersiniz komutanım!"

Asena odasına girince kapı kapandı.

Kapının kapanmasıyla Hakan usulca Emirhan'a döndü.

"Lan..."

"Sence bizi duyuyor mu?"

Emirhan fısıldadı.

"O kadın duymuyor."

"Hissediyor."

Serdar dayanamadı, güldü.

"Bak, buna hak verdim."

Demir başını iki yana salladı.

"Biriniz gevezelikten, biriniz eşeklikten vazgeçmiyor."

Hakan omuz silkti.

"Ne yapalım komutanım..."

"Hayat kısa."

Emirhan ekledi.

"Kurşun bizi bulmadan birbirimizi güldürelim diyoruz."

Bu kez Demir'in yüzünde istemsiz, belli belirsiz bir tebessüm oluştu.

Hakan hemen parmağıyla gösterdi.

"Lan!"

"Gördün mü?"

"Adam güldü!"

Emirhan gözlerini büyüttü.

"Harbi lan!"

"Takvime yazın, tarihî an!"

Demir'in tebessümü anında kayboldu.

"Defolun gözümün önünden."

"Raporları hazırlayın."

"Yoksa ikinizi de eğitim alanında süründürürüm."

Hakan ile Emirhan birbirlerine baktılar.

"Kaç?"

"Kaç."

İkisi aynı anda koridorda koşmaya başladı.

Arkalarından Serdar'ın sesi yankılandı.

"Ulan geri zekâlılar! Rapor odası öbür tarafta!"

İki arkadaş aynı anda durdu.

Birbirlerine baktılar.

"...Hassiktir."

Koridorda birkaç saniyelik sessizliğin ardından Serdar ile Demir istemsizce gülerken, Asena'nın odasının kapısı yeniden açıldı.

"Askerler..."

Beşinin de yüzündeki ifade bir anda ciddileşti.

"Asena'nın tek cümlesi yeterliydi."

"Koşmayı da, şakalaşmayı da sonra yaparsınız."

"Şimdi işinizi yapın."

"Emredersiniz komutanım."

Demir rapor dosyasını masaya bıraktı.

Kalemi eline aldı.

Tam yazmaya başlayacaktı ki arka taraftan yine Hakan ile Emirhan'ın sesleri yükseldi.

"Lan Hakan, çayı sen koy."

"Niye ben koyuyorum lan? Geçen de ben koydum."

"E çünkü seninki daha az bok gibi oluyor."

"Kes lan!"

İkisi yine kahkahaya boğuldu.

Demir önce derin bir nefes aldı.

Bir...

İki...

Üç...

Yok.

Sabır bu sefer yetmemişti.

Dosyayı masaya bıraktı, ağır ağır ayağa kalktı.

Bütün oda sustu.

Hakan ile Emirhan hâlâ birbirlerine sırıtıyordu.

Demir ikisinin tam karşısına geçti.

"Siz ikiniz var ya..."

"Allah akıl dağıtırken herhâlde kantinde tost kuyruğundaydınız."

İkisi gülmemek için dudaklarını ısırdı.

Demir devam etti.

"Bir insan bu kadar boş yapmayı meslek hâline nasıl getirir, aklım almıyor."

"Kurşun yağmurunun altından çıktınız, sanki piknikten dönmüş gibi gevşiyorsunuz."

"Disiplin deseniz yok..."

"Ciddiyet deseniz yok..."

"Sesinizi kesseniz, bu sefer de birbirinize bakıp sırıtıyorsunuz."

Parmağıyla ikisini birden gösterdi.

"Siz iki tane yürüyen asker değil, kışlanın başına bela olmuş iki tane afetsiniz."

"Bazen sizi görünce düşünüyorum..."

"Acaba askerî personel listesine yanlışlıkla iki tane kreş kaçkını mı yazılmış?"

Serdar arkasını döndü; gülmemek için dudağını ısırıyordu.

Demir'in sesi daha da sertleşti.

"Ulan, insan biraz bulunduğu yerin ağırlığını taşır."

"Her ağzınızı açtığınızda odadaki IQ ortalaması firar ediyor."

"Biriniz konuşmaya başlıyor, öbürü alkışlıyor."

"İkiniz bir araya gelince mantık nöbet iznine çıkıyor."

Emirhan başını eğdi ama omuzları hâlâ gülmekten titriyordu.

Demir bunu görünce kaşını kaldırdı.

"Hâlâ gülüyor."

"Yemin ederim bu kadar arsızlığı ansiklopedilere örnek diye koyarlar."

"İkinizin beynini birleştirsek bir tane düzgün karar çıkacağı da şüpheli."

Hakan sonunda dayanamadı.

"Komutanım..."

Demir sözünü kesti.

"Konuşma."

"Bir kelime daha edersen sana değil, seni yetiştirene gidip hesap soracağım."

Odada ölüm sessizliği oluştu.

Serdar boğazını temizledi.

"Aslında..."

Demir bakışlarını ona çevirdi.

"Sen karışma Serdar."

"Ben bugün bunların sabır testinin son seviyesini geçtim."

Emirhan usulca Hakan'a fısıldadı.

"Harbi sağlam sövdü."

Hakan aynı sessizlikle cevap verdi.

"Sus lan..."

"Devam ederse bu sefer ben de korkacağım."

Demir bunu da duydu.

Başını iki yana sallayıp dosyasını tekrar eline aldı.

"Şükür..."

"Nihayet iki dakikalığına da olsa sesiniz kesildi."

O sırada kapı açıldı.

Asena içeri girdi.

Tek bakışı yeterli olmuştu.

Hakan ile Emirhan dimdik hazır ola geçti.

Demir de derin bir nefes verip dosyasını uzattı.

"Komutanım..."

"Rapor hazır."

Asena kısa bir bakış attı, sonra Hakan ile Emirhan'a döndü.

"Demir sizi susturabildiyse..."

"Demek ki gerçekten sınırı aşmışsınız."

İkisi aynı anda cevap verdi.

"Emredersiniz komutanım..."

Asena sert bir bakış attı hepsine.

"O dosyalar bu akşam bitmezse eşek sudan gelse bile o tipiniz kaynana kadar antrenman yaparsınız"

Hepsi direk işe koyuldu ve Asena da kendi odasına çıktı.

"Allah'ım milletin timine hiper zeka atılıyoken benim tim niye gerizekalı dolu kurban olayım ya."

Bir an durdu.

"Doğru akıllısı bizi bulsa gökten kafama meteor düşer şerefsizim."

Kendi masasına oturdu ve evrakları doldurmaya başladı...

~1. Bölüm sonu~