29. bölüm · Kırık Künye

Bir daha kaybetme korkusu

Sena Şahin

Hastane...

Servis odası...

Demir gözlerini açtığında hastanenin loş bir odasındaydı.

Bileklerinde yumuşak hastane bağları vardı. Doktorların güvenliği için yatağa sabitlenmişti. Verilen sakinleştiricinin etkisiyle göz kapakları ağırlaşıyordu.

Bir süre tavana baktı.

Sonra gözleri yeniden kapandı.

---

Demir kendisini sessiz, bembeyaz bir koridorda buldu.

Etrafta kimse yoktu.

“Asena?”

Cevap gelmedi.

Koridorun sonunda küçük bir bebek eldiveni duruyordu.

Demir yavaşça ona doğru yürüdü.

Eldivenin üzerinde koyu renkli lekeler vardı.

Demir olduğu yerde kaldı.

“Hayır…”

Tam arkasından Asena'nın sesi duyuldu.

“Demir…”

Demir hızla arkasını döndü.

“Asena?”

Koridor bomboştu.

“Neredesin?”

Asena'nın sesi bu kez daha uzaktan geldi.

“Beni bul.”

Demir koşmaya başladı.

“Asena!”

Koridor uzadıkça uzuyordu.

Bir kapının önüne geldi.

Kapının arkasından Asena'nın sesi duyuldu.

“Demir, korkma.”

“Kapıyı aç!”

“Bana söz vermiştin.”

Demir'in nefesi hızlandı.

“Neyin sözünü?”

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra Asena'nın sesi çok daha yumuşak bir şekilde geldi:

“Bizi koruyacağını söylemiştin.”

Demir'in gözleri bebek eldivenine kaydı.

“Asena…”

Eldiven yere düştü.

Demir geri çekildi.

“Hayır.”

Bir anda Asena'nın sesi kulağının hemen yanında duyuldu:

“Demir…”

Demir irkilerek döndü.

Asena karşısındaydı.

Ama yüzü üzgündü.

Demir ona yaklaşmak istedi.

“Seni buldum.”

Asena sadece başını salladı.

“Henüz değil.”

“Ne demek bu?”

Asena'nın görüntüsü yavaşça uzaklaşmaya başladı.

“Demir, uyan.”

“Asena!”

“Uyan Demir.”

Ses gittikçe uzaklaştı.

“ASENA!”

---

Demir yatağında bir anda irkildi.

Nefesi hızlanmıştı.

Gözlerini açtı ve tavana baktı.

Oda sessizdi.

Bir süre nerede olduğunu anlamaya çalıştı.

Sonra başını çevirdi.

“Asena…”

Cevap yoktu.

Demir'in nefesi gittikçe hızlanıyordu.

Bileklerindeki bağları fark ettikçe paniği büyüyordu.

“BIRAKIN BENİ!”

Yatağın üzerinde doğrulmaya çalıştı.

“ASENA'NIN YANINA GİTMEM LAZIM!”

Kapı sertçe açıldı.

Serdar içeri girdi.

“DEMİR!”

Demir onu görür görmez bağırdı:

“SERDAR, ÇÖZ ŞUNLARI!”

Serdar yatağın yanına geldi.

“Demir, bana bak.”

“ÇÖZ DEDİM!”

“Önce bana bak!”

Demir bir an durdu.

Serdar iki elini onun omuzlarına koydu.

“Buradayım. Beni duyuyorsun.”

Demir'in gözlerinden yaşlar akıyordu.

“Asena…”

“Biliyorum.”

“Onu aldılar benden.”

“Gelicek geri.”

“Ya geri dönmezse?”

Serdar'ın yüzündeki sertlik bir anda kırıldı.

Ama sesini sakin tutmaya devam etti.

“Bunu düşünmeyeceksin.”

“Ama ya…”

“Demir!”

Serdar'ın sesi odada yankılandı.

Demir sustu.

Serdar gözlerinin içine baktı.

“DEMİR SEN KARARGAHI YERİNDEN OYNATAN ADAMSIN. ŞİMDİ BENİ DİNLE.”

Demir'in nefesi hâlâ düzensizdi.

“Asena'nın yanında olamıyorum.”

“Şu an yanında olmanın başka bir yolu var.”

Demir gözlerini kaldırdı.

“Nasıl?”

“Burada kalıp onun geri dönmesini beklemek.”

Demir başını iki yana salladı.

“Bekleyemem.”

“Bekleyeceksin.”

“Serdar…”

“Bekleyeceksin, Demir!”

Serdar'ın sesi titredi.

“Çünkü sen şimdi kendini kaybedersen Asena gözlerini açtığında karşısında kimi bulacak?”

Demir sustu.

Serdar'ın gözleri dolmuştu.

“Sen onun en güvendiği adamlardan birisin.”

Bir an durdu.

“Şimdi onun için güçlü kalacaksın.”

Demir'in gözlerinden yaşlar yeniden aktı.

“Ben güçlü değilim.”

Serdar başını salladı.

“Olmak zorunda değilsin.”

Elini Demir'in omzunda tuttu.

“Ama yalnız değilsin.”

Demir sonunda başını eğdi.

Omuzları titriyordu.

“Çok korkuyorum.”

Serdar onu kendine doğru çekti.

“Biliyorum.”

Demir ilk kez direnmedi.

Serdar'ın omzuna yaslanıp ağlamaya başladı.

Serdar da onu bırakmadı.

“Ağla kardeşim. Ama burada kal.”

Demir güçlükle konuştu:

“Asena dönecek mi?”

Serdar birkaç saniye sustu.

Sonra kararlı bir sesle:

“Dönecek. Biz de burada olacağız.”

Koridorda yine sessizlik vardı.

İki asker, ameliyathaneden gelecek haberi bekliyordu.

Bu kez Demir yalnız değildi.

Demir'in gözyaşları dinmiyordu.

Serdar hâlâ yanında duruyordu.

Demir bir süre sessiz kaldı.

Sonra gözlerini yere indirdi.

“Ben bunu daha önce yaşadım.”

Serdar'ın yüzü değişti.

“Neyi?”

Demir'in sesi güçlükle çıktı.

“Annem…”

Bir süre konuşamadı.

“Onu da kaybetmiştim.”

Serdar sessizce onu dinledi.

“Şimdi Asena'yı da kaybedeceğim diye korkuyorum.”

Başını iki yana salladı.

“Aynı şey olacakmış gibi geliyor.”

Serdar hemen:

“Demir, bu aynı şey değil.”

“Ya öyleyse?”

Demir'in gözleri doldu.

“Serdar, lütfen.”

Serdar'a baktı.

“Bir kere göreyim.”

Serdar sustu.

“Sadece bir kere.”

Demir'in sesi yalvarmaya dönüşmüştü.

“Onu göreyim. Elini tutayım. İyi olduğunu göreyim. Sonra ne dersen yaparım.”

Serdar'ın gözleri doldu.

“Demir…”

“Lütfen.”

Tam o sırada kapı açıldı.

İkisi de başını çevirdi.

Doktor içeri girdi.

Demir hemen doğruldu.

“Doktor?”

Doktor birkaç saniye sustu.

“Ameliyat sonrası durumu hâlâ kritik.”

Demir'in yüzü gerildi.

“Asena?”

“Şu an ameliyattan çıktı.”

Demir nefesini tuttu.

Doktor devam etti:

“Durumu yakından takip edilmesi gerektiği için yoğun bakıma alacağız.”

Demir'in gözleri doldu.

“Gözlerini açtı mı?”

Doktor başını hafifçe salladı.

“Henüz değil.”

Demir'in sesi neredeyse fısıltıya dönüştü.

“Bebek?”

Doktor sakin bir sesle:

“Bebek de yakından takip edilecek. Şimdilik kesin bir şey söylemek için erken.”

Demir başını eğdi.

Bir süre konuşamadı.

Sonra doktora baktı.

“Onu görebilir miyim?”

Doktor kısa bir süre düşündü.

“Yoğun bakıma alındıktan sonra kısa süreliğine, uygun olursa görebilirsiniz.”

Demir'in gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Teşekkür ederim.”

Serdar elini omzuna koydu.

“Gidelim.”

Demir başını salladı.

Bu kez korkmasına rağmen ayağa kalktı.

Çünkü Asena'yı bir kere olsun görebilecekti.

*"Yıllar önce… Aynı hastane. Aynı koridor. Ama bu kez Demir çok küçüktü.

Babası öldüğünde henüz iki yaşındaydı. Onu hatırlayacak kadar büyümemişti.

O gece hastanenin bekleme salonunda, küçük elleriyle sandalyesinin kenarına tutunmuş oturuyordu.

Yanında nenesi vardı.

Demir başını kaldırıp koridorun sonundaki kapıya baktı.

— “Anne ne zaman gelecek?”

Nenesi onun elini tuttu.

— “Gelecek yavrum. Sen merak etme.”

Demir başını salladı.

Ama gözleri kapıdan ayrılmıyordu.

— “Söz mü?”

Nenesi gülümsümeye çalıştı.

— “Söz.”

Demir küçük ayaklarını sallayarak beklemeye devam etti.

Dakikalar geçti.

Sonra saatler.

Hastanenin koridorundaki ışıklar hiç değişmedi.

Demir yorulup nenesinin omzuna yaslandı.

— “Anne beni görünce sarılacak mı?”

Nenesi'nin gözleri doldu.

— “Sarılacak.”

— “Beni özlemiş midir?”

— “Çok.”

Demir gözlerini kapattı.

Bir süre sonra koridorda bir doktor göründü.

Nenesinin yüzündeki ifade bir anda değişti.

Doktor yanlarına geldi.

Demir hiçbir şey anlamıyordu.

Sadece nenesinin elinin birdenbire titrediğini hissetti.

Doktor sessizce konuştu.

Ninesi başını eğdi.

Gözlerinden yaşlar süzüldü.

Demir ona baktı.

— “Nene?”

Cevap gelmedi.

— “Anne nerede?”

Ninesi onu kendine çekti.

Demir'in küçük başı omzuna yaslandı.

— “Anne…”

Ninesi ağlayarak onu daha sıkı sarıldı.

Demir hâlâ kapıya bakıyordu.

O gece Demir annesini kaybetti.

Ve yıllar sonra aynı hastanenin koridorunda, aynı korkuyla yeniden bekleyeceğini bilmiyordu."*

Şimdi…

Demir'in gözleri yoğun bakım kapısına takılı kaldı.

Geçmişteki o küçük çocuk sanki hâlâ içindeydi.

Yine aynı kapı.

Yine bekleyiş.

Ve yine sevdiği birinin geri dönmesini bekliyordu.

Demir fısıldadı:

“Bu sefer gitme Asena…”

Serdar onun yanında sessizce durdu.

Demir'in korkusunun nereden geldiğini artık daha iyi anlıyordu.

Hemşire Demir'in üzerine sterilize edilmiş bir giysi verdikten sonra yoğun bakım odasına alındı.

Kapı kapandığında Demir birkaç saniye kıpırdamadan kaldı.

Sonra tekrar yatağın yanına döndü.

Asena'nın elini tuttu.

Bu kez daha sıkı.

“Ben buradayım…”

Sesi neredeyse duyulmuyordu.

Monitörlerin düzenli sesleri odanın sessizliğini dolduruyordu.

Demir o seslere bakmamaya çalıştı.

Bakarsa korkacağını biliyordu.

Gözlerini Asena'nın yüzünden ayırmadı.

“Bana bir şey söyle.”

Cevap yoktu.

“Kız bana.”

Dudakları titredi.

“Bağır. ‘Demir, görev yerini terk etme’ de.”

Yine sessizlik.

Demir başını eğdi.

“Ne olur…”

Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

“Beni böyle bırakma.”

Asena'nın elini iki avucunun arasına aldı.

“Ben bunu bir kere yaşadım.”

Nefesi kesildi.

“Annemin elini tutamadım.”

Bir süre konuşamadı.

“Sonra o kapı kapandı.”

Gözlerini kapattı.

“Ben o gün ne olduğunu bile anlamıyordum.”

Başını tekrar kaldırdı.

“Ama şimdi anlıyorum.”

Sesi kırıldı.

“O yüzden senden korkuyorum.”

Demir yatağın yanındaki sandalyeye çöktü.

“Sen de gidersen…”

Cümlesini tamamlayamadı.

Başını Asena'nın elinin üzerine koydu.

Omuzları titriyordu.

“Ben ne yaparım bilmiyorum.”

Bir süre sadece ağladı.

Sonra Asena'nın elini tekrar sıktı.

“Bebeğimiz de burada.”

Sesi fısıltıya dönüştü.

“İkiniz de buradasınız.”

Demir gözlerini kapattı.

“İkinizi de eve götürmek istiyorum.”

Kapının ardından hemşirenin sesi duyuldu:

“Demir Bey…”

Demir başını kaldırdı.

“Birazdan çıkmanız gerekiyor.”

Demir hemen başını salladı.

“Hayır.”

Hemşire şaşırdı.

“Sadece birkaç dakika daha.”

Demir Asena'nın elini bırakmadı.

“Lütfen.”

Sesinde hiçbir askerî sertlik kalmamıştı.

Sadece korkmuş bir adam vardı.

“Gözlerini açana kadar burada kalayım.”

Hemşire sessiz kaldı.

Demir tekrar Asena'ya baktı.

“Bak…”

Gözyaşlarının arasından gülümsemeye çalıştı.

“Ben geldim.”

Asena cevap vermedi.

Demir'in gülümsemesi kayboldu.

“Şimdi sıra sende.”

Elini yanağına yaklaştırdı.

“Sen de bana geri geleceksin.”

Ve o an Demir'in zihninde yıllar önceki aynı hastane koridoru canlandı.

Küçük bir çocuk.

Bir hastane kapısı.

Bekleyen bir nene.

Ve geri dönmeyen bir anne.

Demir gözlerini kapatıp fısıldadı:

“Bu sefer aynı olmayacak.”

Asena'nın elini bırakmadı.

“Olmayacak.”

Sanki kendisini ikna etmeye çalışıyordu.

“Bu sefer seni beklemeyeceğim.”

Bir nefes aldı.

“Sen benim yanıma geri geleceksin.”

Demir hâlâ Asena'nın elini tutuyordu.

Başını yatağın kenarına eğmiş, sesi titreyerek konuşuyordu.

“Sen benim sadece komutanım değilsin, Asena…”

Bir an sustu.

“Sen benim evimsin.”

Gözlerinden yaş süzüldü.

“Ben seni kaybetmeye hazır değilim. O yüzden ne olur bana geri dön.”

Tam o sırada Demir, elinin içinde çok hafif bir hareket hissetti.

Donup kaldı.

Asena'nın parmakları elini sıkmıştı.

“Asena?”

Göz kapakları titredi.

Demir hemen ayağa kalktı.

“Asena, beni duyuyor musun?”

Asena gözlerini yavaşça açtı.

Bakışları bulanıktı.

İlk gördüğü kişi Demir oldu.

“Demir…”

Demir'in gözlerinden yaşlar boşandı.

“Buradayım.”

Asena birkaç saniye etrafına baktı.

Monitörleri, kabloları fark etti.

Sonra eli istemsizce karnına gitti.

Bir süre bekledi.

Yüzündeki ifade değişti.

Tekrar bekledi.

“Demir…”

“Buradayım.”

“Ben…”

Sesi güçlükle çıkıyordu.

“Bebeği hissedemiyorum.”

Demir'in yüzü gerildi.

“Asena, sakin ol.”

Asena başını iki yana salladı.

“Hayır.”

Nefesi hızlandı.

“Hissetmem gerekiyor.”

Demir hemen elini tuttu.

“Doktorlar ilgileniyor.”

“Ama hissetmiyorum!”

Asena'nın gözleri doldu.

“Ya ona bir şey olduysa?”

Demir cevap vermeye çalıştı.

“Henüz bilmiyoruz.”

Asena'nın gözlerinden yaşlar aktı.

“Ben iyi bir anne olamadım.”

“Öyle söyleme.”

“Onu koruyamadım.”

“Asena.”

“Benim yüzümden oldu.”

Demir başını iki yana salladı.

“Hayır. Bu senin suçun değil.”

Asena ağlamaya başladı.

“Daha doğmadan ona zarar verdim.”

Demir onun elini iki eli arasına aldı.

“Beni dinle.”

Asena güçlükle ona baktı.

“Sen daha yeni uyandın. Vücudun çok zor bir şey yaşadı. Şu an hiçbir şeyi tek başına anlamaya çalışmayacaksın.”

Asena'nın gözlerinden yaşlar süzülmeye devam ediyordu.

Demir alnını onun eline yasladı.

“Sen kötü bir anne değilsin.”

Bir süre sustu.

“Tam tersine. İlk düşündüğün şey yine bebeğimiz oldu.”

Asena gözlerini kapattı.

“Ama korkuyorum.”

Demir elini sıktı.

“Ben de korkuyorum.”

Sonra yavaşça gülümsedi.

“Ama bu kez korkuyu beraber taşıyacağız.”

Asena ona baktı.

Demir fısıldadı:

“Sen yalnız değilsin. Bebeğimiz de yalnız değil.”

Kapının dışında doktorların sesi duyuldu.

Demir başını kapıya çevirdi.

“Şimdi doktorlar kontrol edecek. Ne olursa olsun, yanında olacağım.”

Asena gözlerini tekrar kapattı.

Bu kez Demir'in elini bırakmadı.

Demir de onun elini bırakmadı.

...

~28. Bölüm Sonu~