24. bölüm / 30
Kehanet:Kehanet in GölgesiYeşil gözlü prenses 🔮
Bölümler 30Şu an: Yeşil gözlü prenses 🔮
- 1 Vadinin Başlagıcı🔮4.192 kelime
- 2 Güçlerin doğuşu🔮5.423 kelime
- 3 Koruyucuların elçisi🔮6.296 kelime
- 4 Kızıl bela🔮3.660 kelime
- 5 Saklananlar🔮5.399 kelime
- 6 Pusu🔮6.986 kelime
- 7 Yalanlar ve Korkular🔮4.983 kelime
- 8 Kehanet için kaçış🔮3.240 kelime
- 9 Kyle🔮3.949 kelime
- 10 Gömülen çığlıklar🔮3.313 kelime
- 11 Kanatlar Ve Düğün🔮3.030 kelime
- 12 Düşmanın Prangası🔮3.570 kelime
- 13 İtirafların Tokadı🔮1.165 kelime
- 14 Çamurdan Doğan cesaret🔮3.507 kelime
- 15 Karanlık sular🔮3.781 kelime
- 16 Elf in Şifası3.788 kelime
- 17 Demirci'nin ocağı3.406 kelime
- 18 Taverna nın melodisi 🔮3.414 kelime
- 19 Ortaya çıkan Cevher 🔮4.272 kelime
- 20 Son yolculuk🔮3.764 kelime
- 21 Kırık Kadeh🔮3.609 kelime
- 22 Cadı nın kazanı🔮3.602 kelime
- 23 İhanet in Böylesi 🔮3.210 kelime
- 24 Yeşil gözlü prenses 🔮2.181 kelime · Okuduğun bölüm
- 25 Taht Oyunu🔮2.684 kelime
- 26 Oyuncak mı Kılıç mı 🔮2.361 kelime
- 27 Şeytan'ın sözleşmesi2.351 kelime
- 28 Gerçekler ve iblisler🔮3.424 kelime
- 29 Kırılan Düzenek🔮1.810 kelime
- 30 İkinci Bir kader🔮1.892 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
19 yıl önce
Ruhlar Diyarı
Nestina
Odamdaki sallanan sandalyede oturmuş çay içerek pencereden dışarıda oğluna idman yaptıran Afernea ve oğlu Alex'e bakıyordum. Afernea kocası öldükten sonra Alex'e hem annelik hem de babalık yapmak zorunda kalmıştı.
Şimdi de oğlunu Sis Tanrısı olması için eğitiyordu ama Alex aşırı disiplin yoksunu bir çocuktu. Savaşta geri durmuş, sadece gücü ile annesine yardım etmişti. Yine de adı tarihe kazınmıştı.
Büyük Savaş'ın üstünden yıllar geçmişti. Aroen, o kibirli adi varlığı yok edememek hâlâ sinirimi bozuyor. Nasıl var olduğunu Efendi Klem bizden saklıyordu. Efendimize olan saygımız yüzünden bunu ona sormuyorduk. O eğer anlatmak istemiyorsa istemiyordur.
Keşke benim de bir çocuğum olsaydı... Tarien ile evlendiğimde yaşım bir çocuk sahibi olmak için fazla yaşlıydı. Hiçbir şifacı veya ilaç beni anne yapamadı, benim en büyük arzum anne olma isteğimdi. Zaten sonra da savaş çıktı ve savaştan sonra Efendi Klem'in isteği üzerine Kadim Diyar'a geldik. Kısacası benim çocuk sahibi olmak için ne bir şansım ne de zamanım olmuştu. Bu yüzden ben de çocuklardan nefret ederek kendimi avutuyordum. Bu yüzden çocuklardan nefret ediyorum; o sesli, ufak, tombul şeyler midemi bulandırıyor.
Şu anda camdan kafalarına taş atsam acaba içim daha da mı soğurdu? Elimi havaya açtım ve arzumun taş olduğunu anlayan Saray elime bir taş verdi. Taşı havaya kaldırdım ve tam fırlatacağım an kapı çalındı. İçeri giren biricik aşkım, kocacığım Tarien'di.
"Nestina, o taşla ne yapıyorsun?"
Hemen taşı yere atıp ayağımla arkaya doğru ittim.
"Aşkım ne taşı, hani nerede taş?"
deyip sırıttım.
Tarien'in yüzünde ciddi bir ifade vardı, herhalde göreve falan gidecekti.
"Efendi Klem bizi huzuruna çağırıyor. Taş konusunu sonra tartışırız ama şimdi Efendi Klem'in yanına!"
Tarien yanıma yaklaşıp elimi tutup kalkmam için destek verdi. O kadar uzun süre koltukta oturmuştum ki yaşlı bedenim tutulmuştu. Tam tamına bir milyar dokuz yüz seksen iki bin altı yüz elli yaşında olmak biraz zordu, bazen yaşamaktan sıkıldığımı hissediyordum ama hayat bir şekilde geçiyordu.
Sarayda canım sıkılıyordu, göreve çok az gidiyorduk. Onca yıl geçse de Aroen'in iblislerinin bazıları kaçıp saklanmayı başarmıştı. Onlar bir sorun çıkardığında onları durduracak biri gerekiyordu, bu yüzden biz tanrı ve tanrıçalar var olmuştuk.
Efsanelerin hepsi yanlıştı. Bizler şimdiki adı Dragon Vadisi olan ama eski ismi Difarya olan diyarda yaşayan 9, birbirinden kopuk varlıktık. Tarien sarayda Muhafız Komutanlığı yapıyordu. Afernea kocası ile mutlu şekilde oğlunu büyütüyordu. Suene ve Luzie diyarı gezen gezginlerdendi. Badensa sarayda hizmetçilik yapıyordu. Zeina şifacıydı. Andre simyacılıkla uğraşıyordu. Ben ise hayatımın aşkını bulmaya çalışıyordum.
Birden kendine Aroen adını vermiş Cehennem'in İmparatoru ortaya çıktı ve diyarı Cehennem'den farksız hale getirdi. Artık kasabada gülmek bile yasaklanmıştı çünkü ufacık bir tebessüm bile Aroen'i güçsüz düşürüyordu. O karanlıktan ve kötü hislerden beslenen, ne olduğu bilinmeyen bir canavardı. O dönemde çok fazla çocuk katledildi. Çocuklar sadece dünyaya pembe gözler ile bakmayı biliyorlar; onlara yetişkinlik bahşedilene kadar onlar için mutlu olmamak için pek bir sebep yok. Bu yüzden Aroen'i en çok da onlar düşürüyordu.
Bir gece yine feryatların ninnisi ile uyumaya çalışırken kendimi Kadim Diyar'da buldum. Diğerleri de tıpkı benim gibi kendini Kadim Diyar'da buldu. Klem bize güçler bahşedip bizi kutsadı ve en sonunda da Aroen'i devirmemiz için dünyaya geri gönderdi.
Savaştığımız ve Aroen'i hapsettiğimiz kısım bende yok çünkü o kısmı Efendi Klem zihnimizden sildi. Bu yüzden o kısmı hatırlamıyorum. Aroen asırlardır demir parmaklıkların arasında, onun kafesi kırılmayan bir büyü ile kilitli. Buradan çıkması imkansız. Onu oradan çıkarabilecek tek şey; tıpkı Efendi Klem'in bize yaptığı gibi birini rızası ile kutsamak ve onu kendi çocuğu yapmadığı sürece o kafesin kilidi kırılmayacak.
Tarien'in elini tuttum.
"Portal ne durumda tatlım?" diye sordum.
Sarayın üst katına çok vardı, bu yüzden kocam ile bol bol sohbet edebilirdim. Tarien bir büyü yaratmaya çalışıyordu, adını şimdiden koymuştu: Portal. Yapmaya çalıştığı büyü, 1 yıllık yolu 1 dakikada bitirmeye yarıyordu. Elbette bu kolay bir şey değildi, bu yüzden sevgili kocam gece gündüz demeden çalışıyordu. Elbette bana da vakit ayırıyordu. Bazen beni ilgisiz bıraktığını hissettiği için gelip benden sık sık özür diliyordu. Tek kelimesi ile üç orduyu düz eden adamın bana kedi yavrusu olup beni çok sevmesi çok hoşuma gidiyordu.
Bana bakıp gülümsedi.
"Hâlâ biraz eksik, şu an kullanım için oldukça tehlikeli bebeğim. O yüzden daha hazır olup olmadığını bilmiyorum ama geliştirmek için daha çok çabalıyorum," dedi.
Ardından eliyle yüzümü sevdi.
Yüzümde bir gülümseme oluştuğunu hissettim. İyi ki o vardı ve iyi ki Efendi Klem onu benim için var etmişti. Bir yerden alsa da bir yerden vermişti.
Yürüyüşümüzün sonunda Efendi Klem'in odasına ulaşmıştık. Kapıyı nazikçe çalıp içeri girdim. Efendi Klem bizi ayakta, gülümseyen bir yüzle karşıladı.
"Nestina ve Tarien, hoş geldiniz. Buyurun lütfen içeri girin, size söyleyecek önemli şeylerim var."
Efendi Klem bunu söylerken bile yüzünde güller açıyordu. Normalde önemli haberler verirken çok ciddi olurdu. Acaba yine ne olmuştu ve bu önemli haber neydi? Yine bir iblis sorun mu çıkartmıştı ya da bir yerde bir tehlike mi sezmişti? Ama durum kötü olsa yüzü ciddi olurdu.
"Sizden bir şey isteyeceğim."
Tarien ile boyunlarımızı eğdik ve ellerimizi önümüzde birleştirdik.
"İstekleriniz bizim için emirdir efendim."
Aynı anda, aynı tonda... Efendi'nin önünde saygısızlığa yer yoktu.
"Yeni bir bebek yaratacağım. Minerth çifti... Şu an Alinta Diyarı'nın kraliyetindeki Prens Aiden Minerth ve onun karısı Prenses Nerani Minerth. Onlara bir çocuk bahşedeceğim ama bir şartla: Bebeği vaftiz edeceksiniz. Bebek sizler tarafından eğitim alacak ve Ay Tanrıçası veya Tanrısı olması için eğitilecek. Eğitimi bittiğinde de Kadim Diyar'ın Ay Tanrıçası, Öbür Dünya'nın elçisi olacak."
Tabii onlara bir bebek bahşedecek, benim hakkımı hep insanlar yiyor! Neden bana da bir bebek bağışlamamıştı?
Bebekleri seven Nestina bu fikre balıklama atlayabilirdi ama şu anki Nestina bu fikre asla uymazdı. Ne diye orada duracaktım? O bebeğin her adım attığında annesinin mutluluğunu görmek için mi, yoksa o bebeğin ilk 'anne' dediği anda herkesin duygulanmasını görmek için mi? Ölmeyi tercih ederim!
"Üzgünüm efendim ama ben bu göreve gitmek için pek uygun olduğumu düşünmüyorum."
Sesim ne kısık ne de fazla yüksekti ama şu belli oluyordu: Sesimde benim bile taşımak istemediğim bir kırgınlık vardı ve bu benim sinirimi bozuyordu.
"Nestina, neden böyle düşündüğünün farkındayım ve emin ol sen buna çok hazırsın. Eğer efendini dinlersen emin ol sonucu senin için de çok güzel olacak. İstersen sadece git ve bebeğe soğuk davran ama sadece o saraya git. Bunu benim sana verdiğim bir emir olarak düşün."
🔮
Kollarımı birbirine bağlamış, başımı yana çevirmiş, dudağımı büzmüş şekilde Efendi Klem'in sağ tarafında duruyordum. İstediği bir oyuncak alınmayan şımarık çocuk gibiydim. Tarien, Efendi Klem'in diğer tarafından bana bakıyordu. Efendi Klem'in büyülü aynasının karşısındaydık. Büyülü ayna; iki evren arasında geçiş yapmaya ve buradan diğer evrende istediğimiz bir varlığı görmeye.
Efendi Klem elini aynanın içine sokup iki bedeni buraya çekti. Biri siyah saçlı, kahverengi gözlü genç bir adamdı. Üstünde siyah bir zırh ve bir prens tacı vardı; bu Aiden Minerth, veliaht kral olmalıydı. Diğeri ise uzun kahverengi saçlı, yeşil gözlü, masum gözüken bir kızdı. Üstünde zarif bir elbise ve gösterişsiz, kibar, küçük bir taç vardı.
Ne yaşadıklarını anlamadıkları için korkmuş olmalıydılar. Kız yerde sürünerek adamın yanına attı kendini. Zavallı, bir erkeğe ihtiyaç duyuyor, bu yeni nesil de böyle! Oradan bakınca hayduta falan da benzemiyoruz, neyden korkmuştu bu kadar?
Efendi Klem bir adım öne çıktı.
"Ey Alinta'nın Prens ve Prenses'i! Ben Yaratan Tanrı'nız Klem. Sizin en büyük arzusunun bir varis olduğunu biliyorum ve size bir çocuk bahşedeceğim ama benim de şartlarım var."
Adam yerden destek alıp ayağa kalktı ve eşini kaldırdı. Kız olan adamın arkasına geçti. Gözlerinde artık hem korku hem de merak görüyordum. Prens konuştu.
"Karşılığında ne istiyorsun? Bir saray, sandık sandık altın veya değerli taşlar... Ne istersen sana verebiliriz, yeter ki bize bir çocuk bahşet!"
Ellerini önünde birleştirip diz çöktü, yalvarıyordu. Efendi Klem elini Prens'in başına koydu.
"Ben size benim bahşettiğim değerli taşları veya altınları istemiyorum. Size çocuk bahşedeceğim ama bir şartla: Çocuk kız da olsa erkek de olsa biz Kadimlerin savaşçısı olacak. Çocuk 18 yaşına basana kadar sevgili savaşçılarım Nestina ve Tarien'in gözetiminde büyüyecek ve bebeği vaftiz edecekler."
Prens kabul ettiğini anlatmak için başını salladı. Efendi Klem gülümsedi, her şey tam da istediği gibi ilerliyordu; bu yüzden mutlu olmuş olmalıydı. Eli ile Nerani'yi yanına çağırdı. Genç prenses tereddütlü ama mutlu şekilde yavaş yavaş ona doğru ilerleyip durdu. Efendi Klem elini genç prensesin karnına koydu.
"Ei-lunae, futuri signo-in medio itinere potestates sacras tribue."
🔮
Elimdeki tepsiye bakarak ve küfür ederek Alinta'nın biricik, herkesin aşık olduğu ama benim sarayımın üçte biri kadar bile olmayan Alinta Krallık Sarayı'nda yürüyordum. Elimdeki tepside ılık su ve kesilmiş bez parçaları vardı. Prenses Nerani'nin bağışıklığı aşırı düşüktü. Hamilelik de ekstradan onu yoruyordu, bu yüzden hasta olmuştu ve ateşi vardı.
Koskoca Kader Tanrıçası'nı saray şifacısına çevirmişlerdi! Evet, bitkiler, ilaçlar ve özellikle zehirlerle ilgili bilgi dolıydum ama bunu onlar için kullanmak istemiyordum. Banane elin ucube veledinden!
Kraliçe neredeydi, o niye veliahtı taşıyan gelinine bakmıyordu? Ya da bu prensesin anası yok muydu gelip baksın kızına? Şimdi ne güzel sarayımda çay yudumlayarak Alex'e bağırmak vardı!
Sonunda prensesin odasına ulaşıp kapıyı açtım ve içeri girdim. Prenses yatağında bitkin şekilde, içinde sanki patlamaya hazır bir bomba gibi duran karnını okşuyordu. 8'inci ayını devirmişti. 8 aydır bu fare deliği gibi sarayda bu nazlı prensese bakıyordum.
Kocam da anca gidip ordu eğitmenliği yapsın! Ona da saraydaki orduyu eğitmesini söylemişti Prens Aiden. Mükemmel, Tarien kendi işi olduğu için hemen kabul etmişti; ben ise burada hasta bakıcılık yapıyordum.
Hayat çok acımasızdı.
Prenses gömüldüğü yataktan doğruldu.
"Sen misin Nestina?"
Yok, anan! derdim dışımdan da dua et Efendi Klem'in görevindeyim, yoksa seni terlikle döverek o yataktan kaldırırdım!
Gülümsedim.
"Evet prensesim, benim," deyip bezlerden birini ılık suya sokup prensesin alnını sildim yavaşça.
"Kusura bakma sana da zahmet oluyor ama oğlum beni oldukça yoruyor."
Prensesin iğrenç bir huyu vardı: Karnındaki bebeğin erkek olduğuna çok emindi. Tahta geçmenin ilk kuralı ya krallığı kurmaktı ya da soyunu devam ettirecek bir erkek varis doğurmaktı. Aksi takdirde ne tahta çıkabilirdin ne de sözün geçerdi.
Ama ağzımı bozup da ona küfürler etmek istemiyorum. Kız, erkek ayrımı yoktur! Eğer erkekler bizden daha üstünse Efendi Klem Kadimlerin 6'sını neden kadın olarak seçsin ki?
"Olur böyle şeyler prensesim, hamilelik zordur," deyip bezi tekrar suya soktum ve prensesin alnını tekrar sildim.
Prenses.
"Şey... Bana bir bardak portakal suyu getirir misin? İçine limon da sık ama ekşi olsun biraz." Dedi ve tekrar yatağa gömüldü.
Şimdi de saray hizmetçisi olmuştum! Şeytan diyor, elindeki tastaki suyu başından aşağı dök!
"Tabii prensesim," deyip elimdeki bezi suya geri bıraktım ve çıkıp sarayın mutfağına gidip kilere geçtim. Mutfak boştu, hizmetliler akşam yemeğini hazırlamak için büyük salonda olmalıydı.
Kilerden birkaç portakal ve birkaç limon alıp tezgaha fırlattım. Sonra bir bıçak aldım ve kesme tahtasının başına geçtim. Şu an bu bıçakla limon değil de Nerani'nin dilini kesmek isterdim ama limon kesip sinirime yenik düşmeyecektim. Bir limonu ikiye kestim ve sıkmaya başladım. Ardından iki adet portakalı kesip sıktım, sürahiye koydum ve bir yemek kaşığı şeker ve göz kararı su koydum.
Acaba zehir de koysam tadını anlar mıydı? Ya da zehirlenip ölse benim üstüme kalır mıydı? Herhalde kimse benden şüphelenmezdi...
"Neyse Nestina, sen bir tanrıçasın, böyle aptal bir kadın için değmez," deyip elimi cebimdeki zehir şişesinden çektim.
Portakal suyunu büyük bir bardağa koyup tepsiye yerleştirdim ve tekrar prensesin odasına doğru yürüyordum ki Prens ile karşılaştım. Nazikçe önümde eğildi.
"Leydim..."
Leydimmiş! Leydin olmasaydı bu saray ve sen bile var olamayacaktın, kime kibarlık yapıyorsun?
Nazikçe eğildim.
"Prensim..."
Prens Aiden da eşinin erkek versiyonu gibi bir şeydi; al birini vur ötekini, aynılardı!
"Leydim, eşim ve oğlumuz nasıl, ne durumdalar?"
Al işte, bu da 'oğlum' diyor! Tepsiyi sıkmaktan kıracaktım.
"Gelip eşinize sormalısınız Prens Aiden, sizi görmek çok hoşuna gidecektir."
Bence de durumunu eşine sorsun, yoksa ben Aiden'ın gırtlağına yapışıp ölene kadar boğazını sıkacağım!
🔮
İçeriden Prenses Nerani'nin acı çığlıkları yankılanıyordu. O gün gelip çatmıştı; yeni Kadim birkaç dakika içinde kucağımızda olacaktı. Şifacının kapısının önünde ben, Tarien, Aiden, Kraliçe ve Kral bekliyorduk. Ve en sonunda beklediğimiz ses revir odasından yükselmişti: İğrenç, tiz, çığlık atar gibi bağıran bebek ağlaması... Kulaklarım iflas edecek sanırım, sirenlerin sesi bile daha güzel!
Prens sesi duyar duymaz heyecanla yaslandığı duvardan fırlayıp revir kapısının önüne geçti. Sonunda şifacı kapıyı açtı. Kadın daha ağzını açamadan Prens sorusunu sordu.
"Nerani iyi mi? Oğlum nasıl?"
Şifacı kadın donmuş halinden çıktı:
"Şey... Efendim, Bayan Nerani iyi ama aslında..."
Kadın daha lafını bitirmeden onu itip içeri girdi. Biz de onun arkasından girerken yere düşen şifacıyı da yerden kaldırdım.
İçeri geçtiğimde gördüğüm manzara hiç de mutlu bir bebek doğumuna benzemiyordu. Aiden'ın yüzü sirke satıyordu, Nerani sahte şekilde gülümsüyordu, Kraliçe ve Kral'ın yüzünde hayal kırıklığı vardı. Niye ki?
Gidip Nerani'nin kucağındaki beyaz battaniyeye sarılı bebeğe baktım. Neden hayal kırıklığına uğradıklarını anlamıştım; çünkü bebek kızdı!
Kral ve Kraliçe "Yazıklar olsun!" diyerek çıktı. Aiden'ın sirke satan yüzü hâlâ bebeği inceliyordu. Bebeğin saçları koyu siyah, gözleri yemyeşil, dudakları kıpkırmızı, teni bembeyazdı.
Ne kadar da çirkin...
Neredeyse onun için üzülecektim!
Az önce yere düşen şifacı geldi.
"Bebeğin adını ne koyacaksınız majesteleri?"
Nerani sahte gülümsemesini takınmaya devam ederek.
"Kızımın adı Lilith ol-"
"Elira olacak!"diye araya girdim.
"Efendi Klem böyle istedi. İsmin anlamı parlak ışık gibi özgür, güçlü savaşçı kadın demek."
Bir anlaşma yapmıştık ve kurallara göre bebek kız olursa adı Elira, erkek olursa Elion olacaktı. Efendi Klem'in ilk kuralı buydu.
Aiden asık suratı ile dışarı çıktı. Sırıttım ve el salladım.
"Sonra görüşürüz!"
Onuncu Kadim'in de bir tanrıça olacağı gururu vardı üstümde; ondan nefret ediyorum, o ayrı konu...
Tarien bebeği kucağına aldı. Kucağına çok yakışıyordu ama beni sevdiği için dikenime de katlanıyordu. Bebeğin kulağına fısıldadı.
"Ben var olduğum sürece kims
enin seni incitmesine izin vermeyeceğim, minik kaplan."
Bölüm etkileşimi
