13. bölüm · Kehanet:Kehanet in Gölgesi
İtirafların Tokadı🔮
Dişlerimi sıkmış, elimdeki kılıcın bıçak kısmını yan şekilde elime vuruyordum. Bunu yaparken aklıma bir anım canlandı: Eskiden kasabadaki okulda, matematik sınavında kopya çekerken yakalanmıştım. Öğretmen cetvelle elime 10 kez vurmuştu. Matematiğim okul hayatım boyunca berbattı; en yüksek matematik notum yüz üzerinden 15'ti, asla bu rakamı geçmiyordu. Her neyse, zaten 7. sınıfta okulu bırakmıştım. Derin bir nefes aldım ve karşımda birbirlerine zincirlenmiş Grizilda, Shinika, Brog ve Gub'a baktım; yeşil bir saman balyasına benziyorlardı. Blac, o sırada Kraght'ın ellerini ve ayaklarını bitirmişti ve onu yere fırlattı. Un çuvalı gibi yere toslayan Kraght'ı gören Grizilda dişlerini sıktı, gözlerinde korku vardı. Aşk her varlık için geçerliydi ama her varlık için de sondu. Ben mutlu biten aşk hikayelerine inanmıyorum Yere eğilip Kraght'ın zincirlerini kavradım ve eski pozisyonumu aldım; kılıcımı tekrar Kraght'ın kalbine dayadım. Sesime kibir ekledim: "Evettttt Grizilda, ya da gerçek adın her neyse... Sen şimdi kendi isteğinle mi dökülürsün, yoksa kocanı dilim dilim doğradıktan sonra çocuklarını doğrarken mi konuşmaya başlarsın?" Blac bana yaklaştı ve fısıldadı "Hala ne olduğunu anlamış değilim. O cesetler niye orada yığın halinde, hiçbir fikrim yok ama sana güveniyorum muşmula." Grizilda'ya döndüm; yüzümde gram mimik yoktu, soğuk bakıyordum. Söylediklerim Grizilda'nın umurunda bile olmadı. Tekrar yanlış yerden vuracağımı ve Kraght'ın ölmeyeceğini sanıyordu ama bu sefer beni bayıltmayı başaramadığı gibi sersemletmeyi de başaramamıştı. Görü gücüne sahip olduğumu ve az önce geleceği gördüğüm için bayıldığımın aklının ucundan bile geçmediğine eminim; bayıldığımı ve sersemlediğimi düşünüyordu. Kılıcı Kraght'ın kalbinin olduğu bölgeye daha çok bastırdım "Eğer 10 saniye içinde konuşmazsan onu salam gibi dilim dilim dilimleyip Shinika'ya geçeceğim. KONUŞ!"
"1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10..."
Benden günah gitmişti. Kraght'ı yere attım ve çevirdim, yerde debeleniyordu. Ölümden korkmayan, eceli gelince de kaçarmış; şimdi ise ters dönmüş hamam böceği gibi yerde debeleniyordu. Blac'e baktım "Blac, şunu sabit tutar mısın?"Blac geldi ve Kraght'ı iki yandan tuttu; artık Kraght, bırak hareket etmeyi korkudan nefes bile alamıyordu. Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım. Az önceki odada bulunan çocuk cesetleri zihnimde canlandı: Uzamayan bedenler, gelişmeyen ruhlar ve gerçekleşmeyen hayalleri... Gözlerimi açtığım gibi kılıcımı çekinmeden Kraght'ın kalbine sapladım. Saplamamın etkisiyle kan fışkırmaya başladı; kılıcımın keskin, parlak metalinde kan lekeleri vardı.Kılıcımı geri çektim; Kraght'ın göğsünden oluk oluk kan akıyordu, kalbinin üstünde bir kan birikintisi oluşmuştu; saf, kırmızı, sıcak ve akışkan... Cesedine bir tekme atıp onu odanın köşesine savurdum. İnsanlara, çocuklara ve evrene ne kadar çok zarar veren varlık varsa yok edecektim; bu yolculuğun amacı buydu. Eğer bu savaşı kazanmak istiyorsam, düşmanım kim ve ne olursa olsun ortadan kaldırmalıydım. Bu sefer Shinika'nın zincirlerini kavradım ve az önce Kraght'ı cehenneme uğurladığım yere, aynı pozisyonda fırlattım. Blac hemen onu sabit tuttu. Kılıcımı kalbine dayadım "Evet, hala konuşmuyor musunuz?"Kılıcı hafifçe bastırmaya başladım. Shinika kıvranmaya çalışıyordu ama Blac bir milim kıpırdamasına bile izin vermiyordu. Kılıcımı daha çok bastırdığımda Shinika çığlık atıp konuşmaya başladı "Tamam, tamam ne istersen söyleyeceğim, lütfen beni öldürme! Lütfen ne öğrenmek istiyorsun lütfen söyle, cevap vereyim ama lütfen beni öldürme!"Gülümsedim; güzel, bir tanesi tuzağıma girmişti. Kılıcımı biraz geri çektim ama bir hareket ettiği an saplayabilirdim. "KONUŞ!" diye bağırdım. Ah tanrım, bir canavara benzediğime o kadar emindim ki... Nefes bile alamıyordum, kalbim küt küt atıyordu, sanki göğsümü delip çıkacaktı. Nefeslerim hızlanmıştı, avına aç bir kurt gibiydim.
Shinika korkudan ağlamaya başlamıştı: "Biz aslında aile falan değiliz! Hepimiz yetişkin goblinleriz ama Aroen bizi bu hale soktu. Hepimiz aslında aynı yaştayız. Bizi, taşları koruyan kişilerden çalmamız için görevlendirdi. Bunu yaparken de beni, Brog'u ve Gub'u küçültüp çocuk goblin formuna soktu. İlk üç taşı başarıyla çaldık ve bir süre bu evde dinlenmeye karar verdik."Bir taşla üç kuş vurmuştum; demek ki burada sadece Güneş Taşı değil, iki taş daha vardı. Shinika, itiraflarıyla aslında ölüm biletini almıştı. Demek ki onlar da Grizilda ve Kraght'la aynı yaştalardı. Bu da şunu anlatıyordu: Aroen, şekil değiştirme gücüne sahipti ve eminim sadece bu üç goblini değil, başkalarını da kılık değiştirmiş vaziyette yolumuza gönderecekti. Bu çok tehlikeliydi. Acaba iblislerini insan formuna sokabiliyor muydu?
"DEVAM ET!"
Shinika ağlamaya devam etti
"Bu akşam onun huzuruna gidecektik. Görevden dönerken hediye olarak ona 40 insan cesedi götüreceğimize söz vermiştik. Sabah sizi görünce, sizi de hediye olarak götürmek istedik ama tahmin ettiğimizden güçlü çıktınız."
"BENİ NEREDEN TANIYORSUNUZ? Bir de bunun cevabını ver bakalım!"
Shinika kafasını hayır anlamında salladı "Onu söyleyemem... Bunu söylersem sen beni öldürmesen bile onlar beni öldürür."
Mükemmel! O kadar gereksiz bilginin ardından gerekli bilgiyi vermiyordu. Kılıcı bastırmaya başladım "SÖYLE!"
Shinika başını hayır anlamına tekrar salladı. Kılıcı sapladım; kalbinden kan fışkırmaya başladığı gibi kılıcımı geri çekip onu da Kraght'ın üstüne fırlattım. Bu sefer Brog'un zincirlerini tutup fırlattım ve kılıcımı kalbine bastırdım "SEN KONUŞ!"
Artık sinirden nefes alamaz hale gelmiştim, sinirden başım ağrımıştı; bir hiç uğruna insanlar, çocuklar, kadınlar ve adamlar ölmüştü. Brog da hayır anlamında kafasını sallayınca anladım, bunları daha fazla konuşturamayacaktım. Brog'un da kalbine kılıcımı geçirdim. Gub'u yere yatırmadan, tuttuğum gibi kılıcımı sapladım ve diğerlerinin yanına fırlattım.
En sonunda sıra Grizilda'ya gelmişti; onu sadece kalbinden kılıçlamayacaktım, yuttuğu taşı da içinden çıkarmalıydım. Grizilda'yı yere yatırdım ve dizlerimin üstüne çöküp kılıçla karnını yardım. Elimi sokup taşı aramaya başladım; iğrençti. Elim şu an iç organlarına, ya da her neyse içinde bulunan bir varlığa değiyordu. Tırnağımı sert bir şeye vurduğum an o sert şeyi çıkardım; Güneş Taşı'nı bulmuştum, üstü kanla kaplanmıştı. Ardından kılıcımı kalbine sapladım ve taşı fırlattım.
Ayağa kalkıp odadaki tek camı açtım ve derin derin nefes aldım. Bu kadar vahşi olabileceğimi hiç düşünmemiştim. Acaba babama mı benzemeye başlamıştım? Büyükannem haklı mıydı, beni de mi güç delirtecekti?Arkamdan birinin elini omzuma koyduğunu hissettim. Derin bir nefes aldım. Blac bana yaklaştı "Sakin ol muşmula, doğru olanı yaptın." Ona döndüm; ay kadar beyaz yüzünde kan damlaları vardı, onları sabit tuttuğu sırada yüzüne sıçramış olmalıydı. Pelerinimin kenarıyla yüzündeki kanları sildim "Zor zamanlar geçiriyorum, sinirimi boşalttım."
Ay bugün çok güzel gözüküyordu. Aya baktım ve derin nefes almaya devam ettim. Bileğim sızlıyordu; sinirliyken hiçbir şeyi hissetmiyordum ama sakinleşmeye başladığım zaman iki katı ile dönüyordu acı.Su içmem gerekiyordu ama bu evde su olmadığına emindim; gidip Night'ın eyerindeki cepten almalıydım ama ellerim titriyordu.
"Sinir çıkarma şeklin bayağı tuhafmış muşmula, bundan sonra seni sinirlendirmeyeceğim."Gülümsememe sebep olmuştu; şu an konuşamıyordum, sanki dilim konuşmama izin vermiyordu, sadece su istiyordum. İnip almalıydım ama şu an sinirden elim ayağım titriyordu. Acaba abartıyor muydum? Ama bu benim isteğimle olmuyordu, vücudumu ben yönetmiyordum Blac yüzüme baktı "Bu kadar şeye rağmen hala her defasında gülümseyebiliyorsun, çok güçlüsün muşmula." Ona baktım ve tekrar gülümsedim "Sadece senin yanındayken bu kadar rahat gülebiliyorum."Bu gece gökyüzünü yıldızlar süslüyordu; onları görmeyeli uzun zaman olmuştu. "Yıldızları sever misin Blac?"
"Gözlerini sevdiğim kadar değil muşmula."
Gözlerim; geçmişimi saklayan küreler... Eskiden açık yeşil, şimdi ise koyu mor olan gözlerim neler görmüşlerdi, nerelerden geçmişlerdi? O gözler, hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri görmüştü. Gözlerimi seviyor, dedim kendi kendime. Hoşuma gitmişti; uzun zaman sonra birinden iltifat almıştım ve bu yanaklarımın kızarmasına sebep olmuştu. Ne zaman utansam yanaklarım kızarıyordu; zaten cam gibi bir tenim vardı Rüzgar omuzlarıma vurup gıdıklıyordu. İlk taş elimizdeydi ama geri kalan iki taş bu evde bir yerdeydi; en azından öyle umuyordum. Eğer o ikisini de bulursak geriye bulmamız gereken son dört taşımız kalıyordu. "Teşekkür ederim ama bulmamız gereken iki taş daha var. Önce onları bulsak nasıl olur kargacım?"
