5. bölüm / 30
Kehanet:Kehanet in GölgesiSaklananlar🔮
Bölümler 30Şu an: Saklananlar🔮
- 1 Vadinin Başlagıcı🔮4.192 kelime
- 2 Güçlerin doğuşu🔮5.423 kelime
- 3 Koruyucuların elçisi🔮6.296 kelime
- 4 Kızıl bela🔮3.660 kelime
- 5 Saklananlar🔮5.399 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Pusu🔮6.986 kelime
- 7 Yalanlar ve Korkular🔮4.983 kelime
- 8 Kehanet için kaçış🔮3.240 kelime
- 9 Kyle🔮3.949 kelime
- 10 Gömülen çığlıklar🔮3.313 kelime
- 11 Kanatlar Ve Düğün🔮3.030 kelime
- 12 Düşmanın Prangası🔮3.570 kelime
- 13 İtirafların Tokadı🔮1.165 kelime
- 14 Çamurdan Doğan cesaret🔮3.507 kelime
- 15 Karanlık sular🔮3.781 kelime
- 16 Elf in Şifası3.788 kelime
- 17 Demirci'nin ocağı3.406 kelime
- 18 Taverna nın melodisi 🔮3.414 kelime
- 19 Ortaya çıkan Cevher 🔮4.272 kelime
- 20 Son yolculuk🔮3.764 kelime
- 21 Kırık Kadeh🔮3.609 kelime
- 22 Cadı nın kazanı🔮3.602 kelime
- 23 İhanet in Böylesi 🔮3.210 kelime
- 24 Yeşil gözlü prenses 🔮2.181 kelime
- 25 Taht Oyunu🔮2.684 kelime
- 26 Oyuncak mı Kılıç mı 🔮2.361 kelime
- 27 Şeytan'ın sözleşmesi2.351 kelime
- 28 Gerçekler ve iblisler🔮3.424 kelime
- 29 Kırılan Düzenek🔮1.810 kelime
- 30 İkinci Bir kader🔮1.892 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Koridorda yürüyordum. Şu an saat on ikiydi; bir haftadır burada olmama rağmen herkesle tam tanışmamıştım, bu yüzden üzerimde hâlâ yabancı bakışlar vardı.
Odamda beni bekleyen gıcık Kızıl Ruh ile kütüphaneye gidip şu Ay Kitabı denen şeyin nerede saklandığını öğrenmeye çalışacaktık. "Umarım odam sabah bıraktığım gibidir," diye dua etmeye başlamıştım bile. Sonunda odamın bulunduğu kata ulaştım.
Lanet olsun ki, yüzsüz karga da tam o sırada kendi odasından çıkmış, bana doğru daha doğrusu merdivenlere doğru geliyordu. Birbirimize tuhaf ve tiksinen bakışlar attıktan sonra:
"İyi geceler muşmula," dedi.
Bakışlarımı hiç bozmadım. "Senin meymenetsiz suratını görene kadar gecem çok güzeldi," diye yapıştırdım cevabı.Yine "her zamanki gibi çok zarifsin Minerth," dedi ve yürümeye devam etti. Kibirli suratı bir saniye olsun değişmedi Kibirli suratıyla gülümseyip merdiven basamaklarından aşağı inmeye başladı. Odamın kapısını açtım; kızıl ruh tam da tahmin ettiğim gibi yatağıma yayılmış beni bekliyordu.
"Hoş geldin Minerth, ne zaman gidiyoruz?" dedi.
Bu kadınla ilgili bir hafta içinde birçok gereksiz şey öğrenmiştim:
Aşırı sabırsız.
Gece horluyor.
Dağıttığı yeri asla toplamıyor.
Sürekli benimle laf yarışına giriyor.
Gece gizlice yatağa yanıma uzanıyor! (Her sabah bu yüzden kavga ediyoruz.)
Kısacası, bu kadına olan tüm hayranlığım saf bir sinire dönüştü; hayranlık falan kalmadı. Beni delirtmekte üzerine yoktu, o bu konuda kesinlikle dünya 2 numarasıydı.
1 numaranın kim olduğunu tartışmaya bile gerek yoktu: Blac Endra. Onunla ilgili de bu bir haftada çok şey öğrenmiştim. Kılıç ve yakın dövüşte aşırı iyiydi. Eğitmen Bay Malcom'u alt etmeyi, o ve ben hariç kimse başaramamıştı. Bu yüzden Bay Malcom bize biraz sinir oluyordu ama yeteneğimizi de inkar edemiyordu.Kızıl ruh sabırsızca "E, hadi gitmiyor muyuz?" diye çırpınmaya başladı. Bu kadında cidden sabır denen bir şey yoktu; her şey hemen olsun bitsin, kurtulayım kafasında biriydi. Ama maalesef şu an öyle bir şey olamazdı; çünkü saat gece yarısını bulmadan çalışanlar kendi odalarına dönmüyordu.
"Şimdi olmaz, biraz daha bekleyelim," dedim; çünkü şu an çıkarsak yakalanma ihtimalimiz yüksekti. Ayrıca kütüphaneye de gizlice girecektik. Anahtarı gizlice Bay Thornes'den almak epey zordu. Adam, neyse ki çok basit bir yere koymuştu; paltosunun cebi gerçekten çok enteresan bir yerdi, asla kimse bulamazdı! Adam gerçekten o kadar sıkıcı, klasik ve ruhsuz bir adamdı.
"Biraz daha bekleyelim," dedim. Kızıl ruh uflayıp puflamaya başladı:
"Okulun bu yeni saçma kurallarını yazan kişiyi bir bulursam var ya... Bu ne ya? Eskiden böyle miydi? Canımız ne zaman ne isterse o zaman onu yapıyorduk. Şimdi yok bu saatler içinde, yok bu yasak, yok o yasak... Bu ne saçma kurallar!"Evet, başladı benim mesaim; başladı dırdıra. Sadece dır dır etse yine iyi, dırdıra bir başladı mı bir daha susmak gibi bir şey de bilmiyor. Aralıksız iki saat Nestina'nın saray geçmişi anılarını dinledikten sonra, sonunda saray sessizliğe boğuldu. Yavaşça kapıyı açıp iniş merdivenlerine doğru baktım; ışık gelmiyordu, demek ki tüm saray şu an uyuyordu.
Yavaşça Nestina'ya baktım. Yatağımda uzanmış, büyük bir keyifle parmağını şıklatarak yarattığı yeşil üzümleri havaya atıp havada yutuyordu. Parmağım ile ona işaret ettim. Yavaşça yataktan kalktı; yataktaki içinde yeşil üzüm olan demir tabağı eline aldı. "Bunu da alabilir miyim?" dedi. Yanaklarında üzüm olduğu için yanakları şişkindi, yavru hamsterlara benziyordu ama olmazdı. Elinden demir tabak düşerse tüm saray ayağa kalkar ve kızıl ruhu ben hariç kimse göremediği için suç bana kalırdı. Ayrıca kızıl ruh çok sakardı; o tabağı merdivenlerden inerken düşürmemesinin imkanı yoktu.
"Hayır, tabii ki de! Odamı kaosa çevirdiğin yetmedi, sıra sarayda mı?" dedim. Küçük çocuklar gibi dudağını büzdü. "Çok sıkıcısın Eli," dedi.
"Benim adım Elira," dedim. Sesim sinirliydi ama şu an bağıramıyordum."Hadi bırak şu üzümü de gel," dedim. Sesimi biraz yükseltmiştim ama çok fazla değil; fısıldamanın bir tık üstüydü. Nestina kollarını bağladı, dudaklarını daha fazla büzdü. "Banane, banane! Üzümlerimi almadan gelmem!"Öfffff, bu kadın ne zaman yaşı gibi davranacak ya? Israr ederek ne zaman kaybedebilirdim ne de kendimi sinir krizine sokabilirdim.
"Lanet olsun, üzümlerinle gel Nestina!"Yavaşça üzümlerin olduğu tabağı aldı ve gülümsedi. "Tamam, hadi gidelim," dedi. Kapıyı yavaşça kapatıp odadan çıktık. Nestina etrafa baktı, eli ile Lexerina'nın odasını işaret etti. "O... Onun enerjisi çok güzel, çok pozitif," dedi. Ardından Ezra'nın odasını eli ile işaret etti. "O ise güven problemleri yaşamış," dedi ve bu sefer Amaya'nın odasını işaret etti. "O, o çok rekabetçi. Kendini vadideki en mükemmel varlık sanıyor ama öyle değil; başarılı olanları deli gibi kıskanıyor," dedi.
Ne saçmalıyordu? Amaya bence çok sevimli ve insanları eşit gören biriydi. "Saçmalama," dedim. Hiç dinlemeden devam etti; Simon'un odasını işaret ederek, "O çok iyi biri, çok eğlenceli ve komik," dedi. Ardından Londers'in odasını işaret etti. "O çok güçlü ve cesaretli," dedi. Ardından Freya'nın odasını işaret etti. "O çok sevimli, sevecen ve dost canlısı," dedi.
Amaya hariç diğerlerini bilmişti. En son olarak Blac'in odasını işaret etti. "O... Onun duyguları çok karışık, kafası çok dolu; ama buna rağmen çok güçlü ve çok cesaretli birisi," dedi.
Kolunu dürttüm. "Öğrenci yorumlaman bittiyse gidebilir miyiz? Yoksa birazdan 'İmdat!' diye bağıracağım," dedim. Nestina kafasını salladı ve yürümeye devam ettik; merdivenlerden inmeye başladık. Merdivenler bitmek bilmiyordu; indikçe daha da çok indik.Nestina, "Kütüphane nerede?" diye sordu.
"Niye, sen bilmiyor musun?" dedim. Sarayla ilgili her şeyde patronluk taslayan kadın, şu an bana kütüphanenin yerini soruyordu.
"Evet, bilmiyorum; çünkü saray kullanıcılara göre şekil alır," dedi.
"Nasıl yani?" dedim.
Nestina, "Odalarınız nasıl size göre ayarlandı sanıyorsun? Hadi yürü," dedi. Sonunda kütüphanenin bulunduğu kata ulaştık ve kütüphaneye doğru hızlı adımlar atarak ilerlemeye başladık. O kadar karanlıktı ki sarayı sadece ay ışığı biraz aydınlatıyordu; bu yüzden kütüphaneye ulaşmamız biraz daha zor bir hal aldı.Cebimden anahtarı çıkardım; daha doğrusu anahtarları, çünkü Bay Thornes'un anahtarlığında bir değil, ondan fazla anahtar vardı. Cebimden anahtarlığı çıkardım. Nestina anahtarlığı, anahtarları elimden kaptı. "Dur, ben açarım. Hangisi bu kapının?" dedi.
Fısıldadım: "Nereden bileyim ben? Dene, hangisi açarsa odur," dedim ve pencereye doğru ilerledim.
Ay bu gece çok güzel parlıyordu. Nedenini bilmiyordum ama ay bana çok yakın geliyordu; sanki ben bu dünyaya değil de aya aittim. Sanki ayın her hâli çok güzeldi; normal ay, yarım ay, kanlı ay fark etmezdi. Ay benim için hep dünyadaki en parlak şeydi.
Fısıltılı bir ses ile Nestina, "Elira, bunlar olmuyor," dedi. Beş dakika ay manzarası bile izleyemiyordum! Ona yaklaştım. "Nasıl olmuyor?" dedim.
"Olmuyor işte, denedim hepsini; kapı açılmadı," dedi.
Yavaşça kapıyı ittim ve kapı açıldı. "Kapıyı açmak peki aklına geldi mi? Hadi, gir içeri," dedim.Yavaş yavaş yaklaştı kızıl ruh. Kapıyı açıp girmesi için işaret ettim; içeri girdi, ardından ben de onun arkasından içeri girdim ve kapıyı kapattım.
"Perdeleri kapat," diye fısıldadım. Parmağını şıklattı ve perdeleri kapattı. Işıkları açtım.
"Işıkları niye açtın?" diye bu sefer o fısıldadı.
"Açmayıp ne yapacaktım? Mum ışığında yüzyıllardır korunan bir kitabı arayamazdım. Açmayıp ne yapacağım, ateş böceklerinin gelip kitabı arayacak hali yok! Boş boş sorular sorma da kitabı ara," dedim. Bir haftadır kütüphaneye sürekli geliyordum ama hiçbir kitabın içerisinde, ay kitabının tutulduğu yer ile ilgili hiçbir şey bulamamıştım. En sonunda kızıl ruh kendisi de aramak istediğini söyleyip gece beraber gelmeyi teklif etmişti; istemeden de olsa kabul etmiştim. Ne de olsa o bir tanrıçaydı, illa bir şekilde bulurdu.
Hiç bakmadığım bir rafa bakmaya karar verdim. "Aradığımız kitabın tam olarak adı ne?" dedim. Kitaplıklardan birinin üstüne çıkmış, keyifle ağzını şapırdata şapırdata üzüm yiyen kızıl ruh, "Kutsal Kitapların Sırları," dedi ve ağzına bir üzüm daha atıp ağzını şapırdatmaya devam etti.
Ona döndüm. "Sağ ol, bayağı katkın oluyor! İstiyorsan bir tabak üzüm de ben alıp yanına geleyim, sabaha kadar oturup üzüm yiyelim. Aroen gelirse de 'kış kış' der kovarız, hiç önemli değil," dedim. Kadın hem beni beğenmiyordu hem de utanmadan hiçbir şey yapmayıp keyif çatıyordu.
Parmağını şıklattı ve elindeki üzüm tabağı yok oldu. Kitaplıktan aşağı indi. "Tamam be, beş dakika üzüm bile yiyemiyoruz," dedi ve söylenmeye devam etti. Ardından o bir rafı, ben başka bir rafı kurcalamaya başladık. Üç saatin sonunda tüm rafları boşaltmamıza rağmen kitabı bulamamıştık. Nefes nefese kalmıştım.
"Nestina, topla şuraları da gidelim."
Nestina, "Beş dakika dinleneyim öyle," dedi.
"Kiminle konuşuyorsun muşmula?" diye bir ses odada yankılandı. Arkamı döndüm ve iki siyah göz ile karşı karşıya geldim.
"Aaaaaaaaa!"Arkamı döndüğümde yüzsüz karga tam olarak dibimde duruyordu. Hay lanet olsun! Beni bu kadar bağırtmana ne gerek vardı Nestina?
"ne arıyorsun sen burada?" dedim.
Yüzsüz suratı ile beni süzdü. "Asıl sen burada sabahın altısında ne yapıyorsun?" dedi. Yüzünde donuk bir ifade vardı.
"Sana ne! Ne yapıyorsam yapıyorum, seni ilgilendirmez. Gidip hizmetçi kızlar ile sohbet falan etsene sen!"Ne, sabah altı mı olmuştu? Cidden bu kadar uzun süre kitap mı aramıştım? Üç saat sonra ders vardı ama benim deli gibi uykum vardı.
"Evet, cevabımı alamadım. Sabahın bu saatinde niye kütüphanedesin?" dedi.
"Sana ne, yüzsüz karga!"
Saçlarını düzeltti; bu saatte bile nasıl bu kadar çekici duruyordu, bilmiyordum. "Sana ne! Ayrıca sen de buradasın, sen niye geldin?" dedim. Bakışları bir saniye bile değişmedi.
"Sesini duydum, o yüzden girdim. Yoksa ormana idman yapmaya gidiyordum. Bak, benim net bir açıklamam var," diye o çenesini açtı.
"Sabahın bu saatinde idman?" dedim. Biraz şok olmuştum. Şimdi belli oluyordu; eğitmenleri yenmek için sabah erkenden kalkıp ormana kaçıp çalışıyordu. Ama bunu nasıl yapıyordu? Okuldan çıkış yasaktı ve tüm kapılar çok sıkı kilitlenmişti, ayrıca her kapıda muhafız vardı. "Okuldan çıkamazsın çünkü tüm kapılar kilitli ve muhafızlı," dedim. Şimdi yalanı ortaya çıkmıştı!
Blac Endra cebinden bir anahtar çıkarttı ve o klasik kibirli gülümsemesi yüzünde belli oldu.
"Amy sayesinde..."
Amy, saraydaki genç hizmetçi kızlardandı; o son elma olayından sonra Blac'e abayı yakmış gibi gözüküyordu.
"Ne o Minerth, yoksa sen sabah idman yapmaz mısın?" dedi. Sırıtması devam ediyordu.
"Asıl sen bu sarayda benimle uğraşmaktan başka bir şey yapmaz mısın?" dedim. Kaşlarını "hayır" anlamında havaya kaldırdı.
"Anlaşılan yapmıyorsun," dedi.
Anında, "Yo, yapıyorum!" dedim. Evet, aslında yapmıyordum ama altında kalmamak için yalan söyleyecektim. Yüzünde yalan söylediğimi anlayan bir ifade belirdi.
"İyi o halde, bugün benimle ormana gelme şerefini bana verir misiniz?"
Ne, ciddi mi? İdman yapmak için ormana mı davet ediyor? Yarı yolda gırtlağına yapışırdım!Herhalde ya o beni öldürürdü ya da ben onu; ama sadece onun huzurlu idmanını bozmak için kabul edecektim.
"Tabii ki, bu şeref sana ait kargacık," dedim.
Bu sefer kibirli değil de normal gülümsedi. "Yine mükemmel şekilde kibarsın."
Bu sefer ben kibirle gülümsedim. "Hadi o zaman, hızlı ol da eğitmenler uyanmadan gidip gelelim," dedi.
"Tamam," dedim. Yavaşça kapıya yöneldim.
"Burayı toplamayacak mısın?" diye sordu.
"Bana ne? Amy gelip toplar, hizmetçi değil mi? İşi bu, toplasın."
Aslında öyle bir düşüncem yoktu; biz buradan çıkar çıkmaz Nestina parmağını şıklatıp toplardı.
"Peki, sen bilirsin," dedi ve kapıyı açıp nazikçe geçmem için bana işaret etti. Yavaş adımlarla odadan çıktım. Kapıyı yavaşça kapattı.
"Üstündeki bu elbise ile üşümez misin? Sabahın bu saatleri orman buz gibi."Diye beni uyardı. Onu ilgilendirmeyen bir konuya niye karışıyordu ki? Üşürsem üşürdüm, onu ilgilendirmezdi.
"Gerek yok," dedim. Ses tonum, ormandaki soğuktan daha soğuktu.
İlerlemeye başladık. Mutfaktan insan, dışarıdan ise cıvıl cıvıl kuş sesleri geliyordu. Yaşlı bir hizmetçi olan Bay Billy bizi görünce samimice gülümsedi. "Günaydın Madam Elira, günaydın Lord Blac," dedi. Yüzsüz de aynı şekilde samimice gülümsedi. "Size de günaydın efendim," dedi.
Ben de Bay Billy'ye samimice gülümsedim. Burada geçirdiğim bir hafta içinde çoğu hizmetçi ve çalışanla tanışmıştım; Bay Billy de onlardan biriydi. Duyduğuma göre eşi ve kızı da eğitmen sarayında hizmetçilermiş. Bay Billy de koruyucu okulunda, mutfaktaki ağır işleri yapmakla ilgileniyordu. Yanından ilerlemeye başladık. Merdivenlerden inip bahçeye geldik.
"Evet, saraydaki her kapıyı açabilen arkadaş... Şimdi aç bakalım sarayın kapısını," dedim.
Güldü. "Ana kapıdan çıkmayacağız, arka tarafta gizli bir çıkış var. Buraya atları almaya geldik. Ormana yürüyerek gitmeyi düşünmüyordun herhalde?"Haklıydı, benim kafam şu an çok başka yerlerde olduğu için saçmalıyordum. Ne vardı şimdi yatağıma yayılmış uyuyor olsaydım, fena mı olurdu? "Tamam," dedim ve atların olduğu ahıra geldik. Ahırın kapısını açtık. Hemen kendi atımın bulunduğu bölmeye koştum. Beni gören Night çok sevinmişe benziyordu; yavaşça bana yaklaştı ve burnunu sevmem için kafasını eğdi.
Night, her bir parçası siyah ama bir o kadar da asil bir attı. İlk at binme dersinde, tüm atların sahiplerini seçecekleri an için ben ve diğerleri eğitim alanında sıralanmış bekliyorduk. Ahır kapısı açıldığı an atlar çıktı ve Night, kimseye bakmadan benim üstüme koşup burnunu okşamam için eğilmişti. Bayan Ilta'nın dediğine göre Night, daha önce hiçbir koruyucu adayına bu kadar istekli yaklaşmamış.
Yavaşça burnunu okşadım. Rafta duran kasadaki elmalardan birini alıp yemesi için Night'a verdim. "Al bakalım akıllı kız."
Blac yanımıza yaklaştı. "İyi anlaşıyor gibi duruyorsunuz," dedi. Ona döndüm; bu sefer samimice gülüyordum. "Durmuyoruz, iyi anlaşıyoruz," dedim. Bu sefer o da samimice güldü.
"Senin atın nerede?" diye sordum.
"Uyuyor," dedi ve parmağıyla karşı ahırı işaret etti. Karşı ahıra baktığımda kar gibi bembeyaz, ışıl ışıl bir at uyuyordu.
"Atın adı ne, Blac?"
Önce ata sonra bana baktı. "Sky," dedi. Yüzünde huzurlu ve sakin bir gülümseme vardı. Hey, bu kimdi? Benim tanıdığım Blac Endra bu kadar insan canlısı değildi.
"Anlamı gökyüzü yani," dedim.
"Evet, gökyüzü kadar parlak; o yüzden ona bu ismi yakıştırdım. Seninkinin adı ne?" diye bir soru daha yöneltti.
"Night. Anlamı gece; çünkü gece kadar kara ve asil," dedim. Neden bilmiyorum ama Blac'e şu an biraz ısınmış gibiydim, tuhaf bir duygu içindeydim.
"Hadi uyandır şu uykucu yıldızı da geç olmadan gidelim."
Başını salladı ve karşıdaki ahırın kapısına çıktı. "Sky, hadi uyan. Uyanırsan elma ve kesme şeker vereceğim," dedi.
Blac cümlesini bitirir bitirmez at ayağa kalktı. Aaa, adama bak! Ata önce rüşvet teklif etti, at da anında kabul etti. İlerleyip arkasındaki raftan elma ve kesme şeker alıp ata verdi. At, keyifle elmasını ve kesme şekerini yerken ben de Night'a eyerini taktım.
"Hazırsanız gidelim," dedi. Başımı onaylar biçimde salladım.
Atların eyerlerini tutarak arka bahçeye doğru yürümeye başladık. Blac'in dediğine göre arka bahçede gizli bir çıkış kapısı varmış; sarmaşıklar ile üstü örtüldüğü için eğitmenler fark etmemiş.Blac'in söylediği gizli kapının olduğu yere yaklaştığımızda bizi bir sürpriz bekliyordu. Amy elinde iki su matarası ve bir elma ile orada bekliyordu.
"Yüce Tanrım, ne şanssız adamım! Tanrım sen bana sabır ver, bir kere belaya bulaştık daha çıkamıyoruz," diye söylenmeye başladı.
Gülmeye başladım. "Ne var? Hani tüm kapılar sana Amy sayesinde açılıyordu?"Blac'in yüzü düşmüştü; az önceki mutlu Blac gitmiş, yerine bıkkın bir Blac gelmişti. Neşeli Sky'ın bile yüzü düşmüştü. Amy'ye yaklaştığımızda kızın gözlerinin içi parladı.
"Hoş geldiniz Lord Blac! Size idman için su, tatlı Sky'a da elma getirdim."
Blac'in o sevimli hali tamamen kaybolmuştu. "Teşekkürler Amy ama niye iki şişe su getirdin?" dedi. Yüzünden ne kadar keyifsiz olduğu belli oluyordu.
Amy hafif utangaç bir gülümseme ile, "Şey Lord Blac, düşündüm de... Ben hiç ormana gitmedim, siz de hep yalnız gidiyorsunuz. Belki bu sefer, sakıncası yoksa size eşlik etmek isterim," dedi.
Blac kafasını "hayır" anlamında salladı. "Üzgünüm Amy ama bugün tek gitmiyorum. Madam Elira yanımda ve onunla iki arkadaş olarak yalnız idman yapmak istiyorum."Amy'nin yüzü düştü. Blac, elindeki su mataralarından birini alıp bana döndü. "Gidelim mi madam?"
Amy'nin yüzü cidden kıpkırmızı olmuştu; bana sinir olduğu her halinden belli oluyordu. Ona yaklaştım, diğer su matarasını ve elmayı elinden aldım. Su matarasını eyerin cep kısmına koyup elmadan büyük bir ısırık aldım.
"Elma için teşekkürler Amy."
Amy donup kaldı. "Ama o Sky içindi..."
"Sky az önce ahırda yedi. Ha, bu arada; benim odamın toplanması gerekiyor. Ben gelene kadar odam toplu olsun," dedim ve Night'ın üstüne çıktım.Gizli kapıdan çıktık ve atları dört nala sürerek ormana doğru ilerlemeye başladık. Kömür siyahı uzun saçlarım rüzgarda uçuşuyordu. Hakikaten de sert bir rüzgar vardı; keşke Blac'i dinleyip üstüme bir pelerin falan alsaydım.
Orman okula biraz uzaktı ama atlar ile kısa sürede ulaşabilirdik. Blac ise bana kıyasla rahattı; buraya sürekli geldiğini söylediğine göre o artık bu soğuğa alışmıştı.Blac arkasını döndü. "Ne oldu madam? Beni tersleyeceksin diye üşüdün mü?" diyerek gülüyordu. Ardından kendi pelerinini çözdü. "Al, sonra senden alırım," dedi.
Pelerini aldım. "İyi ama bu sefer sen üşüyeceksin," dedim ama pek de umurunda olmadı.
"Al şunu, beni boş ver sen. Ben soğuğa alışığım," dedi. Pelerini alıp üstüme geçirdim.Kimdi bu adam? Bu adam Blac falan olamazdı. Benim bildiğim Blac bu kadar kibar, nazik ve tatlı değildi. Benim tanıdığım Blac; sürekli laf sokan, laf atan kibirli bir kargaydı.
Ben bunları düşünürken sonunda ormanın girişine varmıştık.
🔮
"Biz burada raf dizelim, Elira Hanım Lord Blac ile randevuya gitsin! Adil değil; o zaman ben de kocamın yanına gitseydim, Elira kalıp raf dizseydi," diye söyleniyordu Nestina.
Çok yorgun ve aç olduğu için saray onu algılayamıyordu; bu yüzden bıkıp masaya bıraktıkları kitapları eliyle geri yerlerine koyuyordu. "Öf öf! Ne güzel Ruhlar Diyarı'nda mutlu mesut yaşıyorduk. Ne gerek vardı Aroen'in zincirlerini kırmasına?" dedi ve son kitabı da yerine yerleştirdi.
"Oh be, şükürler olsun! İşim bittiğine göre mutfağa gidip bir şeyler yiyebilirim."Enerjiye ihtiyacı vardı; çünkü ruh olduğu için enerjisi azaldığında saray onu algılayamıyordu ve sarayı parmak şıklatarak kullanamıyordu. Kapıya doğru yürümeye başladı ve eğitmen masasında bir kitap daha olduğunu fark etti."Biz bu kitabı ne ara oraya koyduk?"Masaya yaklaştı ve o kitap sandığı şeyin aslında bir kitap değil, zümrüt yeşili bir defter olduğunu fark etti: Kütüphane Ödünç Verme Defteri. Nestina defteri eline aldı ve sayfaları hızla çevirmeye başladı.
Amaya Nolest
Ödünç aldığı kitaplar: Sincaplar ile ilgili bilgiler, Ceylanların yaşamları, Tavşanların bir günü.
Freya Litens
Ödünç aldığı kitaplar: Buzul dağları nasıl oluştu? Buz kontrol kılavuzu.Nestina elindeki defterle öylece kalakaldı. "Milletin çocuğu dünya kadar kitap okumuş, bizim kız bir haftadır kütüphanede toz yutuyor!"
Blac Endra
Ödünç aldığı kitaplar: Ay Hükümdarı Kılavuzu, Hüküm Gücünün İncelikleri, İlahi Kitapların Sırları.
Nestina'nın ağzı açık kalmıştı, elindeki defteri yere düşürmüştü. "Vay vay, yüzsüz ay hükümdarına bak sen! Demek kitap ondaymış. Bunu hemen Elira'ya söylemeliyim," dedi ve kütüphaneden çıktı.
Merdivenlere doğru koşmaya başladı. Ancak mutfaktan gelen güzel kokular yüzünden durdu. Karnı gurulduyordu; dün akşam doğru düzgün üzümlerini bile yiyememişti. Zaten saraydaki yeni kurallardan dolayı, parmak şıklatarak sadece meyve isteniyordu.Mutfağa girdi, etrafa baktı; pankekler, pastırmalar, omletler, meyve suları havada uçuşuyordu. "Biz odada kuru kuru meyve yiyelim, Elira Hanım her öğün ziyafet çeksin! Ah, sütlü ballı pankek mi o? Çok severim... Birkaç tane yesem ne olur ki?"Yavaşça pankek tabağına yaklaştı Nestina. Önce bir tanesini alıp yedi, ardından bir diğerini derken tabağın boş olduğunu fark etti ama pek de umurunda olmadı; çünkü şu an bal bulaşmış parmaklarını yalamakla meşguldü.
Hizmetçilerden biri arkasını döndü ve boş pankek tabağını fark etti. "Pankekler nereye gitti?""Pankekler nereye gitti?" dedi, ağzı açık kalmıştı. "Lery, pankekleri sen mi yedin?" diye sordu. Diğer hizmetçi de arkasını döndü.
"Ne pankeki?"
Diğer hizmetçiye bağırmaya başladı: "Sen yedin değil mi? Öğrenciler iki saat sonra kahvaltı yapacaklar, şimdi ne yapacağız?"
Diğer hizmetçi ona döndü: "Ben yemedim diyorum! Ayrıca öğrenciler pankek yemese ne olur ki?" diye yanıtladı.
Diğer hizmetçi sinirden kıpkırmızı olmuştu. "Bay Malcolm'u duymadın mı? Öğrencilerin şekere ve kaloriye ihtiyacı var. Ayrıca bugün için özellikle ballı pankek istenmişti ve sen hepsini yedin!"
Nestina'nın, kafasını sağa sola sallamaktan biraz başı dönmüştü. Bir sinirli, orta yaşlı kadın hizmetçiye bakıyordu, bir de onun yüzünden suça sürüklenen genç oğlan hizmetçiye.
"Hey Vera, biraz sakin ol. Daha zaman var, birkaç tane daha yapabiliriz," dedi genç hizmetçi.
Orta yaşlı kadın hizmetçi ise elini dramatikçe alnına attı. "Yapamayız çünkü malzememiz yok! Kasabaya gidip gelmek dört saatten fazla sürer, bu yüzden yetişmez. Şimdi seni ne yapayım ben? Akşama kadar bahçede güneşin altında aç susuz mu bekleteyim?"
Nestina yavaşça aralarından süzülerek geçip kapıya yürüdü. Arkasını dönüp genç hizmetçi çocuğa baktı. "Çok üzgünüm dostum ama pişman değilim," dedi. Mutfaktan tamamen çıkıp, "İyi günler dilerim," diye fısıldadı.
Onun ardından mutfağa yaşlı bir kadın hizmetçi girdi. "Neler oluyor burada? Ne bu bağırışma? Sesinizi kesin, öğrenciler uyanacak!"
"Teyze, Lery pankekleri yemiş!"
"Hayır, ben yemedim! Vera yedi, suçu bana atıyor. Benim bala alerjim var salak!"Sesler Nestina için arkada kalmıştı. Bu sefer hiç durmadan merdivenlerden çıktı ve odaların olduğu kata geldi. Koridorda iki kişi vardı: Freya ve Lexerina. Hallerine bakılırsa yeni uyanmışlardı çünkü ikisinin de üzerinde pijama vardı, yüzleri solgundu ve esniyorlardı.
Nestina yanlarından geçip Elira'nın odasının kapısına geldi. Kapı kolunu yavaşça aşağı indirip kendi geçebileceği kadar kapıyı açtı ve odaya girdi. Odada dört hizmetçi vardı: iki orta yaşlı, bir genç ve bir yaşlı. Genç olan Camları siliyor. Yaşlı olan Elira'nın giysilerini ütülüyordu. Orta yaşlı olanlardan biri yerleri siliyordu, diğeri ise etrafın tozunu alıyordu.Nestina, "Ah harika, bir bunlar eksikti!" diye söylendi.Yatağa uzandı Nestina. "Ah, çok yorgunum. Pankekler ağırlık yaptı herhalde, biraz şekerleme yapsam bir şey olmaz herhalde," diye mırıldandı.
🔮
Ağaçtan aşağıyı gözetliyordum. Blac ile olan idmanımız gayet iyi gidiyordu. O, saldırmak için beni ararken ben ağaçta pusu kurmuş bekliyordum.Birden arkamdan bir hışırtı geçti. Arkamı döndüm ve yüzsüz karga, tam olarak arkamdaki ağaçta kılıcını çekmiş, saldırmaya hazır bekliyordu."Naber Minerth?"dedi. O an ağaçtan aşağı atladım ve kılıcımı çekip saldırmaya hazır pozisyona geçtim. Ağaçtan siyah bir karartı daha aşağı atladı ve üstüme koştu. Kılıç ile ilk hamlesini vurmaya çalıştı ama anında engelledim. Bu sefer ben ona hamle yaptım ama o, bu sefer beni mükemmel engelledi. Kılıcıma iyice odaklanmıştı; tam o an karnına sağlam bir tekme indirip kılıcını düşürmesini sağladım.
Bu kadar fazla kılıç dövüşü bilgisinin nereden geldiğini bilmiyordum ama kılıç dövüşünde diğer koruyucu adaylarından iyi olduğumu biliyordum.Yerde olan yüzsüz karganın üstüne doğru yürüdüm ve elimi uzattım. "Kalk hadi bakalım kargacık, benimle kılıç dövüşünde yarışmayacaktın."Gülümsedi. "Bir dahaki seferi iple çekiyor olacağım, Minerth."Yerden kalktı. Yüzüm gözüm çamur olmuştu. "Yakınlarda dere var mı? Böyle saraya girersek tüm hizmetçiler bize küfür eder."Aynı anda güldük. "Ormanın ortalarında şelale var, istiyorsan oraya hızlıca gidelim."Başımı salladım ve ağaca bağladığım Night'ı çözüp üstüne bindim.Ormanın ortasında bulunan bu şelale dehşet verici derecede büyüleyici ve güzeldi. Şelaleden akan suyun yavaşça dereye karışmasını izlemek mükemmeldi."Biraz burada oturabilir miyiz? Daha kahvaltıya zaman var," diye sordum."Olur, biraz dinlenmekten zarar gelmez," diye yanıtladı beni.Eteklerimi toplayıp derenin kenarına oturdum ve bacaklarımı suya soktum. Suyun ayağımda bıraktığı o soğuk his hoşuma gitmişti. Rüzgar doğudan esiyordu, omzumdaki pelerin hafifçe kıpırdıyordu. Derenin içi çok güzel gözüküyordu; renkli taşlar, küçük mercanlar, yemyeşil yosunlar ve yeşil ile açık mavi karışımı berrak su manzaramı tamamlıyordu. Elimi uzatıp yanıma oturmuş olan Night'ın yelesini okşadım, tatlı bir şekilde kişnedi.Arkamdan adım sesleri duydum; Blac yanımda duruyordu. "Oturmamda sakınca var mı madam?"
Kafamı yukarı kaldırıp ona baktım."Oturabilirsin, sorun yok."
Bağdaş kurarak yanıma oturdu. "Suyu seviyor gibi duruyorsun Minerth. Şelaleyi gördüğün an yüzüne bir huzur doldu."Başımı salladım. "Niye, sen huzurlanmıyor musun? Şu an her şeyi arkamda bırakmış gibi hissediyorum. Üzüntü, mutluluk, stres... Hepsi arkada kaldı. Şu an sadece ben, şelale ve kuşların cıvıltısı var."
Gözlerimi kapatıp başımı havaya kaldırdım. Dudaklarımda istemsiz bir tebessüm oluştu; beynim şu an şu berrak su gibi sakindi.
"Geçen gün bahçede neden ruh çağırma ritüeli yapıyordun Minerth?"
Bu ses resmen zihnimde yankılandı ve sakin su olan beynim aniden dalgalanmaya başladı. Beklemediğim bu soru karşısında gardım düştü ve aniden ağzımdan o cevap çıktı:
"Beni gördün mü?"Ne dedim az önce ben? Söyle Elira, istersen ruhlar tarafından kaçırıldığını da anlat, Nestina'nın seninle kaldığını da anlat; hepten deli sansınlar seni. Çocuk zaten seni sabahın köründe kütüphanede duvar ile konuşurken gördü,"inkar etmeyeceksin yani."Ona döndüm; gözlerim büyümüş, çenem tutulmuştu. Bunun bir ritüel olduğunu nereden biliyordu? Yoksa o da mı elçiydi? Olabilir miydi?Ona baktım. "Hayır, inkâr etmeyeceğim. Çünkü birini gördüğü bir doğrudan vazgeçiremeyeceğimi biliyorum Endra. Ama sana sadece şunu söyleyebilirim; bu benim iki hafta önce kaybettiğim annemin son vasiyetiydi. Ruhunu rahatlatmak harici bir amacım yoktu."
Gözlerinin içine baktım. Duygu sömürüsü yapıp bu sorudan kurtulmaya çalışıyordum.
"Annen için üzgünüm Minerth. Böyle bir şeyi kısa zaman içinde yaşamana rağmen olan gücünü ve azmini takdir ettim doğrusu. Umarım baban iyidir."
İyiydi... Dünyamızda olmadığı için, hayatımızı mahvettiği için gayet iyi olsa gerek. Kim bilir şimdi cehennemin hangi havuzlarından birinde kahkaha ile çektiğimiz acıları izliyordur."Benim babam yok, hiç de var olmadı. Ona bahşedilen güç onu delirtti ve acımasız bir varlığa dönüştürdü. Bana ve anneme eziyet etti, en sonunda annemin üzerinde kalıcı hasar bıraktı. Onu idam edeceklerini bildiği için de kendini astı."
Gözleri kararmıştı, yüzü donmuş, nefesi kesilmişe benziyordu.
"Çok özür dilerim Minerth, böyle olduğunu bilseydim sormazdım. Umarım seni kırmamışımdır."
Benim adıma üzülmesi, insani bir yanını daha göstermesine sebep olmuştu. Demek ki onun da duyguları vardı.
"Hayır, kırmadın. O herif intihar etmeden önce bana kendisiyle olan tüm anılarını beynimden, zihnimden, hafızamdan sildi. Bu yüzden benim için sokakta yürürken gördüğüm birinden farksız. O herif için üzülüp kırılacağımı düşünüyorsan yanılıyorsun. Ben asla kırılmam çünkü kırılabileceğim biri kalmadı, hepsi benden önce kırıldı."
Özel hayatımdan herkese bahsetmeyi sevmezdim ama konuyu değiştirmeyi başarmıştım. En azından ritüel ile ilgili uzun bir açıklama yapmama gerek kalmamıştı.
"E, senin ailenle aran nasıl Endra?"
Bu sefer konuşması için soruyu ona ben yönelttim. Biraz da ben onu oyalayıp soruyu unutturacaktım. Suyun içindeki ayaklarımı yavaşça çırptım.Kollarını arkasına koyup yaslandı, ayaklarını dereye değmeyecek şekilde pozisyon aldı.
"Benim hayatım da senin düşündüğün gibi şatafatlı ve mükemmel değil Minerth. Babamı sadece gazetecilerin olduğu davetlerde ya da fotoğraf karelerinde görebiliyorum. Annem ve büyükbabam her konuda kontrol talep eden tiplerden. Gazeteyi okuduysan buraya gelmememi istediklerini anlamışsındır. Onların saçma kurallarından nefret ettiğim kadar başka bir şeyden nefret etmedim. Abim yirmi altısına basar basmaz evlenip vadinin sakin dağlarında bir yaşam kurdu. Ablalarım yirmi dört yaşlarında; kendileri gibi ikiz olan adamlar ile evlendi. Küçük kardeşlerim evdeler, koruyucu olup onları da Koruyucu Sarayı’na getirteceğim. Amacım havalı, şımarık, zengin veletlerinden olmak değil; amacım kardeşlerimi o evden kurtarmak. Okula bu yüzden geldim. Ya sen Minerth? Sen niye okula geldin?"Afallamıştım, biraz şaşkındım. Sürekli gördüğüm o kibirli, şımarık ve kendini beğenmiş adamdan eser kalmamıştı. Çünkü ben yanlış olan tozlu pencereden bakmıştım; temiz pencereden bakamayacak kadar bencilce davranmıştım.Sorduğu soruya cevap vermek için düşünmeme bile gerek yoktu, amacım en başından beri belliydi. Koruyuculuğu ve elçiliği kabul etmemin tek bir sebebi vardı: Babamın lekelediği soyadımızı temize çıkartmak için."Ha, ayrıca büyükannemin dırdırı ile yaşamak istemezdim," diyerek güldüm.Gülümsedi. "O halde iyi ki gelmişsin. Sen olmasaydın okulda çok sıkılırdım. Seninle uğraşıp yüzünü kıpkırmızı yapmak en büyük hobim oldu."Kaşlarım çatılmıştı, az önceki tatlı halimden eser kalmamıştı. Sinir küpüne dönmüş, kıpkırmızı olmuştum. Bir buna eğlencemalzemesi olmadığım kalmıştı, o da oldu!"Seni şu derede boğmamam için bana hızlıca üç sebep söyle, yoksa suyun dibini boylayacaksın!"Somurttu. "Sana da şaka yapılmıyor ha, muşmula!"Bu sefer soğukça gülümsedim. "Hayatım şakalar için fazla gerçek Endra, bu yüzden şaka kavramını bilmiyorum."
Ellerini arkasından çekerek dikleşti, tekrar bağdaş kurarak oturdu. "Sorun yok Minerth, sert olmak sana yakışıyor."Cebinden demir, siyah işlemeli bir cep saati çıkardı; kapağını açıp içine baktı. "Sanırım artık gitmeliyiz, yoksa kahvaltıya geç kalacağız."Kafamı sallayıp ayaklarımı serin suya veda ettirdim. Ayakkabılarımı giyip Night’ın üstüne atladım.Çıktığımız kırık çitin oraya gelmiştik. Atları yavaşlatıp daha yavaş ve sakin girmeye karar verdik. Çitlere yaklaştık; sarmaşıkla örtülen kırık çitlerin arkasından sesler geliyordu.
Ama neden? Blac, bu çıkışı sadece benim, onun ve Amy’nin bildiğini söylemişti.
"İşte burası Bay Vespar! Elira Minerth ve Blac Endra bu taraftan çıktı. Lütfen biraz bekleyelim, eminim geri gelecekler."Lanet olsun, bu ses çok tanıdıktı; bu tabii ki de Amy’ydi!
Sen şu aptala bak! Demek ki onu yanımızda götüremedik diye bizi Bay Vespar’a ispiyonlamıştı. Aklı sıra bizi yakalatıp okuldan attıracaktı.Şu an çıtımız çıksa bavullarımız hazırdı. Blac'e döndüm, "Ne yapacağız?" diye fısıldadım."Çitlerden atlayamaz mısın?"Mantıklıydı, evet atlayabilirdik; ama sadece ben ve Blac. Night ve Sky ne olacaktı? Onlar da atlarlardı ama çok ses çıkardı, bu yüzden başka bir çözüm lazımdı.
"Hadi biz atladık, Night ve Sky ışınlanarak mı gelecek gerizekalı?"Düşünmeye başladım. "Buldum, gel benimle!"
🔮
Yürümeye başladım. "Merhaba Bay Vespar, niye boş duvara bakıyorsunuz?" dedim.
Bay Vespar ve Amy arkasını döndü. Amy’nin ağzı açık kalmışa benziyordu. Bay Vespar, Amy’ye döndü. "Hani okuldan kaçmışlardı?"
"Hayır Bay Vespar, Elira ile okulun bahçesinde dolaşıyorduk o kadar. Amy sanırım yanlış görmüş," diye Blac ile yalanlar yağdırmaya başladık.Amy kazığı çukura kendi düşmüştü. Bay Vespar ile uzun bir bakışma gerçekleşti.
"Amy, bu konu ile ilgili ne söylemek istersin?" Bay Vespar’ın sesi oldukça sinirliydi. "Hemen Bayan Elira ve Bay Blac’ten özür dile!"
Amy, Bay Vespar oldukça sinirli gözüktüğü için neye uğradığını şaşırdı. Ama Amy bu kadarı ile elimden kurtulamayacaktı; gece olunca canını okuyacaktım.Amy istemsizce eğildi. "Affedersiniz efendim, sizi suçladığım için," dedi ve koşarak arka kapıdan saraya girdi. Bay Vespar arkasından bakıyordu. "Bunun nesi var böyle? Her neyse, ikiniz de kahvaltıya ve derse geç kalmayın."
Ardından o da arka kapıdan içeri girdi. Aynı anda rahat bir "Oh!" çektik ve arkamızı dönüp ön kapıya doğru yürümeye başladık. İlerlerken hançerle kestiğim çitlerin kesik olduğunun gözüküp gözükmediğine baktım. İçeri girmek için çitleri hançer ile kesmiştim; bacağımda her zaman hançerimi saklıyordum. Ne de olsa burası vadinin en önemli okullarından biriydi, ne olur ne olmazdı."Ee Minerth, hâlâ bana sabahın o saatinde neden kütüphanede olduğunu söylemedin?"
Aha, şimdi naneyi yemiştim! Hatırladı işte. Ona dürüst olmalı mıydım? Ama illa tüm olaylardan bahsetmek zorunda değildim; ne de olsa sadece bir kitap arıyordum.Ayrıca ona söylemem iyi olabilirdi, belki kitabı görmüş olabilirdi. "Bir kitap arıyordum ama bulamadım. Adı neydi ya... Heh, 'İlahi Kitapların Sırları'. Onu arıyordum ama bulamadım."
Gülmeye başladı. Niye gülüyordu? Söylediğim şey çok mu komikti? Oysa o kadar da ciddi söylemiştim.
"Üzgünüm muşmula ama boşuna kendini yormuşsun. Odamdaki çekmeceyi açman yeterli olurdu."
"Ne? Kitap sende mi? Ama onda ne yapıyordu? Kitap sende mi, ama neden?" dedim, şaşkınlığımı gizleyemeyerek.
"Kütüphanede gördüm, sadece eğlencesine okumak için aldım ama daha kapağını bile açmadım. İstiyorsan sana verebilirim."
Bir haftadır kütüphanede her tozun altına bakana kadar keşke Blac’e sorsaymışım! En azından daha hızlı bulabilirmişim. Bu kadar uğraşmama ne gerek vardı?
"Olur, hemen kitabı ver lütfen! Şu an o kitaba ne kadar ihtiyacım olduğunu tahmin bile edemezsin."Ne? Kitap Blac'te miydi? Ama onda ne yapıyordu? "Kitap sende mi? Ama neden?' dedim.
'Kütüphanede gördüm, sadece eğlencesine okumak için aldım ama daha kapağını bile açmadım. İstiyorsan sana verebilirim.'
Bir haftadır kütüphanede her tozun altına bakana kadar keşke Blac'e sorsaymışım; en azından daha hızlı bulabilirmişim. Bu kadar uğraşmama ne gerek vardı?
'Olur, hemen kitabı ver lütfen! Şu an o kitaba ne kadar ihtiyacım olduğunu tahmin bile edemezsin.""Sakin ol muşmula, gören sanır kitabın içinde ölümsüzlük iksiri var. Gel, kitap odamda."
"Yürüme, koş Blac!"
🔮
Kapıyı açtı ve odaya girdik. Oda tamamen siyah detaylardan oluşuyordu; yüzsüz karganın odasında siyah hariç bir renk yoktu. Siyah yatak, siyah yatak örtüsü, siyah duvarlar...
"Bu kadar karanlıkta nasıl yaşıyorsun? Ben iki gün sonra bu karanlıkta kendimi bile bulamazdım," dedim.
Güldü. "Dırdır etme de gel kitabı al muşmula."
Etrafa daha çok göz attım. Oda karanlığa gömülmüş bir saray gibiydi; mükemmel siyah işlemeler, vazolar, şömine ve çekmeceler... Odada sadece renkli olan bir şey vardı; o da duvarda asılı olan tabloydu. Tabloda Blac, başka bir adam, yanında birbirine benzeyen iki kadın ve birbirleriyle yaşıt bir kız ile bir erkek çocuğu vardı."Onlar kim?" dedim. Karıştırdığı dolabı bırakıp tabloya döndü."Kardeşlerim. İri yarı olan abim, birbirlerine benzeyen iki kadın ablalarım, diğerleri küçük kardeşlerim."Vay be, demek bahsettiği kardeşleri onlardı. "En küçük olanların yaşları kaç?"Düşünmeden cevap verdi: "On iki. Onlar için buradayım muşmula," dedi ve dolabı karıştırmaya devam etti."İşte buldum, al bakalım muşmula!" dedi. Elinde kalın, siyah deri ciltli bir kitap vardı. Kitabı elime aldım; kitap o kadar ağırdı ki kollarımın zorlandığını hissediyordum. "Teşekkürler!" dedim ve kitabı aldığım gibi kendi odama koştum.Kapıyı açıp içeri daldım ve kapıyı kapattım. "Nerede bu kızıl ruh?" diye etrafa bakınmaya başladım ve en sonunda yatağın ortasında horlayarak uyuduğunu gördüm. Başka bir şey yapsa şaşırırdım zaten!Gidip komodinden su sürahisini aldım, kapağını açtım ve horlaya horlaya uyuyan "kızıl ruh"un üstüne boşalttım. Yerinden sıçrayışı çok komik olsa da gülmedim çünkü şu an ciddi bir meselemiz vardı. "Uyan bakalım uyuyan güzel! Sen burada horlarken ben kitabı buldum."Nestina sırılsıklam olmuştu. Yüzünü eliyle sildi, saçlarından sular damlıyordu. Bana baktı, "Manyak mısın sen?" dedi ve yerdeki ponponlu topuklu terliğini kafama attı. Zaten fırfırsız bir terliği yoktu, en basit terliğinde bile peluşlar vardı. Terlik gelip omzuma çarptı.
"Hakaret etmen bittHemen yataktan sıçradı. Kitabı aynanın önündeki komodine koydum, yanına geldi.
"Kitabı Blac'ten nasıl aldın? Ne, kitabın Blac'te olduğunu biliyor muydun? Madem biliyorsa niye bizi uğraştırmıştı? Kitabın Blac'te olduğunu madem biliyordun niye söylemedin?"
Sinirliydim, boşuna uykumdan olmuştum. "Hayır, bilmiyordum. Sen gittikten sonra öğrendim. Ayrıca bilseydim ben niye sabaha kadar salak gibi kütüphanedeki rafları boşaltayım? Neyse, aç da bakalım şu kitaba da bakalım, neredeymiş."
"Ay, kitabı onu saklayalı yüz binlerce yıl oldu! Acaba oraya gençliğimle ilgili bir şey de bırakmış mıyımdır? Güzel bir taç falan?"iyse kalk gel de şu kitaba bakalım."Kitabın kapağını açtım. "Madem her şeyi unuttun, yüz binlerce yıl önce sakladığını nereden biliyorsun? Belki iki yıl önce sakladın?" dedim. Madem o kadar şeyi hatırlıyordu, geçmişte savaşta Aroen'i nasıl yendiğini de hatırlasaydı bizi bu kadar uğraştırmasaydı.
"Tatlım, zihnimdeki güzel anılarım duruyor; sadece savaşta olanları sildim. Tüm zihnimizi silseydik neler olurdu tahmin bile edemezsin. Ayrıca boş ver şimdi sen benim zihnimi, kitabı aç ve 'Ay Kitabı' bölümünü bul."
Kaşlarımı çattım. "Tabii canım! Kitabı Elira arasın, kitabı Elira bulsun, kitabı Elira açsın! Soran varsa tanrıçasın ama. Nestina ağzını burnunu eğdi. "Ben kader tanrıçasıyım, aradığını bulma tanrıçası değil! Sen kader ipliklerini sürekli değiştirip kesmenin ne kadar zor bir şey olduğunu biliyor musun?" diye çıkıştı.
"Ne, kader tanrıçası mı? O ne demek?" diye sordum üstünlük taslayarak.
"Tatlım, ben kader yazarım ve kaderi istediğim zaman kesip o kişiyi dünyadan yok ederim. Başlangıcı ve sonu yöneten tanrıça benim."
Tuğla kalınlığındaki kitabın kapağını açtım. "E, hangi sayfayı açacağım?"
Kızıl ruh konuşmadan parmağını şıklattı ve kitap ortalarında bir sayfaya açıldı: "Ay Kitabı". Okumaya başladı:
"Ay Kitabı; Vadinin 10. Ormanı'na dağıtılmış kutsal taşlar ile açılan Serinas Mağarası'nda, yoğun bir büyülü koruma ile saklanıyordur. Ona ulaşmanın tek yolu, Dragon Vadisi'ndeki 10 ormandaki on kutsal taşı bulmaktır. Eğer Ay Kitabı'nı bulmak istiyorsanız, kutsal harita size yol gösterecektir.""Bir de kutsal harita mı arayacağım? Lütfen bu bir şaka olsun!" dedim. Sesim ağlamaklıydı.
Birden kitabın sayfaları kendiliğinden çevrilmeye başladı ve bir harita ortaya çıktı. Haritanın üstünde taşların olduğu ormanlar vardı. İlk olarak harita bizi Mercan Ormanı'na yönlendiriyordu. "Şimdi ne yapacağız?" dedim.
Nestina kararmış gözlerle bana baktı. "Kehanet başladı Elira. Bundan sonra hepimiz bir parçası olacağız; ya ölü ya da diri!".
Bölüm etkileşimi
