16. bölüm / 50
Kanlı Mühür15. BÖLÜM: PASLI FİŞEKLER VE SOĞUK ET
Bölümler 50Şu an: 15. BÖLÜM: PASLI FİŞEKLER VE SOĞUK ET
- 1 GİRİŞ BÖLÜMÜ574 kelime
- 2 1 BÖLÜM1.369 kelime
- 3 2. BÖLÜM: EŞİK VE SİS1.040 kelime
- 4 3. BÖLÜM: YANLIŞ SOKAK911 kelime
- 5 4. BÖLÜM: BAZALT VE İLTİHABİ SUNAK867 kelime
- 6 5. BÖLÜM: PAS VE BAZALT773 kelime
- 7 6. BÖLÜM: KEMER VE DİKİŞ781 kelime
- 8 .7. BÖLÜM: SIS VE ADIM SESLERİ854 kelime
- 9 8. BÖLÜM: YALANCI SÜKÛNET683 kelime
- 10 9. BÖLÜM: YANKILAR VE BARUT939 kelime
- 11 10. BÖLÜM: DİKENLİ DEMİR767 kelime
- 12 11. BÖLÜM: KURŞUN VE ET730 kelime
- 13 12. BÖLÜM: ATEŞ, MÜHÜR VE KÜL936 kelime
- 14 13. BÖLÜM: IŞIĞIN KIRILDIĞI YER815 kelime
- 15 14. BÖLÜM: KARANLIĞIN ALFABESİ742 kelime
- 16 15. BÖLÜM: PASLI FİŞEKLER VE SOĞUK ET800 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 16. BÖLÜM: BARIŞSIZ GEÇİT VE ET YAĞMURU868 kelime
- 18 17. BÖLÜM: KÖR YONTUCUNUN KİTABI921 kelime
- 19 18. BÖLÜM: ERİMİŞ MÜHÜR VE BALMUMU DEHŞETİ786 kelime
- 20 19. BÖLÜM: DERİYE KAZINMIŞ CANEVİ1.045 kelime
- 21 20. BÖLÜM: KEFENSİZ VAİZ VE SAHTE DUA818 kelime
- 22 21. BÖLÜM: YANGIN VE KÜL955 kelime
- 23 22. BÖLÜM: KANLA ÇİZİLEN SEMBOLLER VE KÖR İTAAT950 kelime
- 24 23. BÖLÜM: PASLI NEŞTERLER VE DİŞLİ METAL753 kelime
- 25 24. BÖLÜM: BİZİM KANUMUZ, BİZİM MÜHRÜMÜZ806 kelime
- 26 25. BÖLÜM: YANIK ET VE KOR KOKUSU668 kelime
- 27 26. BÖLÜM: İKİ ATEŞ ARASINDA697 kelime
- 28 27. BÖLÜM: TERMAL ŞOK VE DONAN KOR874 kelime
- 29 28. BÖLÜM: YERALTININ GİZLİ ARŞİVİ711 kelime
- 30 29. BÖLÜM: ZİFTİN SAHİBİ VE KARANLIK SÜRÜ690 kelime
- 31 30. BÖLÜM: KARANLIKTA BİR KIVILCIM776 kelime
- 32 31. BÖLÜM: BEYAZ MAGNEZYUMUN GAZEBİ817 kelime
- 33 32. BÖLÜM: KATRAN CEHENNEMİ VE MAGNEZYUM ATEŞİ835 kelime
- 34 33. BÖLÜM: KARANLIĞIN İÇİNDEKİ GANİMET873 kelime
- 35 34. BÖLÜM: SARNIÇTAKİ GÖLGE VE MUHAFIZ771 kelime
- 36 35. BÖLÜM: DERİNLİKLERDEN GELEN SES VE 7. MÜHÜR967 kelime
- 37 36. BÖLÜM: BİTMEYEN KÂBUS VE NİHAİ MÜHÜR981 kelime
- 38 37. BÖLÜM: KİLİSE DEPOSUNDAKİ PUSU VE SİLÂHLI MÜRİTLER903 kelime
- 39 38. BÖLÜM: MABEDİN ZİNCİRLİ KORUYUCULARI822 kelime
- 40 39. BÖLÜM: ZİNCİR VE ÇELİK578 kelime
- 41 40. BÖLÜM: YANAN MÜHÜR VE KÜLLER1.109 kelime
- 42 41. BÖLÜM: YERALTI KULESİ VE GÖLGELERİN SESSİZLİĞİ799 kelime
- 43 42. BÖLÜM: BEYAZ MASKELER VE KAN KUZGULARI680 kelime
- 44 43. BÖLÜM: KANLI MAZEN VE MASKELİ GÖLGELER887 kelime
- 45 44. BÖLÜM: BEYEFENDİNİN MASKESİ VE DİŞLİ VİCDAN1.044 kelime
- 46 45. BÖLÜM: KARANLIĞIN İÇİNDE SON ŞARJÖR862 kelime
- 47 46. BÖLÜM: ZAMANIN DİŞLİLERİ VE ALEVLER747 kelime
- 48 47. BÖLÜM: ÇUVAL KAFALILAR VE MÜLKÜN EŞİĞİ974 kelime
- 49 48. BÖLÜM: İLK KAPININ GÖLGESİ VE NİHAİ MÜHÜR979 kelime
- 50 49. BÖLÜM: IŞIĞA DÖNÜŞ VE SESSİZLİK678 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Morumsu cılız şamdan ışıklarının duvardaki kanlı semboller üzerinde kırıldığı o dondurucu odada, zaman tamamen durmuş gibiydi.
Cem, ağır demir kapının önünde sırtını soğuk taşa dayamış halde nefeslenirken gözleri odanın rutubetli köşelerine kaydı. Odanın dip tarafında, üzeri zift ve toz kaplı çürük bir çuval örtüyle kapatılmış alçak bir ahşap tezgah duruyordu. Örtünün altındaki kütle tuhaf bir şekilde düzgün, uzunlamasına bir hat oluşturuyordu.
Cem, belindeki yeni beylik tabancasının soğuk kabzasını sımsıkı kavrayarak yavaşça ayağa kalktı. Bacağını sürüyerek tezgaha yaklaştı. Sol kanlı eliyle çuval örtünün ucundan tuttu ve tek bir hamlede geriye doğru çekti.
*ŞRRRRT!*
Örtünün altından fırlayan toz bulutunun arasından, simsiyah çeliği ve ahşap dipçiğiyle ağır bir pompalı tüfek belirdi. Winchester tarzı, namlusu biraz kısaltılmış, mekanizması pas sökücü yağla sıvazlanmış av tüfeği... Yanında ise tahta bir kutunun içine dökülmüş, kırmızı plastik kovanlı, pirinç dipçikli onlarca 12 kalibre şevrotin fişeği duruyordu.
Cem’in gözleri inanamayarak açıldı. Göğsündeki o dondurucu çaresizlik hissi bir anlığına yerini hafif bir nefes aralığına bıraktı.
"Pompalı..." dedi fısıltıyla. Sesi titriyordu. "Gözünü sevdiğimin yeri..."
Hemen tüfeğe uzandı. Soğuk ve ağır çeliği avuçlarına aldığında, silahın o yıkıcı kütlesi kollarını aşağıya doğru tarttı. Mekanizmasını geriye çekip kilit yatağını kontrol etti; tertemizdi. Tezgahtaki kutudan kırmızı fişekleri tek tek toplamaya başladı. Fişeklerin üzerindeki pirinç kaplamalar şamdan ışığında parıldıyordu. Silahın altındaki şarjör haznesine fişekleri hırsla bastırmaya başladı:
*TİK... TİK... TİK... TİK... TİK...*
Beş fişeği hazneye sürdü, birini de namluya verip üzerini tamamladı. Cebine, kabanının derin astarlarına ve beline de bulabildiği kadar çok fişek tıkıştırdı. Artık sadece tabanca mermisine ya da çivili sopaya mahkûm değildi. Elindeki bu canavar, o çuvallı mahlukların etini ve kemiğini tek bir patlamada dağıtabilecek güçteydi. Yerdeki o ağır, kanlı dikenli sopaya baktı. Onu bir kenara, duvarın dibine fırlattı. Artık ona ihtiyacı yoktu.
Tezgahın altındaki ahşap sandıkta gözü bir şeye daha takıldı. Kirli bir beze sarılı birkaç somun kuru ekmek, kurutulmuş tuzlu et parçaları ve ağzı mantarla kapatılmış toprak bir su testisi duruyordu.
Cem’in midesi o an hatırlandı. Saatlerdir süren o dehşet kovalamacasında vücudundaki tüm şeker ve güç tükenmişti. Titreyen elleriyle testinin mantarını çekip çıkardı. Hiç düşünmeden testiyi tepesine dikti.
*FAK... FAK... FAK...*
Buz gibi, kireç kokan su genzinden aşağı süzülürken canının yenilendiğini hissetti. Ağzındaki pıhtılaşmış polis kanının ve pas tadının bir kısmı silindi. Kuru ekmekten ve sert etten devasa ısırıklar aldı, çiğnemeden yuttu. Midesine giren o ilk lokmalarla birlikte baş dönmesi hafifledi.
Tezgahın kenarına çöktü. Birkaç dakika öylece durdu.
Odada kalıp dinlenmek, o kapının arkasındaki cehennemi unutmak istiyordu. Ama biliyordu; bu oda bir sığınak değil, bir kapandı. Çürümüş Defterdar ve o çuvallı mahluklar tünelleri tarıyordu. Çok geçmeden bu ağır demir kapının önüne yığılacaklardı.
"Burada beklersem fare gibi avlarlar beni," diye fısıldadı Cem.
Derin bir nefes aldı. Pompalı tüfeğin kurma kolunu geriye çekip hırsla ileriye sürdü:
*ÇAT-ÇUT!*
İlk iri fişek namluya oturdu. Korku hâlâ iliklerinde geziyordu; elleri hafifçe titriyor, kaburgası her solukta sızlıyordu. Ama artık av değildi.
Demir kapıya doğru yürüdü. Heavy sürgüyü yavaşça çekip açtı. Kapıyı omzuyla iterek kanadı araladı ve kendisini yeniden o zifiri, rutubetli tünelin soğuk karanlığına bıraktı.
Koridora adımını atar atmaz, sağ taraftaki geçidin derinliklerinden gelen hızlı, ağır bot sesleri patladı.
*Şlap, şlap, şlap!*
İki çuvallı hizmetkar, ellerinde ağır demir çubuklar ve paslı nacaklarla köşeyi döndü. Başı çuval kaplı mahluklar Cem’i gördükleri an gırtlaklarından yırtıcı bir böğürme koyuverip üzerine doğru koşmaya başladılar. Tünelin dar duvarları arasında üzerlerine gelen iki devasa kütle gibiydiler.
Cem hiç gerilemedi. Kaçmadı.
Pompalı tüfeğin dipçiğini omzuna sımsıkı dayadı. Arpacığı, önde koşan ilk çuvallı adamın tam göğüs kafesine hizaladı. Tetiği ezdi:
*GÜÜÜÜM!*
Sağır edici bir patlama tünelin bütün taşlarını zangırdattı. Namludan fırlayan alev ve devasa saçma bulutu dar koridoru kapladı. 12 kalibre şevrotin, ilk adamın göğüs kafesini ve üzerindeki kaba kumaşı sıfır mesafeden darmadağın etti. Adamın göğsünde devasa bir oyuk açıldı; kemik ve et parçaları arkadaki taş duvara sıçradı. Mahluk daha ne olduğunu anlayamadan cansız bir et yığını gibi ivmeyle yere kapaklandı.
Cem zaman kaybetmeden kurma kolunu hırsla geriye çekip fırlattı:
*ÇAT-ÇUT!*
Boş kırmızı kovan cızırdayarak çamurlu suyun içine düştü, yeni fişek yuvaya girdi.
İkinci çuvallı adam, yoldaşının parçalanmış cesedinin üzerinden atlayarak elindeki nacağı Cem’in kafasına savurmak üzere havaya kaldırdı. Aradaki mesafe bir metreye kadar düşmüştü. Adamın çuval maskesinin arkasındaki o hırıltılı nefesi Cem’in yüzüne çarptı.
Cem tüfeğin namlusunu yukarı kaydırdı. Arpacığı doğrudan adamın çuval kaplı kafasının ortasına çiviledi.
Tetiğe bastı:
*GÜÜÜÜM!*
İkinci patlama tünelin tavanından kireç tozları yağdırdı. Saçma kütlesi adamın kafasını ve çuval maskesini tek bir salisede un ufak etti. Mahlukun baş bölgesi tamamen yok olarak arkaya doğru savruldu. Yüzü ve kafatası dağılan gövde, kontrolsüz bir şekilde havada bükülüp çamurlu suyun ortasına patır tır çöktü.
Tüneli yoğun bir barut dumanı ve kulakları sağır eden devasa bir çınlama kapladı.
Cem, tüfeğin kurma kolunu bir kez daha geriye çekti:
*ÇAT-ÇUT!*
Dumanı tüten ikinci boş kovan da suya düştü. Yerde yatan iki parçalanmış cesedin üzerinden süzülen simsiyah kan, ayaklarının altındaki çamurla karışıyordu. Cem, tüfeği iki eliyle sımsıkı kavrayıp dumanlı koridorun derinliklerine, o bilinmez karanlığa doğru ilk adımını attı.
Bölüm etkileşimi
