13. bölüm / 50
Kanlı Mühür12. BÖLÜM: ATEŞ, MÜHÜR VE KÜL
Bölümler 50Şu an: 12. BÖLÜM: ATEŞ, MÜHÜR VE KÜL
- 1 GİRİŞ BÖLÜMÜ574 kelime
- 2 1 BÖLÜM1.369 kelime
- 3 2. BÖLÜM: EŞİK VE SİS1.040 kelime
- 4 3. BÖLÜM: YANLIŞ SOKAK911 kelime
- 5 4. BÖLÜM: BAZALT VE İLTİHABİ SUNAK867 kelime
- 6 5. BÖLÜM: PAS VE BAZALT773 kelime
- 7 6. BÖLÜM: KEMER VE DİKİŞ781 kelime
- 8 .7. BÖLÜM: SIS VE ADIM SESLERİ854 kelime
- 9 8. BÖLÜM: YALANCI SÜKÛNET683 kelime
- 10 9. BÖLÜM: YANKILAR VE BARUT939 kelime
- 11 10. BÖLÜM: DİKENLİ DEMİR767 kelime
- 12 11. BÖLÜM: KURŞUN VE ET730 kelime
- 13 12. BÖLÜM: ATEŞ, MÜHÜR VE KÜL936 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 13. BÖLÜM: IŞIĞIN KIRILDIĞI YER815 kelime
- 15 14. BÖLÜM: KARANLIĞIN ALFABESİ742 kelime
- 16 15. BÖLÜM: PASLI FİŞEKLER VE SOĞUK ET800 kelime
- 17 16. BÖLÜM: BARIŞSIZ GEÇİT VE ET YAĞMURU868 kelime
- 18 17. BÖLÜM: KÖR YONTUCUNUN KİTABI921 kelime
- 19 18. BÖLÜM: ERİMİŞ MÜHÜR VE BALMUMU DEHŞETİ786 kelime
- 20 19. BÖLÜM: DERİYE KAZINMIŞ CANEVİ1.045 kelime
- 21 20. BÖLÜM: KEFENSİZ VAİZ VE SAHTE DUA818 kelime
- 22 21. BÖLÜM: YANGIN VE KÜL955 kelime
- 23 22. BÖLÜM: KANLA ÇİZİLEN SEMBOLLER VE KÖR İTAAT950 kelime
- 24 23. BÖLÜM: PASLI NEŞTERLER VE DİŞLİ METAL753 kelime
- 25 24. BÖLÜM: BİZİM KANUMUZ, BİZİM MÜHRÜMÜZ806 kelime
- 26 25. BÖLÜM: YANIK ET VE KOR KOKUSU668 kelime
- 27 26. BÖLÜM: İKİ ATEŞ ARASINDA697 kelime
- 28 27. BÖLÜM: TERMAL ŞOK VE DONAN KOR874 kelime
- 29 28. BÖLÜM: YERALTININ GİZLİ ARŞİVİ711 kelime
- 30 29. BÖLÜM: ZİFTİN SAHİBİ VE KARANLIK SÜRÜ690 kelime
- 31 30. BÖLÜM: KARANLIKTA BİR KIVILCIM776 kelime
- 32 31. BÖLÜM: BEYAZ MAGNEZYUMUN GAZEBİ817 kelime
- 33 32. BÖLÜM: KATRAN CEHENNEMİ VE MAGNEZYUM ATEŞİ835 kelime
- 34 33. BÖLÜM: KARANLIĞIN İÇİNDEKİ GANİMET873 kelime
- 35 34. BÖLÜM: SARNIÇTAKİ GÖLGE VE MUHAFIZ771 kelime
- 36 35. BÖLÜM: DERİNLİKLERDEN GELEN SES VE 7. MÜHÜR967 kelime
- 37 36. BÖLÜM: BİTMEYEN KÂBUS VE NİHAİ MÜHÜR981 kelime
- 38 37. BÖLÜM: KİLİSE DEPOSUNDAKİ PUSU VE SİLÂHLI MÜRİTLER903 kelime
- 39 38. BÖLÜM: MABEDİN ZİNCİRLİ KORUYUCULARI822 kelime
- 40 39. BÖLÜM: ZİNCİR VE ÇELİK578 kelime
- 41 40. BÖLÜM: YANAN MÜHÜR VE KÜLLER1.109 kelime
- 42 41. BÖLÜM: YERALTI KULESİ VE GÖLGELERİN SESSİZLİĞİ799 kelime
- 43 42. BÖLÜM: BEYAZ MASKELER VE KAN KUZGULARI680 kelime
- 44 43. BÖLÜM: KANLI MAZEN VE MASKELİ GÖLGELER887 kelime
- 45 44. BÖLÜM: BEYEFENDİNİN MASKESİ VE DİŞLİ VİCDAN1.044 kelime
- 46 45. BÖLÜM: KARANLIĞIN İÇİNDE SON ŞARJÖR862 kelime
- 47 46. BÖLÜM: ZAMANIN DİŞLİLERİ VE ALEVLER747 kelime
- 48 47. BÖLÜM: ÇUVAL KAFALILAR VE MÜLKÜN EŞİĞİ974 kelime
- 49 48. BÖLÜM: İLK KAPININ GÖLGESİ VE NİHAİ MÜHÜR979 kelime
- 50 49. BÖLÜM: IŞIĞA DÖNÜŞ VE SESSİZLİK678 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Cem, çamurlu suyun ortasında dizlerinin üzerine çökmüş, göğsü bir körük gibi kalkıp inerken başı parçalanmış dev cesede bakıyordu.
Sol eliyle kırık kaburgalarını sımsıkı bastırıyor, yüzünü kaplayan kokuşmuş siyah kan pıhtılarını yün ceketinin koluna silmeye çalışıyordu. Her nefes alıp verişinde ciğerlerine saplanan o keskin acı, beynini uyuşturacak raddeye gelmişti.
"Geberdin nihayet..." diye fısıldadı, sesi pürüzlü ve hırıltılı çıkararak
Ayağa kalkmak için hamle yaptı. Tam sağ ayağını çamurlu zemine basıp sırtını tünelin buz gibi bazalt duvarına yaslayacaktı ki... tüneldeki zaman aniden dondu.
Tavandan düşen su damlalarının çıkardığı o ritmik *şıp... şıp...* sesleri ansızın kesildi. Yerde yatan parçalanmış cesedin göğüs kafesinin derinliklerinden, taşları derinden sarsan dondurucu bir titreşim yayıldı.
Cesedin kabanının altından, dikiş aralıklarından ve göğsüne saplanan kurşun deliklerinden dışarıya kor gibi kızıl-turuncu bir ışık sızmaya başladı.
Cem’in gözleri dehşetle açıldı. Geriye doğru bir adım atmak istedi ama bacakları tutmuyordu.
"Bu ne lan..." dedi, sesi boğazında tıkandı. "Bu ne amına koyayım?!"
Yerdeki ceset bir anlık duraksamanın ardından dehşet verici bir sarsıntıyla şahlandı! *ÇAT! ÇAT! ÇIRRRT!* Yüzündeki, boynundaki ve kollarındaki o kaba dikiş iplikleri yüksek bir gerilimle tek tek koptu. İnsansı deri yırtılarak kenarlara doğru büküldü. Mühür, taşıyamayacağı o fani bedeni içten dışa doğru parçalayarak kusuyordu.
Kürek kemiklerinin arasından, kanlı deriyi ve kabanı bir bez parçası gibi yırtarak altı adet paslı, iri, sivri kemik uzantısı fırladı. Sırtından yukarıya doğru, doğrudan omurganın bir uzantısı olan dairesel, kor gibi parlayan kemiksi bir mühür sembolü yükseldi. Devasa gövdesi iki katına çıktı; ellerindeki parmaklar kireçleşip uzayarak birer ölümcül pençeye dönüştü. Boynundaki parçalanmış baş bölgesi ikiye ayrıldı; içinden gırtlağı yakan kızıl bir alev, et suyu ve katranımsı simsiyah bir duman fışkırdı.
Karşısındaki artık o kasketli, kaba saba taksi şoförü değildi; cehennemin en karanlık katından fırlamış, tamamen mühürden beslenen canavarca bir felaketti.
Mahluk, dört ayak üstüne çöküp devasa kemik pençelerini taş zemine geçirdi. Koridoru inleten, kıkırdak ve kemik sürtünmesini andıran yırtıcı, sağır edici bir kükreme koyuverdi.
Cem dehşet içinde geriye doğru fırladı. Titreyen iki eliyle tabancayı doğrulttu.
"Siktir git! Geber ulan artık!"
*GÜM! GÜM! GÜM!*
Peş peşe tetiğe bastı. Tüneli aydınlatan namlu alevlerinin arasında mermiler mahlukun açıkta kalmış siyah etlerine, göğsüne ve kemik uzantılarına saplandı. Ancak kurşunlar sadece küçük kemik kıvılcımları ve ziftimsi kan damlaları sıçratıyordu; yaratık acı bile hissetmiyordu. Dört ayak üstünde, duvarlara ve zemine vurarak kıvılcımlar saçan pençeleriyle inanılmaz bir hızla Cem’in üzerine doğru atıldı.
Cem arkasını dönüp var gücüyle kaçmaya başladı.
Bu bir koşu değildi; bu, ölümle burun buruna yapılan çaresiz bir hayatta kalma mücadelesiydi. Ayakları çamurlu suda kayıyor, ıslak ayakkabılarının tabanı taşlara vurdukça arkasında su birikintileri saçıyordu. Arkasından gelen o yaratık ise sadece zeminde yürümüyordu; devasa kemiksi kollarıyla tünelin tavanına ve bazalt duvarlarına tırmanıyor, geçtiği yerlerdeki taş blokları patlatarak ilerliyordu.
*PAT! ÇAT! BUM!*
Tavandan dökülen kireçli taş parçaları Cem’in omuzlarına ve başına çarpıyordu. Cem, bir dönemece geldiğinde kendini sola doğru fırlattı. Mahlukun fırlattığı devasa bir taş bloku Cem’in milim yanından geçip karşı duvara vurarak un ufak oldu.
Cem nefes nefese, kaburgalarını tutarak tünelin eski tuğla örülü, daha basık olan tünel hattına girdi. Akciğerleri patlama noktasına gelmişti.
Tam bu sırada, tünelin üst kotunda uzanan paslı, kalın bir gaz borusu hattı ve borunun ek yerindeki devasa vana gözüne çarptı. Vananın etrafındaki nemli havada keskin, geniz yakan bir gaz kokusu vardı; boru yılların korozyonuyla çürümüş ve sızıntı yapıyordu.
Cem adımlarını yavaşlattı. Şarjöründeki son mermileri düşündü. Bu mahluku kurşunla durduramayacağını çok iyi biliyordu; tek şansı burayı bir cehenneme çevirmekti.
"Gel ulan..." dedi Cem, dönüp sırtını duvara yaslayarak. "Gel buraya pezevenk!"
Mahluk, duvarlara tırmanarak köşeyi döndü. Alev fışkıran gırtlağıyla, kemksi pençelerini uzatarak Cem’in kafasını yakalamak için üzerini kapladı.
Cem bir salise bile tereddüt etmedi. Tabancanın namlusunu tam gaz vanasının sızıntı yapan paslı göbeğine kilitledi.
"Cehenneme kadar yolun var!"
*GÜM!*
Namludan çıkan 9mm mermi, çürük paslı vanayı parçaladı. Sürtünmeden fırlayan kıvılcım, basınçla fışkıran yoğun gaz kütlesini bir anda tutuşturdu.
*BOOOOOOMM!*
Tünelin içinde kulakları sağır eden, taşları yerinden söken devasa bir patlama koptu! Basınç fırtınası dar koridoru bir cehennem fırınına çevirdi. Patlamanın şiddetiyle fırlayan alev dalgası etraftaki tüm oksijeni yuttu.
Cem, patlamanın şok dalgasıyla geriye doğru metrelerce savrulup taş zemine çakıldı. Sırtı, kolları ve yüzü sıcak hava fırtınasıyla kavruldu. Gözlerinin önü bir anlığına tamamen karardı, kulakları uzun bir çınlamayla doldu.
Alevlerin tam ortasında kalan mahluk, yırtıcı çığlıklar atıyordu. Cildindeki mühürler alev aldıkça feryadı tünelin taş duvarlarını çatlatacak raddeye geldi. Yanan bir et ve kemik kütlesi halinde alev fırtınasının içinden çıkmaya çalışıyordu. Kabanı, kemik uzantıları, kasları alev alev yanıyordu.
Ama pes etmiyordu. Bedeninin yarısı erimesine, göğsünden kor ateşleri fışkırmasına rağmen o yıkıcı mühür içgüdüsü onu hâlâ Cem’e doğru sürüklüyordu. Alevler içinde ağır adımlarla, taşları yakarak ilerliyordu.
Cem, yerdeki patlama tozunun, dumanın ve çamurun arasından doğrulmaya çalıştı. Yüzü tamamen simsiyah kurumla kaplanmıştı. Elindeki tabancayı kontrol etti: Sürgü hafif gerideydi, mekanizmada **tek bir son kurşun** kalmıştı.
Alevler içindeki mahluk, yakıcı kemik pençelerini uzatarak son bir hamleyle Cem’in üzerine atılmak için gövdesini doğrulttu.
Cem etrafındaki gürültüyü, sırtındaki yangını, kaburgasındaki kırık acısını tamamen unuttu. Dünya tek bir noktaya indirgendi. İki eliyle kavradığı tabancanın arpacığını, alevlerin tam ortasında duran, o kor gibi parlayan kemiksi mühür çekirdeğine hizaladı.
Derin bir nefes aldı. Zaman adeta durdu.
Tetiği sonuna kadar ezdi:
*GÜM!*
Silahın namlusundan çıkan son mermi, alevler içindeki mahlukun tam alnının ortasından girip o parlayan mühür çekirdeğini darmadağın etti.
Mahlukun göğsündeki ve sırtındaki kızıl ışık bir anda patlayarak söndü. Gövdesi ortadan ikiye kırılır gibi büküldü. Alevler içindeki devasa kütle, ağır bir gürültüyle çamurlu suyun içine kapaklandı.
Alevler yavaş yavaş buz gibi çamurlu suyun içinde cızırdayarak sönerken, tünele simsiyah yoğun bir duman ve ağır, dayanılmaz bir yanık et kokusu yayıldı. Yerdeki enkaz bir daha asla kıpırdamadı; üzerindeki mühür sembolleri küle dönüşerek tamamen silindi.
Cem, sürgüsü geride kilitli kalmış boş silahı tutan elini yavaşça aşağıya düşürdü. Dizlerinin üzerine çöktü, başını öne eğdi ve o kapkara enkazın önünde gözlerini kapattı.
Bölüm etkileşimi
