87. bölüm · Kafesteki Son Yaz
Yeniden açan manolyalar
Bölümlerde mecburen zaman atlaması yapıyorum. Yapmazsam eğer aynı döngüyü okumak zorunda kalırız. Bu yüzden bir süre bu şekilde devam edeceğiz ama atlanılan günlerde ek olarak olan bir şey yok.
Bir süre Elfida’nın iyileşmesini bekleyeceğiz. Ondan sonra ise hikaye yavaş yavaş son bulacak.
İyi okumalar. :)
_______________________
1 ay sonra
Zaman, en keskin bıçakların bile keskinliğini yavaşça körleten o sessiz ilacıyla akıp gitmişti. Bu bir aylık süreçte hayatımız yavaş yavaş o korkunç gölgeden kurtulup kendi normaline dönmeyi başarmıştı.
Ben hâlâ psikolojik destek alıyordum, ve doktordum da gayet iyi ilerlediğimi söylüyordu.
Annem bakım evindeki tedavisinde büyük bir ilerleme kaydetmiş, doktorlar kısa süre içinde eve dönebileceğinin müjdesini vermişti. Arda, uzun aradan sonra yeniden kendi profesyonel işlerine, ringlere dönmüştü. İki kez maça çıkmış ve ikisinde de yenerek haberlere çıkmıştı.
Benim içimdeki o panik dalgaları artık yerini daha sakin, kontrollü bir kabullenişe bırakmıştı. Yara izlerim soluyor, kısa saçlarım yavaş yavaş uzuyordu.
Saat akşamın beşine yaklaşırken, Ankara’nın hafif serinleten sonbahar rüzgârı eşliğinde Eymir Gölü’nün kenarındaki yeşillik alana yayılmıştık. Geniş ekoseli piknik örtüsünün üzerine yerleştiğimizde, etraftaki neşeli kahkahalar içimdeki son huzursuzluk bulutlarını da dağıtıyordu.
Duru ile Hilal hazırladıkları sandviçleri ve meyveleri ortadaki sepetten çıkarırken aralarında coşkulu bir tartışma yürütüyorlardı. Abim ise mangalın başında, sanki hayatındaki her şey buna bağlıymış gibi elindeki maşayla büyük bir ciddiyetle sucukları çeviriyordu.
Arda, arkamda duran ahşap bankta bacaklarını uzatmış, kollarını omzuma dolamıştı. Çene hizasından yanağıma doğru hafifçe eğilip, "Neyi düşünüyorsun bakalım Rapunzel?" diye fısıldadı, sesi rüzgârın sesine karışıyordu.
Başımı hafifçe ona doğru çevirip gülümsedim. "Hiç," dedim, önümdeki bu huzurlu manzarayı içime çekerek. "Sadece... burada olmayı seviyorum."
Arda, parmaklarıyla saçlarımın ucunu nazikçe oynatırken lacivert gözlerinde parlayan o derin sevgiyle baktı bana. "Hep burada olacağız," dedi net bir sesle. "Hiçbir yere gitmiyoruz."
Boynumdaki benden iç çekerek öptü. “Nefesim.” Dedi sesindeki aşkla “Manolya kokulum.”
O sırada Duru elinde iki bardak limonatayla yanımıza koşturup, "Çok düşünmeyin, için şunu! Yusuf mangalı yakacak az sonra hepimizi zehirleyecek diye ödüm kopuyor!" diye lafa atıldı.
Abim uzaktan kaşlarını kaldırıp, "Duru, sesini duyuyorum normalde sana vermezdim mangal ama kahretsin ki çok aşığım.” diye seslendiğinde hepimiz kahkahaya boğulduk ama Duru cilveyle abime yanaşmayı da ihmal etmedi.
Göğsümdeki o eski sıkışma yerini adını ilk defa koyabildiğim saf bir huzura bırakmıştı. Karanlık geride kalmıştı; gökyüzü bizim için yeniden maviydi.
Hilal, elindeki bardağı çimlerin üzerine bırakırken gözlerini devirmeden edemedi. "Yusuf, o sucuklar kömür oldu yalnız. Bilgin olsun, zehirlenirsek ilk seni dava edeceğim."
Abim elindeki maşayı havaya kaldırıp suçsuz olduğunu iddia eder gibi kaşlarını çattı. "Ne kömürü Hilal? Onlar karamelize oldu, gurme işi bunlar!"
Duru, abimin hemen yanına adımlayıp beline sarıldı ve başını omzuna yasladı. "Sevgilim, sen kendi işini yapmaya devam et, mutfak ve mangal işlerini cidden profesyonellere bırakalım," derken yüzündeki o muzip gülümseme hepimizi güldürdü.
Onların bu rahat ve uzun süredir devam eden ilişkilerine bakarken içim ısındı. Zaten herkes aralarındaki bağı biliyordu; yıllardır birbirlerini kollayan, her anı birlikte göğüsleyen bir ikiliydiler. Arda ile aramdaki o yoğun fırtınanın aksine, onlarınki sakin ama köklü bir liman gibiydi.
Arda, omzuma doladığı kolunu biraz daha sıkılaştırıp çenesini başıma yasladı. "Görüyor musun? Hilal hâlâ bir benle anlaşamıyor.”
Hilal, Arda’nın bu lafına anında tepki vererek gözlerini kıstı. "Pardon? Ben mi anlaşamıyorum?”
Duru abimin omzundan başını kaldırıp gülerek başını salladı. “Evet sen! Ama yine de Arda sus!” Diye dahil oldu.
Arda hafifçe gülerek geri çekildi ve ellerini teslim olur gibi havaya kaldırdı. "Tamam tamam sustum.”
Hilal hâlâ Arda'ya karşı o eski buz gibi nefretini taşımasa da, içten içe ona tam olarak ısınabilmiş sayılmazdı. Arda'nın geçmişteki sert ve mesafeli tavırları hafızasındaydı belli ki; ama en azından artık aralarında gerginlik yaratan o keskin duvarlar kalkmıştı.
Hilal, çantasından çıkardığı peçeteyi uzatırken mesafeli ama yumuşayan bir sesle, "Neyse," dedi. "Sucukları yakmadan önce servis et de yiyelim kaptan, açlıktan gözümüz dönüyor."
Arda da Hilal'in bu tavrını bozmadan hafifçe gülümseyip başıyla onayladı. "Hemen hazrlıyorum."
Abim mangaldan çıkardığı tabakla aramıza gelirken, "Hadi bakalım şefin özel seçimi," diye övünerek tabakları önümüze dizdi. Duru hemen abimin tabağından bir parça alıp ağzına atarken, "Valla kömür falan ama idare eder," diye takıldı.
Abim sevgilisinin yanağından makas alıp yanına çöktü. Piknik örtüsünün üzerindeki bu neşeli kalabalık, akşamın serin esintisiyle birlikte içimdeki son korku kıvılcımlarını da tamamen söndürdü. Elimdeki bardağı sıkıca tutup Arda'ya baktım; lacivert gözlerindeki o sonsuz aidiyet hissi, bana her şeyin bittiğini ve nihayet gerçekten evde olduğumu fısıldıyordu.
🌸
Yemek bittikten sonra ortalığı toparlamıştık şimdi ise voleybol oynamak için ayaklanmış ve ortaya geçmiştik.
Elimdeki topu havaya atıp Hilal’e doğru vurdum. Hilal topu şaşkınlıkla karşılayıp havaya diktiğinde, "Hey, ben hazır değildim!" diye bağırdı ama yine de gülmeden edemedi.
Top Duru’nun yönüne doğru süzülürken Duru hızla öne atılıp manşetle topu karşı takıma, yani Arda ve abime gönderdi.
Abim havaya sıçrayıp topu mükemmel bir smaçla geri çevirdiğinde, "Sayı bizde oğlum, kaçarı yok!" diye kahkaha attı.
Arda ise ellerini beline koyup gülerek abime uyarıda bulundu. "Yavaş ol şampiyon, sevgilimin olduğu takıma karşı oynuyorsun unutma!"
Ben ellerimi fileye doğru uzatıp, "Acımak yok, benden söylemesi!" diye bağırdım. Hilal hemen yanıma gelip pozisyon alırken, "Haklısın valla, göster günlerini şunlara!" diye destek çıktı.
Topu tekrar havaya diktiğimde bu kez sertçe karşı tarafa yolladım. Arda topu kurtarmak için hamle yapsa da yere kapaklanmaktan son anda kurtuldu ve top dışarı çıktı.
“Evet!" diye bağırıp ellerimi havaya kaldırdım.
Duru ve Hilal’le neşeyle çak yaparken, Arda yerden kalkıp üstünü silkelendi ve alayla tek kaşını kaldırdı."Bilerek attım dışarı, sevgilimin kalbi kırılmasın diye," dedi sırıtarak.
Abim gözlerini devirip, "He kesin öyledir.” diye takılınca hepimiz gülme krizine girdik.
“Aşkım sen boks dışında bir sporla uğraşma lütfen.” Dedim gülümsememin arasından ona bakarak.
Arda ise yalandan bir üzüntüyle. “Vay be sende mi? Sırtımda kocaman hançerin var şuan.” Başını iki yana salladı. İlk tanıdığım Arda insan içinde bu şekilde gülmez, konuşmaz, eğlenmezki fakat benimle birlikte o da fazlasıyla değişmişti.
“Her ihanet sevgiyle başlarmış!” Diye bağırdı Hilal topu karşı takıma sertçe yollarken. Ama Arda bu sefer hepimizi şaşırtarak harika bir vuruşla sayıyı kapmıştı.
Üçümüz şaşkınca ona bakarken abimle ellerini havada çakırtılar. “İşte benim kardeşim.” Dedi abim.
Bir süre daha voleybol oynadıktan sonra yorgunca çimlere uzandık. Gökyüzü yavaş yavaş laciverte dönerken, hepimiz nefes nefese çimenlerin üzerine serilmişktik. Duru, abimin hemen yanına uzanmış, derin bir nefes alarak, "Yemin ederim bacaklarım koptu, bir daha sizinle spor yapanın..." diye söyleniyordu.
Abim hafifçe gülerek doğruldu ve biniş pozisyonu alır gibi Duru’nun karşısında diz çöktü.
Hepimiz merakla ne yapacağını izlemeye başlarken, abim cebinden küçük, kadife bir kutu çıkardı. Yüzündeki o her zamanki neşeli ve takılımcı ifade bir anda yerini kocaman bir ciddiyete bıraktı.
"Duru..." dedi, sesindeki o yumuşak ton hepimizi susturdu. "Senden önce kimseye aşık olmadım, farklı gözle bakmadım. Seni o ilk gördüğüm anda bile dilim lâl oldu.”
Duru şaşkınlıkla ellerini ağzına götürürken, Hilal heyecandan yerinde zıplamaya başladı.Abim devam etti “Ben seninle bir ömür istiyorum Duru. Bunca senelik ömrümde karşıma çıkmamışsın hayat seni bana geç getirmiş ama bundan sonrasını birlikte tamamlayabiliriz. Benimle evlenir misin?" Kutuyu açtı ve parıldayan tek taşı göstererek sırıttı.
Duru gözlerindeki mutluluk yaşlarıyla gülerek abimin boynuna atladı ve sıkıca sarıldı. "Evet! Tabiki evet!”
Arda bu anı bekliyormuş gibi nereden çıkardığını anlamadığım konfetiyi patlattı.
Hayatın bize yarın ne getireceğini asla bilemezdik, tahmin edemezdik. Belki çok karanlık yollardan geçmiş, canımızı yakan en ağır fırtınaları göğüslemiştik; ama artık iyiydik, yaralarımız kabuk bağlamıştı ve en önemlisi hep birlikteydik.
Manolyalar en güzel halleriyle yeniden açmış, dünyaya o nazik beyazlıklarıyla rengini geri vermişti. Biz de aynı gökyüzünün altında, yaralarımızı şefkatle sararak sonsuza dek mutlu olmak için birlikte çabalayacaktık.
