1. bölüm · Kafesteki Son Yaz
Bir başlangıç lazım
🌸Bu hikâye; yarım kalmış aşkları, sevda uğruna göze alınan fedakârlıkları, insanın içine yerleşen korkuları ve tek bir karşılaşmayla tamamen değişen hayatları anlatıyor. Her şeye rağmen birbirine sımsıkı tutunan iki insanı…
Düştüğünde birbirini kaldıran, sustuğunda birbirinin sessizliğini anlayan dostlukları…
Ve bazen sevgiyle aşk arasındaki sınırı aşarak bir insanın hayatını mahvedebilecek kadar büyüyen takıntıları…
Uzun soluklu, kimi zaman gözlerinizi dolduracak, kimi zaman yüzünüzde istemsiz bir tebessüm bırakacak bir hikâyenin kapısını aralıyorsunuz.
Bazen bir cümleyle kırılacak, bazen tek bir bakışla yeniden umutlanacaksınız. Çünkü bazı aşklar insanın hayatına yalnızca mutluluk getirmez.
Bazıları insanı değiştirir.
Büyütür. Korkutur Ve bazen, insanın kendisini bile tanıyamayacağı bir yola sürükler.
Şimdi…
Elfida Alkan’ın aşk ile tanıştıktan sonra hayatının nasıl değiştiğini, neleri kaybedip neleri bulduğunu ve sevdiği adam uğruna ne kadar ileri gidebileceğini öğrenmek istiyorsan… ilerlemeye devam et.
Çünkü onun hikâyesi daha yeni başlıyor.
Hoş geldin. 🌸
Bir başlangıç lazımdır herşey için. İster hayat ister bir masal. Yazdığın ilk cümle ile sürer gider bütün hikayemiz. Mutlu olsun isteriz ama beklenmedik anda gelen şeyler bütün planı alt üst edip geçebilir yine toparlar yeniden başlarız. Aşk da bunu gerektirir işte herşeye baştan başlamayı. Hayata karşı hep pozitif olmuşumdur en kötü dediğim günde bile bardağa dolu tarafından bakmaya çalışmışımdır. Başarabildim mi orasını bilemem ama en azından çabalamıştım.
Abimin odaya pat diye girip “Sabah oldu sen hala dana gibi yat.” Diye seslenmesi ile homurdanarak yüzümü daha da yastığa gömdüm. “Hiç dinliyor mu? Kızım abin konuşuyor burada.” Üzerimdeki pakeyi sertçe çekip yatağın kenarına oturduğunu yattığım yerin çökmesi ile anlamıştım. “Rahat bırak beni uyuyacağım.” Dedim ama sesim boğuk çıkmıştı yastığa yüzümü döndüğümden.
Abim yüzüme gelen saçları çekerek yanağıma bir öpücük kondurdu “Kalk uyuyan güzel.” Gözlerimi açıp hafiften doğruldum ve ona baktım “güzel miyim cidden?” Otuz iki diş gülümsedim. Abimde yastığımı alıp yüzüme yapıştırarak “Çirkin ördek yavrusu gibisin.” Dedi.
Yastığı yüzümden çekip onun kafasına indirerek yataktan kalktım. “Hayvan herif, odun, kalas, kütük, tahta, ayı…” o da kalkıp önüme geçti ve saçlarımı karıştırdı bu şekilde de sözümü bölmüş oldu “sıçtın ya!” Diye bağırdığımda “Ne didişiyorsunuz sabah sabah yine?” Diyerek annem odaya girdi. Elindeki katlı tişörtleri masama bırakarak abimle bana baktı. Abim anında yanıma geçmiş masum rolünü almıştı “Ah Yusuf oğlum. Bırak kardeşini koca adam oldun.”
Abimde omuz silkerek kolunu bana sarıp beni kendine çekti “seviyorum anne.” Annem gülerek odadan çıktığında abimi ittim “seviyormuş yalana bak.”
Gidip perdeleri açtım. Odayı gün ışıkları doldurken gözlerimi akmıştı. Camı da sonuna kadar açıp derin bir nefes aldım “seviyorum kızım ya.” Hafifçe gülümsedim “bende seni seviyorum abicim.” Elini yeni kesilmiş sarı saçlarından geçirdi ve gülümseyerek kapıya ilerledi “Hadi gecikme kahvaltıya.” Onu onayladıktan sonra yüzümü yıkayıp ayna karşısına geçtim.
Sarı uzun düz saçlarımı tarayıp saç parfümümden sıktım. Yüzüme de cildimi aydınlatan bir serum ve güneş kremi sürerek banyodan çıktım. Altıma mavi bir şort üzerime de beyaz bir askılı giyip mutfağa ilerledim. Annem elindeki tavayı sofraya koyduğunda ondan aldığım cam mavisi gözlerini bana çevirdi. Gülümseyerek ona sarıldım “yine döktürmüşsün sultanım.” Annem de gülerek alnımdan öptü.
Onun saçları benimkinin aksine küttü ama yine sarıydı. Babamınkilerde sarıydı aslında. Şehit babamın saçları sarıydı. Yıllar olmuştu onu görmeyeli de çok özlemiştim mezarı yetmiyordu özlemimi gidermeye. Ben 13 yaşındaydım abim 18 babamızı kaybettiğimizde. Annemle bana yetmeye çalıştı o yaşında ve bunu çok güzel başarmıştı da.
Abim olmasa ayakta kalabileceğimi zannetmiyordum o benim herşeyimdi. Hepimiz sofraya oturduğumuzda iştahla yumurtadan ağzıma attım “O küçücük haline nasıl bu kadar yemeği sığdırdığını yıllardır çözemedim.” Dedi abim zeytinin çekirdeğini tabağına bırakırken. Omuz silkerek yemeye devam ettim. “Çocuklar ben arkadaşlarımla bu yaz İtalya’ya gezmeye gitmeyi planlıyorum demiştim ya size.” Elimdeki çatalı bırakıp anneme döndüm. Tek bacağımı sandalyenin üzerine aldım diğerini de altıma “Aysel ve Nurten de gelecek üç ay kalacağız. Sizde Muğla’da ki yazlığa mı gitseniz?” Kaşlarımı çatarak abime döndüm o da düşünür gibi bana bakıyordu “Neden ki?” Dedim en sonunda. “Babanızın gidişinden beri hiç gitmedik. Ayda bir temizleyen eden oluyor ama bi gidin bakın hem değişiklik olur. Kızım senin de kafan rahatlar sınav senesinden çıktın üniversite başlayacak.”
Aslında iyi gelebilirdi yeni bir başlangıç, yeni insanlar, yeni yerler ve babamın anıları. “Olabilir aslında.” Diye mırıldandı abim. “Bu cadı sözümden çıkmazsa.” Diye de eklemeden edemedi. “Aşk olsun ya ben yaramaz mıyım abi? Hem kaç yaşında geldim.” Abim alayla güldü “siktir lan ordan kaç yaşına geldin? 18 daha kızım en tehlikeli yaşlar bunlar.” Annem ağzı açık abime baka kaldığında abim de söylediği sözün farkın vararak durdu. “Yusuf o ne biçim söz öyle?” Dedi annem abimin omzuna yavaşça vurarak. Bense bi kahkaha atarak onlara baktım “gör Beren sultan gör oğlunu ne kadar terbiyesiz.” Başımı cıkcıklayarak iki yana salladığımda abim de sinirli bakışlarını bana çevirdi.
Güzel bir sohbet eşliğinde kahvaltımızı bitirip mutfağı toparladıktan sonra annem de yazlığın anahtarlarını abime vermişti. “Ben iki saate çıkarım siz de akşam mı çıkarsınız?” Diye sordu. “Evet akşam rahat olur.” Diye onayladı abim de onu. Bir kaç saat sonra annemle vedalaşıp onu yolcu ettik ve eve döndük. Ben kendi valizimi hazırlamaya başladım. Şortlarımı bikinilerimi ve çeşit çeşit elbiselerimi düzgünce koydum. Çıkmadan önce kısa bir duş alıp saçlarımı kuruttum zaten kendisi düz olduğundan şekillendirmem gerekmiyordu. Cildim ne kadar pürüzsüz olsada ağır makyaj yapmayı sevdiğimden fondotenimi sürmeye başladım. Abim de altına siyah bir şort giymiş üzerine de beyaz tişörtü geçirerek yanıma geldi.
O da benimle aynı mavi gözlere sarı saçta sahipti. Boyu 1.92iydi ve yapılı bir vücudu vardı hemde tam idealinden kızlar hep peşinde koşardı bense abimi kıskanırdım. Bu yüzden küçükken mahallede abime hayran olan bütün kızların saçlarını gizlice keser kaçardım. Annemlere de kaç kez şikayet etmişlerdi de durmamıştım. “Kızım bebek gibi yüzün var. Kardeşimsin diye demiyorum da harbi çok güzelsin niye bu kadar makyaj yapıyorsun?” Dedi makyaj masamın arkasında kalan yatağıma oturarak. Allığa geçmiştim bende o sırada. “Seviyorum abi hoşuma gidiyor.” En son sabitleme spreyi ile işi bitirmiştim. Kirpiklerim zaten uzun ve gür olduğundan kıvırmadan direkt maskara sürmüştüm. Altıma da kısa bir kot şort beyaz hafif göğüs dekoltesi olan askılı bir body giymiştim. “Abicim biraz açık değil mi üstündeki.” Dedi göğüslerimi başı ile işaret ederek.
Valizi kapatmak için eğildiğimde ona bakmadan “Babam laf etmezdi sana ne oluyor?” Dedim. “Kızım babam sen on üç yaşındayken öldü ne kıyafetine laf edebilirdi ki?” Ellerim bir an durdu fermuarlı kapatırken. “Benim babam ölmedi. Şehit oldu abi.” Abim derin bir nefes alarak ayağa kalktı ve elini omzuma koydu destek olmak istercesine “özür dilerim güzelim haklısın.” Gülümseyerek dudaklarımı birbirine bastırdım ve valizi kapatıp geri ayağa kalktım.
Halka küpelerimi de taktığımda hazırdım. Telefonumu şarjdan çekip mesajları kontrol ederken uzun zamandır peşimde olan liseden kalma o çocuğun yazdığını gördüm. Bundan abime söz etmemiştim daha. Çocuğun adı Serkandı ve on ikinci sınıftayken hep peşimden koşmuştu istemediğim halde devam etmişti. Bütün okulun önünde onu rezil bile etmiştim de durmamıştı.
Serkan: Prenses nasılsın? Okul kapandığından beri o güzel yüzünü göremedim özledim valla.
Elfida: Serkan, siktir git.
Bu numarası dan engellediğim diğer 12 numaraya karıştı saniyeler içerisinde. “Bi sorun mu var?” Dediğinde abim telefonu hızlıca kapatıp cebime sıkıştırdım ve ona bakıp başımı iki yana salladım “ben o gözlerinden bile anlarım söyle hadi.” Dedi inatla. “Ya bi çocuk var işte takmış bana bu senenin başından beri.” Dedim kısaca. Abimin anında yüzü sertleşmiş kaşları çatılmıştı “Kızım manyak mısın sen? Bunu bana neden söylemiyorsun eşşek miyim ben burada neyim?” Dudaklarımı büzdüm umursamaz bir tavır ile “bilmem önemsemedim pek.” Dedim. Abim bi anda telefonumu arka cebimden alıp açtı ve mesajlara girdi. Benim görmemem için biraz kaldırı elini. Parmak ucunda yükselsem de işe yaramadı aslında boyum da o kadar kısa değildi. 1.68 boyundaydım ama abim zürafa givi olduğundan yetişmek mümkün değildi. Ciddi bir ifade ile uzun uzun telefona baktı sonra bana uzatıp kendi telefonunu çıkardı. Bir yere mesaj atıp yeniden bana döndü. “Halloldu bil.” Anlamsızca kaşlarımı çattım “nasıl yani?” Elini omzuma iki kez vurdu “Abin halletti sen rahat ol.” Omzumu kaldırıp indirdim onu onaylayarak. Abimde valizimi alıp odadan çıktı bende beyaz şapkamı kafama takıp şarj aletimi çektim ve peşinden ilerledim.
Son kez bi evi kontrol edip kapıyı kilitledim. Abim de o sırada eşyaları yerleştiriyordu arabaya. Siyah audi olan arabamıza bindik. Üzeri açık olduğundan bu arabaya bayılıyordum. “O evde piyano da vardı hatırlıyor musun?” Dedi abim yola bakarken. Bende başımı ona çevirdim güneş gözlüğümü takarken. O eve dair hatırladıklarım çok azdı en son 10 yaşındayken gitmiştik sonra da babam şehit olmuş ve bir daha o eve gitme nedenimiz kalmamıştı.
Benim babam binbaşıydı. Şehit Binbaşı Ahmet Alkan. Haberlerd böyle yazmıştı 32 saniye sadece alt yazıda görünmüş ve bitmişti. Kahramanlar can verirdi bu yurdu yaşatmak için ama isimleri televizyonlarda sadece 32 saniye kalırdı işte. “Hatırlıyorum bir şeyler.” Diye yanıtladım abimi bir kaç dakika sonra. “Özledim babamı.” Arkama yaslanarak bir iç çektim.
Abim bakışlarını yoldan ayırıp kısaca bana çevirdi sonra yeniden yola döndü “Bende özledim.” Diye mırıldandı. Abim duygularını belli etmezdi hiç. O ilk haberi aldığımızda ben annemle saatlerce ağlamıştım da abim tek bir göz yaşı dökmemişti ama gece olduğunda gizlice odasına bakmıştım kapıdan. Yatağının yanına çökmüş babamın resmine bakarak ağlıyordu içli içli.
Ve ben o günden sonra abimin bir daha ağladığını görmemiştim. “Neyse bu konuları konuşmayalım. Hem bak en sevdiğin şeyler. Yaz, deniz, kum, güneş.” Gözlüğümü hafif indirip gülümsedim “ve kaslı erkekler” abim sert bakışlarını bana döndürdüğünde bi kahkaha attım “şaka şaka.” Başını aferin dercesine salladı “Ben bu kasları boşuna yapmadım. Kardeşim elalemde aramasın abisinde bulsun diye uğraştım gece gündüz.” Elimi aynen öyledir dercesine sallarım. “Asla lise de adı Betül olan o cadıya kendini beğendirmek için yapmadın.” Sesim öyle nefretli çıkmıştı ki bi an ben bile tanıyamamıştım kendi sesimi. “Kıskanç.” Omzuna vurdum sertçe “abim değil misin? Kıskanırım.” Gülerek başını salladı. Hafif eğilip düğmeye bastık ve üst kapanmaya başladı uyuyacaktım bütün yol bu yüzden koltuğu da geriye yatırdım. “Şarkı açsana ben yatacağım.” Dedim. Gözlükle şapkamı arka koltuğa attım ve rahatça yayıldım. Abim sevdiğim şarkılardan biri olan Afilli yalnızlığı açmıştı.
Saatler geçmişti ve sonunda araba durmuştu bende gözlerimi açarak etrafa baktığımda sabah olduğunu fark ettim. “Ne uyudun öyle anlamadım. Bi ara öldün sandım da nabzını kontrol ettim.” Dedi abim anahtarı çıkartırken. Bişey demeden telefonumu açıp saate baktım sabah yedi olmuştu. Arabadan inip üzerimi düzelttim ve aynadan yüzüme baktım “vay be makyaj sabitleyicisi övüldüğü kadar varmış.” Dedim kendi kendime çünkü makyajım gram oynamamıştı yerinden. Saçlarımı da biraz düzeltip karşımda duran beyaz tek katlı yazlığa baktım. Önünde bahçesi olan beyaz çitlerle çevirili tek katlı tatlı evi izledim bir süre. Sonra yanındaki yine aynı olan evlere baktım ama en sondaki iki katlı ve daha lükst. Zaten yan yana dört ev vardı bizimki ikinci olandı. Bir caddenin kenarındaydı ve tam caddenin karşısında deniz vardı.
Buranın havasını özlediğimi fark ederek içime çektim. Abim valizleri indirirken bende arkadan şapkamla gözlüğümü alıp taktım “Arda da burada. Bizimle vakit geçirecek.” Kaşlarımı çatarak ona doğru bir kaç adım attım “Arda mı? O kim?” O sırada duyduğum yabancı ses ile arkamı döndüm “Aşk olsun rapunzel ben unutulacak insan mıyım?” Karşımda gördüğüm adamla öylece kaldım. Vay anasını babasını dedesini teyzesini… adama bak ne yedirdiler de içirdiler? Analar neler doğruyor be hey maşallah. Ona bakarken başımı kaldırmıştım abimden daha uzun ve bi tık daha yapılıydı sol kolu dövme ile kaplıydı ama çok iyi duruyordu. Siyah saçlı beyaz tenli lacivert gözlü bir adamdı. Laciver mi? Uzaylı olma ihtimali daha da artmıştı şuan.
Kollarımı belime koyarak “Pardon da bana lakap takacak semimiyeti nereden buluyorsun?” Diyerek diklendim.
Bir adım yaklaşarak yüzüme eğildi “en yakın arkadaşımın kardeşi olmandan.”
Kaşlarımı kaldırarak öyle mi? Dercesine baktım. O sırada abim öksürük sesi çıkartarak “Hadi ama yardım edin.” Dedi. Arda da rahat bir tavırla omzuma çarparak önümden çekip gitti. Onu eskiden bir kaç kez görmüştüm ama öyle oturup konuşmuşluğum olmamıştı sadece merhaba merhaba vardı.
Bir valizi abim diğer iki valizi de arda alıp bahçeye girdiler. Bende koşarak önlerine geçip kapıyı açtım. İçerisi direkt küçük koridora açılmıştı tam karşımızda bir salon yanda mutfak vardı. Mutfağın yanında ise bir oda karşısında diğer oda ve lavaboydu. İçeriye girip ardaya döndüm “Onlar benim odama.” Dedim en büyük odaya girerek. Abimden önce davranmıştım burayı kapmak için. Arda da arkamda gelip eşyaları kapının yanına bıraktı ev yeni temizlenmişse benziyordu böyle bakınca. Kenarda duran piyanoya bakıp hafifçe gülümsedim. Piyano çalmayı çok seviyordum ve profesyonel çalıyordum. Odadan çıkıp salona ilerlediğimde kapının yanında televizyon karşısında eski moda koltuk takımı ve sehpa vardı. Yanda ise bir dolap içi resimlerle dolu. Oraya doğru ilerlediğimde ailecek olan resimlerimizi gördüm. Sonra babamın üniforma ile olan o resmi. Askeri aracın üzerinde oturmuş elinde silahı ile gülümsüyordu. “Baba…” dedim gülümseyerek elimi camın üzerinden fotoğraf değdirdim. Başımı çevirip salona baktığımda en baş koltukta onu gördüm. Hep giydiği o gri pijama takımı ile oturuyor Türk kahvesini içiyordu. Sonra küçük Elfida’yı gördüm. “Baba saçımı örer misin?” Diye bağırdı sevinçle.
Babam kollarını küçük kızına açıp kucağına aldı ve sarı uzun saçlarını nazikçe ördü. O silah tutan nasırlı elleri kızının saçına dokunurken titriyordu incitmekten korkuyordu. “Baba ya biliyor musun okuldaki çocuklar bana aptal sarışın diyorlar.” Dediğimi hatırlıyorum babama dönerek. Babam da başıma bir öpücük kondurup “kim onlar da benim kızımı sinir ediyorlar? Ben hepsini döverim.” Diyordu babam da “korur musun beni baba?” Demiştim bende “korurum babam.” O koca kolları ile beni sıkıca sarmış ve göğüsüne bastırmıştı. Bunlar gözümün önünde canlanırken gözümden akan yaşı yeni fark etmiş ve hemen silmiştim. Bu acı hiçbir zaman içimden geçmeyecekti biliyordum ama bununla yaşamak zorundaydım. Abim ve Arda’nın sesi mutfaktan geliyordu. Yavaş adımlarda onlara doğru ilerledim “Ne kadar büyümüş Elfida.” Dediğini duydum Ardanın.
Abim dolabı açmış bir şeyler arıyordu “Oğlum aynı kalacak değil ya kız.” Dediğinde abim, Arda kafasına vurdu hafifçe “lan dingil onu bizde biliyoruz şerefsize bak.” Kollarımı göğsümde birleştirerek mutfağa girdim. “Ayıp ayıp. Küfür ediyor birde.” Abim bi ekmek ve kaşar çıkarmıştı tost yapacaktı. “İlk defamı duydun küfür? Cidden rapunzel olabilir misin sen? Saçlar da sarı gözler mavi falan.” Sinirle önünde durdum ve başımı kaldırdım “Ben sana uzaylı mısın diyor muyum? Senin de gözlerin lacivert.” Başımı iki yana salladım “Lacivert göz mü olur?” Omuz silkti Arda dudaklarını büzerek ve tezgaha yaslandı. Ellerini de cebine sokmuştu “Oluyormuş demekki.” Cebinden bir sigara çıkartıp çakmağı ile yaktığında burnumu tutarak uzaklaştım ve sandalyeye oturdum “içme şu zıkkımı ya. İğrenç bir şey nasıl dayanıyorsun?” Arda gözlerini devirdi dumanı dışarıya üflerken “Ne çekilmez bişeysin sen bi sus be kızım.” Abim gülerek tostları masaya bırakıp karşımdaki sandalyeye oturdu. “İlk günden harika anlaştınız bakıyorum da. Daha bir yaz birliktesiniz.” İkimizin de bakışları aynı anda abimden birbirimize döndü ve aynanda “Evet.” Dedik.
