12. bölüm · Kafesteki Son Yaz

Karakol

Astra Faye

Bölümler
1 Bir başlangıç lazım 2 Ufak detaylar 3 Gizli konuşmalar ve duyumlar 4 Vatan uğrunda düşenler. 5 Kafese bağlı ruh 6 Anlamsızlık hissinin harmanlandığı mutluluk 7 Belli anlar 8 Tehlike 9 Suçluluk 10 Güneş 11 Ani teklif 12 Karakol 13 Geçmişin gölgesinde nefes alamaya çalışan çiçek. 14 Karanlığın, aydığınlığa olan sevgisi. 15 Kanamaya yüz tutmuş manolya 16 İki yol, tek son 17 Sessiz haykırış 18 Yaradılışına inat 19 Nefesim 20 Aşk sarhoşu 21 Eğlensek mi? 22 Elfida; Anlamı fedakarlık olan, Elfida. 23 Yaralanan manolya 24 Tutunamazsak? 25 Tutulan sözler 26 Vazgeçişlere inat kalanlar 27 Gitmek mi? Kalmak mı? 28 Yeniden bağlanan düğümler 29 Vicdan 30 Arda’nın Günlüğü 31 Aşk; ne eksik ne fazla 32 Şımartılmamış aşkın en güzeli; Elfida 33 Geçmişin Acısı 34 Tozlu anıların arasından acı bir tutam. 35 Eskiden bir parça mutluluk 36 Denizler; fırtına öncesi sessizlik ve ya huzurdur 37 Baba… 38 Kaybedilenler ve kaybedilme ihtimali olanlar. 39 Kıskançlık 40 Geçmişten bi misafir 41 Büyük an; Ya yıkım ya ölüm 42 Bilmek ama susmak 43 Belkiler ve ya Keşkeler 44 Çaresiz bir veda mı? 45 Yalancı Kader 46 Boş bir mezar, bitmeyen hasret var 47 Araf 48 Anıtkabir 49 Değer mi? 50 Dönüş 51 Yaşanması istenilen zorluklar. 52 Kaderin ilk hamlesi 53 Gel desem de gelme 54 Tutku 55 Kaderin son satırı 56 Ölüm yakın mı? 57 Bilinmeyenler ve görünenler 58 Aşk İle Yap 59 Ya öl ya da kazan 60 Mektup 61 Yoğun aşk 62 Son veda mı? 63 Yak ve Yık 64 Sevmek; iyileştirmek. 65 Masal gibi bi gece 66 Muğla’ya veda 67 Tanışma 68 İyi ki biz 69 Cehenneme son bir adım 70 Esaretin Gölgesi 71 Elfida Alkan; Hiç olan 72 Geriye kalanların kaybı 73 Zeval 74 Yin ve Yang 75 Kaderden bahsetmediler 76 Yarım kalan her şey 77 Seçimler ve sonuçlar 78 Bırakılan yıkım 79 Yirmide bir enkaz 80 Bir şans daha 81 ÖZEL BÖLÜMM 82 Belki manolyalar yeniden açar? 83 Geçmişe yanmak 84 Zaman akıyor 85 Geçecek 86 Yeniden açan manolyalar 87 ✨Yusuf ve Duru 88 🌸 Elfida ve Arda 89 FİNAL 90 💞ÖZEL BÖLÜMMM 2 91 Özel Bölüm 3 92 Paralel Evren 🥀 93 ÖZEL BÖLÜÜÜM 4 🍼

On dakikadır karakolun kapısında, sanki bir film setinde başrolü değil de figüranlığı kapmış iki talihsiz gibi dikiliyorduk. Rüzgâr sert esiyordu ama bizim terimiz soğumaya vakit bulamıyordu. Gözlerim etraftaki üniformalıların üzerinde bir radar gibi dönerken, hayata dair tüm umutlarımın bir çırpıda kanalizasyona karıştığını hissettim. "Sıçtık," diye mırıldandım, sesim titremekten ziyade kabullenişin ağırlığını taşıyordu. O pislik Serkan, yediği naneyi bize fatura etmeyi başarmış, bizi polisin kucağına oturtmuştu.Arda, yanımda sanki birazdan kırmızı halıda yürüyecekmiş gibi dikleşti. Omuzlarını düzeltip, bana bakma zahmetine bile girmeden, "Kendi adına konuş," dedi. O an, bu hıyar beyefendinin yanımda olması hayatımın en büyük talihsizliği mi yoksa tek eğlencesi mi, karar veremedim. Sanki biz değil de mahalledeki başka birileri tutuklanmaya gelmişiz gibi bir tavır takınmıştı. "Oğlum," dedim, hafifçe ona doğru eğilerek. "Şu an üzerimizde senin imzan olan bir dosya var. Az önce içeri giren o komiserin bakışlarını gördün mü? Adam bizi suç makinesi sanıyor, senin şu 'cool' tavırların sayesinde yakında nezarethanede duvar boyamaya başlarız. Umarım el becerin iyidir." Arda, cebinden bir paket sigara çıkarmaya yeltendi ama karakolun girişindeki 'Sigara İçilmez' tabelasını fark edince vazgeçti. Paketi parmaklarının arasında artistik bir hareketle döndürüp tekrar cebine koyarken boşluğa doğru derin bir nefes verdi. "Serkan şikayet etmiş olabilir ama delil nerede? Biz sadece... yanlış zamanda yanlış yerde bulunan iki masumiyet abidesiyiz."
"Masumiyet abidesi mi?" diye güldüm, sinirden gözlerim dolmuştu. “Arda abi, adamın yüzü kan revan içinde kaldı farkında mısın? Tokadının izi adamın yanağına HD kalitede basıldı resmen!” Umursamazca omuz silktiğinde sinirden kendimi parçalayacak duruma geldim. “Yürü ya Allah için, daha fazla rezil olmadan girelim.” Montunun kolundan tutup sanki inatçı bir danayı çeker gibi onu içeriye doğru sürükledim. İçerideki polis memuru, sorgu için bizi masasının önündeki iki demir sandalyeye otutturdu. Önündeki kağıtlara bakıp kalemi eline aldı. “Evet, Elfida Alkan ve Arda…” Soyadını bilmediğini fark edince durdu. Sorgulayan bakışlarla Arda’ya baktı.“Güngör,” diye tamamladı Arda, sanki bir şirkete CEO olarak kartvizitini uzatıyormuş gibi rahat bir ses tonuyla.Ama polis memuru duyduğu soyadı ile elindeki kalemi masaya düşürdü, ağzı beş karış açık kalmış bir biçimde bize baktı. “Güngör mü? Şu ünlü boksör?” Arda, sadece "Öyle de denebilir," gibisinden hafifçe başını salladı. Bu kadar tanınıyor muydu bu adam ya. “O zaman tamam, çok uzatmadan bitirelim bu işi. Yanlış anlaşılma olmuş belli ki, gidebilirsiniz,” dedi polis, evrakları jet hızıyla kenara iterken. Bu sefer şaşırma sırası bendeydi. Kim oluyordu bu şahıs da onu böylece, tek bir soyadıyla bırakabiliyorlardı? Adalet bu kadar ucuz muydu? “Pardon da…” dedim, içimden geçen isyan çığlığını dışarı vurarak. “Nasıl böyle bırakabiliyorsunuz? Dosyaya bakmadınız bile!”
“İyi bir şey değil mi kızım?” dedi polis memuru, sanki bana bir iyilik yapıyormuş gibi hayretle bakarak.Şaka mısın sen? der gibi bir bakış attım. “Değil tabii ki! Adaleti yanıltmak bu, görevi kötüye kullanmak!” Hızımı alamayıp sinirle ayağa kalktım. “Cezası neyse çekeriz. Kanun karşısında herkes eşittir bir kere.” Aslında ceza da vermezlerdi zaten, en fazla bir iki saat gözaltında bekler, bir kâğıt imzalayıp çıkardık ama bu kadar kolay, bu kadar torpilli olmamalıydı. Suçlu bende olsam, Arda da olsa, adalet herkeste tıkır tıkır işlemeliydi.Polis memuru bana uzaylı görmüş gibi baktı. “Avukat mısın sen?” Ben tam ağzımı açıp Hayır ama. diyecekken, Arda arkamdan o pürüzsüz sesiyle araya girdi: “Müstakbel savcı.”Polis dudaklarını birbirine bastırıp Anlıyorum, meslek hastalığı şimdiden başlamış dercesine başını salladı. “Kusura bakmayın Elfida Hanım ama gerçekten gerek yok gözaltına almaya. Hadi, işim gücüm var.” Yine hukukun üstünlüğünden dem vurmak üzere derin bir nefes çekmiştim ki, Arda aniden oturduğu yerden bir leopar akıcılığıyla fırladı. “Sağ olun,” dedi polise. Sesi oldukça soğuk, net ve "bu tartışma burada bitmiştir" der gibiydi.Bir sonraki saniye, ne olduğunu anlamadan dünyam ters düz oldu. Kendimi aniden havada, onun o sarsılmaz, güçlü kollarında buldum. Arda beni resmen bir çuval patates gibi, kucaklayıp kaldırmıştı! “Lan! Bırak! Ne yapıyorsun be!” diye bir şaşkınlık nidası kaçtı dudaklarımdan. Karakoldaki iki polis ve köşedeki çaycı şaşkınlıkla bize bakarken, Arda sanki çok normal bir şey yapıyormuş gibi hızlı adımlarla çıkışa doğru ilerliyordu.Yaşadığım şokun etkisiyle bir an için donup kalmıştım. Çıkış kapısına yöneldiğimizde, üzerindeki o tanıdık, keskin erkeksi harika koku doğrudan burnuma doldu. Kollarının arasındayken bana o kadar yakındı ki, nefes alıp verişini göğsümde hissedebiliyordum. Karakolun bahçesine çıktığımızda, şehir ışıklarının altında yüz hatları daha net, daha keskin ve gölgeli görünüyordu. Yakından daha da yakışıklı pislik, diye geçirdim içimden, kendime engel olamayarak. Ama hemen ardından savcı kimliğim geri döndü. “Manyak herif, bıraksana beni! Hukukun üstünlüğünü çiğnedin resmen, bırak!” diye bağırdım ve hırsımı almak istercesine omzuna sertçe iki kez vurdum.Ama sanki bir insana değil de beton bir duvara vuruyormuşum gibiydi; çocuk ne hızından ödün verdi ne de beni yere bıraktı. Sadece hafifçe başını bana doğru eğdi, dudaklarının kenarında o sinir bozucu, yarım gülümseme belirdi."Müstakbel savcı hanım," dedi sesi göğsünden yankılanarak, "Karakolda adalet savaşı vermen çok etkileyiciydi ama inan bana, nezarethanenin duvar boyası senin cildine hiç iyi gelmezdi. Şimdi uslu dur da arabaya kadar seni sağ salim kaçırayım, yoksa devlet memuruna mukavemetten ben seni tutuklamak zorunda kalacağım."
Kucağından indirdiğinde arabanın oraya gelmiştik bile. Üzerimi düzeltip saçımı arkaya savurdum “Ayrıca sen nesin böyle de adam hemen bıraktı?” Diye bütün dünyanın yani benim merak ettiği o soruyu ok misali ona fırlattım. Kendinden emin bir şekilde gülümsedi “Tanımaman garip rapunzel. Abinin yakın arkadaşı ünlü.” Kaşlarımı çattım. Telefonunu çıkartıp Google’a girip adını yazdı. Çıkan fotoğrafları bir sürü magazin haberleri hakkındaki yalan iddialar ile telefona bakakaldım. “Oha. Ebesinin amı.” Telefonu elinden alıp haber sitelerinden birine girdim. Şöyle bir başlık vardı; RİNGLERİN ASİ ÇOCUĞU YİNE RAHAT DURMADI! NAKAVT KRALI ARDA GÜNGÖR HAKKINDA ŞOK EDEN BAHİS VE KAVGA İDDİALARI!
Haberin hemen altında, Arda’nın ringde, üstü çıplak, ellerinde boks eldivenleriyle, saçlarından terler damlarken rakibine attığı o vahşi ve ölümcül bakışın tam boyutlu bir fotoğrafı duruyordu. Altındaki magazin yazısında ise;
Son maçında rakibini henüz ilk rauntta hastanelik eden ağır sıkletin parlayan yıldızı Arda Güngör, ring dışındaki hırçın tavırlarıyla da gündemden düşmüyor. Genç sporcunun gizli bir gece kulübü kavgalarına karıştığı...
gibi bir sürü zırva sıralanmıştı. Gözlerimi ekrandaki o kas yığını, acımasız duran boksörden ayırıp karşımda dikilen adama çevirdim. Ben sadece yer altı maçlara katılıyor sanmıştım ama adam bildiğin boksörmüş. Yeniden telefona eğdim bakışlarımı. Bir tane de şöyle başlık vardı; Ringlerin vazgeçilmez boksörü; Inferno yine rakibine acımadı.

“Inferno mu?” Demeden de edememiştim. Telefonu ona uzatırken başını salladı. “Cehennemin ateşi gibi bi anlamı var.” Diye de açıklamasını ortaya attı. Yüzümü ekşiterek ona baktım “Biliyoruz herhalde.” Adama bir kez daha hayran kalmıştım sanırım. Ama bunu itiraz edemezdim. Boğazımı temizledim duruşumu dikleştirdim ve yüzüne bakmadan arabaya bindim. Telefonumu cebimden çıkardığımda o da binmişti ve çıkışa ilerliyorduk. Abimden 12 cevapsız çağırı ve bir sürü mesaj. Mesajlara tıkladığımda başta olanlara göz gezdirdim.
Elfida neredesin?
Açsana telefonu.
Sinirleniyorum.
Arda da açmıyor.
Önemli haberlerim var.
Lan gerizekalı kardeşim hangi cehennemdesin!
Daha fazla sevgi sözcüğüne katlanamayacağımdan mesajlardan çıkıp onu aradım. Hemen açtı “Abi ilk önce sakin oluyoruz. Derin bir nefes alıp güzel şeyler düşün-“ sözümü kesip “Saatlerdir sana ulaşmaya çalışıyorum saat akşam on neredesin sen?!” Diye cırlaması ile telefonu kulağımdan uzaklaştırdım. Sanırım biraz sinirlenmişti. “Bağırma kıza lan. Benimle işte ne uzattın.” Diye çıkışan ardayla şaşkınca ona baktım. Beklemiyordum bu şekilde bir tepki vermesini “hızlı gelin.” Diyerek yüzüme kapattı abim. “Of bir ton sorguya çekecek.” Telefonu sertçe çantama sokarak arkama yaslandım. “Hallederiz abini rapunzel.” Başımı cama yaslayıp ona baktım. Derin bir nefes çekme ihtiyacı hissettim sebepsizce. Farklı bu adam dedi içimdeki ses. Kabul et artık. Edemezdim. Etmemeliydim. Yanlıştı ama kalbim kayıyordu. Gönül bu ferman dinlemez. Dinlemiyordu işte sorun buydu. Adam her yaklaştığında ne yapacağımı şaşırıyordum. Aşk mıydı bunun adı? Çünkü bütün belirtilerine sahiptim. Ölümcül bir hastalık gibiydi tedavisi yoktu. Bağımlı yapardı. Hemde sen fark etmeden sen istemeden. En olmaz dediğin anda. Kırmızıda durduğumuzda bakışlarını yoldan çekip bana çevirdi. Kaçırmadım bu sefer gözlerimi hatta hafifçe gülümsedim. Ve o da gülümsedi. Herkese net duran arda bana gülümsedi hemde Hiçbirşey demeden hareket bile etmeden. Kimseye göstermediği gamzesini bana bilmem kaçıncı kez gösterişiydi. “Niye öyle bakıyorsun?” Diye sordu arabayı yeniden çalıştığında.
“Hiç,” dedim, bakışlarımı hemen ön cama, karanlık yola çevirirken. Yakalandığımı hissetmek yanaklarımı alev alev yakmıştı. “Sadece... Genelde herkese karşı çok net ve mesafelisin ya. Şaşırtıyorsun bazen, o kadar.” Arda direksiyonu sıkıca kavrayıp yola bakmaya devam etti. Yüzündeki o nadir görülen tebessüm yerini tekrar o bildik, ciddi ve ketum ifadesine bıraktı. Duygularını dışarı sızdırmamak konusunda usta bir adamdı. İçinde ne fırtınalar koptuğunu, bana karşı ne hissettiğini asla açık etmezdi; her şeyi kendi içinde, derinlerde yaşardı. Sadece o gamzesi, anlık bir açık vermeydi sanki. “Herkese nasıl olduğum önemli değil,” dedi düz bir sesle. Bakışlarını yoldan ayırmadı, ses tonu her zamanki gibi mesafeliydi ama kelimeleri yine de içimde bir yerlere dokunmuştu. “Senin yanındayken nasıl olduğum önemli.” Daha fazla bir şey söylemedi, ben de soramadım. Aramızdaki bu durumun adını ikimiz de koyamıyorduk. Belki de o da benim gibi içinde büyütüyordu bu hissi, kimseye, hatta kendine bile itiraf edemeden. Eve geldiğimizde arabadan inip kapıya yöneldim ama abim çoktan orada bekliyordu. Koşarak geldi beni kendine çekip sıkıca sarıldı “bir şey oldu sandım.” Daha da sıktı. Bir şey olmamıştı ama her an olabilirdi. Nefessiz kalmıştım çünkü. Bunu anlayarak geriye çekildiğinde gülümsedim. “İyiyim merak etme.” Arda da arkamdan gelmişti bile. İçeriye geçtiğimizde arka bahçeye oturduk. “Anlatın şimdi.” Tam ben söze başlayacakken arda girdi “Serkan gelmiş elinde çiçekle. Bende haddini bildirdim polise söylemiş ama sıkıntı çıkmadan bitirdik.” Diye bütün olayı tek nefeste anlattı. Tam olarak da böyle olmuştu. Abimin yüzü renkden renge geçerken gülmemek için dudaklarımı dişledim. “Hallettin yani?” Dedi tek kaşını kaldırarak arda ise sadece başını salladı. Birbirlerine aşırı güveniyorlardı. “Ee abi duru ile ne oldu?” Diyerek olayı değiştirdim. Bunun hakkında daha sonra ikisi kesin konuşacaktı o yüzden abim de uzatmadı. “Sevgili olduk.” Yüzü renkden renge atlaması gereken kişi şimdi bendim. Ağzım beş karış açık kalırken nefes almayı unuttum. Abim benden hızlı vay anasını. “Çüş.” Diyerek bir kelimeyle bütün hislerimi dışarıya vurdu arda. Onun bile yüzü değişmişti. “Tabi siz beni ne sandınız.” Diyerek çenesini dikleştirdi ukala ukala. Arda abimin omzuna iki kez dostça vurup gülümsedi “helal lan.” Abimse elini göğüsüne atıp sağol gardaş dercesine başını eğdi. “O benim arkadaşım yalnız.” Dedim parmağımı ona sallayarak. Omuz silkti “benimde sevgilim.” Tam o an ben senin arkadaşınla sevgili oluyor muyum? Demek geçmişti içimden ama malum durumlardan dolayı en derine iteledim. “Banane.” Dedim bu sefer de mızıkçılık yapan küçük çocuklar gibi. Arda başını arkaya yaslamış beni izlerken abim bu halime yüzünü ekşitti. “Seni kötüleyim kıza ds gör köpek.” Kucağımda ki yastığı yüzüne fırlatmak için bir hamle yapmıştım taki harika refleksleri ile tutana kadar. Ama anında aynı yastığı benim yüzüme yemem ve sandalyeyle beraber arkaya yapışmam bir oldu. Bir kaç seniye ne yaşadığıma anlam vermeye çalışarak gökyüzünü izledim. Baba sanırım bende şehit oldum. Diye geçirdim. İzahı olmayan şeylerin mizahı olur gençler. Ama bütün sinir damarlarıma hücum ettiği gibi ayaklanıp saçımı düzelttim. “Mal ya!” Şuan elimde olsa onu boğazlardım. Kalçam acımıştı. “Harbi salaksınız ya.” Sert adımlarla evin içine girerken arkadan bir kahkaha attığını duydum. Odamın kapısını sertçe kapatarak yatağa oturdum. O sırada açılan kapı ile tam kükreyecekken gelen kişiyi gördüğümde sustum. Arda. “İyi misin?” Diye sordu kapıyı kapatıp karşıma geçerken. Sanane niye merak ediyorsun ki? Bunu tabi ki içimde saklayarak başımı salladım.
Yatağın ucuna ilişip kollarını dizlerine yasladı. Gözleri doğrudan benimkileri bulduğunda, az önce bahçede abimle dalga geçen o rahat çocuk gitmiş, yerine bambaşka, insanı okuyan bir Arda gelmişti. "Canının yandığını biliyorum rapunzel, numara yapma. Abinin refleksleri bazen cidden ayarsız oluyor," dedi. Sesi o kadar yumuşak çıkmıştı ki, az önceki sinirli halimin altındaki savunmasızlığı yakalamasından nefret ettim. "Alışkınım ben," dedim dik bir sesle. Hâlâ sızlayan yerlerimi umursamıyormuş gibi görünmeye çalışarak saçımı arkaya attım. "Ayrıca kapıyı vurup girmek adettendir Arda abi. Odama böyle dalamazsın." Hafifçe gülümsedi. O bildiğim ukala ama insanı tek kelimeyle kilitleyen gülüşüydü bu. "Sanki yabancıyım," dedi ses tonunu biraz daha düşürerek. Yatağın üzerinde bana doğru hafifçe eğildiğinde odadaki hava aniden ağırlaştı. Bakışları yüzümde dolanırken, az önce bahçede abime karşı içimden geçirdiğim o "Ben senin arkadaşınla sevgili oluyor muyum?" sorusu sanki odanın duvarlarında yankılanıyor, Arda da bunu duyuyor gibiydi. Kalbimin ritmi ritmini şaşırdı ama bozuntuya vermedim. "Serkan..." dedi aniden, konuyu keskin bir hamleyle değiştirerek. Ama gözlerini gözlerimden bir an bile ayırmadı. "Polis konusunu hallettik dedim abinin yanında ama o herifin gözü pek tekin durmuyordu. Haddini bildirdim, orası ayrı. Ama bir daha karşına çıkarsa, ya da tek bir mesaj bile atarsa ilk bana haber veriyorsun. Anlaşıldı mı?"
"Abime söylerim," dedim inat ederek. Neden her şeye dahil olmak zorundaydı ki? Hem o kimdi ki bana emir veriyordu?Ayağa kalktı. Aramızdaki mesafeyi tek bir adımla kapatıp tam tepemde dikildi. Boy farkımız yüzünden ona bakmak için başımı kaldırmak zorunda kaldım. Eğilip yüzünü yüzüme yaklaştırdığında nefesimi tuttuğumu hissettim. Kokusu odadaki kasveti tamamen dağıtmıştı. "Abin şu an Duru bulutlarının üzerinde uçuyor, farkında mısın? Çocuğun aklını bulandırma," diye fısıldadı. Gözleri bir anlığına dudaklarıma kayıp tekrar gözlerime tırmandı. "Bana söyleyeceksin."
"Söylemezsem ne olur?" diye meydan okudum, sesimin titrememesine özen göstererek. Kızım sendeki de deli cesareti. Kahvaltı da yürek mi yedin? Diyen iç sesime ağır sövecektim birazdan. Arda geri çekilmedi. Aksine, aramızdaki o son birkaç santimi de yok ederek yatağa, tam yanıma oturdu. teninden yayılan o tanıdık koku tüm odamı ele geçirirken, bakışları yüzümde ağır ağır dolaştı. Gözleri önce gözlerime, ardından meydan okurcasına aralanan dudaklarıma kaydı.
"Denemek ister misin, Rapunzel?" diye fısıldadı. Sesi o kadar derinden ve pürüzlü çıkmıştı ki, odadaki oksijenin aniden çekildiğini hissettim. Elimi gayriihtiyari yatağın örtüsüne bastırıp arkaya kaçmak istedim ama o benden hızlı davrandı. Sol elini hemen kalçamın yanına, yatağa sabitleyerek üzerime doğru eğildi. Aramızdaki mesafe öylesine kapandı ki, dudaklarından dökülen sıcak nefesi doğrudan tenimde hissettim. Gözlerimi kaçırmama izin vermeyen o koyu hareleri tam anlamıyla beni hapsetmişti.
"Söylemezsen," dedi, ses tonunu daha da düşürüp fısıltıya dönüştürerek. Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki, göz kırpsam kirpikleri kirpiklerime değecekti. "Seni korumak için ne kadar ileri gidebileceğimi görürsün. Ve inan bana, o zaman abinin gazabı bile beni durdurmaya yetmez." Nefesimi tamamen tutmuştum. "Ben çocuk değilim Arda abi, kendimi koruyabilirim," diyebildim sonunda. Ama sesim düşündüğümden çok daha kısık, adeta bir yalvarış gibi çıkmıştı.Gözleri sertleşti, bakışlarında korumacı bir öfkeyle karışık, adını koyamadığım o yoğun çekim parıldadı. Elini yataktan kaldırıp yavaşça yüzüme doğru yaklaştırdı. Parmak uçları, az önce abimin fırlattığı yastığın çarptığı, hafifçe kızaran yanağıma dokundu. Teni tenime değdiği an vücudumdan yukarıya doğru bir elektrik akımı tırmandı. Başparmağıyla elmacık kemiğimi incitmekten korkar gibi usulca okşadı. "Koruyamadığını az önce gördük," diye mırıldandı, gözleri tamamen parmaklarının altındaki tenime kilitlenmişken. "O yüzden inat etmeyi bırakacaksın. Serkan ya da bir başkası... Sana kimsenin dokunmasına izin vermem. Bunu o küçük kafana soksan iyi edersin." Ve Arda gözlerini gözlerime dikerek yavaşça geri çekildi ve ayağa kalktı. Aramızdaki o yoğun, boğucu ten tene temas kesildiğinde ikimiz de derin bir nefes aldık. Kapıya doğru yürürken arkasından öylece bakakaldım. Kulpu indirip tam çıkacakken durdu, omzunun üzerinden bana bakıp o tehlikeli, yarım gülüşünü yüzüne yerleştirdi. “Anladığını umuyorum.” Sadece başımı sallayabildim ve odadan çıktı.

Anladığını umuyorum mu? Bak sen paşama! Ben neyi anlayacaktım tam olarak? Az kalsın odada nefessizlikten ölüp gideceğimi mi?, yoksa burnumun dibine kadar girip dengemi altüst etmesini mi? "Pis ukala," diye mırıldandım yatağın örtüsünü hınçla sıkarak. Kalbimin ritmi hâlâ maraton koşuyormuşum gibi depar atıyordu. Hayır yani, çocuk resmen üzerime kendi parfüm markasını basıp gitmişti; odanın içi bile buram buram Arda kokuyordu şu an. Şaka gibiydi. Az önce Sana kimsenin dokunmasına izin vermem derken gözlerinden alev fışkıran o korumacı adam gitmiş, yerine tek kelimeyle beni kilitleyip arkasına bakmadan giden o sinir bozucu tip geri gelmişti. Bu dengesizlikle nasıl baş edeceğimi gerçekten bilmiyordum. Hızla ayağa kalkıp aynanın karşısına geçtim. Yanaklarım domates festivaline dönmüştü, saçlarım ise az önceki yastık faciasından ötürü elektrik çarpmış gibi havaya dikilmişti.Aynadaki yansımama bakıp kaşlarımı çattım. "Kızım Elfida," dedim kendime fısıldayarak. "Az kalsın çocuğun karşısında eriyip gidecektin, toparlan.”
Odadaki Arda kokusunu içime çekerken gözlerimi devirdim. Aşk-ı Memnu’nun o gizli kapaklı, her an yakalanma korkulu Bihter-Behlül sahnelerine döndü bu da. Tek fark, dışarıda bizi basacak olan kişi Adnan Bey değil, mutfakta taze sevgili olmanın coşkusuyla detone bir şekilde şarkı söyleyen abimdi. Biri beni kurtarsın nolur. Ne saçma garip bir duyguydu bu oflaya puflaya pijamalarımı giyip kendimi yüz üstü kurbanlık dana misali yatağa fırlattım.