20. bölüm · Fırtına İçimizde
Chapter 20
İyi akşamlarrr. Nasilsinizzz gençlerrr😆 ben muhteşemimmm. Umarim kitabi beğeniyorsunuzdur. Nasil ilerliyor dizi? Hadiii keyifli okumalarrr💃🏻✨️
𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡
GECE
Rüzgâr sertleşmişti. Sahilden pansiyona dönerken Fadime kollarını göğsünde birleştirdi. İso kapının önünde durup montunu çıkardı, hiç düşünmeden Fadime’nin omuzlarına bıraktı.
“Üşüyorsun,” dedi sadece.
“Sen—”
“İtiraz istemiyorum.”
Fadime sustu. Mont, İso gibi kokuyordu. O koku içini biraz daha karıştırdı.
Odaya girdiklerinde hava soğuk, sessizlik tanıdıktı. Fadime yatağa uzandı. Yorgunluk bir anda bastı.
“Ben yatıyorum,” dedi.
İso başını salladı. “Tamam.”
Kanepenin yanına geçti. Kanepe… küçük değil, düşmanca küçüktü. Uzandı, dizleri dışarı taştı. Yan döndü, sırtı sığmadı. Ayağa kalktı, tekrar denedi. Olmadı.
“Bu kanepe bana kin tutmuş,” mırıldandı.
Fadime önce gülmemek için kendini tuttu. Sonra dayanamadı. “Niye savaş açtın ki?”
“Ben açmadım, o bana açtı.”
Bir kez daha uzandı. Bu kez başı kol dayama yerine düştü. “Ben burada öleceğim galiba.”
Fadime doğruldu. Gözleri kanepede, sonra İso’da kaldı. İçinden bir şey çekti onu.
“İso.”
“Hı?”
“Gel… yatağa.”
İso durdu. Başını kaldırdı. “Emin misin?”
Fadime yorganı biraz kenara çekti. “Evet. Ama… dokunmak yok.”
İso’nun dudaklarında o bildik, hafif gülümseme belirdi. “Ben melek sayılırım.”
“Öyle değilsin.”
“Ama deniyorum.”
Yatağın kenarına dikkatle uzandı. Aralarında bir boşluk bıraktı. O boşluk, ikisini de uyanık tuttu.
“Düşersen suç bende değil,” dedi Fadime.
“Düşersem seni uyandırmam,” dedi İso.
“Yemin et.”
“Yemin ederim… ama horlarsam sorumluluk kabul etmem.”
“Horla da gör.”
İso güldü, sesi alçaktı. “Bak,” dedi. “Buradayım ama mesafedeyim. Saygılıyım.”
Fadime yan döndü. Bir süre sonra farkında olmadan geriye doğru kaydı. Omuzları değdi. İso kıpırdamadı.
“İso?”
“Buradayım.”
“Boğma beni.”
“Boğmam,” dedi hemen. “Söz.”
Sessizlik çöktü. Fadime’nin nefesi yavaşladı. Uyudu.İso tavana baktı. Bir süre sonra o da gözlerini kapadı.
SABAH
Telefon sesi odanın içini böldü.İso irkilerek uyandı. Ekrana baktı. Zarife.Telefonu susturmak isterken Fadime de uyandı. “Kim?”
“Annem.”
İso açtı. “Alo anne.”
“İso,” dedi Zarife. Sesi yumuşaktı ama içi doluydu.
“Oğlum, nerdesiniz hâlâ?”
“Pansiyondayız.”
Bir duraksama. “Benim içim rahat etmiyor,” dedi Zarife. “Oğlumun pansiyon köşelerinde kalmasına gönlüm el vermiyor.”
“Anne—”
“Eve gelin,” dedi netçe. “Yemek yaparım. Konuşuruz. Her şey yerli yerinde olsun.”
İso cevap vermeden önce Fadime’ye baktı. Fadime yatağın kenarına oturmuştu. Yüzü kapalıydı.
“Ben o eve dönmek istemiyorum,” dedi fısıltıyla.Zarife telefondan seslendi: “Fadime kızım da orada mı?”
“Burada anne.”“Onu da istiyorum,” dedi Zarife. “Kaçmak çözüm değil. Ev evdir.”
Fadime gözlerini kapattı. Bir an sustu. Sonra başını kaldırdı. İso’ya baktı. “Gidelim,” dedi. “Akşama kadar buradayız. Sonra gideriz.”
İso’nun yüzü yumuşadı. Telefona döndü. “Anne,” dedi. “Akşam geliriz.”Zarife’nin sesi rahatladı.“Tamam oğlum. Beklerim.”Telefon kapandı.Oda sessizleşti.
Fadime derin bir nefes aldı. “Bunu senin için yapıyorum,” dedi. İso yanına oturdu. “Ben de senin için orada duracağım.”
Fadime başını salladı. “Yeter ki… yalnız bırakma.”İso tereddüt etmedi.“Bırakmam.”Güneş pencereye vurdu. Deniz hâlâ oradaydı. Ama artık dönüş vakti yaklaşmıştı.
