66. bölüm · Fırtına İçimizde
Bölüm 66
Merhabaaaa. Ben geldimm yeni bölümleee🤓Keyifli okumalarrr✨️
𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡
Ertesi sabah, zeytin ağaçlarının yaprakları arasına sızan nemli ve taze bir bahar havasıyla uyandı Koçari konağı. Ancak bu sabah, diğer sabahlar gibi sükunetle değil, gecenin bir yarısı yaşanan o "büyük krizin" yorgun tebessümleriyle başlamıştı.
Gecenin zifiri karanlığında, saat tam üçü çeyrek geçe, Fadime aniden gözlerini açmıştı. Rüyasında gördüğü o şey, burnunun ucunda tütüyor, genzini yakıyordu. Önce yutkundu, sonra yanındaki İso'ya baktı. İso, yeni evin tadilatında bütün gün taş taşıdığı için ölü gibi uyuyordu; ağzı hafif açık, bir kolu yastığın altında, dünyadan habersizdi.
Fadime önce dirseğiyle hafifçe dürttü. "İso... İso uyan."İso sadece bir mırıltı çıkardı "Tamam usta, o kiremitleri birazdan dizeceğim..."Fadime bu kez daha sert sarstı. "İso, kiremit değil! Kalk, mühim bir mesele var."
İso, sanki başına bir kova soğuk su dökülmüş gibi bir anda yatakta doğruldu. Gözleri pörtlemiş, elleri titreyerek Fadime'nin omuzlarına yapıştı. "Ne oldu? Sancı mı? Bebek mi geliyor? Hastane mi? Adil abi! Oruç abi! Koşun!"
"Dur! Bağırma Allah aşkına, konak ayağa kalkacak," diyerek elini kocasının ağzına kapattı Fadime. "Sancı falan değil. Başka bir şey."
İso, elini ağzından çekip derin bir nefes aldı, kalbi hala küt küt atıyordu. "Ödümü patlattın hatun! Bir şey yoksa niye kaldırdın bu saatte? Su mu istiyorsun?"
Fadime mahcup bir ifadeyle başını yana eğdi, gözlerini kaçırdı. "İso... Benim canım bir şey çekti. Ama öyle böyle değil. Sanki yemezsem bebek içeride isyan çıkaracak."
İso rahatlayarak sırtını yatak başlığına yasladı, yüzüne bir rahatlama ifadesi çöktü. "Aman be Fadime, bir şey istiyorsan söyle hemen. Dolapta peynir var, zeytin var, Eleni dün taze börek de yapmıştı. Kalkıp getireyim hemen."
"Onlar değil İso..." dedi Fadime fısıltıyla. "Benim canım... Çağla istiyor. Şöyle kütür kütür, üzerine tuz dökülmüş ekşi çağla."İso bir an duraksadı. Duvar saatine baktı: 03:20. Sonra mevsime baktı Baharın başı, ağaçlar yeni yeni uyanıyor. "Çağla mı? Fadime, kurban olayım bu saatte çağlayı nereden bulayım? Manav kapalı, ağaçlarda daha çiçekler yeni döküldü. Başka bir şey seç? Mesela... Mesela elma? Elma da kütür kütürdür."
Fadime'nin dudakları titremeye başladı, gözleri anında doldu. "Elma değil İso, çağla diyorum. Yeşil, tüylü, ekşi... Bebeğin canı çekti, bak nasıl tekmeliyor gördün mü?" (Aslında bebek o sırada mışıl mışıl uyuyordu ama hamilelik diplomasisi bunu gerektiriyordu.)
İso, karısının o ıslak gözlerini görünce yelkenleri suya indirdi. "Tamam, tamam ağlama! Bulacağım. Dağı taşı deşeceğim yine bulacağım o çağlayı. Sen yat, ben geliyorum."
İso, üzerine hırkasını geçirip parmak uçlarında aşağı indi. Merdivenlerin gıcırtısı sessiz konakta yankılanırken, Adil abisinin odasının kapısının altından ışık sızdığını gördü. Adil, elinde hesap kitap defterleriyle dışarı çıktı.
"İso? Hayırdır oğlum, bu saatte ne bu hal?"
İso, çaresizce Adil'e baktı. "Abi... Fadime çağla diyor. Başka bir şey demiyor. Ağlıyor yukarıda."
Adil bıyık altından güldü. "Hoş geldin babalığa İso. Çağla mı? Bu mevsimde zor ama... Dur bakalım, bizim aşağı bahçedeki badem ağaçlarından biri erkencidir. Oruç'u da uyandır, o ağaçların huyunu suyunu iyi bilir."
Böylece gece yarısı operasyonu başladı. İso, Adil ve uykudan gözlerini açamayan Oruç, ellerinde fenerlerle bahçeye indiler. Oruç, rüyasında zeytin eziyormuş gibi hareketler yaparak sendeleyerek yürüyordu.
"Yahu İso," dedi Oruç esneyerek. "Bebek daha dört aylık, bu ne acele? Şimdiden çağla istiyorsa, sekizinci ayda ejderha meyvesi falan ister bu, yandın sen.""Dalga geçme abi," dedi İso feneri ağaçlara tutarken. "Senin canın çekmiyor tabii. Fadime 'yemezsem bebeğin bir yeri eksik kalır' diyor, ben nasıl durayım?"
Üçüde bahçedeki altı tane badem ağacını tek tek incelemeye başladılar. Adil bir ağaca çıktı, Oruç diğerinin dallarını eğdi. İso ise en uçtaki, rüzgar almayan kuytu köşedeki ağaca yöneldi. Fenerin ışığı yaprakların arasına düştüğünde, İso'nun gözleri parladı.
"Buldum! Vallahi buldum! Şuraya bak, üç beş tane var!" İso ağaca tırmanmaya çalışırken ayağı kaydı, Oruç'un üzerine devrildi. İkisi birden çamurlu toprağa yuvarlandılar.
"Oğlum yavaş! Çağla toplayacağız diye hastanelik olacağız," diye söylendi Oruç, üzerindeki çamurları silkeleyerek.
Nihayetinde, avuç içi kadar, henüz tam büyümemiş ama Fadime'nin tarifine uyan yedi-sekiz tane çağla topladılar. İso, hazine bulmuş gibi çağlaları gömleğinin eteğine doldurup yukarı koştu.
Odaya girdiğinde Fadime'yi yatakta oturmuş, hüzünlü hüzünlü duvara bakarken buldu. İso, nefes nefese çağlaları bir tabağa koyup üzerine bolca tuz ekti ve karısının önüne uzattı.
"Al bakalım hatun. Senin ufaklık için dağları deldim, Oruç abimle çamurlarda güreştim ama getirdim."
Fadime'nin yüzünde güller açtı. Bir tane çağlayı ağzına atıp o ekşi tadı alınca gözlerini kapattı. "Oh be... Dünya varmış. İso sen bir tanesin."
İso, üzerindeki çamura ve yorgunluğa bakıp gülümsedi. "Afiyet olsun. Bir tane de bana ver bakayım, o kadar emek verdik."
Fadime tabağı kendine doğru çekti. "Olmaz! Bu bebeğin hakkı. Sen yarın gidersin ağaçtan toplarsın kendine."
İso hayretle kaşlarını kaldırdı. "Yahu bir tanecik? Tadına bakayım sadece."
"İso, aşeren benim, sen değil! Git yat hadi, sabah erkenden eve gideceğiz daha."İso pes ederek yatağa girdi. Gecenin bu komik ve telaşlı macerası, Koçari konağının duvarlarında tatlı bir anı olarak kalırken, Fadime çağlalarını bitirip huzurla uykuya daldı.
Ertesi sabah kahvaltı sofrasında İso'nun göz altları mordu, Oruç ise sürekli esniyordu. Eleni ve Esme, gece olup bitenleri Adil'den öğrenmişlerdi bile."Eee İso," dedi Eleni, çayları doldururken. "Çağlalar işe yaradı mı bari? Fadime'nin keyfi yerinde mi?"
Fadime, taze sağılmış sütünün tadına bakarken gülümsedi. "Çok iyi geldi Eleni. İso sağ olsun, gece gece kahramanlık yaptı." Oruç, ekmeğine bal sürerken araya girdi "Kahramanlık mı? Adam ağaçtan üzerime düştü, çamurun içinde boğuşuyorduk. Bir ara dedim ki 'İso, bu çocuk doğana kadar biz bu bahçede yatıp kalkalım en iyisi, her gece bir şey ister bu'."
Adil kahkaha attı. "Olsun be Oruç. Bunlar güzel yorgunluklar. Biz bu günleri hayal bile edemiyorduk üç-beş ay önce. Şimdi varsın İso çağla arasın, varsın biz uykusuz kalalım."
İso, tabağındaki zeytinlere bakarken başını kaldırdı. "Dün gece o çağlaları ararken düşündüm de... O zeytinlikteki eve sadece bir yuva değil, bir de koca bir meyve bahçesi yapacağım. Ayvasından çağlasına, eriğinden kirazına ne varsa dikeceğim. Fadime ne isterse elini uzattığında dalından koparsın."
Esme, sevgiyle İso'ya baktı.
"Yaparsın İso. Senin o helal alın terinle o bahçede her şey yetişir."
Kahvaltıdan sonra ekip yine yeni evin yolunu tuttu. Evin tadilatı artık bitmek üzereydi. Boyalar kurumuş, pencereler takılmıştı. Bahçedeki zeytin ağaçları, yeni sahiplerini selamlar gibi hışırdıyordu. Fadime, evin verandasına yerleştirilen o eski ama sağlam sandalyeye oturdu.
Güneş, toprağı ve yürekleri ısıtmaya devam ediyordu. İso, elinde bir fidanla Fadime'nin yanına geldi.
"Bak bu ilk fidanımız," dedi İso. "Bunu buraya, senin oturduğun yerin tam karşısına dikeceğim. Bebekle beraber büyüyecek. O ilk adımını attığında, bu ağaç da ilk meyvesini verecek."
Fadime, kocasının elini tuttu. "Bu sefer temeli sağlam attık İso. İçinde sevgi var, huzur var.""Ve biraz da ekşi çağla var," diye takıldı arkadan Oruç, sırtında bir çuval kireçle geçerken.
Bütün bahçe kahkahalarla çınladı.
Koçari konağından yükselen o hüzünlü gri hava, artık yerini zeytin yapraklarının yeşiline ve bir ailenin yeniden doğuşunun neşesine bırakmıştı.
