74. bölüm · Fırtına İçimizde
Bölüm 74
Merhabaaa. Keyifli okumalarrrr☀️💛
𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡
Karadeniz’in üstüne çöken akşam sisi, dağların omzundan yavaşça süzülürken evin içi alışılmış bir huzurla doluydu. Aras ve Arya’nın o ilk kahkahasından sonra sanki konakta görünmez bir bayram başlamıştı. Şirun nine bile iki gündür kimseye “sığır” dememiş, Zarife hanım dualarına bir şükür daha eklemişti.
O gece bebekler erken uyumuştu. Ev ilk defa bu kadar sessizdi.
İso, beşiğin başında bir süre daha oyalandı. Aras’ın minik parmakları hâlâ babasının işaret parmağını kavramış gibiydi; Arya ise yan dönmüş, dudaklarını emme refleksiyle kıpırdatıyordu. İso eğildi, ikisinin de saçlarını kokladı. O tanıdık bebek kokusu… Çay yaprağıyla karışmış pudra gibi.
Fadime kapının eşiğinde durmuş, onu izliyordu. Saçlarını aceleyle toplamış, üzerinde sade bir hırka vardı. Yüzünde yorgun ama yumuşak bir ifade…
“İso,” dedi fısıltıyla. “Gel artık… Uyanacaklar.”
İso arkasını döndü. O meşhur sert bakışlı Furtuna gitmiş, yerine gözleri parlayan bir adam gelmişti.
“Biraz daha bakayım dedim,” diye mırıldandı. “İnsan bu kadar küçük şeylere bu kadar büyük bağlanır mı?”
Fadime hafifçe gülümsedi. “Bağlanmaz sanıyordun değil mi?”
İso, cevap vermedi. Sessizce Fadime’nin yanına geldi. İkisi birlikte odadan çıkıp salonun loşluğuna geçtiler. Pencereden Karadeniz’in karanlığı görünüyordu; dalga sesleri uzaktan duyuluyor, rüzgâr camı hafifçe titretiyordu.
Ev halkı odalarına çekilmişti. Zarife hanım tespih çekerek uyumuş, Oruç odasında kitapların arasında kalmıştı. Şirun nine horlarken bile “Allah analı babalı büyütsün” diye mırıldanıyordu sanki.
İso, Fadime’ye dönüp bir an tereddüt etti. Sanki söylemek istediği çok şey vardı ama kelimeler düğümlenmişti.
“Fadime…” dedi sonunda. “Ben sana bir şey diyeyim mi?”
“De.”
“Ben babalığı öğrendim ama… Kocalığı biraz ihmal ettim galiba.”
Fadime’nin kaşları hafifçe kalktı. “Ne demek o şimdi?”
İso saçını karıştırdı. “Günlerdir ya fabrikadayım ya beşiğin başında. Sana doğru düzgün bakmadım bile. Hep çocuklar, ateş, bez, şurup… Sen nasılsın diye sormadım.”
Fadime bir an sustu. Gözleri dolmadı ama yumuşadı.
“Ben iyiyim İso,” dedi sakin bir sesle. “Çünkü yalnız değilim. Sen panik olsan da, bağırıp çağırsan da hep buradasın. Bu yeter.”
İso bir adım yaklaştı. “Yeter mi gerçekten?”
Fadime başını salladı. “Yeter.”
Aralarındaki mesafe neredeyse yok olmuştu. İso elini uzatıp Fadime’nin yanağına değdi. O sert, çalışmaktan nasır tutmuş parmaklar bu sefer şaşırtıcı derecede nazikti.
“Biliyor musun,” dedi İso kısık bir sesle, “Aras ateşlendiğinde var ya… İçimden bir şey koptu sandım. Ama sen… Sen dimdik durdun. Ben panikledim, sen sakin kaldın. Ben Karadeniz’im diyordum ya hep… Asıl kaya sensin Fadime.”
Fadime hafifçe güldü. “Kaya mı?”
“Ha. Ben dalgayım. Çarpar geçerim. Ama sen olmasan dağılırım.”
Bu sözler Fadime’yi susturdu. İso ilk defa bu kadar açık konuşuyordu. O hep şakayla, bağırarak, abartarak severdi. Ama şimdi sesi sakindi.
Fadime yavaşça elini İso’nun göğsüne koydu. Kalbinin atışını hissetti.
“İso,” dedi fısıltıyla. “Biz artık sadece karı koca değiliz. Biz bir aileyiz. Ama bu, seninle benim bittiğimiz anlamına gelmiyor.”
İso’nun gözleri karardı, ama bu sefer fırtına değil; derinlik vardı.
“Bitmesin zaten,” dedi. “Ben seni özledim Fadime.”
Bu cümle havada asılı kaldı.
İso yavaşça Fadime’nin beline sarıldı. Fadime önce hafifçe gerildi, sonra gevşedi. Başını İso’nun omzuna yasladı. Birkaç saniye sadece öyle durdular. Dışarıda rüzgâr uğulduyor, içeride kalp atışları birbirine karışıyordu.
İso’nun eli Fadime’nin saçlarına gitti. “Eskiden böyle sarılınca kızardın,” dedi gülümseyerek.
“Şimdi de kızarıyorum,” dedi Fadime.
“Görmüyorum.”
“Loş ışık var diye.”
İso hafifçe güldü. O gülüş artık meydan okuyan değil, huzurluydu.
Yavaşça Fadime’nin yüzünü kaldırdı. Göz göze geldiler. O an, bütün telaşlar, bez paketleri, fabrikadaki makineler, çay hasadı… Hepsi silinmiş gibiydi.
İso eğildi.
Tam o anda…
“Eeehhh!” diye bir ses yankılandı evin içinden.
İkisi birden dondu.
Bir saniye sessizlik…
Ardından ikinci bir ses: “Iıııaaa!”
Fadime gözlerini kapattı. “Arya…”
İso başını geriye attı. “Yok artık!”
Beşikten gelen ağlama sesi giderek yükseldi. Önce Arya, ardından Aras da eşlik etti. Sanki aralarında anlaşmış gibiydiler.
İso homurdandı. “Bunlar var ya… Vallahi nöbet tutuyorlar.”
Fadime gülmemek için dudaklarını ısırdı. “Belki de bizi hissediyorlar.”
“Ne hissedecekler, daha bir aylıklar!”
Tam o sırada Aras’ın sesi daha tiz çıktı.
İso anında ciddileşti. “Tamam tamam, geliyorum aslanım.”
Fadime omzuna hafifçe vurdu. “Dur, birlikte gidelim.”
İkisi hızla odaya yöneldi. Kapıyı açtıklarında manzara belliydi: Arya battaniyeyi tekmelemiş, Aras yüzünü buruşturmuş ağlıyordu.
İso birini, Fadime diğerini kucağına aldı. Bir anda salon romantizmi, yerini bebek korosuna bırakmıştı.
“Ula,” dedi İso hafifçe, Aras’ı sallarken. “Baban bir dakika eşine sarıldı diye kıyamet kopardın ha?”
Aras ağlamayı kesip babasının yüzüne baktı.
Fadime, Arya’yı emzirmek için oturdu. “Belki de kıskandılar.”
İso gözlerini büyüttü. “Daha bu yaşta mı?”
“Senin oğlun,” dedi Fadime anlamlı bir bakışla.
İso sustu.
Bebekler yavaş yavaş sakinleşti. Arya’nın gözleri kapanmaya başladı. Aras babasının gömleğini kavramıştı.
İso, Fadime’ye baktı. “Bak gördün mü? Romantik an bize haram.”
Fadime yumuşak bir sesle cevap verdi: “Haram değil. Sadece ertelemeli.”
“Ne zamana?”
Fadime omuz silkti. “On sekiz yaşlarına?”İso’nun yüzü dehşetle gerildi. “Yok artık! O kadar beklemem.”Fadime kahkaha attı ama hemen sustu, bebek uyanmasın diye.
Birkaç dakika sonra ikisi de tekrar beşiğe kondu. Bu sefer daha temkinliydiler. İso parmak ucunda yürüdü, neredeyse nefes almadı.
Kapıyı kapatıp dışarı çıktıklarında ikisi de aynı anda derin bir nefes verdi.Salonun ortasında durup birbirlerine baktılar.İso başını kaşıdı. “Kaldığımız yerden devam mı?”
Fadime hafifçe başını yana eğdi. “Bence bugünlük bu kadar macera yeter.” İso yaklaşarak fısıldadı: “Ama ben seni gerçekten özledim.”Fadime bu sefer geri çekilmedi. “Ben de,” dedi dürüstçe.
Bir anlık sessizlik…
İso elini uzattı, Fadime’nin elini tuttu. “Tamam,” dedi. “O zaman söz. Fabrikadaki işleri biraz azaltacağım. Oruç’la konuşacağım. Haftada bir akşam… Sadece senle ben.”
Fadime’nin gözleri şaşkınlıkla açıldı. “Gerçekten mi?”
“Gerçekten. Şirun nine nöbet tutar. Zaten bizi denetliyor gibi.”
Tam o sırada uzaktan ninenin öksürüğü duyuldu.İkisi de kıkırdadı.İso Fadime’yi tekrar kendine çekti ama bu sefer acele etmedi. Sadece alnını onun alnına yasladı.
“Biz iyi bir takımız,” dedi.
Fadime başını salladı. “Çünkü yalnız savaşmıyoruz.”
İso’nun sesi alçaldı. “Fırtına çıksa da?”
“Limanımız var.”
İso gözlerini kapattı. “Limanım sensin.”O an yine bebek odasından hafif bir mırıltı geldi.İkisi de başlarını o yöne çevirdi.Fadime gülümsedi. “Görüyor musun? Hayat bizi çağırıyor.”
İso iç çekti ama bu sefer şikâyet yoktu. “Tamam,” dedi. “Ama bil ki… Bu hikâyenin bir de bizim bölümümüz olacak.”Fadime’nin gözleri ışıldadı. “Olacak.”İso elini bırakmadı. Birlikte bebek odasına doğru yürüdüler.
Karadeniz dışarıda dalgalanıyordu ama evin içi sakindi. Fırtına artık yıkmıyor, sadece hatırlatıyordu: Hayat gürültülü olabilir ama sevgi, en büyük sessizlikte bile duyulur.
Ve o gece, romantizm yarım kalmış olsa da, ikisi de şunu biliyordu: Asıl yakınlık, aynı anda beşiğe koşabilmekti.
