39. bölüm · Fırtına İçimizde

Bölüm 39

Aysun Vibesel✨️

İyi akşamlaarrrr. Ve keyifli okumalarrr✨️

𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡𐙚⋆°。⋆♡

HAVAALANI

Havaalanının kapıları otomatik bir iç çekişle açılıp kapanıyordu. Sabah kalabalığı henüz tam coşmamıştı ama yine de etrafta acele eden insanlar, bavul tekerleklerinin taş zeminde çıkardığı o tanıdık tıkırtı vardı. Soğuk, yüzlere ince ince vuruyor; nefesler buhar olup havaya karışıyordu.

İso arabayı park edip indi. Anahtarı cebine koyarken başını kaldırdı. O an—

“İsoommm!”

Ses, kalabalığın içinden bıçak gibi sıyrıldı.

Sahra, elinde küçük bir çanta,diğer elinde bi bavul ve omzunda palto; koşarak geliyordu. Daha İso ne olduğunu anlamadan, Sahra kendini ona attı. Kollarını boynuna doladı, ayakları yerden kesildi neredeyse.

“İsomm yaaa!” dedi nefes nefese. “Çok özledim!”

İso refleksle kollarını açtı, dengesini sağladı.
“Ula Sahra, yavaş,” dedi gülerek. “Uçaktan mı indin, maratondan mı?”

Tam o anda Fadime’nin kulaklarında tek bir kelime yankılandı:

İsoommm.

Başını yavaşça kaldırdı. Gözleri Sahra’nın İso’ya sarılı hâline takıldı. Bir anlık donukluk… Sonra kaşları çatıldı.

“Pardon,” dedi net ve keskin bir tonla.“O benim kocam. İsom mu dedin?”(içinden söylüyor bunları)Hava bir anlığına gerildi.

Sahra, sanki şimdi fark etmiş gibi başını kaldırdı. Fadime’yi gördü. Sarılı durduğu hâliyle bir saniye daha kaldı, sonra İso’dan ayrıldı. Bir adım geri çekildi.

Fadime boğazını temizledi. Bilerek. Abartarak.

“Öhöm… öhöm.”
“Merhaba,” dedi. “Ben Fadime. İso’nun karısı.”

Elini uzattı. Duruşu dikti. Bakışı netti.

Sahra, Fadime’yi baştan aşağı süzdü. Ayakkabıdan saç ucuna kadar… Kaşları hafifçe kalktı, sonra yüzü istemsizce turşulaştı.

“Memnun oldum Fadimecim,” dedi zoraki bir gülümsemeyle.
“Ben de Sahra. İso’nun kuzeniyim.”

Elini uzattı.

Tokalaştılar.

Ama Fadime’nin eli… bir tık fazla sıkıydı.

Sahra’nın dudakları büküldü.
“Ahhğ…” diye bir ses çıktı.

Fadime anında elini çekti.
“Ayy,” dedi. “Kusura bakma. Elim biraz şey… kuvvetlidir.”

Göz ucuyla İso’ya baktı.

İso, olan biteni izlemişti. Dudaklarının kenarında tanıdık o sırıtma…
“Ula,” der gibi bakıyordu. “Kıskançlık güzel şey.”

“E hadi,” dedi İso, ortamı yumuşatmak istercesine.
“Arabaya geçelim. Soğuk oldu.”

Arabaya yöneldiler. Tam bineceklerken Sahra bavulunu gösterdi.

“Ya kuzen,” dedi. “Ben bunu taşıyamıyorum. Sen koysan bagaja?”

İso başını salladı. Bavulu aldı, bagaja yerleştirdi.

O sırada Fadime ön koltuğun kapısını açtı. Tam binecekti ki—

“Ya ben arkada oturamıyorum,” dedi Sahra tatlı ama hesaplı bir sesle.
“Belim ağrıyor. Sen arkaya geçsene?”

Ve hiç cevap beklemeden ön koltuğa oturdu. Kapıyı kapattı.

Tak.

Fadime bir an durdu.

Dişlerini sıktı.
Bir şey demedi.

Sessizce arka kapıyı açtı, oturdu. Ellerini koynunda birleştirdi. Camdan dışarı baktı. Çenesini hafifçe yukarı kaldırmıştı.

İso geldi. Şoför kapısından bindi. Yanına baktı: Sahra.
Aynadan arkaya baktı: Fadime.

Fadime’nin bakışı…
Sözsüz bir tehdit gibiydi.

İso başını iki yana salladı. “Ben neyin içindeyim ya,” der gibi.
Motoru çalıştırdı.

Araba yola çıktı.

“Eee kuzen,” dedi Sahra neşeyle.
“Ben yokken neler oldu Furtuna’da?”

“Bir şey olmadı,” dedi İso kısa keserek.
“Her şey aynı.”

“Ama sen evlenmişsin…” dedi Sahra, sesi ince, hafif bir sitemle.
“Bunu bana hiç söylemedin.”

Arka koltukta Fadime’nin sabrı ip gibi gerildi.

“Sahracım,” dedi gülümseyerek ama uyarıcı bir tonda.
“Her şeyi sana söylemesi mi gerekiyor canım benim?”

Sahra aynadan Fadime’ye baktı.
“Yok hayır,” dedi. “Yani… senden hiç bahsetmedi.”

“Hmm,” dedi Fadime.
“Demek siz her gün konuşuyorsunuz?”

Bunu derken dikiz aynasından İso’ya baktı.

İso da aynadan Fadime’ye baktı. Hemen tatlı bir yüz yaptı.
“Yok ya,” dedi. “Ayda bir belki. O da belki. Hatta çoğu zaman hiç.
Karucuğum.”

Fadime gözlerini devirdi. Ama dudak kenarında belli belirsiz bir gülümseme belirdi.

Yol boyunca Sahra durmadan konuştu. Uçaktan, şehirden, oradaki hayattan…
İso ve Fadime çoğunlukla sustu. Biri direksiyona, diğeri camdan geçen manzaraya bakıyordu.

Nihayet konak göründü.

Araba durdu.

Fadime ilk indi. Derin bir nefes aldı.
“Oh be.” dedi.
“Dünya varmış. Sessizlik ne güzel şeymiş.”

Bunu söylerken Sahra’ya baktı.

Sahra göz devirdi.

İso bagajı açtı, bavulu aldı. Eve doğru yürümeye başladılar. Yol taşlıydı. Sahra’nın topukluları her adımda tökezliyordu.

Bir anda dengesini kaybetti.
“Ah!” dedi.

Refleksle İso’nun koluna sarıldı.

Fadime’nin gözleri karardı.

“Ben bu kızı öldüreceğim,” diye geçti içinden.

“Ayy İso,” dedi Sahra. “Yürüyemiyorum böyle. Koluna gireyim.”

İso, Fadime’nin öldürücü bakışlarını gördü. Bir saniye bile beklemedi.

Hemen Sahra’nın kolundan çıktı.
Bavulu elinde tutarak bir adım öne geçti.

“Yok,” dedi net bir sesle.
“Ben bavul taşıyorum.
Sahra, sen biricik karımın koluna gir.”

Ve yürümeye başladı.

Fadime’nin göğsü kabardı.
Gururla Sahra’ya baktı.

Sahra’nın yüzü yine turşulaştı. Fadime’nin koluna girdi ama bir iki adım sonra çekildi.

“Yok,” dedi. “Gerek yok. Ben kendim giderim.”

Topuklularla, inatla yürümeye başladı.Fadime arkasından göz devirdi.En son eve girdiler.Konağın kapısı kapandığında, içeride yeni bir fırtınanın ayak sesleri yankılanıyordu.